İslâm’ın Gençlik Tasavvuru

Hilal Tüfenk

Kâinata can veren Allah’ın, yaratılmışlar arasında eşref kıldığı insana bahşettiği en değerli ve verimli çağ gençliktir. Gençlik, insanın çocukluğundan getirdiği bilgi ve değer yargılarının olgun bir hâl alması, yeni ve sorgulayıcı bir tavırla onları değiştirmek ve geliştirmek suretiyle ileriki merhalelere sağlam temeller attığı yani hayat yolculuğunu büyük oranda şekillendirdiği çağdır. Hiçbir olguyu manasız bırakmayan İslâm, gençleri de bu çağı en istifadeli ve hayırlı geçirmeleri için yönlendirmiş ve misallerle yol göstermiştir. Allah Celle Celalehu hayatın bu evresinin konumuna şöyle işaret etmektedir:

[اَللّٰهُ الَّذٖي خَلَقَكُمْ مِنْ ضَعْفٍ ثُمَّ جَعَلَ مِنْ بَعْدِ ضَعْفٍ قُوَّةً ثُمَّ جَعَلَ مِنْ بَعْدِ قُوَّةٍ ضَعْفاً وَشَيْبَةًؕ يَخْلُقُ مَا يَشَٓاءُۚ وَهُوَ الْعَلٖيمُ الْقَدٖيرُ] “Sizi güçsüz yaratan, güçsüzlüğün ardından kuvvet veren, kuvvetli halinizden sonra da güçsüz hale getiren ve yaşlandıran Allah’tır. O dilediğini yaratır. O hakkıyla bilendir, üstün kudret sahibidir.”[1] Çocukluğunda ve yaşlılık evresinde ikinci bir kimseye muhtaç durumda olan insan, gençlik ve olgunluk çağında güçlü ve müstağni hâlindedir. İşte bu yüzden genç Müslüman, zihnî ve bedensel gücünün zirvesinde olduğu bu yılları İslâm’a bahşetmeli ve Allah’ın rızasına mazhar olmalıdır.

Bu bahşediş, Kur’an’daki kıssalarda genç Müslümana sayısız öğütler ve misallerle gösterilmektedir. Bunların en başında İbrahim Aleyhi’s Selam’ın kıssası gelir. İbrahim Aleyhi’s Selam, bir yıllık uzlet hayatından sonra henüz genç bir delikanlıyken babasına hayatın anlamı, eşyanın değeri ve bunları yaratan bir yaratıcı olup olmadığına dair sorular soruyor; güneşi, ayı ve yıldızları inceleyip duruyordu. Ancak batıp kaybolunca bu gök cisimlerini ilahlık mertebesinde görmenin hata olduğunu anlayıp [لَٓا اُحِبُّ الْاٰفِل۪ينَ] “Ben batanları sevmem” diyordu.[2] Kendisinde her şeyin üstünde bir yaratıcı olması gerektiğine ve insanların tapmakta oldukları putların bütün bu kâinatı yaratmada ve idare etmede kudreti bulunmayacağına dair bir fikir hâsıl olmuştu. İbrahim Aleyhi’s Selam bu davranışlarla galeyana sebep olmuş, [قَالُوا سَمِعْنَا فَتًى يَذْكُرُهُمْ يُقَالُ لَهُٓ اِبْرٰه۪يمُۜ] “(İçlerinden bazıları), ‘İbrahim denilen bir gencin onları diline doladığını duyduk’ dediler.”[3] ayetinde belirttiği üzere insanların gazabını üstüne çekmişti. Ancak o, bu sözlerden korkmayarak yerleri ve gökleri yaratan rabbinin varlığına şahitlikte bulunarak onların putlarını paramparça etmiş ve sapkınlıklarını yüzlerine vurmuştu.[4] İşte bu genç, tevhidi arayış konusunda tahkikî (araştırmacı) bir yolu benimseyerek doğruya ulaşmıştı. Yaratıcının her şeyden üstün ve aşkın olması, tek ve bir olması gerektiğinin farkına aklını kullanarak varmıştı. İbrahim Aleyhi’s Selam, Allahu Teâlâ’nın; [وَلَقَدْ اٰتَيْنَٓا اِبْرٰه۪يمَ رُشْدَهُ مِنْ قَبْلُ وَكُنَّا بِه۪ عَالِم۪ينَۚ] “Andolsun, daha önce de İbrahim'e doğruyu yanlıştan ayırma yeteneğini verdik. Biz zaten onu biliyorduk.”[5] ayetinde buyurduğu gibi kendisine verilen akıl ve hikmet hasletini kullanarak rabbini bulma yolunda bütün gençlere örnek olmuştur. Zira genç insan batıp kaybolan, fani ve güçsüz insanlara ve otoritelere uymaktan çekinir ve Allah’ın ona bahşettiği hikmeti kullanarak en doğru yolu bulur ve yalnızca O’na kulluk eder. Bu yolda kendisine kin ve gazap besleyenlere karşı cesur ve gözü pek olur.

Yine gençlerin sabır ve iffet örneği Yusuf Aleyhi’s Selam, henüz çocukluğunda kardeşlerinin kıskançlığı sebebiyle bir kuyuya atılmış orada sabrederek Allah’a yalvarmıştı. Allah’ın izniyle oradan geçen bir ticaret kafilesinin dikkatini çekerek kurtulmuş, birkaç dirhem karşılığında efendisine satılmış ve Mısır’a gitmişti. Büyüyüp buluğ çağına erdiğinde evinde kalmakta olduğu Züleyha’nın arzusuna davet edilince bunu reddetmiş bu sebeple de iftiraya uğrayarak hapse atılmakla tehdit edilmiştir. Ancak o, bu davranışında sebat etmiş ve [قَالَ رَبِّ السِّجْنُ اَحَبُّ اِلَيَّ مِمَّا يَدْعُونَن۪ٓي اِلَيْهِۚ وَاِلَّا تَصْرِفْ عَنّ۪ي كَيْدَهُنَّ اَصْبُ اِلَيْهِنَّ وَاَكُنْ مِنَ الْجَاهِل۪ينَ] “Rabbim, zindan, bunların beni kendisine çağırdıkları şeyden bana daha sevimlidir. Kurdukları düzeni benden uzaklaştırmazsan, onlara (korkarım) eğilim gösterir, (böylece) cahillerden olurum.”[6] demiş ve 7 yıl hapiste kalmıştır. Günlerce kaldığı karanlık kuyudan kurtulduktan sonra nüfuz sahibi bir ailenin kölesi olan Hz. Yusuf Aleyhi’s Selam, eğer kendisine sunulan teklifi kabul etseydi hem zindana girmekten kurtulacak hem de mevki sahibi olacaktı. Ancak Yusuf Aleyhi’s Selam kendisine bahşedilen güzelliğine rağmen Allah’ın rızasından mahrum kalma ve iffetini koruyamama korkusuyla bu ahlaksız teklifi kesin bir dille reddetmiş hatta bu ortamın fitnesinden uzaklaşmak için zindanı yeğlemiştir. İşte bu, kendisine ilim ve hikmet verilen Müslüman bir gencin gösterebileceği en büyük duruştur. Gençliğinin baharında duygu ve şehvetlerine köle olmaktansa “bu düzenden beni beri tut” diyen Yusuf Aleyhi’s Selam, sadece yüz güzelliğinin değil kalp ve iman güzelliğinin de en büyük timsalidir.

Kendini Allah’a adamış gençlerin en güzel örneklerinden biri de Ashab-ı Kehf’dir. Allahu Teâlâ’nın kendileri hakkında [نَحْنُ نَقُصُّ عَلَيْكَ نَبَاَهُمْ بِالْحَقِّۜ اِنَّهُمْ فِتْيَةٌ اٰمَنُوا بِرَبِّهِمْ وَزِدْنَاهُمْ هُدًىۗ] “Şimdi biz, onların başından geçen ibretli hâdiseyi bütün gerçekliğiyle sana anlatacağız: Hiç şüphesiz onlar Rablerine iman etmiş genç yiğitlerdi; biz de onların imanlarını daha da artırdık.”[7] buyurduğu bu gençler, İsa Aleyhi’s Selam’ın davet ettiği tevhit risaletini taşıma gayretinde, Allah’ın mucizelerine mazhar olmuş ve Kur’an-ı Kerim’de “Kehf Suresi” ismiyle hayat mücadelelerinden sonsuza kadar bahsedilme lütfuna sahip olmuşlardır. İnsanların tevhit mücadelesini unutup şirke bulaştığı dönemde tevhidi savunmuşlar ve Allah’tan bir çıkış yolu istemişlerdi. Toplumdan uzaklaştırılarak ceza verilmek istenen bu gençler davaları için şehirde fazla kalamayacaklarını anlamışlar ve bir dağa iltica etmişlerdi. Orada Allah’ı anmışlar ve vakitlerini ibadetle geçirmişlerdi.[8] Uykuya daldıklarında ise Allah’ın mucizesi gerçekleşmiş ve üç yüz küsur yıl boyunca tehlikelerden uzak bir hâlde uyutulmuşlardır. Fakat bu vakit kendilerine, ancak bir gün veya bir günden az gelmiş, böyle olmadığını yiyecek almak için şehre geri döndüklerinde kavrayabilmişlerdi.[9] Kendilerinin nüfuz sahibi bir aileden oldukları bilinen bu kimseler gençliklerini tevhit mücadelesi karşılığında satmışlardır. Ancak aradan yüzyıllar geçmesine rağmen uyandıklarında yine de genç bir hâldedirler. İşte Allah ile yapılan en büyük ticaret budur. Gençliğini ve ömrünü O’nun uğruna harcayan kimse ebedi gençliği kazanacaktır. Zira Rasulullah’ın SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in şu sözü de bunu destekler mahiyettedir: “Cennet ehli cennete gözleri sürmeli, sakal ve bıyıkları çıkmamış otuz üç yaşındaki gençler olarak gireceklerdir.”[10]

En büyük rehberimiz Kur’an bize bu ve bunun gibi daha nice misaller vererek ideal genç profilini çizer. İffetiyle iftiralara maruz kalan Hz. Meryem’in sabırlı ve vakur duruşu,[11] yiğitlik çağına erince kendisine ilim ve hikmet verilen[12] Hz. Mûsâ’nın salih kul (Hızır Aleyhi’s Selam) ile yol arkadaşlığı, hakikate muttali olmak için gösterdiği metanet[13] ve diğerleri de bu kabilde, bu profili dolduracak örneklerdendir.

Allah’ın genç insana verdiği bu misallerden en büyüğü, Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in hayatıdır. Nitekim Allah, O’nun bizim için olan örnekliğini “üsve-i hasene (en güzel örnek)” betimlemesiyle belirtmiştir.[14] O, henüz nebi ve rasul seçilmeden önce, hiçbir kötülüğe bulaşmamış ve kendini şirkten ve fuhşiyattan korumuştu. Gençlik yıllarında zulüm ve haksızlık karşısında mağdur olanları koruyan topluluk Hılfu’l-Fudûl’a katılmıştır.[15] Henüz 12 yaşındayken başlayan ticari hayatını aldatma ve hileden uzak bir şekilde yürüttüğü için kendisine 25 yaşında Hatice RadiyAllahu Anha tarafından evlilik teklifi sunulmuştur.[16] 35 yaşındayken yağmurda tahrip olan Kâbe’nin yeniden inşası sırasında hacerü’l-esvedin yerine yerleştirilmesi konusunda kabileler arası çıkan anlaşmazlıkta Ebu Ümeyye b. Muğire’nin teklifiyle Benî Şeybe kapısından ilk giren kimsenin hakemliğine uyulması kararı tatbike razı olunmuş, kapıdan ilk giren kimse Muhammed SallAllahu Aleyhi ve Sellem olunca da Kureyş kabileleri rahatlayarak “İşte Muhammed el-Emin (güvenilir Muhammed) geldi. Onun hakemliğine razı geliriz.” demişlerdi.[17] Yani âlemlere rahmet Muhammed SallAllahu Aleyhi ve Sellem, risalet kendisine gelmeden önce ahlaklı bir tacir, mazlumların hâline çözüm üreten hayırlı bir insan ve toplumda “el-emin” vasfıyla muttasıf güvenilir bir gençti. Onu risalete hazırlayan en büyük zemin de bunlar olmuş Hatice RadiyAllahu Anha, Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’e olgunluk çağı kırk yaşında risalet geldiğindeki tereddüt ve taaccüp hâline karşı “Korkma ey Ebu’l-Kasım Rabbim seni mahcup etmeyecektir. Çünkü sen sözüne sadık, emanete riayet eden, akrabayı gözeten, insanlara yardım eli uzatan, fakiri doyuran, misafiri ağırlayan güzel ahlak sahibi birisin”[18] sözleriyle gençlik yıllarını özetleyen bu konuşmasıyla onu adeta teskin etmişti.

Muhammed SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in risaletle müjdelenmesinden sonra da Mekke ve Medine’de imanlı bir toplum oluşturma gayretindeyken nice cesur gençler de O’nun davasına baş koymuşlardı. İslâm'ın ilk merhalelerinde baskı ve zulümlere göğüs geren bu gençler, bu uğurda canlarını, sevdiklerini Rasullullah’a feda etmişlerdi. O’na ilk iman edenlerin arasında Ali 10, Abdullah b. Ömer 13, Zeyd b. Hârise 15, Abdullah b. Mes’ûd ve Zübeyr b. el-Avvâm 16, Talha b. Ubeydullah, Abdurrahman b. Avf, Erkam b. Ebu’l-Erkam ve Sa’d b. Ebu Vakkâs 17, Mus’ab b. Umeyr 18­-20, Câfer b. Ebu Tâlib 22, Osman b. Affân, Ebu Ubeyde b. el-Cerrâh ve Ömer (RadiyAllahu Anhum) 25-31 yaşlarında idiler.[19]

Muhammed SallAllahu Aleyhi ve Sellem gençlere merhametle ve didaktik bir yaklaşımla muamele eder; onları teşvik edecek sözler söylerdi. Aslında bu sözler, tüm ümmetinin gençlerine bir mesajdır. Rasullulah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

“Bir genç dünya lezzetlerini ve lehviyâtı (boş şeyleri) terk eder, gençliğine rağmen Allahu Teâlâ’ya itaate devam ederse, Allah ona yetmiş iki sıddıkın ecrini ihsan eder ve kendisine ‘Ey gençliğini benim taatime tahsis edip şehvetini terk eden genç! Sen bana bazı meleklerim gibisin!’ der.”[20] “Gençlerinizin hayırlısı (olgunluk ve kemâlde) yaşlılarınıza benzeyendir.”[21] “Allah’ın rahmet gölgesinden başka gölge bulunmayan kıyamet gününde yedi kişiyi Allah rahmet gölgesinde gölgelendirir: (Bunlardan biri) ... Allah’a ibadetinde devam eden gençtir.”[22]

Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem gençlere kabiliyetleri ve istidatları cihetiyle yaklaşıyor onlara erken yaşlarında görev vermekten çekinmiyor ve oldukça merhametli ve müsamahakâr davranıyordu. Sözgelimi; Ali RadiyAllahu Anh, Efendimiz SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in yanı başında büyüyen ve zekâsıyla ön plana çıkan bir gençti. Muhammed SallAllahu Aleyhi ve Sellem onun hakkında kullandığı “Ben ilmin şehriyim, Ali de onun kapısıdır.”[23] sözüyle onu şereflendirmiş ve ilme teşvik etmiştir. Onu, henüz 20 yaşlarının başlarında Yemen’e kadı olarak tayin etmiş ve orada nasıl hüküm vereceğiyle ilgili nasihat ve tavsiyelerde bulunmuştur.[24] Mübarek hayatının son yıllarında ise Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem Suriye bölgesine göndereceği ordunun başında henüz 19 yaşında olan Usame b. Zeyd’i komutan olarak atamış, Ebu Bekir ve Ömer RadiyAllahu Anh gibi büyük sahabileri de onun hizmetine vermiştir.[25] 23 yıllık bir direniş ve eğitimin neticesinde nice olgun ve tecrübeli sahabeler dururken Usame’yi komutan olarak ataması, O’nun gençlere karşı beslediği umudun ve İslâm’ın genç Müslümanların elinde yükseleceği ülküsünün en büyük işaretidir. Yine O SallAllahu Aleyhi ve Sellem’e ilk iman edenlerden, varlıklı hayatını geride bırakarak ailesinin işkencelerine rağmen Müslüman olan Mus’ab b. Umeyr, hicret henüz gerçekleşmeden önce Muhammed SallAllahu Aleyhi ve Sellem tarafından Medine’ye “muallim” olarak gönderilmiştir.[26] Onun sayesinde Yesrib halkından biat alınmış, İslâm’ın esasları öğretilmiş ve bu şehir, kutlu yürüyüş hicret ile İslâm medeniyetinin ilk uygulandığı yere; el-Medine’ye dönüşmeye onun eliyle hazırlanmıştır. Mus’ab’ın bu yaşamı tercih etmesi ve gayreti Rasulullah tarafından takdir edilmiş ve onun hakkında mübarek ağzından şu sözler dökülmüştür: “Allah’a hamd olsun Mekke’de son derece lüks bir hayat süren fakat Allah’a ve Rasulullah’a olan sevgisinin, takvaya olan aşkının bütün rahatlığa sırt çevirttiği genç adam işte budur.”[27]

Muhammed SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in Medine’ye hicreti ise tam olarak genç Müslüman dimağların bir organizasyonu kabilindedir. -Müslümanlar, istibdat ve işkencelerden uzaklaşmak ve risaleti yayma ortamı kurmak üzere Medine’ye hicret etmeden önce Mus’ab b. Umeyr’in şehri hazır etmesi meselesine değinmiştik.- Mekke’den çıkmadan evvel kendisine suikast teşebbüsünde bulunacaklarını öğrenen Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem “yerinde yatıyor” intibaını vermek için yatağına Ali b. Ebu Talib’in yatmasını istemiş; Ali RadiyAllahu Anh ise tam bir vefa örneği göstererek bu talebi yerine getirmiştir. Ölüm tehlikesini hiçe sayarak Rasulullah’ın yatağında yatmış, müşrikleri oyalayarak hicretin gerçekleşmesinde büyük bir pay sahibi olmuştur.[28] Ebu Bekir RadiyAllahu Anh, evindeki genç hanımlar (kızları) Esma ile Aişe’nin sır saklamayı bildiklerini söylemesi üzerine Rasulullah’ın, onların yanında, o gece hicret etme kararı verdiğini ve yanına yol arkadaşı olarak da kendisini seçtiğini açıklamıştır. Hemen yol hazırlığına başlayan Esma ve Aişe deriden bir torbaya azık koyup bir kırbaya da su doldurmuşlar ancak kapların ağızlarını bağlamak için ip bulamayınca Esma, babasının teklifi üzerine belindeki kuşağı (nitâk) çıkarıp ikiye bölmüş, bir parçasıyla azık torbasının, diğer parçasıyla da su tulumunun ağzını bağlamıştı. Bundan son derece memnun olan Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in, “Allah bu kuşağının karşılığında cennette sana iki kuşak versin” diye iltifat etmesi üzerine Esma bint Ebu Bekir “Zâtünnitâkayn (iki kuşaklı)” lakabını almıştır.[29] Ebu Bekir RadiyAllahu Anh’in oğlu Abdullah ise hicret yolunda Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem ve babasına Kureyş’ten istihbarat getirme görevini üstlenmiş, onları olası baskınlara karşı uyarmıştır.[30] Abdullah b. Uraykıt isimli genç ise Müslüman olmamasına rağmen Rasulullah’a bu mübarek yürüyüşlerinde refakat ederek kılavuz ve rehberlik görevinde bulunmuştur.[31]

İşte böylece tarihin akışını değiştiren, İslâm medeniyetinin ilk uygulandığı ve İslâm Devleti’nin temellerinin atıldığı bu önemli hadise, bir avuç Müslüman ve vefakâr gencin azmi, gayreti ve bittabi imanı ile gerçekleşmiştir.

Bu gençler, cahiliye döneminde içki içen, hak ve hukuk bilmeyen, eğlence ve kumar ile hayatlarını geçiren kimselerken İslâmî kimlik ve aidiyete kavuşmuşlardır. İslâm’ın neferleri, kadıları/hâkimleri, komutanları ve muallimleri olmuşlar; yetiştirdikleri neslin Arap Yarımadası’ndan çıkarak hızla dünyaya yayılan bir medeniyetin temsilcileri olmasını sağlamışlardır.

Özetle; İslâm ile yücelen bu şahsiyetler İslâm’ı cihana yüceltmişlerdir. Bu şahsiyetlerin ümmetin gençlerine örnek ve önder olmaları temennisi ile...

 

 

___

KAYNAKÇA

        Apak, Âdem, “Hz. Peygamber’in (sas) Etrafındaki Gençler”, Siyer İlim, Kültür ve Tarih Dergisi, Ocak-Mart 2019/9.

        Demircan, Adnan, Nebevi Direniş: Hicret, Beyan: İstanbul, 2000

        Elmalılı, Muhammed Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, İstanbul: Eser Neşriyat, 1979

        Ezrakî, Ahbâru Mekke ve Ma Cae Fiha Mine’l-Âsar, Beyrut,1979

        İbn Sa’d, Muhammed, et-Tabakat el-Kübra, Beyrut, 1968

        İbn Hişam, es-Siretü’n- Nebeviyye, Mısır, 1936

        Tirmizî, Ebu İsâ Muhammed b. İsa, Sünenu’t-Tirmizî, el-Mucemu’l-Müfehres Lielfazi’l- Hadisi’n-Nebevî, İstanbul: Dâru’d-Dave, 1986

        Yıldırım, Ali, “Esma bint. Ebu Bekir es-Sıddık”, DİA.

 



[1] Rum Suresi 54

[2] En’am Suresi 76

[3] Enbiya Suresi 60

[4] Enbiya Suresi 54-58

[5] Enbiya Suresi 51

[6] Yusuf Suresi 33

[7] Kehf Suresi 13

[8] “Hani o genç yiğitler mağaraya sığınıp: ‘Rabbimiz bize katından bir rahmet ver, bize yardım et; şu işimizde doğru ve rızana uygun olan ne ise onu bize nasip eyle!’ diye niyaz etmişlerdi.” (Bkz. Kehf Suresi 10)

[9] Muhammed Hamdi Yazır Elmalılı, Hak Dini Kur’an Dili (İstanbul: Eser Neşriyat, 1979), 6: 3231, 3233.

[10] Tirmizî, Ebû İsâ Muhammed b. İsa, Sünenu’t-Tirmizî, el-Mucemu’l-Müfehres Lielfazi’l-Hadisi’n-Nebevî, (İstanbul: Dâru’d-Dave, 1986) Cennet, 8

[11] Meryem Suresi 26

[12] Kasas Suresi 14

[13] Kehf Suresi 60-81

[14] Ahzâb Suresi 21

[15] İbn Sa’d, Muhammed, et-Tabakat el-Kübra, (Beyrut, 1968), I, 128, 129

[16] İbn Sa’d I, 131; İbn Hişam, I, 189

[17] Ezrakî, Ahbâru Mekke ve Ma Cae Fiha Mine’l-Âsar, (Beyrut,1979) I, 158, 159; İbn Hişam, es-Siretü’n- Nebeviyye, (Mısır, 1936) I, 195

[18] İbn Hişam, I, 233

[19] Âdem Apak, “Hz. Peygamber’in (sas) Etrafındaki Gençler”, Siyer İlim, Kültür ve Tarih Dergisi, Ocak-Mart 2019/9

[20] Râmûz 383/2

[21] Râmûz 281/15

[22] Buhari, Ezan 36, Zekât 16, Rikak 24, Hudüd 19; Müslim, Zekât 91

[23] el- Cami’us-Sağir 1/415, Sevaiku'l-Muhrika 73; Tehzibu't-Tehzib 6/320; Müstedrek-i Hâkim 3/126

[24] Ebû Dâvûd, “Akzıye”, 6; Tirmizî, “Ahkâm”, 5; Müsned, I, 83, 88, 111, 136, 149, 156

[25] İbn Sa’d, II, 190

[26] İbn Hişam, II, 42

[27] İbn Sa’d, III, 116

[28] İbn Hişam, II, 98

[29] Ali Yıldırım, “Esmaü'l-Hüsna bint Ebû Bekir es-Sıddık”, DİA

[30] Adnan Demircan, Nebevi Direniş: Hicret, (Beyan: İstanbul, 2000), s. 128

[31] İbn Sa’d, I, 229


Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz