Ağacı Yaşken Nereye ve Kim Eğecek?

ilknur Er

Atasözleri, topluma mâl olmuş, toplum tarafından benimsenmiş ve yüzyılların yaşam tecrübesi, düşünce ve mantık sisteminden geçerek günümüze ulaşmış kısa ve özlü sözlerdir. Atasözleri ile bazen uzun cümlelerle ifade edilebilecek meseleler tek cümlede izah edilebilir.

Her yaşın ayrı bir güzelliği vardır ama çocukluk ve gençlik çağı bir başkadır. “Ağaç yaş iken eğilir” atasözünde insan hayatı, ağaca benzetilmiştir. Bu atasözü çocukların küçük yaşlarda daha kolay öğreneceği anlamını taşımaktadır. İnsanların küçük yaşlardan itibaren eğitim alması son derece önemlidir. Çocukların küçükken bilinçleri çok açıktır. Bunun içindir ki çocuklar mutlaka küçük yaşta eğitilmelidirler. Bu yaşlarda öğrenmeye, her türlü bilgiyi almaya açtırlar. Zaman ilerleyip büyüdükçe eğitilmeleri daha zorlaşabilir. Çünkü geçmişten gelen tecrübeleri, bilgileri ve alışkanlıkları söküp atarak, yerine yenilerini koymak zor olmaktadır. Yaşlı insanlara bir şey öğretmek imkânsız değildir ama kolay olmayabilir. Yaş ilerledikçe algılama azaldığı gibi hafıza da zayıflayabilir; o yüzden yaşlılar, geçmişlerinden aldıkları bilgilerle sonuna kadar gitmek isteyebilirler. Onlar tıpkı kuru bir ağaç gibidirler. Eğilmezler, buna zorlandıklarında ise kırılgan olabilirler.

Hayata uyum sağlamak, topluma iyi insanlar kazandırmak, çocuklara küçük yaşta verilen eğitimlerle ilişkilidir. Çocukluk çağı, bu eğitimin verilebileceği en güzel ve etkili dönemdir. Çocuklar, şekillenmeyi bekleyen hamur gibidirler. Bu nedenle ebeveynlere ve öğretmenlere çok iş düşmektedir. Eğitimin küçük yaşlardan itibaren ailede verilmesi gerekir. Sonrasında ise bu eğitim ve öğretim hem ailede hem de okulda ve sosyal hayatta devam etmelidir. Çocuklar küçükken hafızaları ve kavrama yetenekleri henüz yıpranmamıştır. Bu yüzden edinecekleri bilgileri çabuk kavrarlar. Bu yaşlarda işlenmeye, her türlü bilgiyle donatılmaya elverişlidirler. Zaman geçip de büyüdükçe eğitilmeleri zorlaşır. Hayattan yaş almış ve dünya meşgaleleri ile tıpkı yıpranmış bir flaş-bellek gibi dikkati dağılmış insanın eğitimi kolay olmayabilir.

İnsanlar genel olarak küçük yaşlarda etkilenmeye daha açıktırlar; söz dinlediklerinde eğitimi kolay olur. İnsanlara küçük yaşlarda terbiye, dinî bilgiler, eğitim ve ahlak kurallarının öğretilmesi daha etkili ve verimlidir. Çünkü ağaç daha fidanken iyi bakım görünce nasıl gürleşirse, büyümesi o kadar verimli olur. Kuru bir ağacı yani yaşlanmış bir ağacı eğmeye kalktığınızda eğemezsiniz, ağaç kırılır. İnsan yaşamı da aynı bir ağaca benzer, küçüklüğünde nasıl yetiştirilirse, ilerleyen yaşlarında da aynı şekilde hayatını devam ettirir. Bu nedenle küçük yaşta bir çocuk, her türlü etkiye açıktır; verilen bilgileri ve eğitimi direnç göstermeden kabullenebilmektedir. Yaşı ilerlemiş insanın yeni hedefler belirlemesi ve hedeflerini gerçekleştirmesi zordur. Hedefi olan insanlar küçük yaşlardan itibaren hedeflerine yönelik olarak çalıştıklarında daha verimli olabilirler.

Yunan Filozof Epictetus’a atfedilen şu söz manidardır: “İnsanların anavatanı çocukluğudur.” Hatta günümüzde psikiyatristler psikolojik rahatsızlıkları olan hastalarını tedavi etmek için onların çocukluk hatta bebeklik yıllarındaki yaşantıları ile ilgili verilerden faydalanmak adına kişinin bu dönemini sorgular. Teşhis ve tedavilerini de o temel üzerinden hareket ederek oluşturur.

Toplumsal ve bilimsel olarak da kabul edildiği gibi dinî açıdan da çocuk yaşlarda verilecek eğitim oldukça etkili ve kalıcı olacaktır. Gün geçtikçe zihni dolan insan, daha zor öğrenmektedir. O yüzden çocukluk çağındaki eğitim ve öğretim her daim daha etkilidir.

İnsanoğlu, dünyaya İslâm fıtratı üzere geldiği hâlde dünyadaki ilk etkilenmesi ailede anne-babası ile başlar ve sonrasında çevresi ile devam eder.  İslâm akidesi ile yetiştirilen çocuk; İslâmi şahsiyete bürünür, diğer akideler ile yetişen çocuklar ise o akidelerin ortaya çıkarttığı şahsiyete bürünür.

Hadisi şerifte şöyle geçmektedir:

[مَا مِنْ مَوْلُودٍ إِلاَّ يُولَدُ عَلَى الْفِطْرَةِ فَأَبَوَاهُ يُهَوِّدَانِهِ وَيُنَصِّرَانِهِ وَيُمَجِّسَانِهِ] “Her doğan, İslâm fıtratı üzerine doğar. Sonra, anne-babası onu Hıristiyan, Yahudi veya Mecusî yapar.”[1]

“Geleceğimiz olan çocuklarımız ve gençlerimiz bugün hangi şartlarda, hangi değerler içerisinde yetiştiriliyor diye durum değerlendirmesi yapacak olursak, gördüğümüz kadarıyla İslâmsız bir gençlik helal-haram nedir bilmeden, saygı, edep, hayâ vs. değerlerden habersiz, alnı secdeden uzak, ellerinde cep telefonu, bilgisayar ve etraflarında dönen bin bir tuzak içerisinde yaşamaktalar. Daha doğrusu yaşadıklarını zannetmekteler.

Çocuklar henüz bebek yaştan itibaren sosyal medya ile tanıştırılıyor. Bebek ağladığında aile bireyleri tarafından cep telefonu veya televizyon ile susturulmaya çalışılıyor. Yemek yemediğinde cep telefonundan video izlettirilerek yedirilmeye çalışılıyor. Hatta Youtuber anne-babalar, bebeklikten itibaren evlatlarının her hâlini sosyal medyada diğer ailelere rol-model olsun, kendilerinin de keseleri dolsun diye paylaşıp duruyorlar. Üzülerek ifade ediyorum ki; bu videolar yüksek oranda izlenme rekorları kırıyor. Sosyal medya, bebekler dâhil toplumun hemen her kesiminde maalesef çok ciddi bir etkiye sahip.

Peki, cep telefonu ve sosyal medya ile büyütülen o çocuklardan ne beklenir? Allah’a kulluk adına ne beklenebilir? Sorumluluk alma adına ne beklenir? İnsanlık adına ne beklenir?” şeklinde uzayıp giden birçok soru sorulabilir. Çocukları ve gençleri küçük yaşta eğitebilmek üstü örtülerek görmezden gelinecek ve önemsenmeyecek bir konu değildir. Burada esas olay; problemi teşhis ettikten sonra gelecek olan çözüm önerisidir. Kapitalist sistemin çözüm önerilerine baktığımızda; çözüm olarak sunduğu hususların aslında problemin ana kaynağı olduğunu görmekteyiz. Ümmetin çocukları için kapsamlı, detaylı, fıtrata uygun, kalıcı çözümler bulmak gerekmektedir.

Müslüman ve gençlerimize hayata geliş gayeleri, nereden gelip nereye gittikleri, hayatta olması gereken amaçları, kime kulluk etmeleri gerektiği, dünyanın ve ahiretin esasları, dünya hayatını hangi nizama göre yaşamaları gerektiği hakkıyla ve doğru bir şekilde öğretilirse geçmişte olduğu gibi bugün de evlatlarımız aslına dönecektir. Sosyal medya kullanımını da bu konuda verimli olarak değerlendirebileceklerdir. Özüne dönen Müslüman ümmetin evlatları arasından yine Musab bin Umeyr gibi dünya nimetlerini cennet karşılığında elinin tersiyle iten yiğitler, 21 yaşında İstanbul’u fetheden Fatih Sultan Mehmet gibi şanlı komutanlar, dünyada Allah’ın dinini hâkim kılmak için yürekli, mert insanlar çıkacaktır. Ümidini ve güvenini Allah’ın dinine bağlayan bu ümmet, asla ümitsiz ve karamsar değildir. Ümmetin evlatlarında o cevher mevcuttur.

İslâm temelli çocuk eğitiminin nasıl olması gerektiğini Köklü Değişim tarafından neşredilen Necah Sabatin’in “Çocuk Terbiyesinin Esasları” adlı kitaptan birkaç alıntı yaparak en azından fikir edinelim. Necah Sabatin şöyle diyor:

“Çocuk belli bir seviyeye geldiğinde biri diğerlerine baskı kurmayacak ve birini diğerlerine feda etmeyecek şekilde dört değerin dengeli bir şekilde davranışlarında gerçekleşmesi gerekir. Söz konusu dört değer şunlardır:

Ruhi Değer

Çocukların davranışlarında ruhi değer, onları küçüklüğünden itibaren İslâm akidesine ve ibadet, muamelat, düzen ve yasalar başta olmak üzere şeriat öğretisine bağlamakla tahakkuk eder. Çocukların, karar ve davranışlarında Allah’ın gözetimi altında oldukları bilinciyle yetiştirilmesi gerekir. Böylece O’ndan sakınarak emirlerine itaat edip yasaklarından uzaklaşmaları mümkün olacaklardır.

İnsani Değer

Geçek şu ki; Allah Celle Celâlehû insanda nevi içgüdüsünü yaratmıştır. İnsana özgü olan bu içgüdü onu hemcinsleri olan insan nevinin bekasını sağlamaya sevk eder. Boğulan birini hiç tanımadığı halde kurtarmaya çalışmak bu içgüdünün tezahürüdür. Aynı şekilde babalık, annelik ve evlatlık duyguları hep bu nevi içgüdüsünün yansımalarındandır. Eğer bu içgüdü olmasaydı insan nevi tükenirdi. Anneler evlatlarını yetiştirmede sabır göstermezlerdi. Çocuklar eğitilirken bu içgüdünün pekiştirilmesi esas alınmalı ve insani değerleri gözetmesi sağlanmalıdır.

Ahlaki Değer

Ahlak; karakterli her şahsa lazım olan bir sıfattır. Çocuğun küçüklüğünden beri doğruluk, emanet, doğruluk ve vefa üzerine terbiye edilmesi gerekir. Sövme, küfretme, kötü ve uygunsuz söz söyleme vb. durumlardan arınması gerekir. Çocuğun bir bütün olarak bayağı durumlardan yüceliğe doğru bir seyir izlenerek terbiye edilmesi gerekir. Çocuğun düşünerek kendi duygu ve reaksiyonlarının arasını ayırıp kişiliğine, şuur ve şiarlarına nasıl hükmedeceğini, onları nasıl yöneteceğini bilmesi gerekir.

Maddi Değer

Maddi değer genel hatlarıyla beden ve ruh sağlığı, eğitim, ekonomi, akademik tahsil ve onun dışında çocuğun gelecekte bir iş sahibi olmasından meydana gelir. Bu nedenle çocuğun terbiyesiyle uğraşan kişi ve kişilerin bütün bunlara önem vermelidir.

Değerlerin Dereceleri

Gerçekleşmesi gereken değerlerin önceliğinin tespiti konusunda ihtilaf olmuştur. Bir değer diğerlerine üstünlük sağladığında veya vakit sadece tek bir değerin gerçekleştirilmesine yetiyorsa değerleri derecelendiren hangi cetvele başvurulacaktır?

Bu meselenin beşer aklına bırakılması caiz değildir. Çünkü insan doğası gereği çevrenin ve kendisini kuşatan faktörlerin etkisinde olmasından dolayı acizdir, noksan ve muhtaçtır. İnsanın aklı da aynı konumdadır. İşte akla dayanan hükmün çıkış noktası ve iç yüzü böyledir. Tıpkı bunun gibi insanoğlunun bir eylem ve eşya hakkında iyi, kötü, güzel, çirkin, müspet, menfi gibi hüküm vermesi onu sevip sevmemesine bağlıdır. İnsanın bir eylem veya eşyayı sevip sevmemesinde onun bir yarar sağlayıp sağlamaması etkili olur. Böyle olunca da verdiği hükümler zamanla çelişki arz eder. Kişi bakar bir iş kendisine yarar sağlıyorsa onu sever ve o işi olumlu ve güzel olarak değerlendirir. Ondan hoşlanmadığında ise onu en kötü sıfatlarla nitelendirir. Bu yüzden insanlar çelişkili hükümlerin girdabında sıkıntıya düşerler. Bu onların evlatlarıyla ilgili işlerine de yansır. Evladın babasıyla çelişkiye düşmesine neden olur. Bu yüzden değerleri derecelendirme konusunda en doğrusu Allah’ın insanlar için indirdiği İslâm’a başvurmaktır. Çünkü O, insanın yaratıcısı ve Rabbi olarak insanın kişiliğinde/yapısında olanı ve her şeyin içi yüzünü bilen Allah Celle Celâlehû’dur.”[2]

Bu temeller üzerine yetişen bir çocuk gençlik çağına geldiğinde esen rüzgâra, içinde yaşadığı toplumun kötüyü güzel gösterme yalanına kapılmayacaktır. Zira atılan temel olması gerektiği gibi sağlam bir temeldir. Çocuğu fıtratına uygun bir şekilde, Allah ve Rasulü’nün belirlediği ölçülerde yetiştirmek sağlıklı nesiller için atılmış bir tohumdur. Allah sevgisi ve korkusuyla yetişen bir çocuk haramlardan, kötü davranışlardan uzak duracak ve sadece Allah’ın rızasını kazanmak için yaşayan bir genç olacaktır.

Çocukluktan sonra gelen gençlik dönemi insanın en aktif, enerjik, dinamik ve hareketli, heyecanlı, atak olduğu dönemdir. Çocuk yaşlarda başlayan hayatı sorgulama ve öğrenme dönemi, gençlikte de devam etmekte ve kişi bu sorgulama ve öğrenme süreciyle birlikte hayatına yön vermektedir. Toplumdaki gençlere; Allah’tan gelen doğru fikir verilirse toplumu yönlendirmek ve kalkındırmak rahat bir şekilde sağlanabilir. Toplumdaki gençlere; Allah’tan gelen doğru fikir verilirse toplumu yönlendirmek ve kalkındırmak rahat bir şekilde sağlanabilir. Gençlerin sosyal medya alışkanlıkları müspet manada yönlendirilebilirse buradan yüksek verim alınabilecektir. Sosyal medyanın komuta merkezi Batılıların elinde olabilir ama bu alanı; Müslümanların lehine kullanmak, İslâm davetinin taşınması noktasında önemli bir platform olarak değerlendirmek ve konuya ilgi duyan Müslüman gençleri, reel hayattaki davet çalışmalarının yanı sıra buralarda İslâmi içerikler üreten donanımlı kullanıcılar hâline getirmek mümkündür.

Nasıl ki cahiliye döneminden sonra İslâm ile şereflenen Müslümanlar; izzetli, onurlu, cesur, heybetli, şerefli, haysiyetli insanlar olarak yaşadılarsa bugün de ümmetin evlatları İslâmi fikirlerle yeniden o izzetli günlerine kavuşacaktır. Gençlik dönemlerinin nerelerde nasıl harcandığı çok önemlidir. Eğer gençlik Rabbimizin istediği şekilde yaşanırsa bunun karşılığında mükâfat, emirlerine aykırı bir şekilde sürdürülürse azap vardır.

Peygamber efendimizin tespit ve tecrübesiyle de sabit olduğu üzere; gençler, İslâm’a davet için her zaman ve dönemde ilk tercih edileceklerdendir. Nitekim Allah’ın Rasulü şöyle buyurmaktadır: “Size hayırlı gençleri tavsiye ederim. Çünkü onların kalbi daha incedir. Allah beni doğrulukla ve müsamahayla gönderdi. Bana gençler yanaştı, ihtiyarlar muhalefet etti" Hadiste geçen "onların kalbi daha incedir" ifadesi, gençlerin yenilikleri ve güzellikleri kabule daha yatkın olduğunu, yaşlıların ise eski bilgi ve alışkanlıklardan zor kurtulacaklarını ortaya koymaktadır. Aynı zamanda hadis, gençlere de bir çağrı niteliği taşımaktadır. Gençlerin kalbinin iyiyi ve doğruyu kabul etmeye yatkın olması, bu çağda da İslâm’ın ilk indiği zamandaki gibi başarılar elde edileceğinin habercisidir. Bu, “Siz de İslâm davasının yiğit ve cesur erleri olabilirsiniz!” diye de yorumlanabilir.

Velhasıl evlatlarımız, bugünün fidanları olabilirler ama yarının koca çınarları olacaklar. Bu bilinçle; geleceğimizi, fidanlarımızı batıl sistemlerin yetiştirmesine müsaade etmeyecek ve Allah’ın razı olduğu ve yalnızca O’nun önünde eğileceği bir sistem için mücadele edeceğiz! Gelmesini istediğimiz huzurlu, mutlu, sağlıklı, güven dolu yarınlar için, Allah’ın rızası doğrultusunda eğilecek, şekillenecek fidanları, gençleri var edebilmek için ve kokuşmuş kapitalist sistemin kirlerinden toplumu arındırmak için dünya yeniden Hilâfet’e muhtaçtır!  



[1] Buhâri, Cenâiz 92; Ebu Dâvud, Sünne 17; Tirmizî, Kader 5

[2] Çocuk Terbiyesinin Esasları, Necah Sabatin, Köklü Değişim Yayıncılık, 2017


Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz