‘‘Ey insanlar! Oruç, sizden
öncekilere farz kılındığı gibi size de farz kılınmıştır.’’ (el-Bakara 183) ayetinden de anlaşılacağı gibi sadece
Müslümanlara değil yeryüzündeki bütün insanlara farz kılınmış bir ibadet olması
oruç ibadetini bir kat daha önemli kılmaktadır. Oruç namazdan sonra en çok
vurgu yapılan kulluk şeklidir. Rabbimizin bizi her lahza gördüğüne olan imanımızın
delilidir ki gizlide olsa yiyip içmekten korkarız. Yılın bir ayına has olarak
farz kılınan diğer muayyen günler içinde büyük sevapların kazanıldığı güçlü bir
taat’tir. İşte oruç ibadetinin farz kılındığı o özel ayın yani Ramazan ayını
idrak etmemizden dolayı bu önemli ibadeti anlamamız ve inancımızda doğru bir
yere koymamız elzemdir. Konuya bir ayet ile giriş yapmamızdaki maksat da bu
ibadetin her şeyden önce şer-i hüküm olarak evrenselliğine vurgu yapmaktır.
Genel olarak orucu; tan yerinin
ağarmaya başlamasından güneşin batmasına kadar niyetlenerek yemeyi, içmeyi ve
cinsel ilişkiyi terketmek şeklinde tanımlayabiliriz. Bu tanım orucun tutulma
şeklini tarif eden bir tanım olmakla birlikte bu ibadetten murad edilen gerçek
gayenin ve alınması gereken derslerin ne olduğu konusunda yeterli değildir.
Zira bu mesele Ramazan ayının ve bu ay içerisinde eda edilen oruç ibadetinin
içinin doldurulması, bu meseleye aydın bir bakışla bakma meselesidir.
Sömürgeci kafirlerin İslam
beldelerini fikri ve fiili olarak işgal ettikleri zamandan yani İslam
Hilafeti’nin ilga edildiği andan beridir Müslümanların yaptığı bir çok amelde
mana ve ruh adına ne varsa unutturuldu, silindi ya da gözden kaçırıldı. Örneğin
namazı ikame etme konusunda ihmalkarlık gösteren Müslümanlar için boşalmış bir
şekilde ibadetler örüntüsü oluşturdu. Nafilelere sımsıkı sarılırken farz
olanlarından büsbütün kopuldu. Cuma, bayram ve teravih namazlarına ‘dostlar
camide görsün’ düşüncesiyle koştururken kendisiyle başbaşa kaldığı vakit
namazlarına aynı özeni göstermedi. Yine Hac ibadetini ‘yaşlı ibadeti’ olarak
mefhumlaştırmadan dolayı hacca gidenlerin yaş ortalamasının elli olduğu sonucu
ortaya çıktı. Ferdi farziyetleri kabul eden fakat sosyal ve toplumsal
farziyetleri ciddiye almayan bir anlayış hakim oldu. Farzların sırası yoruma
açık, uygulaması da keyfi veya taklidi biçimler aldı. Böylece yepyeni bir din
ve yepyeni bir ibadet anlayışı müslümanlar arasında kangren halini aldı. Bu
eleştiriyi yapmamızdaki asıl gaye bu toplumdaki bir fert olarak vakıanın
tahlilini yapıp, doğru bakışları verebilme zaruriyetidir. Mesela oruç ile
ilgili anlaşılması gerekenler ‘Ramazan Müslümanlığının’ ne ifade ettiğiyle ters
orantılıdır. Yine bu Ramazan’da da göreceğiz ki belediyelerin de açık
desteğiyle panayırlar oluşturulacak, eğlence mekanlarında Müslümanlar –vur
patlasın çal oynasın- sabahlayacak, lüks restoranlar iftar menüleri hazırlayıp
fiyat rekabetine girecek, alışveriş çılgınlığı gözleri karartacak, bir dizi
etkinlik adı altında şarkılar söylenip, tiyatro oyunları sergilenecek. Ama asıl
tiyatroyu kapitalist sermayedarlar ve bir kısım Ramazan tüccarları oynayacak.
Bu tiyatroda Müslümanlar her zamanki gibi kaybeden ve seyreden olacak. Neden
mi? TV kanallarında bir geceliğine servetleri götüren hocalar, ilahiyatçılar ekranları
başında sahur ve iftar vakitlerini geçiren Müslümanların hafızalarını gereksiz
yere doldurma görevi üstlenirler de ondan. O sınırlı zamanlarda bile kişinin
kendisiyle kalması önünde ne kadar engel varsa Ramazan ayında da aralıksız
devam eder. Hal böyle iken içi boşaltılmış bir Ramazan ayı ve yine sadece aç
kalmak olan oruç anlayışı sürer gider.
Bilinmelidir ki oruç ibadeti
Ramazan özelinde düşünüldüğünde birçok etkenden dolayı önem ve kıymet
kazanmaktadır. Zira o sadece sahur vaktinden iftara kadar aç kalıp, nefsi
terbiye etmek falan değildir. Oruç ideolojik bir duruş, siyasi bir tavır,
toplumsal birliktelik, aynı anda hareket etme, aynı duyguları yaşama, paylaşma,
Allah katında üstünlük elde etme ve onlardan da önce uyulması zorunlu olan
ilahi bir emirdir.
Son yıllarda maalesef ki oruç
tutma amelinin taklîdî yapıldığı ve toplumun bir kesimi tarafından geleneksel
bir ritüel olarak anlaşıldığı görüldü. Çünkü bu yıllarda havaların ısınması ve
günlerin uzamasıyla beraber zorlaşan bir amel haline geldi ve birçok insan
tarfından terkedilmesi kolay bir hâl aldı. Bunun yanısıra farzlara sarılma
konusunda da Müslümanlar arasında bir tenakuz hasıl oldu. Mesela Ramazan
orucunu tutmayı her ne şartla olursa olsun kendine görev bilenler bir başka
farz olan namaz kılma konusunda oldukça gevşek davranabiliyor. Veya bu
zorluklar sebebiyle oruç tutumayan kimileri farz namazını da kılmasa bile bir
gün dahi teravih namazını aksatmayabiliyor. Yaşanan bu durumlar vakıadan tesbit
ettiğimiz gerçeklerdir. Bunları böylece sıralamamızın sebebi öncelikle içinde
yaşadığımız hâl-i pürmelali görme ihtiyacındandır. Sıcakları bahane ederek oruç
tutmayanlara aynı bahane ile cihad etmekten kaçanlar için Rabbimizin şu
uyarısını hatırlatarak devam edelim:
“Allah’ın Rasûlüne muhalefet
etmek için geri kalanlar (sefere çıkmayıp) oturmaları ile sevindiler;
mallarıyla, canlarıyla Allah yolunda cihad etmeyi çirkin gördüler; "bu
sıcakta sefere çıkmayın" dediler. De ki: "Cehennem ateşi daha
sıcaktır!" Keşke anlasalardı!” (Tevbe 81)
Rabbimiz ikaz ettiği gibi Cenneti
de müjdelediği müminlerin sıfatlarını ise şöyle sıralamıştır:
“Tevbe edenler, ibadet
edenler, hamd edenler, oruç tutanlar, rüku edenler, secde edenler, iyiliği
emredip kötülükten vazgeçirmeye çalışanlar ve Allah’ın sınırlarını
koruyanlardır. İşte böyle –müminlere- cenneti müjdele.” (Tevbe 112)
Böylesi bir ibadetin birçok
yönden önemine değinmek gerekir. Örneğin evrensel açıdan bakıldığında dünyadaki
bütün Müslümanların aynı duruşu sergilemesi ve bu duruşu bozmaması aynı zamanda
yemeyi bırakıp aynı zamanda bayram yapması gerçek bir güç göstergesidir.
Ümmetin birliğini sağlayan yapıtaşlarından biridir. Oruçlu olanın kötü söz
söylememesi, sinirlenmemesi ve kırıcı olmaması gibi birçok unsur sayesinde
müminler arasında kardeşlik bağları sağlamlaşır, yıkıcılık ve fitne kalkar.
Oruç empati kurmaktır aynı
zamanda; açlığı bütün hücrelerine kadar yaşayan kardeşinin derdiyle dertlenmek
ve aynı yoksunluğu yaşamaktır. Oruç bir ders çıkarmadır ve bir de kıymet
bilmedir aslında. Elindekiyle yetinmek, elindekine şükretmek ve elinden
çıkacağını önceden yaşamaktır. Oruç, sabretmenin, dayanmanın adıdır. Varlığa
meydan okumanın, zorluklara göğüs germenin, yokluğa gülüp geçmenin adıdır. Oruç
hem bir bilinç kazanma hem de görev sorumluluğu için biçilmiş kaftandır. Kimlik
karmaşası içinde ‘ben Müslümanım’ diyebilmektir. Ve oruç bir tavır alma, aktif
bir yaşayış, siyasi bir mesajdır aslında. Onu ne günlerin uzunluğu, ne
iklimlerin zorluğu, ne toplumun vakıası, ne de başka şeyler geri plana
atabilir. O Ramazan ayı geldiğinde Müslümanın birinci planında olur, olmalıdır.
Rasulullah SallAllahu Aleyhi Ve
Sellem buyurdular ki:
“Ramazan ayı mübarek bir aydır.
Allah size o ayda orucu farz kıldı. Ramazan ayına girdiği zaman cennetin
kapıları açılır, cehennemin kapıları kapanır ve şeytanlar da zincire vurulur.” (Müslim, Sıyam 2, (1079))
“Kim Allah Teala yolunda bir gün
oruç tutsa, Allah onunla ateş arasına, genişliği sema ile arz arasını tutan bir
hendek kılar.” (Tirmizi,
Cihad 3, 1624)


Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış