30 Eylül’de büyük
beklentiler oluşturularak bizzat Başbakan Erdoğan tarafından açıklanan, ancak
öncesinde oluşturulan hava ile içeriği birbirini karşılamayan “Demokratikleşme
Paketi” üzerinde çokça konuşuldu. Paketin tamamını değerlendirmeyi bir kenara bırakarak,
kanımca paketin en önemli maddesi olan “nefret saikiyle işlenmiş suçlar”
maddesinin daha derinlemesine düşünülmesi gerektiğine inanıyorum. Paketin en
önemli maddesi diyorum, zira adı demokratikleşme olan paketten çıkan tek ceza
maddesi bu konuyla alakalı olmuştur. Yani diğer maddeler kendi alanlarında bir
takım kolaylıklar sağlarken, bu madde ile Türkiye yeni bir suç çeşidiyle daha
tanıştırılmıştır. İlgili maddeyle alakalı gerekli yasal düzenlemeler
yapıldıktan sonra nefret saikiyle işlenen ve yaşam tarzına müdahale gibi suçlar
da bundan sonra TCK kapsamına girecek ve çok can yakacaktır.
Toplumun büyük kesiminin
ne olduğunu ve nasıl uygulanacağını bilmediği nefret suçu maddesi tam bir
muammadır. Bu nedenle bu yazımızda siz değerli Köklü Değişim okurları için
nefret suçunun ne demek olduğunu, kapsamını, nasıl uygulanacağını ve bu
düzenlemenin arka planında nelerin olduğunu izah etmeye çalışacağız. Ancak asıl
ehemmiyet göstereceğimiz konu, bu meseleye İslami zaviyeden nasıl bakmamız
gerektiğiyle alakalı olacaktır.
Nefret suçu; Bir kişiye
veya gruba karşı dili, ırkı, milleti, rengi, cinsiyeti, engelliliği, siyasi
düşüncesi, felsefi inancı, dini ve mezhebi nedeniyle işlenen, genellikle şiddet
içeren suçlardır. Bir suçlu tarafından bir şahsa veya bir mülke karşı işlenen
herhangi bir cezai suçun kaynağı, eğer o kimsenin ırkı, rengi, etnik kökeni ya
da uyruğu, dini, cinsiyeti, cinsel yönelimi ise bu suç nefret suçunu teşkil
eder. Nefret suçları şu şekillerde işlenebilir: Sözlü taciz, tehdit edici
davranışlar, nefretli konuşma, ad veya lakap takmak, postayla veya e-postayla
rahatsız etmek, telefonla rahatsız etmek, duvar yazısı, fiziksel saldırı, mobbing,
hırsızlık, gasp, kundakçılık veya diğer herhangi bir şekilde hasar verme.
Yukarıda belirtilen ve
zaten kanunlara göre suç sayılan bir eylemin gerçekleştirilme sebebi, eğer
mağdurun dini, mezhebi, etnik kökeni, cinsel eğilimi vb. gibi nedenlerden
kaynaklanıyorsa bu suç nefret saikiyle işlenmiş kabul edilecek ve eylemin ceza
miktarı daha da artırılacaktır. Mesela; kasten adam öldüren bir sanık müebbet
hapis cezası yerine, eğer ki bu suçu nefret suçu kapsamında işlemiş sayılırsa
cezası ağırlaştırılmış müebbete dönecektir. Yâda kasten adam yaralama suçu,
eğer ki nefret saikiyle işlenmiş sayılırsa verilecek ceza %50 oranında
artırılacaktır.
Her ne kadar nefret
suçunun ortaya çıkması için cebir ve şiddet şartı aranıyor gibi görünse de
muhtemelen uygulama öyle olmayacaktır. Zira bugünde, terör suçlarında cebir ve
şiddet şartı çok açık bir şekilde arandığı halde, bu yola hiçbir şekilde
tevessül etmeyen binlerce Müslüman hakkında terör yargılamaları
yapılabilmektedir. Bu niye böyle denildiği zamanda akla ve vicdana sığmayan
gerekçeler ortaya konulmaktadır. Çünkü devlet, her zaman bu gibi konulardaki
kanunları muğlak yani elastiki yapmaktadır. Bu ona, konjoktüre göre hareket
edebilme imkânı sağlamakta ve yorum farklılıklarıyla da sanki gizli kanun
maddelerini uygulama fırsatı verebilmektedir. “Sözlü taciz, tehdit edici
davranışlar, nefretli konuşma, ad veya lakap takmak, hakaret etmek” gibi
fiillerin tespiti yoruma dayalı olacağından bu konuda çok farklı uygulamalar
doğabilecektir. Örneğin; Zenci, Çingene, Ateist, Gâvur, Kızılbaş, Yahudi,
Kâfir, Siyonist gibi kelimeler hakaret içerikli sayılabilecek ve bu kelimelerin
geçtiği konuşma veya yazılara, nefret saikiyle kullanılması halinde verilen
cezalar artırılabilecektir.
Cumhuriyetin
kuruluşundan bu yana hemen hemen bütün yasal düzenlemelerini Batı hadaratını
yakalamak adına yapan hükümetler gibi AKP hükümeti de, bu yasayı yine Batı’yı
referans alarak yürürlüğe koymak istemektedir. Zira AB, ABD ve siyonist
“İsrail” bu yasanın yürürlüğe girmesini istemektedir. Hatta Türk Yahudi Cemaati
yetkilileri, bu konudaki duydukları memnuniyeti açıkça dile getirmişlerdir
bile. Peki, bu kâfir devletler niçin bu tür kanunların çıkmasını istiyorlar
diye bir soru sorulacak olursa, buna şöyle cevap verebiliriz:
ABD’nin başını çektiği
Batı dünyası, kendi bekasını sağlamak adına tüm dünyayı kendi değerleri ile
donatmak ve kendi kokuşmuş hadaratlarını tüm dünyaya yaymak istemektedirler.
Ayrıca özellikle halkı Müslüman olan ülkelerin kendileri gibi olmasını ve
Müslümanların kendilerine hoşgörüyle bakmalarını öngörmektedirler. Bunun
gerçekleşmesi için de “Dinler arası Diyalog ve Medeniyetler İttifakı” gibi
projeler üretmekte ve bazı kendini bilmez ‘İslami cemaat’ liderleriyle de bu
siyasetlerini meşrulaştırmaya çalışmaktadırlar. Çünkü kendileriyle İslam
dünyasının arasındaki mücadelenin hak batıl mücadelesi olduğunu kendileri iyi
bilmektedir. İşte bu nedenle de kendilerine Kâfir, Yahudi, Siyonist vb.
şeylerin denilmesini istemiyorlar. Allah’ın insana verdiği fıtrata aykırı
olarak cinsel sapıklıklar içerisinde bir yaşamı hoş görmemizi istiyorlar.
İslam’ı ve Müslümanları hedef alan düşüncelerini her platformda özgürce ve
çekinmeden konuşarak kalplerindeki kinlerini kusmak istiyorlar. Yani kısaca, bu
zehirli ve fasid fikirleriyle, insana yakışmayacak olan iğrenç yaşam tarzlarını
Müslümanlar arasında yaygınlaştırmak ve bu çalışmalarını da güvence altına almak
istiyorlar. Bu söylediklerimizi teyit etmek isteyenler 2009 yılında İnsan
Hakları Gündemi Derneği tarafından hazırlanan ve “Türkiye’de Nefret Suçları”
adı verilen raporda geçen hak ihlallerine bakabilirler.
Ayrıca burada şunu da
belirtmek isterim ki yıllardır Batı ülkelerinde, İslam’a, sevgili
peygamberimize ve Müslüman kardeşlerimize yönelik yapılan her türlü saldırı ve
hakaret bu bağlamda değerlendirilmemektedir. Hatta bırakın nefret suçunu, bu
fiiller düşünce özgürlüğü olarak kabul edilmiş ve suç kapsamında dahi
görülmemiştir.
Peki, Müslümanlar olarak
bizlerin bu konuya bakışı nasıl olmalıdır? Çünkü Müslüman; Allah Azze ve Celle
için ibadet eden, yalnız ondan korkan, sadece ona dua ederek ondan yardım
isteyen, onun için seven ve onun için buğz/nefret edendir. Bizler Müslümanlar
olarak heva ve hevesimize göre değil, Allah için sevip ve yine Allah için
nefret etmeliyiz. Çünkü Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Abdullah İbn-u
Mes’ud’un rivayet ettiği hadisi şerifte şöyle buyurmuştur:
“Nebî SallAllahu ‘Aleyhi
ve Sellem bana dedi ki: “Ey ‘Abdullah İbn-u Mes’ud!” Üç defa dedim ki:
“Buyur yâ Rasul Allah!” Dedi ki: “Îmânın hangi kulpunun daha sağlam olduğunu
biliyor musun?” Dedim ki: “Allah ve Rasulü en iyi bilir.” Dedi ki: “Îmânın
en sağlamı, O’nun için sevgi ve O’nun için buğz ile Allah’a bağlılıktır.” [Hadis]
Bu bağlamda nefret suçu
kapsamına girebilecek, belki de suç dahi sayılabilecek olan bazı kişi veya
gruplara Allah ve Rasulu’nun nasıl bakmamızı istediğine de bir göz atalım:
“Ama ayetlerimizi inkâr
etmiş ve kâfir olarak can vermiş olanlara gelince, işte Allah’ın laneti,
meleklerin laneti ve insanların laneti hep onların üzerine olsun.” (Bakara 161)
“Onları nerede
yakalarsanız öldürün ve sizi çıkardıkları yerden onları çıkarın. O fitne,
öldürmeden daha şiddetlidir. Yalnız Mescid-i Haram yanında onlar sizinle
savaşmadıkça siz de onlarla savaşmayın. Fakat sizi öldürmeye kalkışırlarsa,
hemen onları öldürün. Kâfirlerin cezası böyledir.” (Bakara 191)
“Dünyada onlar (Yahudiler) için bir
aşağılanma, ahirette onlar için büyük bir azab vardır.” (Maide 41)
Bu ayetleri okuyarak
kâfirlerin özelliklerinden bahseden bir hatip şimdi nefret suçu mu işlemiş
olacak? Veya burada kâfirleri öldürmekten bahsedildi denilerek şiddete teşvik
ediliyor mu denilecek? Yahudileri her yüzünde aşağılanmış bir kavim olarak
görmek ve bunu dillendirmek suç mu sayılacak? Çünkü nefret suçunun kapsamında
olan söylemler de suça dâhil edilmektedir. Bunun gerekçesi ise şudur; her
saldırı öncesinde söylem vardır, zira eylem söylemden sonra gelmektedir.
Hâlbuki Allah Subhanehu
ve Teâla biz Müslümanlardan; kâfirleri, münafıkları ve açık bir şekilde günah
işleyen fâsıkları sevmeyi yasaklamış ve şöyle buyurmuştur:
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لاَ
تَتَّخِذُوا عَدُوِّي وَعَدُوَّكُمْ أَوْلِيَاءَ تُلْقُونَ إِلَيْهِمْ
بِالْمَوَدَّةِ وَقَدْ كَفَرُوا بِمَا جَاءَكُمْ مِنْ الْحَقِّ يُخْرِجُونَ الرَّسُولَ
وَإِيَّاكُمْ أَنْ تُؤْمِنُوا بِاللَّهِ رَبِّكُمْ إِنْ كُنتُمْ خَرَجْتُمْ
جِهَادًا فِي سَبِيلِي وَابْتِغَاءَ مَرْضَاتِي تُسِرُّونَ إِلَيْهِمْ
بِالْمَوَدَّةِ وَأَنَا أَعْلَمُ بِمَا أَخْفَيْتُمْ وَمَا أَعْلَنتُمْ وَمَنْ
يَفْعَلْهُ مِنْكُمْ فَقَدْ ضَلَّ سَوَاءَ السَّبِيلِ
Ey iman edenler! Eğer
Benim yolumda cihad etmek ve rızamı kazanmak için çıkmışsanız, Benim de
düşmanım, sizin de düşmanınız olanlara sevgi göstererek, gizli muhabbet
besleyerek onları dost edinmeyin! Oysa onlar, size gelen hakkı inkâr etmişlerdir.
Rabbiniz olan Allah’a iman ettiğinizden dolayı Rasulü de sizi de yurdunuzdan
çıkarmaktadırlar. Ben, sizin saklı tuttuğunuzu da açığa vurduğunuzu da en iyi
bilenim. Sizden her kim onu yaparsa (onları dost edinirse) doğru yoldan sapmış
olur. (Mumtehine 1)
Örneğin; Budistleri,
Yahudileri, eşcinselleri, fuhşa düşenleri, faizle iştigal edenleri ve Allah’ın
indirdikleriyle hükmetmeyenleri sevemeyiz. Bu ayeti kerime bunu bize net bir
şekilde yasaklamıştır. Çünkü bunlar hakkında Allah ve Rasulu şöyle buyurmuştur:
“Andolsun, insanlar
içinde, mü'minlere en şiddetli düşman olarak Yahudileri ve müşrikleri
bulursun.”
(Maide 82)
“Lut kavminin amelini işleyen melundur” (Hadis)
“Allah faizi mahveder,
oysa sadakaları bereketlendirir. Allah günahta ve inkârda direnen hiç kimseyi
sevmez.”
(Bakara 276)
“Kim Allah'ın indirdiği
(hükümler) ile hükmetmezse işte onlar kâfirlerin ta kendileridir.” (Maide 44)
Dolayısıyla Allah için
sevmemiz gerektiği gibi Allah için buğz/nefret etmemiz de gereklidir. Elbette
bu, Allah Subhanehu ve Teâlâ’nın rızasını arayan her Müslümanın sahip olması
gereken vasıflardan birisidir. Hatta buğz/nefret etmek, Allah Azze ve Celle’nin
nehyetmemizi istediği bir münker karşısında yapmamız gereken ve imanın en zayıf
hali olarak kabul edilen şeydir. Bu konuda Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve
Sellem şöyle buyurmuştur:
“Sizden kim bir münker
görürse onu eliyle değiştirsin, gücü yetmezse diliyle değiştirsin, ona da gücü
yetmezse kalbiyle buğz etsin. Bu ise imanın en zayıfıdır.” (Müslim, İman, 70)
Bir münker karşısında
demokrasi havarisi kesilerek “biz kimsenin yaşam tarzına müdahale etmiyoruz,
her kesin yaşam tarzına saygılıyız” düşüncesiyle rıza gösterenler, bugün
Müslümanların nefret etmesini de yasaklamak istemektedirler.
Son olarak şunu da belirtmekte
fayda görüyorum ki Allah için duyacağımız nefret, bizleri adaletten ayırmamalı
ve zulmetmekten alıkoymalıdır. Aynen Abdullah İbn-u Ravâha’nın Hayber
Yahudilerine şöyle seslenmesi gibi: “Ey Yahudiler topluluğu! Benim için
yaratılmışların en buğz edileni sizlersiniz. Siz Allah ‘Azze ve Celle’nin
Nebîlerini katlettiniz. Allah’a karşı yalan söylediniz. Fakat size olan buğzum,
beni size zulmetmeye elbette sevk etmeyecektir…”


Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış