ADALETİN OLMADIĞI YERDE ADALETSİZLİK VE ZULÜM OLUR

Ümit Sarıkaya


Toplumların genel manada helak oluş sebebi zulüm ve adaletin olmayışıdır. Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmaktadır: “Sizden önceki ümmetlerin helak sebebi şudur: Aralarında soylu bir kimse hırsızlık yaptımı onu terk eder, ona ilişmezlerdi. Güçsüz ve zayıf bir kimse yaptımı da ona haddi uygularlardı. Allah’a yemin ederim ki eğer Muhammed’in kızı Fatıma hırsızlık yapacak olursa şüphesiz onunda elini keserim ” (Buhari ve Müslim) 

Adalet yönetimde esastır, toplumda huzurun temelidir. İşte bundan dolayı Müslüman yöneticinin yerine getirmesi gereken büyük maksatlardan biri olarak kabul edilmiştir. Allah Azze ve Celle şöyle buyurur:

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ كُونُواْ قَوَّامِينَ لِلّهِ شُهَدَاء بِالْقِسْطِ وَلاَ يَجْرِمَنَّكُمْ شَنَآنُ قَوْمٍ عَلَى أَلاَّ تَعْدِلُواْ اعْدِلُواْ هُوَ أَقْرَبُ لِلتَّقْوَى وَاتَّقُواْ اللّهَ إِنَّ اللّهَ خَبِيرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ

“Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutanlar ve adaletli şahitlik eden kimseler olun! Bir kavme olan kininiz sizi asla adaletsiz olmaya sevk etmesin! Adil olun! Bu takvaya daha yakındır. Ve Allah’dan sakının! Şüphesiz ki Allah, ne yaparsanız hakkıyla haberdardır” (Maide 8)

Yöneticilerin yönettikleri kimselerin durumlarını hissetmeleri ve problemlerin farkına varmaları gerekir. Yönetici olmanın vakıası da budur zaten. İslam beldelerindeki hain yöneticiler ise her işte alabildiğine kusurlu davranmaya devam ediyorlar. Allah onları kahretsin nasılda hakka yüz çeviriyorlar! O bakımdan bunların ne dine faydaları oluyor nede dünya ya. Her şeyi bırakıp tamamıyla efendilerine faydalı oluyor ve olmak için çalışıyorlar. Müslümanları ise zora sokacak işlerle uğraşıyorlar. Ümmet onlardan dini ya da dünyevi haklarını isteyecek olursa en şiddetli bir şekilde bu istek ve talepleri cezalandırıyorlar. Bu tür talep de bulunanları ve muhasebe edenleri ise “devletin güvenliğini tehdit ediyorlar” diyerek karalamaya çalışıyorlar. Bu ise hain yöneticilerin sıkıştıkları zaman daima kullanmış olduğu sloganlarıdır. 

Bu sloganları kullanırken de söylediklerini desteklemek amacıyla şerli ilim adamlarından, zalimlerden korkup Allah’tan korkmayan sözde âlimlerden yardım alırlar ve fetvalar yayınlatırlar. İşte kâfir, facir ve zalim yöneticilerin karşısında duran ihlâslı Müslümanlar cezaevlerinde iken, yardımcı ve yandaş zevatta protokollerde her geçen gün ilerlemektedir. 

Geçenlerde Türkiye’yi ziyaret eden Çeçenistan Cumhuriyeti Devlet Başkanı
Kadirov kendi vatandaşlarına yıllarca zulmeden Rusya ile beraber ziyaretlerde bulunmaktadır. Beraberce ve kısa zaman aralıklarında Rusya’nın güvencesi altında önce Suriye ve sonra da Türkiye ziyaret edilmiştir. Çeçenistanlı 200 kadar din adamı Suriye’de eğitilecek ve sonra da Çeçenistan da çalışmalara başlayacaklardır. Yani kendi din anlayışlarına uygun bir İslami eğitim süreci başlatılacaktır. İnternet ortamında zani ve sapıklığı açıkça ifşa olmuş olan Kadirov’un geçenlerde Çeçenistan da hizmete sunmuş olduğu bir cami açılışına da Türkiye’den bazı çevreler katılmışlardır. Devlet erkânının yanında protokollerde yer bulan bu Müslümanları Allah için sevmeye ve Allah için nefret etmeye davet ediyorum. 

Biz şimdiye kadar İslam beldelerindeki hain yöneticilerin Müslümanlara karşı yapılan bu kadar haksızlıklara, zulümlere, kan dökülmesine ve ırzlarına geçilmesine karşılık tek bir tutum sergilediklerine şahit olmadık. Müslümanlara yapılan zulümlere karşılık olarak kâfir Batı dünyasına yeter dediklerini işitmedik. Hâlbuki bu kâfirlerle bütün ilişkilerini kesebilir, petrol ve hammadde ithal edilmesini engelleyebilirler. Fakat kölenin efendisine isyan ettiği nerede görülmüştür? İslam beldesindeki bu yöneticiler ABD’nin ve batılı kâfirlerin kölesidirler. Bizim şu sözleri söylememiz hayret edilecek bir şey değildir. İslam beldelerindeki yöneticilerin çoğunluğu bilsinler ya da bilmesinler ABD’nin hedeflerini gerçekleştirmişlerdir. Zaten bilmemelerinin de onlar için mezaret olacak bir tarafı yoktur. Haçlı ordularının Libya’da İslam kalelerini ele geçirmek için giderlerken söylediği şu marş aynen bugün de daha sinsice yine kâfirlerin dillerinde, yüreklerinde ve beyinlerinde tekrarlanmıyor mudur? 

Anacığım haydi duanı bitir ve ağlama,

Aksine gül ve umutlan

İşte ben sevinçle ve coşkuyla Trablus’a gidiyorum

Lanetli ümmeti yok etmek için

Uğrunda kanımı feda edeceğim 

İslam dinine karşı savaşacağım

Kuranı silmek için bütün gücümle çarpışacağım

İşte kâfirler İslam’a ve Müslümanlara bu kadar kim ve düşmanlık beslerken, nasıl olurda Müslümanların başındaki yöneticiler kâfirlerin arzularını yerine getirmek için hamleler yaparlar. Kâfirler İslami hareketleri daima incelemeye tabi tutarlar. Amerikan yönetimi ve onların uşakları İslam dünyasında gittikçe yaygınlık kazanan hilafet fikrinden ve İslam devletinin kurulma düşüncesinden son derece rahatsızlık duymaktadır. ABD o bakımdan Müslümanların başındaki hain yöneticiler eliyle İslami hareketleri durdurmaya çalışmaktadır. Böylelikle bu hareketler İslam dünyasının herhangi bir yerinde Raşidi Hilafet Devletinin kurulması ile sevinmesinler ve amaçlarına ulaşamasınlar. Çünkü kâfirler İslam’ın dünya siyasetine etki etmesini engellemek için var güçleriyle mücadele etmekteler. Onların şerir planları veya engellemeleri İslam’ın hâkimiyetine engel olmayacağı gibi, kurmuş oldukları tuzaklar ve engellemelerde onlara yürek acısı olarak geri dönecektir. 

وَاللّهُ خَيْرُ الْمَاكِرِينَ “Muhakkak tuzak kuranların en hayırlısı Allah’dır.” (Âli İmran 54) 

Bundan dolayı Müslümanların düşmanlarını çok iyi bilmeleri, hazırlıklarını yapmaları ve dinlerini yok etmek isteyen bu tehlikelere karşı elbirliği ile mücadele etmeleri gerekmektedir. Bu mücadelelerini Allah’ın Kitabı ve Rasulü’nün sünnetine dayalı sapasağlam bir metotla yapmak zorundadırlar. Aksi takdirde emekleri zayi olabileceği gibi zaferde gecikebilir. Aynı zamanda biz şunu da bilmeliyiz, İslam düşmanları hiçbir zaman Müslümanların yanında yer almazlar. Bunun için İslam’ın hükümlerini uygulamayı üstlenmiş güçlü bir devletin varlığı kaçınılmazdır. O bakımdan sahih bir hadis de Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem eğer devletin otoritesi ortadan kalkacak olursa İslam’ın rükünlerinin tek tek ortadan kalkacağını şöyle beyan etmektedir: “İslam’ın kulpları tek tek sökülecektir. Bir kulp söküldü mü insanlar hemen onun akabinde ki kulpu sökmeye çalışanlar, ilk sökülecek kulp hüküm (yönetim)’dir. Sonuncusu ise namaz olacaktır.” (Ahmet, İbn Hibban ve Hâkim rivayet etmiştir)

VESAYET SİSTEMİ VE DÜZEN PARTİLERİ

Feridun ÇIRAK


Türkiye de demokratik manada ve anlamda ilk kurulan parti ilk adıyla “Halk Fıkrası” diğer ifadeyle yani şimdiki adıyla CHP’dir. Diğer partiler bu anaç partiden türemişlerdir. DP vs. gibi…

CHP, demokratik sol yani sosyal demokrat (Halkçı) olduğu, bu minval üzere kurulmuş ve hareket tarzını ve çalışma seyrini bu şekliyle adlandırıyor. Ne gariptir ki vakıa bunu kabul etmiyor, yani sözde bu böyle ama realite bunu kabul etmiyor. Baktığımız da kâğıt üzerinde bu söylemin yazılı olduğunu görüyoruz, ya gerçekler. Üstün körü bir bakış ile örnek vermek gerekirse, istinad etmiş olduğu Halkçılık yani ırkçı olmayan ırk, dil, din ayrımı gözetmeyen bir parti olduğunu söylüyor. Peki, gerçekte böyle mi? Irkçı söylemleri ordadır. Bunun böyle olmadığını siyaseti az bir kısmın bilen herkes anlar. Son gelişen kaset olayında da görüldü ki, CHP siyasi bir partiden ziyade Hint felsefesine benzer bir tarikat kitlesini andırıyor.

Çünkü siyasetçi değil mürit yetiştirmiş, yani parti lideri istifa edince yeni bir lider çıkarmaktan aciz kalmış ve siyaset yapacak adam kalmamış. Bu T.C. devletinde siyasette yer tutan partilerin velev ki en eskisi bile olsa siyaset yapmaktan ve icat edici olmak tan uzak olduklarının bir göstergesidir. Ne yazıktır ki bir o kadar da vahim bir vakıadır. Onlarca yıl ve milyonlarca insan bu siyasi partiden ve ya partilerde sorunlarına çözüm aramışlardır. Burada CHP ele almamız T.C.’nin ilk partisi olması açısındandır. Yani partiyi parti yapan onun fikir temeli ve bu temel üzere halkına çözümler sunmasıdır. Dolayısıyla halkının yaşam kalitesini artırmasının refah ve sadettin oluşmasının sırrı onu temel fikrinde yani ideolojisinde saklıdır.

Bu partinin ve diğer patilerin kabul ettikleri bir ideolojileri yoktur. Fikri bir temelleri hatta esaslı bir parti programları bile yoktur. İncelenirse iç tüzüklerinin bile birbirlerinin aynısı olduğu görülecektir. Dolayısıyla kirli ve bozuk olan yani diğer bir tabiriyle insanlık tarihi açısından sicili bozuk olan fikirlerle dolu, ideolojiden yoksun ve ciddi bir programı olmayan partilerinin insanlığı mutluluğa ulaştırması mümkün görülmemektedir.

Bu kaset meselesi bir bakıma siyasi kişilerin ve oluşumların nasıl bir siyaset öngördüklerini ve çalışma alanlarının ne olduğunu göstermiştir. Bu zihniyetlerin topluma verecekleri ne olabilir ki? Kendi partilerinde bile ikinci adamları olmayanların bu topluma ve insanlığa bir şeyler vermeleri imkânsız bir durum içermektedir. Aklıselim olanlar bu durumun ne kadar içler acısı bir durum olduğunu kavrar ve gerekli olan tavrı ortaya koyarlar. Diğer bir parti liderinin de bu durumdan nemalanması trajikomik bir durumdur. 

Tüm bu partiler her ne kadar ideolojik olmasalar da, genel manada kapitalist ideolojinin çığırtkanlığını yapanlar. Bu bozuk sistemin ve onun taşeronluğunu üstenen partilerin muhasebe edilmesi gereklidir. Çözüm ise İslam İdeolojisi üzerine partiler kurmak ve İslami hükümlere dayalı siyaset gütmektir. Çözümlerini İslam hukuku çerçevesinde ele almak gerekmektedir. İşte o zaman bu siyasi kısırlıktan, siyasi basiretsizlikten ve sömürülmekten kurtulunacak, İslam Akidesi ve çözümleriyle hayat sahnesindeki o izzet ve şerefli günlere gelmememiz yakınlaşacaktır. Burada dikkatlerin üzerinde olması gereken husus bizim halk veya ümmet olarak İslam’a olan güvenimizin tam ve canlı olmasıdır.

Evet, Müslümanlar; işte dünyayı bu bedbahtlıktan kurtaracak yalnız ve yalnız sizlersiniz, hadi yürüyün kaldırın bu gayri insani ve İslam’dan nasibini almamış olan nizamı! Hadi yürüyün Allah’ın izzetli kulları! Muhakkak bugün ve yarın sizindir. Söküp atın bu çirkin elbiseyi ve giyin yeniden Rasulullah’ın getirdiği Minhac’ı.

يُرِيدُونَ أَن يُطْفِؤُواْ نُورَ اللّهِ بِأَفْوَاهِهِمْ وَيَأْبَى اللّهُ إِلاَّ أَن يُتِمَّ نُورَهُ وَلَوْ كَرِهَ الْكَافِرُونَ

“Allah'ın nurunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar, Allah da razı olmuyor. Fakat kâfirler istemeseler de Allah nurunu tamamlamayı diliyor!” (Tevbe 32)



Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz