Hilm, yumuşak huylu olma, sabırlı ve temkinli olma, vakarlı ve ağır başlı
olma, kendine hâkim olma, teenni ile hareket etme, acele etmeme anlamlarına
gelmektedir.
İslâm’a
davette hilm sahibi olmak, insanları etkileme ve onların gönüllerini almayı
sağladığı gibi, onları kazanma ve davetçinin kendisine karşı insanlarda bir
sevgi, sıcaklık ve yakınlık verir.
Çünkü insanları kazanmanın ve
onları etkilemenin en başta gelen unsurlarından biri de yumuşak huylu ve tatlı
dilli olmaktır.
Allah Subhanehû
ve Teâlâ Şöyle buyurdu:
فَبِمَا رَحْمَةٍ مِنَ اللّٰهِ لِنْتَ لَهُمْ وَلَوْ كُنْتَ فَظًّا
غَلٖيظَ الْقَلْبِ لَانْفَضُّوا مِنْ حَوْلِكَ فَاعْفُ عَنْهُمْ وَاسْتَغْفِرْ
لَهُمْ وَشَاوِرْهُمْ فِى الْاَمْرِ فَاِذَا عَزَمْتَ فَتَوَكَّلْ عَلَى اللّٰهِ
اِنَّ اللّٰهَ يُحِبُّ الْمُتَوَكِّلٖينَ
“Allah'ın
rahmeti sayesinde sen onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın,
onlar senin etrafından dağılıp giderlerdi. Artık sen onları affet. Onlar için
Allah'tan bağışlama dile. İş konusunda onlarla müşavere et. Bir kere de karar
verip azmettin mi, artık Allah'a tevekkül et, (ona dayanıp güven). Şüphesiz
Allah, tevekkül edenleri sever.”[1]
İbnu Abbâs RadiyAllahu Anh anlatıyor:
“Rasulullah Aleyhi’s Salatu ve’s Selam Eşecc el-Asarî'ye: Muhakkak ki
sende Allah'ın sevdiği iki haslet var: Hilm ve hayâ, buyurdular.”[2]
Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem Hazreti Aişe validemize hilmi tavsiye
ederek şöyle buyurmuştur:
“Ey Aişe, yumuşak davran. Zira
yumuşaklık bir şeyde bulunursa mutlaka onu süsler, bir şeyden çıkarsa onu da çirkinleştirir.”[3]
İslâm’a davet etme hususunda son
derece nazik ve yumuşak olunmalıdır. Çünkü insanlar kaba ve kalbi katı olan
insanlardan hoşlanmaz ve nefret ederler. Nazik olmak, yumuşak olmak insanların sizi
dinlemesini ve düşünmesini sağlar.
Müfessir Fahruddîn er-Râzî, davette
yumuşak davranmanın kalp ve gönüllere daha çok tesir edeceğini buna mukabil
kaba ve sert davranışın da nefreti ve kabul etmemeyi netice vereceğini
söylemektedir.
İslâm’a davette muhatap kim olursa
olsun hilm ile hareket edilmelidir.
Allah Subhanehû ve Teâlâ şöyle buyurdu:
اُدْعُ اِلٰى سَبٖيلِ رَبِّكَ بِالْحِكْمَةِ وَالْمَوْعِظَةِ الْحَسَنَةِ
وَجَادِلْهُمْ بِالَّتٖى هِىَ اَحْسَنُ اِنَّ رَبَّكَ هُوَ اَعْلَمُ بِمَنْ ضَلَّ
عَنْ سَبٖيلِهٖ وَهُوَ اَعْلَمُ بِالْمُهْتَدٖينَ
“Rabbinin
yoluna, hikmetle, güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel şekilde mücadele et.
Şüphesiz senin Rabbin, kendi yolundan sapanları en iyi bilendir. O, doğru yolda
olanları da en iyi bilendir.”[4]
İşte davetçi, en güzel şekilde,
güzel hitap ile nezaket ve yumuşaklık ile hitap etmelidir. İslâm’ı, Kur’an ve Sünnet’i
muhataplarına ulaştırırken güzel hitap sınırlarını aşmamalıdır.
Davetçi, tartışmalarda muhatap
haddi aşıp zulme sapmadıkça, İslâm’la alay edip, hakaret etmedikçe, yumuşak ses
tonuyla, sabırlı ve vakarlı bir şekilde konuşmasını yapmalıdır.
İslâm, kendisine tâbi olanların yumuşak huylu,
nazik olmalarını ister, fakat onlara zalim ve günahkârların kendilerini hiç
dikkate almayacakları şekilde zayıf ve pısırık olmalarını da istemez. Amaç karşıdaki kişinin düzeltilebilmesi
için sabırlı bir şekilde, güzel bir dilde, ölçülü bir şekilde mücadele
etmektir. Çünkü muhatabımızı etkilemek onun gönlünü kazanmak ve kalbini uyandırmak,
ona hakkı ulaştırmak ve onu doğru yola getirmek ona rahmetle ve yumuşak
davranarak mümkündür.
Allah Subhanehû ve Teâlâ şöyle buyurdu:
وَلَا تَسْتَوِى الْحَسَنَةُ وَلَا السَّيِّئَةُ اِدْفَعْ بِالَّتٖى هِىَ
اَحْسَنُ فَاِذَا الَّذٖى بَيْنَكَ وَبَيْنَهُ عَدَاوَةٌ كَاَنَّهُ وَلِىٌّ
حَمٖيمٌ
“İyilikle kötülük bir olmaz.
Kötülüğü en güzel bir şekilde sav. Bir de bakarsın ki, seninle arasında
düşmanlık bulunan kimse sanki sıcak bir dost oluvermiştir.”[5]
İbn Abbas
dedi ki: “Yani
halim (kötülüğe kötülükle karşılık vermemek) olmak suretiyle sana karşı
cahillik edenlerin cahilliğini defet.” Yine ondan rivayete göre: “Bu,
bir kişiye sövüp de, kendisine sövülen diğer kişinin: Eğer söylediklerin doğru
ise Allah beni bağışlasın. Eğer söylediklerin yalan ise Allah seni bağışlasın,
diye cevap vermesidir.”
Yine rivayete göre Ebu Bekir es-Sıddîk
RadiyAllahu Anh bunu kendisine kötü
söz söyleyen bir adama söylemiştir. Mücahid ayette geçen "En güzel bir şekilde sav." Kısmını “Kendisine düşmanlık
eden kimse ile karşılaştığı vakit ona selam vermek.” diye açıklamıştır.
Bir başka görüşte de bu musafahalaşmak
(tokalaşmak) olarak ifade edilmiştir. Nitekim rivayette: "Musafaha yapınız, bu (kalplerdeki) kini
giderir.” denilmektedir.
İyilikten, aftan yana olmak,
kötülük yapan kimselere karşı kötülük yapma imkânına sahip olduğumuz halde
kötülük yapmamak, kötülük yapana, kötülükle mukabelede bulunmamak ve üstelik
onlara iyilikte bulunmak, işte bu hasletler İslâm’ın gönüllere nüfuzunu
sağlayacaktır.
Bu hilm
karşısında en zalim insanlar, en katı kalpliler bile eriyecek ve sonunda size
düşmanlık besleyen insanların size sıcak bir dost olduğunu ve davanıza gönül
verdiğini göreceksiniz.
Böyle gözü dönmüş, size kötülük
yapmak isteyen birine karşı o anda söylenecek güzel bir söz, tatlı bir
tebessüm, sakin bir konuşmanın, o anda birdenbire ortamı değiştiriverdiği,
kötülük yapmak isteyenin bile utanarak bu kötülükten vazgeçtiği çok
görülmüştür.
Evet, bu iş gerçekten zor bir iştir
ve insanlara ağır gelir.
Allah Subhanehû ve Teâlâ şöyle buyurdu:
وَمَا يُلَقّٰیهَا اِلَّا الَّذٖينَ صَبَرُوا وَمَا يُلَقّٰیهَا اِلَّا
ذُو حَظٍّ عَظٖيمٍ
“Bu güzel davranışa ancak
sabredenler kavuşturulur. Buna ancak (hayırdan ve olgunluktan) büyük payı
olanlar kavuşturulur.”[6]
İşte bu iş ancak, kendinden çok
davasını düşünen, insanların da İslâm davasına gönül vermesini isteyen ve bunu
ön planda tutan ve davası uğrunda her şeyini feda edecek olan sabır erlerinin
işidir.
Rasulullah
SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle
buyurmuştur:
“Kendisine yumuşaklık verilen kimseye dünya ve ahiret iyilikleri
verilmiştir. Yumuşaklıktan mahrum olan kimse ise dünya ve ahiret iyiliklerinden
mahrum olur.”[7]
Buhari ve
Müslim, Ebû Said el-Hudrî'den rivâyet ediyorlar: “Zü'l-Huveysira adında birisi Rasulullah SallAllahu
Aleyhi ve Sellem’e geldi. Allah Rasulü, o esnada ganimet malları taksiminde
bulunuyordu. Efendimiz'e hitaben küstahça şöyle dedi: Ya Muhammed,
adaletli ol!. O sırada orada bulunan Hz. Ömer, bu saygısızca hitap
karşısında birden kükrer ve: Bırak beni şu münafığın başını alıvereyim, yâ
Rasûlallah!, der. Allah Rasulü SallAllahu Aleyhi ve Sellem, Hz. Ömer'i ve
diğer sahabeleri teskin ettikten sonra bu adama döner ve sadece şunu
söyler: Yazık sana! Eğer ben de âdil olmazsam, başka kim âdil olabilir
ki?"[8]
Aynı şekilde Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem kendisine
karşı büyücü, şair, sihirbaz diyen insanlara karşı Allah’ın rahmeti sayesinde
yumuşak davranarak davasına hayatını verecek erler yetiştirmiştir.
Yumuşaklık ve yumuşak kalpli olmak
Allah’ın bir rahmetidir. İnsanlar yumuşak kalpli olanların etrafında
toplanırlar ve onu dinlerler. Katı kalpli ve kaba insanlar herkesin kötü ve yalnızca
kendisinin doğru olduğunu zannederler ve kimseyi de etraflarında bulamazlar. Çünkü
yumuşak söz insana tesir eder ve onu etkiler.
Tıpkı
Musab bin Umeyir örneğinde olduğu gibi. Musab bin Umeyir, nazik ve yumuşak
huylu, son derece zeki ve güzel konuşan biri idi. Nitekim bu özellikleri
Medine’de yapmış olduğu davet çalışmasında etkisini göstermişti.
Musab bin
Umeyir ve İslâm’ı tebliğ için Medine’de Es'ad b. Zürare, Benî Zafer
mahallesindeki evde etrafında toplanan insanlara Kur’an okurken tam bu sırada
yanlarından geçen Sa'd b. Muaz gördüğü manzaraya çok kızar. Sa'd b. Muaz
oradaki masum topluluğu dağıtmak için Hz. Mus'ab'a bir kötülük yapmaya karar
vermişti. Ancak o, halasının oğlu olan Es'ad İbn Zürare'nin misafirine de
uygunsuz davranışta bulunmayı şahsiyetine yakıştıramıyordu. Bu işe bir çözüm
bulmaya çalışan Sa'd b. Muaz, Medine'nin önde gelenlerinden yiğit arkadaşı Useyd
İbn Hudayr'a giderek düşündüklerini ona yaptırmaya karar verdi. Bu defa, Hz. Useyd
arkadaşı tarafından verilen vazifeyi yapmak için büyük bir hiddetle Hz.
Musab'ın yanına vardı. Ancak, onun yumuşak davranmasıyla sakinleşen Useyd b.
Hudayr, bir süre dinlediği Kur'an ile kalbinde büyük değişiklikler meydana
geldi ve hemen oracıkta Müslüman oldu.
Hz. Sa'd o yiğit arkadaşının
yapacaklarını merakla beklerken, uzaktan, onun yanına doğru yaklaştığını görür.
Ancak, az önce yanından giden bu adamın yüzündeki hiddet ifadelerinden eser
yoktur. Aksine, yüzünde bir mülayimlik vardır.
Bunu görünce Sa'd yanındakilere: “Yemin ederim ki, Useyd yanımızdan
gidişinden çok farklı bir yüzle geliyor.” der.
Hz. Useyd, az önce duyup iman
ettiği Kur'an hakikatlerini, arkadaşına ulaştırmak için sabırsızlanıyordu.
Hz. Musab b Umeyir’e, “Benim bir
arkadaşım var. O, Sa'd b Muaz'dır. İman ederse, kavminden hiç kimse onun yoluna
girmekten geri kalmaz. Ben onu hemen size gönderirim.” demişti.
Hz. Sa'd yanına gelen dostuna hemen
sorar: “Neler oldu bana anlat!” deyince, Hz. Useyd: “O iki şahısla konuştum. Allah'a yemin ederim ki, onların okuduklarında
ve anlattıklarında zararlı bir şey görmedim.”
Bu cevap Sa'd’ın kızgınlığını
tahrik etmişti. Sa'd, toplantının yapıldığı yere doğru gider. O'nun gelmekte
olduğu gören Hz. Es'ad, Hz. Mus'ab'a: “Bu
gelen şahıs kavminin ileri gelen büyüğüdür. O, senin anlattıklarına bağlanırsa
çevresindekilerden iki kişi dahi sana karşı çıkmaz.” dedi.
Sa'd oraya gelip Hz. Mus'ab'ı görür
görmez onu rencide edici sözler söyledi sonra da sözlerine şöyle devam etti: “Sen buralara, içimizdeki zayıf insanların
inançlarını bozmak için mi geldin? Hoşumuza gitmeyen şeyleri mi aramıza
sokacaksın? Bundan sonra buralarda bir şeyler yaptığını bir daha görmemeyim!”
Sa'd konuşması bitirince Hz. Mus’ab tatlı bir sesle: “Biraz oturmaz
mısınız? Anlatacaklarımı biraz dinleseniz. Eğer hoşunuza gitmezse beni dinlemeyebilirsiniz.”
dedi.
Yapılan bu teklifi uygun bulan Hz.
Sa'd, elindeki mızrağını yere saplayıp dinlemeye başladı. Kur'an okunurken Hz.
Sa'd b. Muaz'ın iç dünyasında büyük değişmeler meydana geliyordu. Onun bu hâli
yüzüne de yansımaktaydı. Nitekim Hz. Es'ad, Sa'd b. Muaz'ın yüzünde meydana
gelen değişmeyi, daha sonraki günlerde, “Okunan
Kur'an biter bitmez onun yüzünde İslâm'ın nurunun parladığını ve içindeki güzel
duyguların dışa yansıdığını görmüştük." sözleriyle anlatacaktır.
Hz. Sa'd, Hz. Mus'ab'ın okuduğu
Kur'an'ı dinledikten sonra: “Allah'a yemin ederim ki, şimdiye kadar hiç
duymadığım bir şeyi dinledim.” diyerek İslâm'a girmişti.
Vakit kaybetmeden doğrudan
kabilesinin yanına gidip onların hepsini topladıktan sonra: “ Ey Benû Eşhel! Siz beni nasıl
tanıyorsunuz? deyince, onlar: Sen bizim efendimizsin. En üstün görüşlümüz, en
temiz yaratılışlı olanımızsınız, dediler. Bu sözler üzerine Hz. Sa'd: Bilin ki,
ben Müslüman oldum. Allah'a ve O'nun Rasulü'ne iman edinceye kadar sizin
erkekleriniz ve kadınlarınızla konuşmak bana haram olsun.” dedi.
Hz. Sad’ın bu konuşması, kabilesi
üzerinde hemen tesirini göstermiş ve o günün akşamına kadar, Eşheloğullarından
erkek ve kadın, Müslüman olmayan kimse kalmamıştı.[9]
İşte bu şekilde davetin insanlara
sağlıklı bir şekilde ulaşması için bu iki özelliği taşımamız son derece
elzemdir. Kaba olmamalıyız, yumuşak huylu
ve yumuşak sözlü olmalıyız. Katı
kalpli olmamalıyız, merhametli ve iyi niyetli olmalıyız. Allah da bu
iyiliklerimizin karşılığını ziyadesiyle bizlere lütfeder inşaAllah.
Abdülazîm Münzirî “Et-Tergîb
vet-Terhîb” adlı eserinde şu hadîs-i şerîfleri rivayet etmiştir:
“Bir kimse, Rasulullah’a: İşlerin en iyisi hangisidir? diye sorunca: Güzel
huylu olmaktır, buyurdu. O kimse kalkıp biraz sonra sağ tarafından gelip, aynı
soruyu sordu. Yine: İyi huylu olmaktır, buyurdu. Gidip, sonra sol tarafına
gelip: Allah’ın en sevdiği iş nedir? diye sorunca, yine: İyi huylu olmaktır,
buyurdu. Sonra tekrar arkadan gelerek: En iyi, en kıymetli iş nedir? dedi.
Hazreti Peygamber, ona karşı dönüp: İyi huylu olmak ne demektir anlayamadın mı?
Elinden geldiği kadar kimseye kızmamaya çalış! buyurdu.”
“Kimse ile münakaşa etmeyen, haklı
olsa bile, dili ile kimseyi incitmeyen Müslümanın Cennet’e gireceğini size söz
veriyorum. Şaka yapmak, yanındakileri güldürmek için olsa bile yalan
söylemeyenin Cennet’e gireceğini size söz veriyorum. İyi huylu olanın, Cennet’in
yüksek derecelerine kavuşacağını size söz veriyorum!”
“Sıcak su buzu erittiği gibi, iyi huylu olmak, insanın günahlarını
eritir, yok eder. Sirke balı bozduğu, yenilmez hâle soktuğu gibi, kötü huylu
olmak, insanın ibadetlerini bozar, yok eder.”
“Allahu Teâlâ yumuşak huylu olanları sever ve onlara yardımcı olur.
Sert ve öfkeli olanlara yardım etmez.”
“Yavaş ve yumuşak davranmak, Allah’ın kuluna verdiği büyük bir ihsandır.
Aceleci, atak olmak, şeytanın yoludur. Allahu Teâlâ’nın sevdiği şey, yumuşak ve
ağır başlı olmaktır.”
Allah Subhanehû ve Teâlâ Kur’an-ı Kerim’de çok
dikkat çekici bir ayette Hz. Musa ve Hz. Harun Aleyhi’s Selam’a yönelik olarak şöyle buyurmaktadır:
اِذْهَبَا اِلٰى فِرْعَوْنَ اِنَّهُ طَغٰىفَقُولَا لَهُ قَوْلًا لَيِّنًا
لَعَلَّهُ يَتَذَكَّرُ اَوْ يَخْشٰى
“Fir'avna gidin. Çünkü o, hakikaten
azdı. (Gidin de) ona yumuşak söz
söyleyin. Olur ki nasihat dinler yahut (Allah’tan) korkar.”[10]
Allah Subhanehû ve Teâlâ, Musa Aleyhi’s Selam'a Firavun'a karşı yumuşak
söz söylemesini ve nazik olmasını söyledi. Firavun, o kadar azmıştı ki, kendini
Rab ilan etmişti. “Ben sizin en büyük rabbinizim.” diyordu. Firavun davet
karşısında zamanının en azılı düşmanıydı.
Allah Subhanehû ve Teâlâ buyuruyor ki, “Ona gittiğin zaman, ona karşı yumuşak söz
söyleyin. Olur ki nasihat dinler yahut Allah’tan korkar.”
İşte bu şekilde Allah’a davet
hususunda kabalık ve sertlik terk edilerek yumuşak ve latif söze yer verilmesi
gerekmektedir.
Çünkü Allah’a davet hususunda
yumuşaklık ve nezaket, düşünmeye, Allah’tan korkmaya ve verilen nasihati
dinlemeye sevk edecektir.
Tabii ki burada şu husus da unutulmamalıdır.
Muhatap haddi aşıp zulme sapmadıkça, İslâm’la alay edip, hakaret etmedikçe,
bizler yumuşak ses tonuyla, sabırlı ve vakarlı bir şekilde konuşmalarımızı
yapmalıyız.
O halde davet hususunda yumuşak
sözlü olmak davetçinin en önemli vasıflarından birisidir. Çünkü en sert ve en
katı insanlar dahi tatlı dil ve güler yüz karşısında yumuşama göstermiş ve
verilen nasihati dinlemişlerdir.
Rabbim bizleri rahmetiyle yumuşak
huylu, yumuşak sözlü ve geçimi kolay olanlardan eylesin inşaAllah.
[1]
Âli İmran Suresi 159
[2]
Müslim
[3]
Müslim, Ebu Davud
[4]
Nahl Suresi 125
[5]
Fussilet Suresi 34
[6]
Fussilet Suresi 35
[7]
Müslim, Ebu Davud, Tirmizî
[8]
Buhari, Müslim
[9]
İbnu'l-Esir
[10]
Taha Suresi 43-44


Yorumlar