Kâinata can veren Allah’ın, yaratılmışlar arasında eşref kıldığı insana
bahşettiği en değerli ve verimli çağ gençliktir. Gençlik, insanın çocukluğundan
getirdiği bilgi ve değer yargılarının olgun bir hâl alması, yeni ve sorgulayıcı
bir tavırla onları değiştirmek ve geliştirmek suretiyle ileriki merhalelere
sağlam temeller attığı yani hayat yolculuğunu büyük oranda şekillendirdiği
çağdır. Hiçbir olguyu manasız bırakmayan İslâm, gençleri de bu çağı en
istifadeli ve hayırlı geçirmeleri için yönlendirmiş ve misallerle yol
göstermiştir. Allah Celle Celalehu hayatın bu evresinin konumuna şöyle
işaret etmektedir:
[اَللّٰهُ
الَّذٖي خَلَقَكُمْ مِنْ ضَعْفٍ ثُمَّ جَعَلَ مِنْ بَعْدِ ضَعْفٍ قُوَّةً ثُمَّ
جَعَلَ مِنْ بَعْدِ قُوَّةٍ ضَعْفاً وَشَيْبَةًؕ يَخْلُقُ مَا يَشَٓاءُۚ وَهُوَ
الْعَلٖيمُ الْقَدٖيرُ] “Sizi güçsüz yaratan,
güçsüzlüğün ardından kuvvet veren, kuvvetli halinizden sonra da güçsüz hale
getiren ve yaşlandıran Allah’tır. O dilediğini yaratır. O hakkıyla bilendir,
üstün kudret sahibidir.”[1]
Çocukluğunda ve yaşlılık evresinde ikinci bir kimseye muhtaç durumda olan
insan, gençlik ve olgunluk çağında güçlü ve müstağni hâlindedir. İşte bu yüzden
genç Müslüman, zihnî ve bedensel gücünün zirvesinde olduğu bu yılları İslâm’a
bahşetmeli ve Allah’ın rızasına mazhar olmalıdır.
Bu bahşediş, Kur’an’daki kıssalarda genç Müslümana sayısız öğütler ve
misallerle gösterilmektedir. Bunların en başında İbrahim Aleyhi’s Selam’ın
kıssası gelir. İbrahim Aleyhi’s Selam, bir yıllık uzlet hayatından sonra
henüz genç bir delikanlıyken babasına hayatın anlamı, eşyanın değeri ve bunları
yaratan bir yaratıcı olup olmadığına dair sorular soruyor; güneşi, ayı ve
yıldızları inceleyip duruyordu. Ancak batıp kaybolunca bu gök cisimlerini
ilahlık mertebesinde görmenin hata olduğunu anlayıp [لَٓا اُحِبُّ الْاٰفِل۪ينَ]
“Ben batanları sevmem” diyordu.[2] Kendisinde
her şeyin üstünde bir yaratıcı olması gerektiğine ve insanların tapmakta
oldukları putların bütün bu kâinatı yaratmada ve idare etmede kudreti
bulunmayacağına dair bir fikir hâsıl olmuştu. İbrahim Aleyhi’s Selam bu
davranışlarla galeyana sebep olmuş, [قَالُوا سَمِعْنَا فَتًى يَذْكُرُهُمْ
يُقَالُ لَهُٓ اِبْرٰه۪يمُۜ] “(İçlerinden bazıları), ‘İbrahim
denilen bir gencin onları diline doladığını duyduk’ dediler.”[3]
ayetinde belirttiği üzere insanların gazabını üstüne çekmişti. Ancak o, bu
sözlerden korkmayarak yerleri ve gökleri yaratan rabbinin varlığına şahitlikte
bulunarak onların putlarını paramparça etmiş ve sapkınlıklarını yüzlerine
vurmuştu.[4]
İşte bu genç, tevhidi arayış konusunda tahkikî (araştırmacı) bir yolu
benimseyerek doğruya ulaşmıştı. Yaratıcının her şeyden üstün ve aşkın olması,
tek ve bir olması gerektiğinin farkına aklını kullanarak varmıştı. İbrahim Aleyhi’s
Selam, Allahu Teâlâ’nın; [وَلَقَدْ اٰتَيْنَٓا اِبْرٰه۪يمَ رُشْدَهُ مِنْ
قَبْلُ وَكُنَّا بِه۪ عَالِم۪ينَۚ] “Andolsun, daha önce de
İbrahim'e doğruyu yanlıştan ayırma yeteneğini verdik. Biz zaten onu
biliyorduk.”[5]
ayetinde buyurduğu gibi kendisine verilen akıl ve hikmet hasletini kullanarak
rabbini bulma yolunda bütün gençlere örnek olmuştur. Zira genç insan batıp
kaybolan, fani ve güçsüz insanlara ve otoritelere uymaktan çekinir ve Allah’ın
ona bahşettiği hikmeti kullanarak en doğru yolu bulur ve yalnızca O’na kulluk
eder. Bu yolda kendisine kin ve gazap besleyenlere karşı cesur ve gözü pek
olur.
Yine gençlerin sabır ve iffet örneği Yusuf Aleyhi’s Selam, henüz
çocukluğunda kardeşlerinin kıskançlığı sebebiyle bir kuyuya atılmış orada
sabrederek Allah’a yalvarmıştı. Allah’ın izniyle oradan geçen bir ticaret
kafilesinin dikkatini çekerek kurtulmuş, birkaç dirhem karşılığında efendisine
satılmış ve Mısır’a gitmişti. Büyüyüp buluğ çağına erdiğinde evinde kalmakta
olduğu Züleyha’nın arzusuna davet edilince bunu reddetmiş bu sebeple de
iftiraya uğrayarak hapse atılmakla tehdit edilmiştir. Ancak o, bu davranışında
sebat etmiş ve [قَالَ رَبِّ السِّجْنُ اَحَبُّ اِلَيَّ مِمَّا يَدْعُونَن۪ٓي اِلَيْهِۚ
وَاِلَّا تَصْرِفْ عَنّ۪ي كَيْدَهُنَّ اَصْبُ اِلَيْهِنَّ وَاَكُنْ مِنَ
الْجَاهِل۪ينَ] “Rabbim, zindan, bunların
beni kendisine çağırdıkları şeyden bana daha sevimlidir. Kurdukları düzeni
benden uzaklaştırmazsan, onlara (korkarım) eğilim gösterir, (böylece)
cahillerden olurum.”[6]
demiş ve 7 yıl hapiste kalmıştır. Günlerce kaldığı karanlık kuyudan
kurtulduktan sonra nüfuz sahibi bir ailenin kölesi olan Hz. Yusuf Aleyhi’s
Selam, eğer kendisine sunulan teklifi kabul etseydi hem zindana girmekten
kurtulacak hem de mevki sahibi olacaktı. Ancak Yusuf Aleyhi’s Selam kendisine
bahşedilen güzelliğine rağmen Allah’ın rızasından mahrum kalma ve iffetini
koruyamama korkusuyla bu ahlaksız teklifi kesin bir dille reddetmiş hatta bu
ortamın fitnesinden uzaklaşmak için zindanı yeğlemiştir. İşte bu, kendisine
ilim ve hikmet verilen Müslüman bir gencin gösterebileceği en büyük duruştur.
Gençliğinin baharında duygu ve şehvetlerine köle olmaktansa “bu düzenden
beni beri tut” diyen Yusuf Aleyhi’s Selam, sadece yüz güzelliğinin
değil kalp ve iman güzelliğinin de en büyük timsalidir.
Kendini Allah’a adamış gençlerin en güzel örneklerinden biri de Ashab-ı
Kehf’dir. Allahu Teâlâ’nın kendileri hakkında [نَحْنُ نَقُصُّ عَلَيْكَ نَبَاَهُمْ
بِالْحَقِّۜ اِنَّهُمْ فِتْيَةٌ اٰمَنُوا بِرَبِّهِمْ وَزِدْنَاهُمْ هُدًىۗ]
“Şimdi biz, onların başından geçen ibretli hâdiseyi bütün gerçekliğiyle sana
anlatacağız: Hiç şüphesiz onlar Rablerine iman etmiş genç yiğitlerdi; biz de
onların imanlarını daha da artırdık.”[7] buyurduğu bu
gençler, İsa Aleyhi’s Selam’ın davet ettiği tevhit risaletini taşıma
gayretinde, Allah’ın mucizelerine mazhar olmuş ve Kur’an-ı Kerim’de “Kehf Suresi”
ismiyle hayat mücadelelerinden sonsuza kadar bahsedilme lütfuna sahip
olmuşlardır. İnsanların tevhit mücadelesini unutup şirke bulaştığı dönemde
tevhidi savunmuşlar ve Allah’tan bir çıkış yolu istemişlerdi. Toplumdan
uzaklaştırılarak ceza verilmek istenen bu gençler davaları için şehirde fazla
kalamayacaklarını anlamışlar ve bir dağa iltica etmişlerdi. Orada Allah’ı
anmışlar ve vakitlerini ibadetle geçirmişlerdi.[8] Uykuya
daldıklarında ise Allah’ın mucizesi gerçekleşmiş ve üç yüz küsur yıl boyunca tehlikelerden
uzak bir hâlde uyutulmuşlardır. Fakat bu vakit kendilerine, ancak bir gün veya
bir günden az gelmiş, böyle olmadığını yiyecek almak için şehre geri
döndüklerinde kavrayabilmişlerdi.[9]
Kendilerinin nüfuz sahibi bir aileden oldukları bilinen bu kimseler
gençliklerini tevhit mücadelesi karşılığında satmışlardır. Ancak aradan
yüzyıllar geçmesine rağmen uyandıklarında yine de genç bir hâldedirler. İşte
Allah ile yapılan en büyük ticaret budur. Gençliğini ve ömrünü O’nun uğruna
harcayan kimse ebedi gençliği kazanacaktır. Zira Rasulullah’ın SallAllahu
Aleyhi ve Sellem’in şu sözü de bunu destekler mahiyettedir: “Cennet
ehli cennete gözleri sürmeli, sakal ve bıyıkları çıkmamış otuz üç yaşındaki
gençler olarak gireceklerdir.”[10]
En büyük rehberimiz Kur’an bize bu ve bunun gibi daha nice misaller vererek
ideal genç profilini çizer. İffetiyle iftiralara maruz kalan Hz. Meryem’in
sabırlı ve vakur duruşu,[11]
yiğitlik çağına erince kendisine ilim ve hikmet verilen[12] Hz. Mûsâ’nın
salih kul (Hızır Aleyhi’s Selam) ile yol arkadaşlığı, hakikate muttali
olmak için gösterdiği metanet[13]
ve diğerleri de bu kabilde, bu profili dolduracak örneklerdendir.
Allah’ın genç insana verdiği bu misallerden en büyüğü, Rasulullah SallAllahu
Aleyhi ve Sellem’in hayatıdır. Nitekim Allah, O’nun bizim için olan
örnekliğini “üsve-i hasene (en güzel örnek)” betimlemesiyle belirtmiştir.[14]
O, henüz nebi ve rasul seçilmeden önce, hiçbir kötülüğe bulaşmamış ve kendini
şirkten ve fuhşiyattan korumuştu. Gençlik yıllarında zulüm ve haksızlık
karşısında mağdur olanları koruyan topluluk Hılfu’l-Fudûl’a katılmıştır.[15]
Henüz 12 yaşındayken başlayan ticari hayatını aldatma ve hileden uzak bir
şekilde yürüttüğü için kendisine 25 yaşında Hatice RadiyAllahu Anha tarafından
evlilik teklifi sunulmuştur.[16]
35 yaşındayken yağmurda tahrip olan Kâbe’nin yeniden inşası sırasında
hacerü’l-esvedin yerine yerleştirilmesi konusunda kabileler arası çıkan
anlaşmazlıkta Ebu Ümeyye b. Muğire’nin teklifiyle Benî Şeybe kapısından ilk
giren kimsenin hakemliğine uyulması kararı tatbike razı olunmuş, kapıdan ilk
giren kimse Muhammed SallAllahu Aleyhi ve Sellem olunca da Kureyş
kabileleri rahatlayarak “İşte Muhammed el-Emin (güvenilir Muhammed) geldi.
Onun hakemliğine razı geliriz.” demişlerdi.[17] Yani âlemlere
rahmet Muhammed SallAllahu Aleyhi ve Sellem, risalet kendisine gelmeden
önce ahlaklı bir tacir, mazlumların hâline çözüm üreten hayırlı bir insan ve
toplumda “el-emin” vasfıyla muttasıf güvenilir bir gençti. Onu risalete
hazırlayan en büyük zemin de bunlar olmuş Hatice RadiyAllahu Anha,
Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’e olgunluk çağı kırk yaşında
risalet geldiğindeki tereddüt ve taaccüp hâline karşı “Korkma ey Ebu’l-Kasım
Rabbim seni mahcup etmeyecektir. Çünkü sen sözüne sadık, emanete riayet eden,
akrabayı gözeten, insanlara yardım eli uzatan, fakiri doyuran, misafiri
ağırlayan güzel ahlak sahibi birisin”[18] sözleriyle
gençlik yıllarını özetleyen bu konuşmasıyla onu adeta teskin etmişti.
Muhammed SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in risaletle
müjdelenmesinden sonra da Mekke ve Medine’de imanlı bir toplum oluşturma
gayretindeyken nice cesur gençler de O’nun davasına baş koymuşlardı. İslâm'ın
ilk merhalelerinde baskı ve zulümlere göğüs geren bu gençler, bu uğurda canlarını,
sevdiklerini Rasullullah’a feda etmişlerdi. O’na ilk iman edenlerin arasında
Ali 10, Abdullah b. Ömer 13, Zeyd b. Hârise 15, Abdullah b. Mes’ûd ve Zübeyr b.
el-Avvâm 16, Talha b. Ubeydullah, Abdurrahman b. Avf, Erkam b. Ebu’l-Erkam ve
Sa’d b. Ebu Vakkâs 17, Mus’ab b. Umeyr 18-20, Câfer b. Ebu Tâlib 22, Osman b.
Affân, Ebu Ubeyde b. el-Cerrâh ve Ömer (RadiyAllahu Anhum) 25-31
yaşlarında idiler.[19]
Muhammed SallAllahu Aleyhi ve Sellem gençlere merhametle ve didaktik
bir yaklaşımla muamele eder; onları teşvik edecek sözler söylerdi. Aslında bu
sözler, tüm ümmetinin gençlerine bir mesajdır. Rasullulah SallAllahu Aleyhi
ve Sellem şöyle buyurmuştur:
“Bir genç dünya lezzetlerini ve lehviyâtı (boş şeyleri) terk eder,
gençliğine rağmen Allahu Teâlâ’ya itaate devam ederse, Allah ona yetmiş iki
sıddıkın ecrini ihsan eder ve kendisine ‘Ey gençliğini benim taatime tahsis
edip şehvetini terk eden genç! Sen bana bazı meleklerim gibisin!’ der.”[20] “Gençlerinizin hayırlısı (olgunluk ve kemâlde) yaşlılarınıza
benzeyendir.”[21] “Allah’ın
rahmet gölgesinden başka gölge bulunmayan kıyamet gününde yedi kişiyi Allah
rahmet gölgesinde gölgelendirir: (Bunlardan biri) ...
Allah’a ibadetinde devam eden gençtir.”[22]
Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem gençlere kabiliyetleri ve
istidatları cihetiyle yaklaşıyor onlara erken yaşlarında görev vermekten
çekinmiyor ve oldukça merhametli ve müsamahakâr davranıyordu. Sözgelimi; Ali
RadiyAllahu Anh, Efendimiz SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in yanı
başında büyüyen ve zekâsıyla ön plana çıkan bir gençti. Muhammed SallAllahu
Aleyhi ve Sellem onun hakkında kullandığı “Ben ilmin şehriyim, Ali de
onun kapısıdır.”[23]
sözüyle onu şereflendirmiş ve ilme teşvik etmiştir. Onu, henüz 20 yaşlarının
başlarında Yemen’e kadı olarak tayin etmiş ve orada nasıl hüküm vereceğiyle
ilgili nasihat ve tavsiyelerde bulunmuştur.[24] Mübarek
hayatının son yıllarında ise Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem
Suriye bölgesine göndereceği ordunun başında henüz 19 yaşında olan Usame b.
Zeyd’i komutan olarak atamış, Ebu Bekir ve Ömer RadiyAllahu Anh gibi
büyük sahabileri de onun hizmetine vermiştir.[25] 23 yıllık
bir direniş ve eğitimin neticesinde nice olgun ve tecrübeli sahabeler dururken
Usame’yi komutan olarak ataması, O’nun gençlere karşı beslediği umudun ve
İslâm’ın genç Müslümanların elinde yükseleceği ülküsünün en büyük işaretidir.
Yine O SallAllahu Aleyhi ve Sellem’e ilk iman edenlerden, varlıklı
hayatını geride bırakarak ailesinin işkencelerine rağmen Müslüman olan Mus’ab
b. Umeyr, hicret henüz gerçekleşmeden önce Muhammed SallAllahu Aleyhi ve
Sellem tarafından Medine’ye “muallim” olarak gönderilmiştir.[26]
Onun sayesinde Yesrib halkından biat alınmış, İslâm’ın esasları öğretilmiş ve
bu şehir, kutlu yürüyüş hicret ile İslâm medeniyetinin ilk uygulandığı yere;
el-Medine’ye dönüşmeye onun eliyle hazırlanmıştır. Mus’ab’ın bu yaşamı tercih
etmesi ve gayreti Rasulullah tarafından takdir edilmiş ve onun hakkında mübarek
ağzından şu sözler dökülmüştür: “Allah’a hamd olsun Mekke’de son derece
lüks bir hayat süren fakat Allah’a ve Rasulullah’a olan sevgisinin, takvaya
olan aşkının bütün rahatlığa sırt çevirttiği genç adam işte budur.”[27]
Muhammed SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in Medine’ye hicreti ise tam
olarak genç Müslüman dimağların bir organizasyonu kabilindedir. -Müslümanlar,
istibdat ve işkencelerden uzaklaşmak ve risaleti yayma ortamı kurmak üzere
Medine’ye hicret etmeden önce Mus’ab b. Umeyr’in şehri hazır etmesi meselesine
değinmiştik.- Mekke’den çıkmadan evvel kendisine suikast teşebbüsünde bulunacaklarını
öğrenen Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem “yerinde yatıyor”
intibaını vermek için yatağına Ali b. Ebu Talib’in yatmasını istemiş; Ali RadiyAllahu
Anh ise tam bir vefa örneği göstererek bu talebi yerine getirmiştir. Ölüm
tehlikesini hiçe sayarak Rasulullah’ın yatağında yatmış, müşrikleri oyalayarak
hicretin gerçekleşmesinde büyük bir pay sahibi olmuştur.[28] Ebu Bekir RadiyAllahu
Anh, evindeki genç hanımlar (kızları) Esma ile Aişe’nin sır saklamayı
bildiklerini söylemesi üzerine Rasulullah’ın, onların yanında, o gece hicret
etme kararı verdiğini ve yanına yol arkadaşı olarak da kendisini seçtiğini
açıklamıştır. Hemen yol hazırlığına başlayan Esma ve Aişe deriden bir torbaya
azık koyup bir kırbaya da su doldurmuşlar ancak kapların ağızlarını bağlamak
için ip bulamayınca Esma, babasının teklifi üzerine belindeki kuşağı (nitâk)
çıkarıp ikiye bölmüş, bir parçasıyla azık torbasının, diğer parçasıyla da su
tulumunun ağzını bağlamıştı. Bundan son derece memnun olan Rasulullah SallAllahu
Aleyhi ve Sellem’in, “Allah bu kuşağının karşılığında cennette sana
iki kuşak versin” diye iltifat etmesi üzerine Esma bint Ebu Bekir
“Zâtünnitâkayn (iki kuşaklı)” lakabını almıştır.[29] Ebu Bekir RadiyAllahu
Anh’in oğlu Abdullah ise hicret yolunda Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve
Sellem ve babasına Kureyş’ten istihbarat getirme görevini üstlenmiş, onları
olası baskınlara karşı uyarmıştır.[30] Abdullah b.
Uraykıt isimli genç ise Müslüman olmamasına rağmen Rasulullah’a bu mübarek
yürüyüşlerinde refakat ederek kılavuz ve rehberlik görevinde bulunmuştur.[31]
İşte böylece tarihin akışını değiştiren, İslâm medeniyetinin ilk
uygulandığı ve İslâm Devleti’nin temellerinin atıldığı bu önemli hadise, bir
avuç Müslüman ve vefakâr gencin azmi, gayreti ve bittabi imanı ile
gerçekleşmiştir.
Bu gençler, cahiliye döneminde içki içen, hak ve hukuk bilmeyen, eğlence ve
kumar ile hayatlarını geçiren kimselerken İslâmî kimlik ve aidiyete
kavuşmuşlardır. İslâm’ın neferleri, kadıları/hâkimleri, komutanları ve
muallimleri olmuşlar; yetiştirdikleri neslin Arap Yarımadası’ndan çıkarak hızla
dünyaya yayılan bir medeniyetin temsilcileri olmasını sağlamışlardır.
Özetle; İslâm ile yücelen bu şahsiyetler İslâm’ı cihana yüceltmişlerdir. Bu
şahsiyetlerin ümmetin gençlerine örnek ve önder olmaları temennisi ile...
___
KAYNAKÇA
•
Apak, Âdem, “Hz.
Peygamber’in (sas) Etrafındaki Gençler”, Siyer İlim, Kültür ve Tarih
Dergisi, Ocak-Mart 2019/9.
•
Demircan, Adnan, Nebevi
Direniş: Hicret, Beyan: İstanbul, 2000
•
Elmalılı,
Muhammed Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, İstanbul: Eser Neşriyat,
1979
•
Ezrakî, Ahbâru
Mekke ve Ma Cae Fiha Mine’l-Âsar, Beyrut,1979
•
İbn Sa’d,
Muhammed, et-Tabakat el-Kübra, Beyrut, 1968
•
İbn Hişam,
es-Siretü’n- Nebeviyye, Mısır, 1936
•
Tirmizî, Ebu İsâ
Muhammed b. İsa, Sünenu’t-Tirmizî, el-Mucemu’l-Müfehres Lielfazi’l-
Hadisi’n-Nebevî, İstanbul: Dâru’d-Dave, 1986
•
Yıldırım, Ali, “Esma
bint. Ebu Bekir es-Sıddık”, DİA.
[1] Rum Suresi
54
[2] En’am
Suresi 76
[3] Enbiya
Suresi 60
[4] Enbiya
Suresi 54-58
[5]
Enbiya Suresi 51
[6] Yusuf
Suresi 33
[7] Kehf
Suresi 13
[8] “Hani o
genç yiğitler mağaraya sığınıp: ‘Rabbimiz bize katından bir rahmet ver, bize
yardım et; şu işimizde doğru ve rızana uygun olan ne ise onu bize nasip eyle!’
diye niyaz etmişlerdi.” (Bkz. Kehf Suresi 10)
[9] Muhammed
Hamdi Yazır Elmalılı, Hak Dini Kur’an Dili (İstanbul: Eser Neşriyat,
1979), 6: 3231, 3233.
[10] Tirmizî,
Ebû İsâ Muhammed b. İsa, Sünenu’t-Tirmizî, el-Mucemu’l-Müfehres
Lielfazi’l-Hadisi’n-Nebevî, (İstanbul: Dâru’d-Dave, 1986) Cennet, 8
[11] Meryem
Suresi 26
[12] Kasas
Suresi 14
[13] Kehf
Suresi 60-81
[14] Ahzâb
Suresi 21
[15] İbn Sa’d,
Muhammed, et-Tabakat el-Kübra, (Beyrut, 1968), I, 128, 129
[16] İbn Sa’d
I, 131; İbn Hişam, I, 189
[17] Ezrakî, Ahbâru
Mekke ve Ma Cae Fiha Mine’l-Âsar, (Beyrut,1979) I, 158, 159; İbn Hişam,
es-Siretü’n- Nebeviyye, (Mısır, 1936) I, 195
[18] İbn
Hişam, I, 233
[19] Âdem
Apak, “Hz. Peygamber’in (sas) Etrafındaki Gençler”, Siyer İlim, Kültür ve
Tarih Dergisi, Ocak-Mart 2019/9
[20] Râmûz
383/2
[21] Râmûz
281/15
[22] Buhari,
Ezan 36, Zekât 16, Rikak 24, Hudüd 19; Müslim, Zekât 91
[23] el-
Cami’us-Sağir 1/415, Sevaiku'l-Muhrika 73; Tehzibu't-Tehzib 6/320; Müstedrek-i
Hâkim 3/126
[24] Ebû
Dâvûd, “Akzıye”, 6; Tirmizî, “Ahkâm”, 5; Müsned, I, 83, 88, 111, 136,
149, 156
[25] İbn Sa’d,
II, 190
[26] İbn
Hişam, II, 42
[27] İbn Sa’d,
III, 116
[28] İbn
Hişam, II, 98
[29] Ali
Yıldırım, “Esmaü'l-Hüsna bint Ebû Bekir es-Sıddık”, DİA
[30] Adnan
Demircan, Nebevi Direniş: Hicret, (Beyan: İstanbul, 2000), s. 128
[31] İbn Sa’d,
I, 229


Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış