بسم الله الرحمن الرحيم
Hamd Allah’a mahsustur. Salat ve selam Rasûlullah’a, onun Âli’ne, ashabına
ve onu dost edinenler üzerine olsun. Ve badu...
Cihat, adalet ve Allah’ın izniyle ihsan ümmeti olan İslam Ümmetine... İnsanlar
için çıkarılmış en hayırlı Ümmete... Allah’ın zafer ve temkin ile (hakimiyet)
ile aziz kıldığı Ümmete...
Raşidi Hilafeti ikame ederek İslami hayatı yeniden başlatmak için daveti
yüklenenlere… Biz onları Allah’ın izniyle takva sahibi, tertemiz, yüzleri nurlu
ve hayırlı kimseler olarak görüyoruz…
Bundan tam yüz beş yıl önce, H.1342 yılı Recep
ayının son günlerinde (M. 1924 Mart ayının başlarında), o dönemde başını
İngiltere’nin çektiği sömürgeci kâfirler, Arap ve Türk hainlerin iş birliğiyle
Hilafet Devleti’ni yıkmayı başardılar. Asrın mücrimi Mustafa Kemal, Hilafeti
ilga ederek apaçık küfrünü ilan etti, Halifeyi İstanbul’da kuşattı ve o günün
seher vakti onu sürgüne gönderdi... Böylece izzetlerinin kaynağı ve Rablerinin
rızası olan Hilafetin yıkılmasıyla Müslüman topraklarında dehşet verici bir
deprem yaşandı... Halbuki Ubade b. Samet RadıyAllahu Anh’dan rivayet edilen ve
müttefikin aleyh olan Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in hadisi
gereğince ümmetin Mustafa Kemal’e kılıçla karşı koyması farzdı:
وَأَنْ لَا
نُنَازِعَ الْأَمْرَ أَهْلَهُ إِلَّا أَنْ تَرَوْا كُفْراً بَوَاحاً عِنْدَكُمْ
مِنْ اللَّهِ فِيهِ بُرْهَانٌ “Hakkında Allah’tan bir delil (burhan) bulunan apaçık bir küfür (küfr-ü
bevah) görmedikçe emir sahipleriyle (yöneticilerle) çekişmemek üzere biat
ettik.” Ancak Ümmet bu konuda kusurlu davrandı; o mücrimi ve
avenelerini kökünden söküp atmak ve onları hüsrana uğratmak için kıyama
kalkmadı. Aksine Hilafet’in kaybıyla başlayan deprem devam etti... Bunun
neticesinde sömürgeci kâfirlerin nüfuzu İslam beldelerinde perçinleşti. İslam Devleti’nin
topraklarını yaklaşık 55 parçaya böldüler!
Sonra
Müslümanların başındaki Ruveybida yöneticiler eliyle bu depreme bir başka
deprem daha eklendi. Yahudilerin, Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in
İsra ve Miraç yeri olan Mübarek Toprağı işgal etmesine mâni olmadılar. Sonra
daha da alçaklaştılar, kimisi perde gerisinden, kimisi alenen hiçbir yerden
geri çekilmeyen Yahudi varlığıyla normalleşme yarışına girdiler! Tepeden
tırnağa kendilerini saran o zilleti umursamadan cürüm işlemek için adeta
birbirleriyle yarıştılar.
سَيُصِيبُ
الَّذِينَ أَجْرَمُوا صَغَارٌ عِنْدَ اللَّهِ وَعَذَابٌ شَدِيدٌ بِمَا كَانُوا
يَمْكُرُونَ “Suç işleyenlere, yapmakta oldukları hilelere karşılık Allah tarafından
aşağılık ve çetin bir azap erişecektir.” [Enam 124]
Ey Müslümanlar! Hilafet yıkıldıktan ve bugün bile Haşim Gazze ve Mübarek Toprak
konusunda Tağut Trump’ın talimatına göre hareket eden Ruveybida yöneticiler
hükmetmeye başladıktan sonra işte sizin haliniz budur. Trump, 2025 Eylül’ünde
BM Genel Kurulu toplantıları marjında Suudi Arabistan, BAE, Katar, Mısır,
Ürdün, Türkiye, Endonezya ve Pakistan’ın katılımıyla en önemli toplantı
olarak nitelendirdiği bir toplantıya başkanlık etti. Ardından Trump, onlara,
Gazze’nin heba edilmesini, vesayet altına alınmasını, Trump ve Yahudi varlığının
keyif süreceği bir bahçeye dönüştürülmesi için Gazze’nin sömürgeleştirilmesini
öngören yirmi maddelik bir plan sundu daha doğrusu dayattı! Bunun ardından es
Sisi, Haşim Gazze’de, Barış Kurulu adı altında bir sömürge ya da vesayet kurulu
kurulmasını öngören 2803 sayılı Güvenlik Konseyi kararına zemin hazırlamak
üzere Kinane diyarında, Trump ve onun uğursuz planı için bir tören düzenledi!
Daha sonra Trump, Gazze’de başkanlığını yapacağı kurulun üyelerini 2026 yılının
başında açıklayacağını duyurdu... El-Cezire, “Trump’ın Gazze Şeridi’ndeki
istikrar gücüne bir Amerikalı general atamasının muhtemel olduğunu”
aktardı. (11.12.2025 El Cezire) Yani Gazze’de hem yönetim hem de güvenlik
Trump’ın kontrolüne veriliyor...! Ardından Trump’ın özel temsilcisi Witkoff, istikrar
gücünün konuşlandırılması ve Hamas’ın silahsızlandırılması anlamına gelen
ikinci aşamaya geçmek ve bunun uygulanmasının pratik adımlarını ele almak üzere
19 Aralık 2025’te Miami’de “arabulucu” ülkeler Türkiye, Mısır ve Katar
ile bir araya geldi! Sonra Trump, Florida’da Netanyahu ile görüştü. Görüşme
sonrası gazetecilere yaptığı açıklamada, “Çok verimli bir görüşme”
gerçekleştirdiklerini söyledi. Görüşmede Hamas’ın silahsızlandırılması
meselesini ele aldıklarını belirtti. Hamas’a silahsızlanması için çok kısa bir
süre verileceğini, kabul etmemesi durumunda ise bunun sonuçlarının çok ağır
olacağı uyarısında bulundu. (30.12.2023 BBC) Trump, tüm bunları, Gazze’de
insanı, ağacı ve taşı hedef alan vahşi bir savaşta Yahudi varlığına her türlü
ağır ve süper ağır silahı sağlayan bir kişi olarak söylüyor... Trump, tüm
bunları, Mübarek Toprağın kurtarılması konusunda sessiz kalarak onu sırtından
hançerleyen, hatta Trump’ın yirmi maddelik planını ayakta alkışlayan İslam
ülkelerindeki yöneticilerin gözleri önünde söyledi ve yapıyor!
Bu
yöneticiler yalnızca Filistin’i değil, sömürgeci kâfirlerin özellikle de
Amerika’nın çıkarı için ve onların dürtüsüyle, yönettikleri ülkeleri de
sırtından hançerlediler... Güney Sudan ayrıldı, Darfur da aynı yolda… Libya da
öyle. Çatışmalar yaşanıyor ve iki devlete bölünmüş durumda... Yemen, kuzey ve
güneye ayrılmış durumda hatta güney bile kendi içinde bölünmüş durumda...! Yeni
Suriye, Amerika’nın kucağına itildi; eski rejimin şebbihaları ve adamları
serbest bırakılırken, Hilafet çağrısında bulunan Hizb-ut Tahrir gençleri halen
zindanlarda tutuluyor, on yıla varan hapis cezalarıyla yargılanıyorlar... Bu
Ruveybida yöneticiler, bununla da yetinmeyip İslam topraklarının diğer
bölgelerinin de peşkeş çekilmesini kabullendiler ya da bizzat peşkeş çektiler. Müşrik
Hindular, Keşmir’i ilhak etti... Rusya, Çeçenistan’ı ve Orta Asya’daki diğer
Müslüman topraklarını ilhak etti... Doğu Timor Endonezya’dan koparıldı... Uzun
yıllar Müslümanların kalesi olan Kıbrıs’ın büyük bir kısmı, bugün Yunanistan’ın
kontrolünde... Rohingyalı Müslümanlar, Myanmar’da katlediliyor; Bangladeş’e
sığınanlar ise rejimin baskısına maruz kalıyor. Rejim, onlara yardım elini
uzatmıyor, onların düşmanlarıyla savaşmıyor. Doğu Türkistan’da da vahşi
hayvanların bile uzak durduğu tüyler ürpertici bir Çin vahşeti yaşanıyor...
Müslüman ülkelerdeki kurulu devletler, ölüm sessizliğine bürünmüş durumda;
konuştuklarında ise Çin’in Müslümanlara karşı işlediği zulüm hakkında “bu bir
iç meseledir” deyip geçiştiriyorlar!
كَبُرَتْ
كَلِمَةً تَخْرُجُ مِنْ أَفْوَاهِهِمْ إِن يَقُولُونَ إِلَّا كَذِباً “Ağızlarından çıkan söz ne büyük iftiradır. Onlar yalnız
ve yalnız yalan söylerler.” [Kehf 5]
Ey Müslüman orduların askerleri! Sizler, sizden önceki
İslâm askerlerinin izinden gidip, İslâm’ın zirvesi olan Allah yolunda cihat ile
Filistin ve Haşim Gazze’yi kurtarmaya, Aziz ve Güçlü olan Allah’ın farzını
yerine getirmeye muktedir değil misiniz?... Aslından koparılan ya da doğudaki
ve batıdaki sömürgeci kafirlerin istila ettiği İslâm topraklarının her bir
karışını geri almaya; sömürgeci kafirleri kendi yurtlarına kadar kovalamaya
muktedir değil misiniz? Evet, muktedir değil misiniz? Allah’ın izniyle elbette
muktedirsiniz.
Çünkü sizler, İslam Ümmetinin evlatlarısınız... Rasûlullah SallAllahu
Aleyhi ve Sellem’in Ümmetisiniz... Muhacirler ve Ensar’ın Ümmetisiniz... Raşit
Halifeler ve onlardan sonra gelen Halifelerin Ümmetisiniz... Müslümanlarla olan
ahdini bozan ve onlara saldıran Rum Kralı’na; “Cevabım ise, duyacağın değil,
göreceğindir!” diye karşılık veren ve dediğini yapan Harun Reşid’in torunlarısınız...
Bir Rum’un zulmüne uğrayan kadının “Yetiş ya Mutasım!” feryadına icabet
etmek için devasa bir ordu hazırlayan Mutasım’ın torunlarısınız... Sizler,
Haçlıları yerle yeksan eden ve H. 27 Recep 583 M. 2 Ekim 1187 tarihinde Aksa’yı
onların pisliğinden temizleyen Muzaffer Selahaddin Eyyubi’nin torunlarısınız.
Sizler; Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in, Kostantiniyye’nin fatihi
için söylediği ve “Onu fetheden komutanı ne güzel komutan, onu fetheden ordu
ne güzel ordudur” övgüsüne mazhar olan genç komutan Fatih Sultan Mehmed’in
torunlarısınız. Fatih Sultan Mehmet (Allah rahmet etsin ve nimetini artırsın),
H. 857 M.1453 yılında Kostantiniyye’yi fethetti... Sizler; ABD’nin,
Cezayir’deki esirlerinin serbest bırakılması ve Osmanlı donanmasının
saldırısına maruz kalmaksızın Atlantik Okyanusu ve Akdeniz’de geçiş izni
verilmesi karşılığında, Cezayir valisine yıllık 642 bin altın dolar ve 12 bin
Osmanlı altın lirası vergi ödemek zorunda kaldığı dönemin Halifesi III.
Selim’in torunlarısınız... Amerika, tarihinde ilk kez kendi dili dışında bir
dille ve hatta Osmanlı Devleti’nin diliyle H. 21 Safer 1210 M. 5 Eylül 1795
yılında bir antlaşma imzalamaya mecbur kaldı...
Sizler; İstanbul’daki Fransa Büyükelçisi’ni çağırtıp, onunla kasten askeri
üniformasıyla görüşen, sonra Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’e hakaret
içerikli tiyatro oyununun gösterimi durdurulması için tehdit eden ve “Ben
Müslümanların Halifesiyim... Eğer o oyunu durdurmazsanız dünyayı başınıza
yıkarım” diyen Halife Abdülhamid’in torunlarısınız... Bunun üzerine Fransa,
boyun eğdi ve H. 1307 M. 1890 yılında tiyatronun gösterimini yasakladı...
Sizler; Yahudilerin devlet hazinesi için teklif ettiği milyonlarca altına
kanmayan, Filistin’e yerleşmelerine izin vermesi için kendisine karşı
oluşturulan uluslararası baskılardan korkmayan ve “Filistin’in Hilafet
Devletinden ayrıldığını görmektense, bedenimin lime lime doğranmasını yeğlerim”
meşhur sözünü söyleyen Halife’nin torunlarısınız. Halife Abdülhamid, ileri
görüşlü biriydi, “Yahudiler milyonlarını kendilerine saklasınlar... Eğer bir
gün Hilafet Devleti parçalanırsa, işte o zaman Filistin’i bedelsiz alabilirler”
demişti. Nitekim öyle de oldu!
Ey Müslümanlar! Ey Müslüman ülkelerin orduları! Hilafet yeniden
kurulduğunda, atalarınız gibi siz de yeniden izzete kavuşacaksınız.
Atalarınızın eylemleri, izzetlerinin kanıtıdır ve Allah’ın rızası ise çok daha
büyüktür... Atalarınız Hilafet’i kurmakla kalmadı, onu koruyup kolladılar;
böylece hem izzete eriştiler hem dünyanın efendisi oldular hem de Rablerinin
rızasına nail oldular... Sizler de onların torunlarısınız. Haydi onların tabi
olduğu gibi Hakk’a tabi olun, onların inşa ettiği gibi bir izzet inşa edin.
Hilafet’i yeniden kurun ve onu koruyup kollayın. İşte Hizb-ut Tahrir
aranızdadır; haydi ona destek olun. Zira Hizb, Raşidi Hilafet Devleti’ni kurmak
ve İslami hayatı yeniden başlatmak için gece gündüz çalışmaktadır. Ümmetin
önünde gitmekte ve bu büyük iş için ona önderlik etmektedir. Hizb, sadece
Hilafet çağrısıyla bile sömürgeci kâfirlerin uykularını kaçırmaktadır. Hilafeti
kurup, sömürgeci kâfirlerin, Pasifik Okyanusu’nun kıyısındaki Endonezya ve
Malezya’dan, Atlantik kıyısındaki Fas ve Endülüs’e kadar çizdiği o yapay sınırları
ve engelleri kaldırdığında acaba durum nice olur?! O zaman Müslümanlar, eskiden
olduğu gibi, İslam’ı ve Müslümanları izzetli kılan, küfrü ve kâfirleri de zelil
kılan Raşidi Hilafet Devleti İle yeniden tek bir ümmet olacaklardır... Kuşkusuz
Hilafet, İslam’ın ve Müslümanların topraklarını sömürgeci kâfirlerin elinden
geri alacak, onları ülkelerinin derinliklerine kadar kovalayacak ve dünyayı
yeniden aydınlatacaktır... O gün Hak yerini bulacak ve Batıl yok olacaktır.
وَقُلْ جَاءَ الْحَقُّ
وَزَهَقَ الْبَاطِلُ إِنَّ الْبَاطِلَ كَانَ زَهُوقاً “Yine de ki: Hak geldi; bâtıl yıkılıp gitti. Zaten bâtıl yıkılmaya
mahkumdur.” [İsra 81]
Şöyle denilebilir: Hilafet gerçekten bütün bunları yapacak mı? Zafer bahşedip yenilgiyi def edecek mi? Müslüman ülkelerini sömürgeci
kâfirlerden kurtaracak mı? Onları kendi yurtlarına kadar kovalayacak mı? Biz de
“Evet” deriz. Rabbimiz Subhânehu ve Teâlâ böyle buyurmaktadır:
إِنْ
تَنْصُرُوا اللهَ يَنْصُرْكُمْ وَيُثَبِّتْ أَقْدَامَكُمْ “Ey iman edenler! Eğer siz Allah’a (Allah’ın dinine) yardım ederseniz O da
size yardım eder, ayaklarınızı kaydırmaz.” [Muhammed 7]
Allah’ın vaat ettiği hakiki zafer, ancak O’nun hükümlerini ikame eden İslam
Devleti’nin kurulmasıyla mümkün. Hilafet kurulduğunda, Allah Subhânehu ve Teâlâ
ona yardım edecek; kök salacak ve izzet bulacaktır, dostları ona saygı duyacak,
düşmanları ise ondan korkacaktır. Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle
buyurmaktadır:
الإِمَامُ
جُنَّةٌ يُقَاتَلُ مِنْ وَرَائِهِ وَيُتَّقَى بِهِ “İmam ancak bir kalkandır. Arkasında savaşılır ve onunla korunulur.” Çünkü Halife ve Hilafet bir kalkandır, yani korumadır. Koruması olan
kimse, Allah’ın izniyle sonunda muzaffer olacaktır; koruması olan kimsenin
ülkesi asla heder olmaz, düşmanları böylesi kimseye asla yaklaşamaz. Hilafet
tarihi buna şahittir; Bizans ve saltanatı nerede? Kisra ve Medain nerede?
Okyanustan okyanusa uzanan o geniş coğrafyada tekbir seslerinin yankılanmasını
sağlayan İslam Devleti, İslam ordusu ve İslam’ın adaleti değil mi? Eğer
Hilafet o vakit doğuda ve batıda iki okyanusun ötesinde bir kara parçası
olduğunu bilseydi, Güçlü, Aziz ve Hakîm olan Allah’a davet etmek için o iki
okyanusun azgın dalgalarını da aşardı.
Yine Hizb-ut Tahrir’in, Hilafet’ten başka sermayesinin olmadığı, nerede olursa
olsun sadece Hilafet’ten bahsettiği, Hilafet’ten başka bir şey bilmediği, ondan
başka bir şeye alışık olmadığı da söylenebilir... Biz de deriz ki: Evet,
Hilafet bizim sermayemiz ve sanatımızdır, izzet ve gücümüzdür, dinimiz ve
dünyamızın koruyucusudur, asıl ve fasıldır. Hükümler onunla ikame edilir,
hadler onunla uygulanır, fetihler onunla yapılır ve başlar Hak ile onun
sayesinde dik durur. Hilafet, Müslümanların, önemi ve büyüklüğüne rağmen
Rasûlullah SallAllahu aleyhi ve Sellem’in teçhiz ve defin işlemlerine
başlamadan önce uğraşmaya koyuldukları bir iştir. Bütün bunlar, Hilafet’in
azameti ve ehemmiyetinden kaynaklanmaktadır. Zira Sahabenin ileri gelenleri,
Hilafet ile meşgul olmayı, o büyük farzdan, yani Rasûlullah SallAllahu Aleyhi
ve Sellem’in defin işleminden daha öncelikli olduğunu düşünmüşlerdir.
Ey Müslümanlar! Ey Müslüman ülkelerin orduları! Şüphesiz Hilafet’in
kurulması, Müslümanların ölüm kalım meselesidir... Şüphesiz biz, Allah’ın
yardımına; İslâm’ın ve Müslümanların izzet bulacağına; mücahit Raşit Hilâfetin
yeniden kurulacağına; Filistin’i işgal eden Yahudi varlığının ortadan
kaldırılacağına ve Kostantiniyye’nin fethedilerek ‘İstanbul’ adıyla bir İslâm
diyarı olması gibi Roma’nın da fethedileceğine yürekten inanıyoruz... Kâfirler
ve münafıklar şöyle deseler bile biz bu konuda eminiz:
إِذْ يَقُولُ
الْمُنَافِقُونَ وَالَّذِينَ فِي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ غَرَّ هَؤُلَاءِ دِينُهُمْ “Hani münafıklar ve kalplerinde hastalık bulunanlar,
‘Bunları dinleri aldattı’ diyorlardı.” [Enfal 49] Çünkü
Müslümanlar için tüm bu zaferler, Allah Subhânehu ve Teâlâ’nın vaadinde
saklıdır.
وَعَدَ اللهُ
الَّذِينَ آمَنُوا مِنْكُمْ وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَيَسْتَخْلِفَنَّهُمْ فِي
الْأَرْضِ “Allah, içinizden, iman edip
de salih ameller işleyenlere, kendilerinden öncekileri egemen kıldığı gibi
onları da yeryüzünde mutlaka egemen kılacağına dair vaatte bulunmuştur.”
[Nur 55] İçinde bulunduğumuz bu ceberut saltanattan sonra Rasûlullah SallAllahu
Aleyhi ve Sellem’in müjdesinde saklıdır.
ثُمَّ تَكُونُ
مُلْكاً جَبْرِيَّةً فَتَكُونُ مَا شَاءَ اللهُ أَنْ تَكُونَ ثُمَّ يَرْفَعُهَا
إِذَا شَاءَ أَنْ يَرْفَعَهَا ثُمَّ تَكُونُ خِلَافَةً عَلَى مِنْهَاجِ
النُّبُوَّةِ ثُمَّ سَكَتَ “Daha sonra ceberut bir saltanat olacaktır. O da Allah’ın dilediği kadar
devam edecektir. Ardından Allah dilediği zaman onu ortadan kaldıracaktır. Sonra,
nübüvvet metodu üzere Hilafet olacaktır. Sonra da sustu” [Ahmed] Hilafet, Allah’ın izniyle mutlaka geri dönecektir... Ancak
Hilafet, kurulması için ciddi ve gayretli bir çalışma yapılmasını gerektirir.
Çünkü Aziz ve Hâkim olan Allah’ın değişmez kanunu, bizler hiçbir şey
yapmaksızın oturup dururken gökten melekler inip bizim için Hilafeti kurmasını,
Aziz ve Kaviyy olan Allah’ın vaadi ve Rasûl SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in
müjdesini gerçekleştirmesini gerektirmemektedir. Aksine bizler ciddiyetle, gayretle,
sadakatle ve samimiyetle çalıştığımız zaman, Allah, bize yardım etmeleri için
meleklerini indirecektir... Sonra Allah bize zafer ihsan edecek ve iki cihanda
da kurtuluşa erdirecektir. İşte bu, büyük kurtuluştur... Hizb-ut Tahrir,
Hilafet için ciddiyetle çalışmakta ve yakında kurulacağını müjdelemektedir. O
halde acele edin ey Müslümanlar! Acele edin ey güç ehli! Davete ve nusrete
katılın. Hilafet’i sadece uzaktan seyretmekle kalmayın, Hizb ile birlikte
Hilafet’i kurmak için acele edin. Zira Allah’ın izniyle zafer yakındır.
إِنَّ اللهَ
بَالِغُ أَمْرِهِ قَدْ جَعَلَ اللهُ لِكُلِّ شَيْءٍ قَدْراً “Allah, işinde galiptir. Allah her şey için bir kader tayin etmiştir.” [Talak 3]
وَيَوْمَئِذٍ
يَفْرَحُ الْمُؤْمِنُونَ * بِنَصْرِ اللَّهِ يَنْصُرُ مَنْ يَشَاءُ وَهُوَ
الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ “O gün Allah’ın zafer vermesiyle müminler sevinecektir. Allah, dilediğine
yardım eder. O, mutlak güç sahibidir, çok merhametlidir.” [Rum 4-6]
Dualarımızın sonu, Alemlerin Rabbi olan Allah’a hamd etmektir.
Ve’s Selamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakâtuh
H. Recep 1447 / M. Ocak 2026
Sizi Seven Kardeşiniz
Ata Bin Halil Ebu Raşta


Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış