Her şey bir ideal,
temiz bir hayal, saf bir beklenti ile başladı. Kazanılması gereken bir dava,
kurtarılması gereken bir ümmet, yükseltilmesi gereken i’lâ-yi Kelimetullah
vardı. Geçmişin hataları tekrarlanmayacak; yeni bir kimlik ve yeni bir gömlek
ile yola çıkılacaktı. Eskinin sert üslupları bir kenara bırakılacak, daha
yumuşak, ılımlı fakat hedefe ulaştırabilecek adımlar atılacaktı. Karda yürüyüp
izini belli etmemek, yol boyunca ayıya “dayı” demek gerekiyordu. Konjonktüre
rağmen değil, konjonktürün gerektirdiği politikayı uygulamak elzemdi. Çünkü
önceki Millî Görüşçü ağabeyler bu konuda hata yapmışlardı; niyet ifşa
edilmemeliydi. Taşınan dava ulvi, yürünen yol, çekilen cefa, atılan her adım
kutsaldı. Dünyanın güçlü ülkeleriyle gerekirse masaya oturulacak, ittifak
kurulacak, dost olunacak, anlaşmalar yapılacak ve dikenli yollar böyle
aşılacaktı. Dosta “düşman”, düşmana “dost” denmesi gerekiyorsa
çekinmeden söylenecekti. Dedik ya; daha öncekilerin sözde dik duruşları
yüzünden bugün eğilmek zorunda kalmıştık, şimdi ise tam tersini yapmalı, eğip
bükmeli, evirmeli çevirmeli fakat sonunda dik durabilmeyi başarmalıydık. O
yüzden rotayı değiştirip, süreci uzatıp dolambaçlı yollardan ulaşmalıydık. Türk Silahlı Kuvvetlerine sahip olmalıydık,
emniyete, istihbarata, eğitim kademelerine ve yargıya söz geçirebilmeliydik.
Kısaca bürokrasiye boyun eğdirmeliydik; sonrası çorap söküğü gibi gelecek ve
kazanacaktık! Çünkü bu sevda böyle bitmezdi. Liderleri şiirlerinde sıklıkla
dile getiriyordu bu söylemi ve hatta bir şiir yüzünden cezaevine girmiş, bedel
de ödemişti.
“Minareler süngü,
kubbeler miğfer,
Camiler kışlamız,
müminler asker,
Bu ilahi ordu
dinimi bekler,
Allahu Ekber,
Allahu Ekber!”
Nidalarıyla
coşuyor, coşturuyor, ümit ekiyor, heyecan yeşertiyordu. Hey gidi günler hey!
Bir nesil bütün umudunu böylesi duygularla büyüttükçe büyüttü. Artık hata
yapıldığında, yanlışa düşüldüğünde sahiplenen gençlik vardı. Bu gençlik
hoşlarına gitmeyen eylemlerine bazı mazeretler öne sürerek göğüs geriyordu:
“Bilinçli
yapıyorlar…”
“Henüz yeterli
güçleri yok…”
“Yapmak zorundalar,
başka çareleri yok…”
“Arka planı başka…”
“Gizli ajandaları
var…”
vs.
Bütün bu
mazeretlerinin temelinde tekrar kaybetmeye olan korkuları yatıyordu. Artık
hayal kırıklığı yaşamak istemiyorlardı. Güven duydukları liderlerini “reis”
bellemişlerdi. “Öl” dese ölecek kadar sevip güveniyorlardı. Çünkü tüm bu
duyguları temiz İslâmi düşüncelerine dayanıyordu. Zira birçoğu tevhid eksenli
yazarları okuyor; Seyyid Kutub, Muhammed İkbal, Hasan el Benna gibi daha çok
Ortadoğu kökenli âlim ve yazarlara sempati duyuyordu. İslâm coğrafyasının
dertleri gençliğin tartışma konuları arasında yer alıyor, İslâmi hayat
talepleri konuşuluyordu. Her ne kadar “İslâm Devleti” veya “Hilâfet”
kavramlarının siyasi olarak altı doldurulamıyor olsa da niyet ve gaye genel
olarak bu minvalde odaklanıyordu. İşte tam bu noktada gençliğin enerjisini,
yaşlıların da bıkkınlığını potansiyel olarak görenler “Asım’ın Nesli”nden
bahsediyordu. Kimdi bu Asım? Ne demekti “Asım’ın nesli”?
Mehmet Akif
Ersoy’un “Çanakkale Şehitlerine” adlı şiirindeki şu dizeler terennüm ediyordu,
gençliğin dilinde:
“Sarılır, indirilir
mevkii müstahkemler
Beşerin azmini
tevkif edemez sun’i beşer;
Bu göğüslerse
Huda’nın ebedi serhaddi
O benim sun’i
bedi’im, onu çiğnetme dedi.
Asım’ın nesli…
diyordum ya… nesilmiş gerçek:
İşte çiğnetmedi
namusunu, çiğnetmeyecek.”
Şiirde namusunu
çiğnetmeyen kişi, Asım bin Sabit’tir. Bedir, Uhud ve Hendek’te savaşmış sahabe.
Harp meydanlarındaki yiğitliği kadar ilim ve ahlakta da öncü gençlerden.
Peygamberimizin bazı kabilelere eğitim amacıyla gönderdiği ve içlerinde Asım
bin Sabit’in de olduğu on kişilik heyet, “Reci” denilen bir yerde
Lihyanoğulları’nın saldırısına uğrar. Fakat amaçları bu heyettekileri öldürmek
değil, esir alıp Mekkeli Müşriklere satmaktır. Fakat bunu bilen Asım b. Sabit, “Ben
müşriklerin himayesini ömrüm boyunca kabul etmemek üzere yeminliyim. Vallahi bu
kâfirlere teslim olmam. ‘Allah’ım Rasulullah’ı durumumuzdan haberdar et!’” diyerek
müşriklere ok fırlatıyor ve yanındaki Müslümanlara da şöyle telkinde
bulunuyordu: “Ben ne diye çarpışmayayım. Gücüm kuvvetim yerinde, oklarım
yanımda, yayımın kirişi kalın, ölüm hak, dünya boş ve geçicidir. Takdir edilen
elbette başa gelecektir. İnsanlar er geç Allah'a dönecektir.” Ve Asım RadiyAllahu
Anh birçok müşriki yere serdikten sonra altı arkadaşı ile birlikte hayatını
kaybetti. Yediği kılıç darbesiyle yere düşen Asım RadiyAllahu Anh şöyle
dua etti: “Allah’ım senin dinini korumaya çalıştım. Sen de cesedimi
müşriklerden koru.” Hakeza müşrikler planlarını altüst eden bu gencin
cesedini alıp satmak istedilerse de Allah’ın emriyle arılar Asım’ın etrafını
kuşattı ve akşam hava kararana kadar müşrikler Asım’a el süremediler. Arıların
koruduğu sahabe Asım bin Sabit o günden bugüne çarpıcı bir mesaj bırakmıştı. Bir
başka yorumla Mehmet Akif Ersoy bu mesajı şu dizelerle ifade etmişti:
“Sen ki Asım’ın
neslinin, çiğnetme namusunu.
At üstünden
korkunun ve gafletin kâbusunu.
Ateşler yakıp
Nemrut misali, atsalar seni.
Sakın ha! Terk
etmeyesin, imanını, dinini.”
İşte AK Parti’nin -tabiri
caizse- gençleri tavlama sanatı, bu şekilde şiir tadında sürdü gitti. Üstüne,
içeriği belli olmayan gizemli bir “dava” söylemi de eklenince, bilhassa
Müslüman gençler etkilendi. Zira köklü-kapsamlı fikirlere ve yerleşik kültüre
sahip olmayınca hamasi söylemler kaçınılmaz oluyor.
Şimdi gelelim, 20
yıllık süreçte AK Parti’nin söylemleri ile eylemleri arasındaki tutarlılık
seviyesine…
•Amerika, Irak’ta
demokrasi terörü estireceği zaman AK Parti’nin yoğun çaba gösterdiği 1 Mart
tezkeresini dün gibi hatırlarız. ABD silahlı kuvvetlerinin Türkiye hava
sahasını kullanarak Müslümanları katletmesi için yapılan oylamada AK Parti
dışındaki partilerin ret oyuyla tezkere reddedilmişti. Meclis kulislerinde AK Parti
Dışişleri Bakanı Yaşar Yakış’a ait olduğu iddia edilen şu söylem vicdanımızı
titretmişti: “Irak’a düşecek ilk bomba ile hesabımıza 8,5 milyar geçecek.”[1]
•Yine Başbakan
Davutoğlu’nun faizli kredi kullanan esnafın sayısı arttığı için gülücükler
saçarak “Helali hoş olsun, Allah sayılarını arttırsın” söylemi de
AK Parti’nin “Allah’a ve Rasulü’ne karşı savaş açmak” olan faiz hakkındaki
tutumunu gözler önüne sermeye yetiyordu.[2]
•İktidarının 10.
yılında Başbakan Erdoğan, sarf ettiği şu sözle adeta kendisi için hayır
umanları tepe taklak etmişti: “Son on yılda aşırılıklar törpülendi. Bir
anlamda paratoner gibi olduk, gaz aldık.” Bu ifade, AK Parti
iktidarının taşıdığı misyonu açık etmesi adına çerçeve yapılıp asılacak bir
açıklamaydı.[3]
•Yine Cumhurbaşkanı
Erdoğan Kadınlar Gününde, İslâm’ın ayetler ve hadisler ışığında verdiği mesajın
konjonktüre ters olduğunu ifade ederek bazı hükümlerin güncellenmesi
gerektiğini vurgularken şu açıklamayı yapmıştı: “İslâm'ın hükümlerinin
güncellenmesi vardır. Siz İslâm'ı 14-15 asır öncesi hükümleriyle bugün uygulayamazsınız.
Böyle bir şey yok. Onun için de bugün İslâm'ın uygulanması yer, zaman, koşullar
her şeyiyle değişiyor.”[4]
•Benzer şekilde
Filistin özelinde fakat tüm İslâm coğrafyasının gönlünü kazanma niyetiyle “Gazze’ye
gideceğini ve ‘İsrail’ sorununu çözmek için her şeyi yapacağını” söyleyen
Erdoğan sekiz yıldan fazla süre geçmesine rağmen ne Gazze’ye gidebildi ne de
herhangi bir girişimde bulundu.[5]
Aksine “İsrail” ile yapılan askerî ve ticari faaliyetler arttıkça arttı. Mavi
Marmara sürecinde suçlu olarak kendisinden izin almayan şehitleri gösterdi ve
tüm dünya Müslümanları derin bir yutkunma ile iç çekerek hayal kırıklığına
uğradı.
•2011 yılında Arap
Baharı’ndan sonra Mısır ve Tunus’ta yeni hükümetlere kuvvetli bir şekilde “laik
olun” çağrısı yapan Erdoğan, daha önce “araç” olarak kullandığı birtakım
söylemleri oldukça benimsemiş ve içselleştirmiş olmalı ki İhvan-ı Müslimin
yetkililerine “Laiklikten korkmayın, o ateizm değildir” diyerek
cesaret aşılamaya çalışmıştı.[6]
•Son olarak iktidar
partisi tarafından tepeden tırnağa herkesin dillendirdiği “Cumhuriyetin
asıl teminatı biziz” söylemi ile son beş yıldır ulusalcı, milliyetçi,
Kemalist taifenin masasına oturan ve birlikte karar alan bir AK Parti hükümeti
ile karşı karşıyayız.
Peki, bunca örneği
neden verdik, yapılanları neden hatırlattık? İşte asıl önemli konu bu olsa
gerek. Ayasofya’nın açılışını yorumlayan Fransız siyaset bilimci Prof. Olivier
Roy bir cümleyle bunu özetliyor: “Erdoğan, zihinleri İslâmileştiremediği
için taşları İslâmileştiriyor.”[7]
Gerçekten de
Türkiye’de İslâmcılığın sonu gelmişti. Çünkü söylemler yerini, tam zıddı olan
eylemlere bıraktı. Suriye’de Müslümanlar zalim Esed’in insafına terkedildi,
Kudüs “İsrail’in” başkenti olarak tanınarak “Doğu Kudüs” söylemiyle gün
kurtarıldı. İstanbul Sözleşmesi’nin uygulanması ile aile, nesil ve toplum Batılı
kanunların kurbanı oldu. İslâm’a dair ne varsa birer duygu ve düşünceden ibaret
kaldı. Gerçekler ise büsbütün farklı ve doğaçlama üzere seyrediyordu. Böylesi
bir İslâmcılığa şahit olan gençlik, eğer kendilerine hakkı ve hakikati ayan
beyan ortaya koyacak birilerini bulamazsa ne yapar? İslâm’ı siyasi arenada
yanlış, hatalı gösteren yöneticiler yerine doğru alternatifler sunulmazsa
gençler ne düşünür? Yolsuzluk, rüşvet, adam kayırma, haksızlık, adaletsizlik,
israf ve yalan gibi birçok İslâm dışı fiili sözüm ona “İslâmcıların”
yaşantısında gören bir nesil nasıl reaksiyon gösterir? İslâmi duygu ve
düşünceleri ile güvendiği, inandığı, desteklediği kişiler tarafından her
seferinde aldatılan ve hayal kırıklığına uğrayan insanlar ne hisseder? Faizli
iktisada bereket okuyan, demokrasi ve laikliğin havarisi kesilen, Batılı
ülkelerin cazibesine kapılıp İslâm coğrafyasına sırtını dönen bir hükümeti
iktidar yapan halk sizce iç dünyasında neler yaşar?
İşte “Asım’ın
nesli” diye diye inlettikleri salonlarda şimdi demokrasiye teslim olmuş bir
gençlik alkışlıyor kendilerini. Nasıl olmasın ki, bir kongrede Âli İmran Suresi’nden
ayetler okuyan gençlerin nasıl azarlandığını hepimiz biliyoruz. “De ki: ‘Ey kâfirler!
Yenilecek ve ateşe sürükleneceksiniz!’” nidalarını susturan Erdoğan
ayetlerin siyasi toplantılarda değil kabristanda okunması gerektiğini
vurgulayarak laikliği yeniden gençlerin gündemine sokmuştu.[8]
Hâl böyleyken İslâm’dan nefret eden deistlerin türemesi doğal değil mi? Felaket
gümbür gümbür geliyordu lakin durdurması gerekenler ateşe körükle gittiler.
Şöhreti, popülizmi, zenginliği hayatının gayesi kılan bir neslin dinini ve
peygamberini unutması normal değil mi? İslâmcı kimliğiyle seçim meydanlarına
çıkıp İslâmsız bir hayatı reva görenler deizm rüzgârına kapılan gençliğin
gerçek müsebbibidir. O yüzden geçen 20 yılda ahlakını, dinini ve namusunu ölümü
pahasına çiğnetmeyen Asım’lar çıkmadı, çıkamaz. Çıksa Çıksa ahlakını, dinini ve
namusunu konjonktürün bir gereği olarak arka plana atan deistler, ateistler
çıkar.
Bu sebeple
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yalnız kaldığını, ihanete uğradığını söyleyenler
bilsinler ki, Ebubekir gibi dostlar ancak dik ve kararlı duruş sergileyerek
kazanılır. Ömer gibi yoldaşlar, çıkılan yoldan dönmeyecek cesareti
gösterenlerin olur. Kaypak bir zeminde, değişken fikirlerle ve dolambaçlı
yollardan geçerek gerçek bir dost, vefakâr yoldaş, sıddık bir arkadaş bulmak imkânsızdır.
Herkesin ancak belli menfaatler kazanmak uğrunda bir araya geldiği yolculuğun
sonu felakettir. Dolayısıyla içinde bulunduğumuz topluma böylesi kötü bir rol-model
olarak gençliği deizmin, ateizmin kucağına terk edenler asla masum değiller.
Zira onlar bu kötülüğü işlerken Müslüman ve İslâmcı bir prototiple işlediler.
Fakat Allah ayetlerinde onları açık bir şekilde uyarmıştı:
[يَٓا اَيُّهَا الَّذٖينَ
اٰمَنُوا لِمَ تَقُولُونَ مَا لَا تَفْعَلُونَ كَبُرَ مَقْتاً عِنْدَ اللّٰهِ اَنْ
تَقُولُوا مَا لَا تَفْعَلُونَ] “Niçin yapmayacağınız şeyleri
söylüyorsunuz? Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz Allah katında çok
çirkin bir davranıştır."[9]
[1]
https://www.tv5.com.tr/haber/2327/iraka-ilk-bomba-dustugunde-paramizi-isteriz-diyen-yasar-yakisti.html
[2]
https://www.youtube.com/watch?v=TvBKdiHAySw&ab_channel=Mill%C3%AETarih
[3]
https://www.milligazete.com.tr/haber/1082636/basbakan-dogru-soyledi
[4]
https://tv.haberturk.com/tv/gundem/video/erdogandan-kadinlar-gunu-mesaji-İslâmin-guncellenmesi-gerek/459501
[5]
https://www.aa.com.tr/tr/politika/gazzeye-gidecegim/252957
[6]
https://www.sozcu.com.tr/2016/gundem/erdogan-laiklik-ateizm-degildir-korkmayin-1202212/
[7]
Prof. Olivier Roy: Erdoğan zihinleri İslâmileştiremediği için taşları
İslâmileştiriyor (gazeteduvar.com.tr)
[8]
https://www.diken.com.tr/erdogan-toplu-ayet-okuyan-akpli-gencleri-uyardi-camide-miyiz-siyasi-toplantida-mi/
[9]
Saff Suresi 2-3


Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış