İSLÂM’A DAVETTE HİLM SAHİBİ OLMAK

İsmail Gürbüz

Hilm, yumuşak huylu olma, sabırlı ve temkinli olma, vakarlı ve ağır başlı olma, kendine hâkim olma, teenni ile hareket etme, acele etmeme anlamlarına gelmektedir.

İslâm’a davette hilm sahibi olmak, insanları etkileme ve onların gönüllerini almayı sağladığı gibi, onları kazanma ve davetçinin kendisine karşı insanlarda bir sevgi, sıcaklık ve yakınlık verir.

Çünkü insanları kazanmanın ve onları etkilemenin en başta gelen unsurlarından biri de yumuşak huylu ve tatlı dilli olmaktır.

Allah Subhanehû ve Teâlâ Şöyle buyurdu:

فَبِمَا رَحْمَةٍ مِنَ اللّٰهِ لِنْتَ لَهُمْ وَلَوْ كُنْتَ فَظًّا غَلٖيظَ الْقَلْبِ لَانْفَضُّوا مِنْ حَوْلِكَ فَاعْفُ عَنْهُمْ وَاسْتَغْفِرْ لَهُمْ وَشَاوِرْهُمْ فِى الْاَمْرِ فَاِذَا عَزَمْتَ فَتَوَكَّلْ عَلَى اللّٰهِ اِنَّ اللّٰهَ يُحِبُّ الْمُتَوَكِّلٖينَ

“Allah'ın rahmeti sayesinde sen onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın, onlar senin etrafından dağılıp giderlerdi. Artık sen onları affet. Onlar için Allah'tan bağışlama dile. İş konusunda onlarla müşavere et. Bir kere de karar verip azmettin mi, artık Allah'a tevekkül et, (ona dayanıp güven). Şüphesiz Allah, tevekkül edenleri sever.”[1]

İbnu Abbâs RadiyAllahu Anh anlatıyor: “Rasulullah Aleyhi’s Salatu ve’s Selam Eşecc el-Asarî'ye: Muhakkak ki sende Allah'ın sevdiği iki haslet var: Hilm ve hayâ, buyurdular.”[2]

Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem Hazreti Aişe validemize hilmi tavsiye ederek şöyle buyurmuştur:

“Ey Aişe, yumuşak davran. Zira yumuşaklık bir şeyde bulunursa mutlaka onu süsler, bir şeyden çıkarsa onu da çirkinleştirir.”[3]

İslâm’a davet etme hususunda son derece nazik ve yumuşak olunmalıdır. Çünkü insanlar kaba ve kalbi katı olan insanlardan hoşlanmaz ve nefret ederler. Nazik olmak, yumuşak olmak insanların sizi dinlemesini ve düşünmesini sağlar.

Müfessir Fahruddîn er-Râzî, davette yumuşak davranmanın kalp ve gönüllere daha çok tesir edeceğini buna mukabil kaba ve sert davranışın da nefreti ve kabul etmemeyi netice vereceğini söylemektedir.

İslâm’a davette muhatap kim olursa olsun hilm ile hareket edilmelidir.

Allah Subhanehû ve Teâlâ şöyle buyurdu:

اُدْعُ اِلٰى سَبٖيلِ رَبِّكَ بِالْحِكْمَةِ وَالْمَوْعِظَةِ الْحَسَنَةِ وَجَادِلْهُمْ بِالَّتٖى هِىَ اَحْسَنُ اِنَّ رَبَّكَ هُوَ اَعْلَمُ بِمَنْ ضَلَّ عَنْ سَبٖيلِهٖ وَهُوَ اَعْلَمُ بِالْمُهْتَدٖينَ

“Rabbinin yoluna, hikmetle, güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel şekilde mücadele et. Şüphesiz senin Rabbin, kendi yolundan sapanları en iyi bilendir. O, doğru yolda olanları da en iyi bilendir.”[4]

İşte davetçi, en güzel şekilde, güzel hitap ile nezaket ve yumuşaklık ile hitap etmelidir. İslâm’ı, Kur’an ve Sünnet’i muhataplarına ulaştırırken güzel hitap sınırlarını aşmamalıdır.

Davetçi, tartışmalarda muhatap haddi aşıp zulme sapmadıkça, İslâm’la alay edip, hakaret etmedikçe, yumuşak ses tonuyla, sabırlı ve vakarlı bir şekilde konuşmasını yapmalıdır.

İslâm, kendisine tâbi olanların yumuşak huylu, nazik olmalarını ister, fakat onlara zalim ve günahkârların kendilerini hiç dikkate almayacakları şekilde zayıf ve pısırık olmalarını da istemez. Amaç karşıdaki kişinin düzeltilebilmesi için sabırlı bir şekilde, güzel bir dilde, ölçülü bir şekilde mücadele etmektir. Çünkü muhatabımızı etkilemek onun gönlünü kazanmak ve kalbini uyandırmak, ona hakkı ulaştırmak ve onu doğru yola getirmek ona rahmetle ve yumuşak davranarak mümkündür.

Allah Subhanehû ve Teâlâ şöyle buyurdu:

وَلَا تَسْتَوِى الْحَسَنَةُ وَلَا السَّيِّئَةُ اِدْفَعْ بِالَّتٖى هِىَ اَحْسَنُ فَاِذَا الَّذٖى بَيْنَكَ وَبَيْنَهُ عَدَاوَةٌ كَاَنَّهُ وَلِىٌّ حَمٖيمٌ

“İyilikle kötülük bir olmaz. Kötülüğü en güzel bir şekilde sav. Bir de bakarsın ki, seninle arasında düşmanlık bulunan kimse sanki sıcak bir dost oluvermiştir.”[5]

İbn Abbas dedi ki: “Yani halim (kötülüğe kötülükle karşılık vermemek) ol­mak suretiyle sana karşı cahillik edenlerin cahilliğini defet.” Yine ondan ri­vayete göre: “Bu, bir kişiye sövüp de, kendisine sövülen diğer kişinin: Eğer söylediklerin doğru ise Allah beni bağışlasın. Eğer söylediklerin yalan ise Al­lah seni bağışlasın, diye cevap vermesidir.”

Yine rivayete göre Ebu Bekir es-Sıddîk RadiyAllahu Anh bunu kendisine kötü söz söy­leyen bir adama söylemiştir. Mücahid ayette geçen "En güzel bir şekilde sav." Kısmını “Kendisine düşmanlık eden kimse ile karşı­laştığı vakit ona selam vermek.” diye açıklamıştır.

Bir başka görüşte de bu musafahalaşmak (tokalaşmak) olarak ifade edilmiştir. Nitekim rivayette: "Musafaha yapınız, bu (kalplerdeki) kini giderir.” denilmektedir.

İyilikten, aftan yana olmak, kötülük yapan kimselere karşı kötülük yapma imkânına sahip olduğumuz halde kötülük yapmamak, kötülük yapana, kötülükle mukabelede bulunmamak ve üstelik onlara iyilikte bulunmak, işte bu hasletler İslâm’ın gönüllere nüfuzunu sağlayacaktır.

Bu hilm karşısında en zalim insanlar, en katı kalpliler bile eriyecek ve sonunda size düşmanlık besleyen insanların size sıcak bir dost olduğunu ve davanıza gönül verdiğini göreceksiniz.

Böyle gözü dönmüş, size kötülük yapmak isteyen birine karşı o anda söylenecek güzel bir söz, tatlı bir tebessüm, sakin bir konuşmanın, o anda birdenbire ortamı değiştiriverdiği, kötülük yapmak isteyenin bile utanarak bu kötülükten vazgeçtiği çok görülmüştür.

Evet, bu iş gerçekten zor bir iştir ve insanlara ağır gelir.

Allah Subhanehû ve Teâlâ şöyle buyurdu:

وَمَا يُلَقّٰیهَا اِلَّا الَّذٖينَ صَبَرُوا وَمَا يُلَقّٰیهَا اِلَّا ذُو حَظٍّ عَظٖيمٍ

“Bu güzel davranışa ancak sabredenler kavuşturulur. Buna ancak (hayırdan ve olgunluktan) büyük payı olanlar kavuşturulur.”[6]

İşte bu iş ancak, kendinden çok davasını düşünen, insanların da İslâm davasına gönül vermesini isteyen ve bunu ön planda tutan ve davası uğrunda her şeyini feda edecek olan sabır erlerinin işidir.

Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

“Kendisine yumuşaklık verilen kimseye dünya ve ahiret iyilikleri verilmiştir. Yumuşaklıktan mahrum olan kimse ise dünya ve ahiret iyiliklerinden mahrum olur.”[7]

Buhari ve Müslim, Ebû Said el-Hudrî'den rivâyet ediyorlar: “Zü'l-Huveysira adında birisi Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’e geldi. Allah Rasulü, o esnada ganimet malları taksiminde bulunuyordu. Efendimiz'e hitaben küstahça şöyle dedi: Ya Muhammed, adaletli ol!. O sırada orada bulunan Hz. Ömer, bu saygısızca hitap karşısında birden kükrer ve: Bırak beni şu münafığın başını alıvereyim, yâ Rasûlallah!, der. Allah Rasulü SallAllahu Aleyhi ve Sellem, Hz. Ömer'i ve diğer sahabeleri teskin ettikten sonra bu adama döner ve sadece şunu söyler: Yazık sana! Eğer ben de âdil olmazsam, başka kim âdil olabilir ki?"[8]

Aynı şekilde Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem kendisine karşı büyücü, şair, sihirbaz diyen insanlara karşı Allah’ın rahmeti sayesinde yumuşak davranarak davasına hayatını verecek erler yetiştirmiştir.

Yumuşaklık ve yumuşak kalpli olmak Allah’ın bir rahmetidir. İnsanlar yumuşak kalpli olanların etrafında toplanırlar ve onu dinlerler. Katı kalpli ve kaba insanlar herkesin kötü ve yalnızca kendisinin doğru olduğunu zannederler ve kimseyi de etraflarında bulamazlar. Çünkü yumuşak söz insana tesir eder ve onu etkiler.

Tıpkı Musab bin Umeyir örneğinde olduğu gibi. Musab bin Umeyir, nazik ve yumuşak huylu, son derece zeki ve güzel konuşan biri idi. Nitekim bu özellikleri Medine’de yapmış olduğu davet çalışmasında etkisini göstermişti.

Musab bin Umeyir ve İslâm’ı tebliğ için Medine’de Es'ad b. Zürare, Benî Zafer mahallesindeki evde etrafında toplanan insanlara Kur’an okurken tam bu sırada yanlarından geçen Sa'd b. Muaz gördüğü manzaraya çok kızar. Sa'd b. Muaz oradaki masum topluluğu dağıtmak için Hz. Mus'ab'a bir kötülük yapmaya karar vermişti. Ancak o, halasının oğlu olan Es'ad İbn Zürare'nin misafirine de uygunsuz davranışta bulunmayı şahsiyetine yakıştıramıyordu. Bu işe bir çözüm bulmaya çalışan Sa'd b. Muaz, Medine'nin önde gelenlerinden yiğit arkadaşı Useyd İbn Hudayr'a giderek düşündüklerini ona yaptırmaya karar verdi. Bu defa, Hz. Useyd arkadaşı tarafından verilen vazifeyi yapmak için büyük bir hiddetle Hz. Musab'ın yanına vardı. Ancak, onun yumuşak davranmasıyla sakinleşen Useyd b. Hudayr, bir süre dinlediği Kur'an ile kalbinde büyük değişiklikler meydana geldi ve hemen oracıkta Müslüman oldu.

Hz. Sa'd o yiğit arkadaşının yapacaklarını merakla beklerken, uzaktan, onun yanına doğru yaklaştığını görür. Ancak, az önce yanından giden bu adamın yüzündeki hiddet ifadelerinden eser yoktur. Aksine, yüzünde bir mülayimlik vardır.

Bunu görünce Sa'd yanındakilere: “Yemin ederim ki, Useyd yanımızdan gidişinden çok farklı bir yüzle geliyor.” der.

Hz. Useyd, az önce duyup iman ettiği Kur'an hakikatlerini, arkadaşına ulaştırmak için sabırsızlanıyordu.

Hz. Musab b Umeyir’e, “Benim bir arkadaşım var. O, Sa'd b Muaz'dır. İman ederse, kavminden hiç kimse onun yoluna girmekten geri kalmaz. Ben onu hemen size gönderirim.” demişti.

Hz. Sa'd yanına gelen dostuna hemen sorar: “Neler oldu bana anlat!” deyince, Hz. Useyd: “O iki şahısla konuştum. Allah'a yemin ederim ki, onların okuduklarında ve anlattıklarında zararlı bir şey görmedim.”

Bu cevap Sa'd’ın kızgınlığını tahrik etmişti. Sa'd, toplantının yapıldığı yere doğru gider. O'nun gelmekte olduğu gören Hz. Es'ad, Hz. Mus'ab'a: “Bu gelen şahıs kavminin ileri gelen büyüğüdür. O, senin anlattıklarına bağlanırsa çevresindekilerden iki kişi dahi sana karşı çıkmaz.” dedi.

Sa'd oraya gelip Hz. Mus'ab'ı görür görmez onu rencide edici sözler söyledi sonra da sözlerine şöyle devam etti: “Sen buralara, içimizdeki zayıf insanların inançlarını bozmak için mi geldin? Hoşumuza gitmeyen şeyleri mi aramıza sokacaksın? Bundan sonra buralarda bir şeyler yaptığını bir daha görmemeyim!”

Sa'd konuşması bitirince Hz. Mus’ab tatlı bir sesle: “Biraz oturmaz mısınız? Anlatacaklarımı biraz dinleseniz. Eğer hoşunuza gitmezse beni dinlemeyebilirsiniz.” dedi.

Yapılan bu teklifi uygun bulan Hz. Sa'd, elindeki mızrağını yere saplayıp dinlemeye başladı. Kur'an okunurken Hz. Sa'd b. Muaz'ın iç dünyasında büyük değişmeler meydana geliyordu. Onun bu hâli yüzüne de yansımaktaydı. Nitekim Hz. Es'ad, Sa'd b. Muaz'ın yüzünde meydana gelen değişmeyi, daha sonraki günlerde, “Okunan Kur'an biter bitmez onun yüzünde İslâm'ın nurunun parladığını ve içindeki güzel duyguların dışa yansıdığını görmüştük." sözleriyle anlatacaktır.

Hz. Sa'd, Hz. Mus'ab'ın okuduğu Kur'an'ı dinledikten sonra: “Allah'a yemin ederim ki, şimdiye kadar hiç duymadığım bir şeyi dinledim.” diyerek İslâm'a girmişti.

Vakit kaybetmeden doğrudan kabilesinin yanına gidip onların hepsini topladıktan sonra: “ Ey Benû Eşhel! Siz beni nasıl tanıyorsunuz? deyince, onlar: Sen bizim efendimizsin. En üstün görüşlümüz, en temiz yaratılışlı olanımızsınız, dediler. Bu sözler üzerine Hz. Sa'd: Bilin ki, ben Müslüman oldum. Allah'a ve O'nun Rasulü'ne iman edinceye kadar sizin erkekleriniz ve kadınlarınızla konuşmak bana haram olsun.” dedi.

Hz. Sad’ın bu konuşması, kabilesi üzerinde hemen tesirini göstermiş ve o gü­nün akşamına kadar, Eşheloğullarından erkek ve kadın, Müslüman olmayan kimse kalmamıştı.[9]

İşte bu şekilde davetin insanlara sağlıklı bir şekilde ulaşması için bu iki özelliği taşımamız son derece elzemdir. Kaba olmamalıyız, yumuşak huylu ve yumuşak sözlü olmalıyız. Katı kalpli olmamalıyız, merhametli ve iyi niyetli olmalıyız. Allah da bu iyiliklerimizin karşılığını ziyadesiyle bizlere lütfeder inşaAllah.

Abdülazîm Münzirî “Et-Tergîb vet-Terhîb” adlı eserinde şu hadîs-i şerîfleri rivayet etmiştir:

“Bir kimse, Rasulullah’a: İşlerin en iyisi hangisidir? diye sorunca: Güzel huylu olmaktır, buyurdu. O kimse kalkıp biraz sonra sağ tarafından gelip, aynı soruyu sordu. Yine: İyi huylu olmaktır, buyurdu. Gidip, sonra sol tarafına gelip: Allah’ın en sevdiği iş nedir? diye sorunca, yine: İyi huylu olmaktır, buyurdu. Sonra tekrar arkadan gelerek: En iyi, en kıymetli iş nedir? dedi. Hazreti Peygamber, ona karşı dönüp: İyi huylu olmak ne demektir anlayamadın mı? Elinden geldiği kadar kimseye kızmamaya çalış! buyurdu.”

“Kimse ile münakaşa etmeyen, haklı olsa bile, dili ile kimseyi incitmeyen Müslümanın Cennet’e gireceğini size söz veriyorum. Şaka yapmak, yanındakileri güldürmek için olsa bile yalan söylemeyenin Cennet’e gireceğini size söz veriyorum. İyi huylu olanın, Cennet’in yüksek derecelerine kavuşacağını size söz veriyorum!”

“Sıcak su buzu erittiği gibi, iyi huylu olmak, insanın günahlarını eritir, yok eder. Sirke balı bozduğu, yenilmez hâle soktuğu gibi, kötü huylu olmak, insanın ibadetlerini bozar, yok eder.”

“Allahu Teâlâ yumuşak huylu olanları sever ve onlara yardımcı olur. Sert ve öfkeli olanlara yardım etmez.”

“Yavaş ve yumuşak davranmak, Allah’ın kuluna verdiği büyük bir ihsandır. Aceleci, atak olmak, şeytanın yoludur. Allahu Teâlâ’nın sevdiği şey, yumuşak ve ağır başlı olmaktır.”

Allah Subhanehû ve Teâlâ Kur’an-ı Kerim’de çok dikkat çekici bir ayette Hz. Musa ve Hz. Harun Aleyhi’s Selam’a yönelik olarak şöyle buyurmaktadır:

اِذْهَبَا اِلٰى فِرْعَوْنَ اِنَّهُ طَغٰىفَقُولَا لَهُ قَوْلًا لَيِّنًا لَعَلَّهُ يَتَذَكَّرُ اَوْ يَخْشٰى

“Fir'avna gidin. Çünkü o, hakikaten azdı. (Gidin de) ona yumuşak söz söyleyin. Olur ki nasihat dinler yahut (Allah’tan) korkar.”[10]

Allah Subhanehû ve Teâlâ, Musa Aleyhi’s Selam'a Firavun'a karşı yumuşak söz söylemesini ve nazik olmasını söyledi. Firavun, o kadar azmıştı ki, kendini Rab ilan etmişti. “Ben sizin en büyük rabbinizim.” diyordu. Firavun davet karşısında zamanının en azılı düşmanıydı.

Allah Subhanehû ve Teâlâ buyuruyor ki, “Ona gittiğin zaman, ona karşı yumuşak söz söyleyin. Olur ki nasihat dinler yahut Allah’tan korkar.”

İşte bu şekilde Allah’a davet hususunda kabalık ve sertlik terk edilerek yumuşak ve latif söze yer verilmesi gerekmektedir.

Çünkü Allah’a davet hususunda yumuşaklık ve nezaket, düşünmeye, Allah’tan korkmaya ve verilen nasihati dinlemeye sevk edecektir.

Tabii ki burada şu husus da unutulmamalıdır. Muhatap haddi aşıp zulme sapmadıkça, İslâm’la alay edip, hakaret etmedikçe, bizler yumuşak ses tonuyla, sabırlı ve vakarlı bir şekilde konuşmalarımızı yapmalıyız.

O halde davet hususunda yumuşak sözlü olmak davetçinin en önemli vasıflarından birisidir. Çünkü en sert ve en katı insanlar dahi tatlı dil ve güler yüz karşısında yumuşama göstermiş ve verilen nasihati dinlemişlerdir.

Rabbim bizleri rahmetiyle yumuşak huylu, yumuşak sözlü ve geçimi kolay olanlardan eylesin inşaAllah.



[1] Âli İmran Suresi 159

[2] Müslim

[3] Müslim, Ebu Davud

[4] Nahl Suresi 125

[5] Fussilet Suresi 34

[6] Fussilet Suresi 35

[7] Müslim, Ebu Davud, Tirmizî

[8] Buhari, Müslim

[9] İbnu'l-Esir

[10] Taha Suresi 43-44


Yorumlar

  1. Tuba SİVREN

    “Kendisine yumuşaklık verilen kimseye dünya ve ahiret iyilikleri verilmiştir. Yumuşaklıktan mahrum olan kimse ise dünya ve ahiret iyiliklerinden mahrum olur.”Mülim, Ebu Davut,Tirmizi ne güzle bir müjde...

Yorum Yaz