Atasözleri, topluma mâl olmuş, toplum tarafından benimsenmiş ve yüzyılların
yaşam tecrübesi, düşünce ve mantık sisteminden geçerek günümüze ulaşmış kısa ve
özlü sözlerdir. Atasözleri ile bazen uzun cümlelerle ifade edilebilecek
meseleler tek cümlede izah edilebilir.
Her yaşın ayrı bir güzelliği vardır ama çocukluk ve gençlik çağı bir
başkadır. “Ağaç yaş iken eğilir” atasözünde insan hayatı, ağaca
benzetilmiştir. Bu atasözü çocukların küçük yaşlarda daha kolay öğreneceği
anlamını taşımaktadır. İnsanların küçük yaşlardan itibaren eğitim alması son
derece önemlidir. Çocukların küçükken bilinçleri çok açıktır. Bunun içindir ki
çocuklar mutlaka küçük yaşta eğitilmelidirler. Bu yaşlarda öğrenmeye, her türlü
bilgiyi almaya açtırlar. Zaman ilerleyip büyüdükçe eğitilmeleri daha
zorlaşabilir. Çünkü geçmişten gelen tecrübeleri, bilgileri ve alışkanlıkları
söküp atarak, yerine yenilerini koymak zor olmaktadır. Yaşlı insanlara bir şey
öğretmek imkânsız değildir ama kolay olmayabilir. Yaş ilerledikçe algılama
azaldığı gibi hafıza da zayıflayabilir; o yüzden yaşlılar,
geçmişlerinden aldıkları bilgilerle sonuna kadar gitmek isteyebilirler. Onlar
tıpkı kuru bir ağaç gibidirler. Eğilmezler, buna zorlandıklarında ise kırılgan
olabilirler.
Hayata uyum sağlamak, topluma iyi insanlar kazandırmak, çocuklara küçük
yaşta verilen eğitimlerle ilişkilidir. Çocukluk çağı, bu eğitimin verilebileceği en güzel ve etkili dönemdir. Çocuklar,
şekillenmeyi bekleyen hamur gibidirler. Bu nedenle ebeveynlere ve öğretmenlere
çok iş düşmektedir. Eğitimin küçük yaşlardan itibaren ailede verilmesi gerekir.
Sonrasında ise bu eğitim ve öğretim hem ailede hem de okulda ve sosyal hayatta
devam etmelidir. Çocuklar küçükken hafızaları ve kavrama yetenekleri henüz
yıpranmamıştır. Bu yüzden edinecekleri bilgileri çabuk kavrarlar. Bu yaşlarda
işlenmeye, her türlü bilgiyle donatılmaya elverişlidirler. Zaman geçip de
büyüdükçe eğitilmeleri zorlaşır. Hayattan yaş almış ve dünya meşgaleleri ile
tıpkı yıpranmış
bir flaş-bellek gibi dikkati dağılmış insanın eğitimi kolay
olmayabilir.
İnsanlar genel olarak küçük yaşlarda etkilenmeye daha açıktırlar; söz dinlediklerinde eğitimi kolay olur. İnsanlara küçük yaşlarda terbiye,
dinî bilgiler, eğitim ve ahlak kurallarının öğretilmesi daha etkili ve
verimlidir. Çünkü ağaç daha fidanken iyi bakım görünce nasıl gürleşirse,
büyümesi o kadar verimli olur. Kuru bir ağacı yani yaşlanmış bir ağacı eğmeye
kalktığınızda eğemezsiniz, ağaç kırılır. İnsan yaşamı da aynı bir ağaca benzer,
küçüklüğünde nasıl yetiştirilirse, ilerleyen yaşlarında da aynı şekilde
hayatını devam ettirir. Bu nedenle küçük yaşta bir çocuk, her türlü etkiye
açıktır; verilen bilgileri ve eğitimi direnç göstermeden kabullenebilmektedir.
Yaşı ilerlemiş insanın yeni hedefler belirlemesi ve hedeflerini
gerçekleştirmesi zordur. Hedefi olan insanlar küçük yaşlardan itibaren
hedeflerine yönelik olarak çalıştıklarında daha verimli olabilirler.
Yunan Filozof
Epictetus’a atfedilen şu söz manidardır: “İnsanların
anavatanı çocukluğudur.” Hatta günümüzde psikiyatristler psikolojik rahatsızlıkları
olan hastalarını tedavi etmek için onların çocukluk hatta bebeklik
yıllarındaki yaşantıları ile ilgili verilerden faydalanmak adına kişinin bu
dönemini sorgular. Teşhis ve tedavilerini de o temel üzerinden hareket
ederek oluşturur.
Toplumsal ve bilimsel olarak da kabul edildiği gibi dinî açıdan da çocuk
yaşlarda verilecek eğitim oldukça etkili ve kalıcı olacaktır. Gün geçtikçe
zihni dolan insan, daha zor öğrenmektedir. O yüzden çocukluk çağındaki eğitim
ve öğretim her daim daha etkilidir.
İnsanoğlu, dünyaya İslâm fıtratı üzere geldiği hâlde dünyadaki ilk
etkilenmesi ailede anne-babası ile başlar ve sonrasında çevresi ile devam
eder. İslâm akidesi ile yetiştirilen
çocuk; İslâmi şahsiyete bürünür, diğer akideler ile yetişen çocuklar ise o akidelerin
ortaya çıkarttığı şahsiyete bürünür.
Hadisi şerifte şöyle geçmektedir:
[مَا مِنْ
مَوْلُودٍ إِلاَّ يُولَدُ عَلَى الْفِطْرَةِ فَأَبَوَاهُ يُهَوِّدَانِهِ
وَيُنَصِّرَانِهِ وَيُمَجِّسَانِهِ] “Her doğan, İslâm fıtratı üzerine doğar. Sonra,
anne-babası onu Hıristiyan, Yahudi veya Mecusî yapar.”[1]
“Geleceğimiz olan çocuklarımız ve gençlerimiz bugün hangi şartlarda, hangi değerler içerisinde yetiştiriliyor” diye durum
değerlendirmesi yapacak olursak, gördüğümüz kadarıyla İslâmsız bir gençlik
helal-haram nedir bilmeden, saygı, edep, hayâ vs. değerlerden habersiz, alnı secdeden uzak, ellerinde cep telefonu, bilgisayar ve etraflarında dönen bin bir tuzak
içerisinde yaşamaktalar. Daha doğrusu yaşadıklarını zannetmekteler.
Çocuklar henüz bebek yaştan itibaren sosyal medya ile tanıştırılıyor. Bebek
ağladığında aile bireyleri tarafından cep telefonu veya televizyon ile
susturulmaya çalışılıyor. Yemek yemediğinde cep telefonundan video izlettirilerek yedirilmeye çalışılıyor. Hatta Youtuber anne-babalar,
bebeklikten itibaren evlatlarının her hâlini sosyal medyada diğer ailelere
rol-model olsun, kendilerinin de keseleri dolsun diye paylaşıp duruyorlar.
Üzülerek ifade ediyorum ki; bu videolar yüksek oranda izlenme rekorları
kırıyor. Sosyal medya, bebekler dâhil toplumun hemen her kesiminde maalesef çok
ciddi bir etkiye sahip.
“Peki,
cep telefonu ve sosyal medya ile büyütülen o çocuklardan ne beklenir? Allah’a
kulluk adına ne beklenebilir? Sorumluluk alma adına ne beklenir? İnsanlık adına
ne beklenir?” şeklinde uzayıp giden birçok soru sorulabilir. Çocukları ve gençleri küçük yaşta
eğitebilmek üstü
örtülerek görmezden gelinecek ve önemsenmeyecek bir konu değildir.
Burada esas olay; problemi teşhis ettikten sonra gelecek olan çözüm önerisidir.
Kapitalist sistemin çözüm önerilerine baktığımızda; çözüm olarak
sunduğu hususların aslında problemin ana kaynağı olduğunu
görmekteyiz. Ümmetin çocukları için kapsamlı, detaylı, fıtrata uygun, kalıcı çözümler bulmak gerekmektedir.
Müslüman ve gençlerimize hayata geliş gayeleri, nereden gelip nereye gittikleri, hayatta
olması gereken amaçları, kime kulluk etmeleri gerektiği, dünyanın ve ahiretin esasları, dünya hayatını hangi nizama göre
yaşamaları gerektiği hakkıyla ve doğru bir şekilde öğretilirse geçmişte olduğu gibi bugün de evlatlarımız aslına dönecektir. Sosyal medya kullanımını da bu konuda verimli olarak
değerlendirebileceklerdir. Özüne dönen Müslüman ümmetin evlatları arasından
yine Musab bin Umeyr gibi dünya nimetlerini cennet karşılığında elinin tersiyle
iten yiğitler, 21 yaşında İstanbul’u fetheden Fatih Sultan Mehmet gibi şanlı
komutanlar, dünyada Allah’ın dinini hâkim kılmak için yürekli, mert insanlar
çıkacaktır. Ümidini ve güvenini Allah’ın dinine bağlayan bu ümmet, asla ümitsiz
ve karamsar değildir. Ümmetin evlatlarında o cevher mevcuttur.
İslâm temelli çocuk eğitiminin nasıl olması gerektiğini Köklü Değişim
tarafından neşredilen Necah Sabatin’in “Çocuk Terbiyesinin Esasları” adlı
kitaptan birkaç alıntı yaparak en azından fikir edinelim. Necah Sabatin şöyle
diyor:
“Çocuk belli bir seviyeye geldiğinde biri
diğerlerine baskı kurmayacak ve birini diğerlerine feda etmeyecek şekilde dört
değerin dengeli bir şekilde davranışlarında gerçekleşmesi gerekir. Söz konusu
dört değer şunlardır:
Çocukların davranışlarında ruhi değer, onları
küçüklüğünden itibaren İslâm akidesine ve ibadet, muamelat, düzen ve yasalar
başta olmak üzere şeriat öğretisine bağlamakla tahakkuk eder. Çocukların, karar
ve davranışlarında Allah’ın gözetimi altında oldukları bilinciyle
yetiştirilmesi gerekir. Böylece O’ndan sakınarak emirlerine itaat edip
yasaklarından uzaklaşmaları mümkün olacaklardır.
Geçek şu ki; Allah Celle Celâlehû insanda nevi
içgüdüsünü yaratmıştır. İnsana özgü olan bu içgüdü onu hemcinsleri olan insan
nevinin bekasını sağlamaya sevk eder. Boğulan birini hiç tanımadığı halde
kurtarmaya çalışmak bu içgüdünün tezahürüdür. Aynı şekilde babalık, annelik ve
evlatlık duyguları hep bu nevi içgüdüsünün yansımalarındandır. Eğer bu içgüdü
olmasaydı insan nevi tükenirdi. Anneler evlatlarını yetiştirmede sabır
göstermezlerdi. Çocuklar eğitilirken bu içgüdünün pekiştirilmesi esas alınmalı
ve insani değerleri gözetmesi sağlanmalıdır.
Ahlak; karakterli her şahsa lazım olan bir
sıfattır. Çocuğun küçüklüğünden beri doğruluk, emanet, doğruluk ve vefa üzerine
terbiye edilmesi gerekir. Sövme, küfretme, kötü ve uygunsuz söz söyleme vb.
durumlardan arınması gerekir. Çocuğun bir bütün olarak bayağı durumlardan
yüceliğe doğru bir seyir izlenerek terbiye edilmesi gerekir. Çocuğun düşünerek
kendi duygu ve reaksiyonlarının arasını ayırıp kişiliğine, şuur ve şiarlarına
nasıl hükmedeceğini, onları nasıl yöneteceğini bilmesi gerekir.
Maddi Değer
Maddi değer genel hatlarıyla beden ve ruh
sağlığı, eğitim, ekonomi, akademik tahsil ve onun dışında çocuğun gelecekte bir
iş sahibi olmasından meydana gelir. Bu nedenle çocuğun terbiyesiyle uğraşan
kişi ve kişilerin bütün bunlara önem vermelidir.
Gerçekleşmesi gereken değerlerin önceliğinin tespiti
konusunda ihtilaf olmuştur. Bir değer diğerlerine üstünlük sağladığında veya
vakit sadece tek bir değerin gerçekleştirilmesine yetiyorsa değerleri
derecelendiren hangi cetvele başvurulacaktır?
Bu meselenin beşer aklına bırakılması caiz
değildir. Çünkü insan doğası gereği çevrenin ve kendisini kuşatan faktörlerin
etkisinde olmasından dolayı acizdir, noksan ve muhtaçtır. İnsanın aklı da aynı
konumdadır. İşte akla dayanan hükmün çıkış noktası ve iç yüzü böyledir. Tıpkı
bunun gibi insanoğlunun bir eylem ve eşya hakkında iyi, kötü, güzel, çirkin,
müspet, menfi gibi hüküm vermesi onu sevip sevmemesine bağlıdır. İnsanın bir
eylem veya eşyayı sevip sevmemesinde onun bir yarar sağlayıp sağlamaması etkili
olur. Böyle olunca da verdiği hükümler zamanla çelişki arz eder. Kişi bakar bir
iş kendisine yarar sağlıyorsa onu sever ve o işi olumlu ve güzel olarak
değerlendirir. Ondan hoşlanmadığında ise onu en kötü sıfatlarla nitelendirir.
Bu yüzden insanlar çelişkili hükümlerin girdabında sıkıntıya düşerler. Bu
onların evlatlarıyla ilgili işlerine de yansır. Evladın babasıyla çelişkiye
düşmesine neden olur. Bu yüzden değerleri derecelendirme konusunda en doğrusu
Allah’ın insanlar için indirdiği İslâm’a başvurmaktır. Çünkü O, insanın
yaratıcısı ve Rabbi olarak insanın kişiliğinde/yapısında olanı ve her şeyin içi
yüzünü bilen Allah Celle Celâlehû’dur.”[2]
Bu temeller üzerine yetişen bir çocuk gençlik çağına geldiğinde esen rüzgâra,
içinde yaşadığı toplumun kötüyü güzel gösterme yalanına kapılmayacaktır. Zira
atılan temel olması gerektiği gibi sağlam bir temeldir. Çocuğu fıtratına uygun
bir şekilde, Allah ve Rasulü’nün belirlediği ölçülerde yetiştirmek sağlıklı
nesiller için atılmış bir tohumdur. Allah sevgisi ve korkusuyla yetişen bir
çocuk haramlardan, kötü davranışlardan uzak duracak ve sadece Allah’ın rızasını
kazanmak için yaşayan bir genç olacaktır.
Çocukluktan sonra gelen gençlik dönemi insanın en aktif, enerjik, dinamik
ve hareketli, heyecanlı, atak olduğu dönemdir. Çocuk yaşlarda başlayan hayatı
sorgulama ve öğrenme dönemi, gençlikte de devam etmekte ve kişi bu sorgulama ve
öğrenme süreciyle birlikte hayatına yön vermektedir. Toplumdaki gençlere;
Allah’tan gelen doğru fikir verilirse toplumu yönlendirmek ve kalkındırmak
rahat bir şekilde sağlanabilir. Toplumdaki gençlere; Allah’tan gelen doğru
fikir verilirse toplumu yönlendirmek ve kalkındırmak rahat bir şekilde
sağlanabilir. Gençlerin sosyal medya alışkanlıkları müspet manada
yönlendirilebilirse buradan yüksek verim alınabilecektir. Sosyal medyanın
komuta merkezi Batılıların elinde olabilir ama bu alanı; Müslümanların lehine
kullanmak, İslâm davetinin taşınması noktasında önemli bir platform olarak
değerlendirmek ve konuya ilgi duyan Müslüman gençleri, reel hayattaki davet
çalışmalarının yanı sıra buralarda İslâmi içerikler üreten donanımlı
kullanıcılar hâline getirmek mümkündür.
Nasıl ki cahiliye döneminden sonra İslâm ile şereflenen Müslümanlar;
izzetli, onurlu, cesur, heybetli, şerefli, haysiyetli insanlar olarak
yaşadılarsa bugün de ümmetin evlatları İslâmi fikirlerle yeniden o izzetli
günlerine kavuşacaktır. Gençlik dönemlerinin nerelerde nasıl harcandığı çok
önemlidir. Eğer gençlik Rabbimizin istediği şekilde yaşanırsa bunun
karşılığında mükâfat, emirlerine aykırı bir şekilde sürdürülürse azap vardır.
Peygamber efendimizin tespit ve tecrübesiyle de sabit olduğu üzere;
gençler, İslâm’a davet için her zaman ve dönemde ilk tercih edileceklerdendir.
Nitekim Allah’ın Rasulü şöyle buyurmaktadır: “Size hayırlı gençleri
tavsiye ederim. Çünkü onların kalbi daha incedir. Allah
beni doğrulukla ve müsamahayla gönderdi. Bana gençler yanaştı, ihtiyarlar muhalefet etti" Hadiste geçen "onların kalbi daha incedir" ifadesi,
gençlerin yenilikleri ve güzellikleri kabule daha yatkın olduğunu, yaşlıların
ise eski bilgi ve alışkanlıklardan zor kurtulacaklarını ortaya koymaktadır.
Aynı zamanda hadis, gençlere de bir çağrı niteliği taşımaktadır. Gençlerin
kalbinin iyiyi ve doğruyu kabul etmeye yatkın olması, bu çağda da İslâm’ın ilk
indiği zamandaki gibi başarılar elde edileceğinin habercisidir. Bu, “Siz
de İslâm davasının yiğit ve cesur erleri olabilirsiniz!” diye de yorumlanabilir.
Velhasıl
evlatlarımız, bugünün fidanları olabilirler ama yarının koca çınarları
olacaklar. Bu bilinçle; geleceğimizi, fidanlarımızı batıl sistemlerin
yetiştirmesine müsaade etmeyecek ve Allah’ın razı olduğu ve yalnızca O’nun
önünde eğileceği bir sistem için mücadele edeceğiz! Gelmesini istediğimiz
huzurlu, mutlu, sağlıklı, güven dolu yarınlar için, Allah’ın rızası
doğrultusunda eğilecek, şekillenecek fidanları, gençleri var edebilmek için ve
kokuşmuş kapitalist sistemin kirlerinden toplumu arındırmak için dünya yeniden
Hilâfet’e muhtaçtır!
[1]
Buhâri, Cenâiz 92; Ebu Dâvud, Sünne 17; Tirmizî, Kader 5
[2]
Çocuk Terbiyesinin Esasları, Necah Sabatin, Köklü Değişim Yayıncılık, 2017


Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış