2015 yılının ilk
aylarında, siyasi alanda konuşulan konulardan birisi de torpil konusudur.
Torpil, yaşadığımız kapitalist sistemde hiç yabancısı olmadığımız, her zaman ve
her yerde karşımıza çıkan bir kavramdır. Bu sistem içerisinde torpilsiz bir
yerlere gelebilmek, iyi bir iş ve mevki sahibi olabilmek neredeyse imkânsız
hale gelmiştir. Haksızlık ve adaletsizlik ne kadar bu sistemin bir parçası
olmuşsa, torpil de aynı şekilde bir parçasıdır. Okullarda, askeriyede,
hastanelerde, partisel faaliyetlerde, devlet dairelerinde ve özel sektör de
dâhil olmak üzere aklımıza gelebilecek pek çok alanda işler torpille
yürütülmektedir.
Herhangi bir makama
atanan kişi, görevin gerektirdiği nitelikleri taşımadığı halde sırf “yakınlık”tan
dolayı, “meşru yollardan geçmeden” koltuğu kapmışsa, bunun adı kelimenin tam
anlamıyla torpildir.
Son dönemde siyasette
torpil tartışmalarının fitilini ateşleyen ise; AK Parti’li birçok bakan ve milletvekilinin
yakınlarının, sıradan vatandaşların girdiği KPSS’ye hiç girmeden, istisnai bir
takım özel kadrolara atanarak, başka kadrolara geçirildiğinin belgeleriyle
ortaya konulması olmuştur. Torpil yaptırdığı ve yaptığı iddia edilen kişilerin
hiçbirisi söylenenleri çürütememiş, reddedememiştir. AKP’lilerin yakınları KPSS’ye
bile girmeden torpille atanırken, AKP’li Mehmet Metiner torpili “ayetle”
savunmuştur. Bir süre önce yerel bir televizyon kanalında programa katılan
Mehmet Metiner, “Ayet diyor ki ‘akrabalarını koru kolla’. Biz inançlı
insanlarız değil mi? Cuma namazına gittiğimizde her hafta hutbede ‘akrabalarını
koru kolla’ ayeti okunur” demiştir. Bu sözler üzerine programın sunucusu “O
zaman siz bu ayet doğrultusunda mı torpil yapıyorsunuz” diye sorarken,
Metiner, “Vallahi sen Allah’ın ayetine bile karşı geliyorsan ben sana ne
diyeyim” yanıtını vermiştir. Siyasiler de konuşmalarında torpil yapıldığını
inkâr etmeyerek kabul etmişlerdir. Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç 12 Aralık
2014 tarihinde Meclis’teki konuşmasında atamalarda torpil iddialarına ilişkin
değerlendirmelerde bulunurken: “Bunların hepsi yalan diyemem ama bir kısmı
doğru. Haklı olsa da toptan suçlamak doğru değil. Bütünü suçlamak yerine
bazılarını söylemek gerekir. Bize yükleniyorlar. Eskilerinden bir kaç tanesini
gördüm, göz göze geliyoruz. Damatları, gelinleri, oğulları burada (ntvmsnbc).” diyerek torpil iddialarının doğruluğunu
ispatlamıştır.
CHP Genel Başkan
Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Haluk Koç, devlet görevlilerinin yakınlarının
torpil sonucu iş bulduğunu iddia ettiği bir torpil listesini açıklayarak “Atamalarda torpil” iddialarıyla ilgili
partisine ihbar yağdığını söylemiştir. Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’a tepki
göstererek: “Yeğenin, ağabeyin veya kardeşin TBMM’de danışman kadrosuna
senin döneminde atandılar mı atanmadılar mı?” diye sormuştur. Türkiye
Cumhuriyeti gibi bir hukuk devletinin, iktidarların günlük ihtiyaçlarına göre
özel hukuk düzenleyen, hukuku kullanarak, kendi üzerindeki şaibeleri, kuşkuları
dağıtan bir rejim haline getirildiğini kaydetmiştir. Bu tür torpil ve haksızlık
ihbarlarının ise eski milletvekillerinden, bürokratlardan, parti
teşkilatlarından, vatandaşlardan geldiğini daha da gelmeye devam ettiğini söylemiştir.
“Yani minareyi çaldınız, kılıfına sokamıyorsunuz. Çürümeye başladınız,
tükeniyorsunuz artık. Kendi içinizden bağırıyorsunuz; (biz kirliyiz, vicdani
suç işledik)” sözlerini dile getirmiştir. Koç, “bu iktidar kadrosunun,
farklı yeteneklerinin olduğunu, hırsızlığı, yolsuzluğu, torpili, rüşveti makbul
meslekler arasına soktuklarını, haramla akraba olduklarını, yüzbinlerce insanın
hakkını, ahını aldıklarını, hukuk tanımadıklarını, pişkinliği, arsızlığı
zirveye taşıdıklarını görüyoruz, biliyoruz, yaşıyoruz” ifadelerini
kullanmıştır.
Bu uygulamaların sadece
vicdanlara değil, hukuka da, liyakate de aykırı olduğunu, ayrıca hazineyi
zarara uğrattığını söyleyen Koç, istisnai memuriyet kadrosuna atananların, KPSS’ye
katılmadan bir süre sonra sınavla girilebilecek memur kadrolarına atandığına
dair Sayıştay Genel Kurulu’nun 2005’teki açıklamasını okumuştur. Liyakate
dayanmadan hızla memuriyette yükselenlerin bulunduğu listesinin de olduğunu
ileri sürmüş ve sözlerini şöyle sürdürmüştür: “Sayın Davutoğlu hazine doldu
da uçaklarla gelen dolarlarla mı altınlarla mı doldu? Üretmeden nasıl doldu?
Şunu iyi dinle Sayın Davutoğlu; öyle her daim gülümseyerek ne dediğini
bilmeden, sağa, sola sataşırsan senin alnına bu lafları çakarlar. Çalıp kaçmak,
kaçanın önüne yatmak, hazineyi boşaltmak, kaçak sarayın klozetine altın fiyatı
ödemek, harcayamadıklarınızı ayakkabı kutularına saklamak, en sonunda da ‘sıfırla
oğlum’ demek sizin işinizdir.”
Cumhuriyet Halk Partisi
Sözcüsü Haluk Koç’un KPSS ile ilgili AKP’li 85 ismin torpil yolu ile atandığına
dair isim isim açıklamaları sorulan Davutoğlu, “Üç soru dendi ama sorular
içinde sorularla dokuz soruya çıktık. Ben Polonya seyahatime zaten gecikmiş
durumdayım” diyerek sorudan kaçmayı tercih etmiştir.
Bilim Sanayi ve
Teknoloji Bakanı’na yönelik ise; “Çok hisli bir bakanımız var, Bilim Sanayi
ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık. Bazı şeyleri hissediyor. Dikkatinizi çekerim,
şöyle bir söz söylüyor; ‘Varsa ufak tefek hırsızlıkları, falan onu da büyütüp,
şey yapmaya çalışıyorlar.’ Ey Bilim Bakanı, bu ülkede ekmek, baklava çalan
çocuk mahkûm oldu, gemiyi gemicik yapan, çalan elini kolunu sallayarak
dolaşıyor. Koluna 700 milyarlık saat takan vatandaş, utanmadan kaçak saatin
vergisini de devlete ödetiyor. Sizleri rehin alan bazı sahtekâr işadamları,
uçağından çalınan 292 kilo altının akıbetini sormuyor bile. Bunlar küçük
hırsızlık mı? TBMM’de, 2002’den itibaren istisnai memur alımı yolu ile KPSS’ye
girmeden kaç kişinin, hangi bakanlıkta, devlet kurumunda memur yapıldığına ve
nerelere yükseltildiğini açıklayınız” diyerek soru önergesi vereceklerini
belirten Koç, ayrıca Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda
bulunacaklarını bildirmiştir.
CHP Genel Başkan
Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Haluk Koç, KPSS torpilleriyle ilgili olarak
hükümete yönelik eleştirilerinde; “Binlerce gencin iş umutları başka bir
bahara kalıyor. Ya da bir AKP yetkilisinin bir kartvizit tavsiyesine kalıyor.
İntihar eden 20 gencimizin katili, bu uygulamayı yapanlardır. Nasıl rahat
uyuyorsunuz? 1100 odalı değil, 5500 odalı sarayın olsa ne olur? Nasıl rahat
yatabiliyorsun? 20 genç kara toprakta” “AKP iktidarı döneminde Kamu Personeli
Seçme Sınavı’nın nasıl kadük edildiğini, hakkaniyetin nasıl çiğnendiğini,
kayırmanın ve siyasi himayenin devlet memuru olma noktasında nasıl hayata
taşındığını acı örnekleri ile paylaşacağız” demiştir. “Milyonlarca
öğrencimiz, yeterli puan alıp kamu personeli olmak için kurslara gidiyor. Son
12 yılda KPSS sınavına giren kişi sayısı 20 milyona yakın. 610 bin kişi devlet
memuru olarak atanabiliyor. Devlette hak ederek bir kadroya girme şansını bu
sınavlara bağlayan yüzde 97 aday, hayal kırıklığı yaşıyor. Sınavlara girenlerin
ancak yüzde 1,5’i devlete kamu görevlisi olarak atanabiliyor” ifadelerini
kullanmıştır. “Memur olmada, yer değiştirmelerde torpil. İstifa sonrası
dönüşlerde torpil, işçi alımında torpil, Adalet bakanlığına alımlarda torpil
uygulanmaktadır. Varsa AKP’den bir yakının bir yandaşın, ampullü bir
kartvizitin varsa, bu işlemleri yapmak için hiçbir sıkıntın olmaz, işlemler
kolay olur.” demiştir.
Koç uzunca bir torpil
listesi sıralamıştır. Bununla birlikte listeyi Genel Başkan Yardımcısı ve Parti
Sözcüsü Haluk Koç’un ağzından açıklayan CHP’nin mazisine baktığımızda bu konuda
temiz bir sicilinin olmadığı görülmektedir. Mesela, 1991 seçimlerinin ardından
kurulan DYP-SHP ve DYP-CHP Hükümetleri dönemlerinde SHP-CHP’li bakanların
gerçekleştirdiği büyük kadrolaşma sır değildir. Bu dönemde görev yapan iki
Adalet Bakanı Seyfi Oktay ve Mehmet Moğultay’ın, özellikle “yargıdaki kadrolaşmanın
mimarları” olarak nam saldığı unutulmamıştır. Bu iki zatın hâkim ve savcı
kadrolarını parti sempatizanlarıyla doldurduğu, bunun için mülakat sınavında
parti sempatizanı olmayanları eledikleri tarihe mâl olmuş bir gerçektir. Hatta
Moğultay, nasıl kadrolaştıklarını itiraf bile etmiş ve aynen şunları demiştir: “Hükümetten
sınavlı beş bin kişilik kadro çıkarttım. Bu kadroları örgütüme vermeyip de
milliyetçilere mi verseydim? Seyfi Oktay ve benim dönemimde de iki bin hâkim
aldık. Bu aldığımız kadrolar, ileride yeşerecek demokrat insanlardır. Yaptığım
suçsa işlemeye devam edeceğim.” O dönemde sadece yargıda değil, bütün kurum
ve kuruluşlarda “sol kadrolaşma” ileri düzeye ulaşmıştır.
Kapitalist yönetimlerde
torpil işlemlerine binlerce örnek verilebilir. Yukarıda örneklerini verdiklerimiz
iktidar ve muhalefet arasındaki tartışmalardan bir kesit olarak yansıtılmış
olsa da kapitalizmin ve demokrasinin gerçek yüzüdür. Yönetime hangi parti geçerse geçsin bu tablo
değişmemektedir. Her başa geçen kendi yakınlarını mutlaka torpille bir takım
mevkilere getirmektedir. Hatta var olmayan mevkiler bile icat edilip, oraya
istediklerini yerleştirmektedirler. Torpil tartışmalarında gelinen nokta, “Tencere
dibin kara, seninki benden kara” şeklindedir. Menfaatçiliğe dayalı bir yönetimde,
söz ve mal sahibi olanların sürekli birilerini kayırdıkları, kanun ve hükümleri
istedikleri gibi eğip bükerek uyguladıkları gerçeğin ta kendisidir.
Torpil konusu ile ilgili
bir hikâye vardır:
Ulu bir kavak ağacının
yanında bir kabak ağacı boy göstermiş. Bahar ilerledikçe bitki kavak ağacına
sarılarak yükselmeye başlamış.
Yağmurların ve güneşin
etkisiyle müthiş hızla büyümüş ve neredeyse kavak ağacıyla aynı boya gelmiş.
Bir gün dayanamayıp
sormuş kavağa:
-Sen kaç ayda bu hale
geldin ağaç?
-On yılda, demiş kavak.
-On yılda mı? Diye
gülmüş ve çiçeklerini sallamış kabak.
-Ben neredeyse iki ayda
seninle aynı boya geldim bak!
-Doğru, demiş ağaç.
Doğru.
Günler günleri kovalamış
ve sonbaharın ilk rüzgârları başladığında kabak önce üşümeye, sonra yapraklarını
düşürmeye, soğuklar arttıkça da aşağı doğru inmeye başlamış.
Sormuş endişeyle kavağa:
-Neler oluyor bana ağaç?
-Ölüyorsun, demiş kavak.
-Niçin?
-Benim on yılda geldiğim
yere, iki ayda gelmeye çalıştığın için.
Bugün gerçekten iddia
edildiği gibi birileri hak etmeden, sırf partizanlıkla, hemşericilikle, akrabalıktan
dolayı ve bunun gibi daha başka herhangi bir sebeple torpil listesinden hak
etmediği makamlara getirilmektedir. Bunun savunulacak, aklanacak, paklanacak,
doğru görülecek, meşru sayılacak, tevil edilecek, temize çıkarılacak, üstü
örtülecek, görmezden gelinecek hiçbir yanı bulunmamaktadır. Hatta Müslümanlar
arasında dahi işler torpille yürütülebilmektedir. Meydanlara çıkıp, Müslümanların
kardeş olduğundan, kul hakkından bahseden bu şahıslar da tıpkı kapitalist
sistem gibi yakınlarına, arkadaşlarına, ahbaplarına, kızlarına, oğullarına,
eşlerine, yeğenlerine, baldızlarına, hemşerilerine, yandaşlarına kanun ve
kuralları farklı uygulayıp, diğer din kardeşlerine farklı uygulamalarda bulunmaktadırlar.
İslâm, insanlar arasındaki ayrımcılığı ortadan kaldırmak için geldiği halde
bugünkü birtakım Müslümanlar, torpille ayrı muamele görmektedirler. Allah Subhanehu
ve Teâlâ’nın kanunlarını bildikleri halde, hayat sahasında bunu farklı
uygulamaktadırlar. İnsan aklından çıkan nizamlar yine değişik kaoslar ve ayrıcalıklar
oluşturmaktadır. Sorunları çözmek bir kenara dursun, çözümsüzlüğe sürüklemektedir.
Torpili olan insanlar
hak etmedikleri yerlerde, hak etmedikleri muameleyi görürken, gerçek hak
sahipleri mağdur edilmektedirler. Torpil ve benzeri yollarla dünyalık
menfaatleri uğrunda çok çeşitli kılıklara bürünenlere, farklı maskeler takınanlara
örnek olması açısından şu hadisi şerife bakacak olursak;
Hz. Ömer bir gün,
Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in saadet hücresine girmiş ve
hıçkıra hıçkıra ağlamaktadır. Efendimiz, niçin ağladığını sorunca da, o koca
Ömer şöyle demiştir:
“- Ya RasulAllah! Dünya
kralları, Kisralar servet içinde yüzüyorlar. Senin ise altına sereceğin bir
sergin bile yok, yatağın hasır ve teninde yattığın zeminin izleri! Hâlbuki
kâinat senin için yaratıldı.
Allah Rasûlü, şu cevabı
verir:
-İstemez misin ya Ömer,
dünya onların, ahiret de bizim olsun!”
Rasullullah Sallallahu
Aleyhi ve Sellem istese torpille kendine mal mülk temin edemez miydi,
istese döneminin en gösterişli makamında oturup lüks bir hayat yaşayamaz mıydı,
eşini dostunu bu imkânlardan yararlandıramaz mıydı? Ama O, Allah Subhanehu
ve Teâlâ’nın en sevgili kulu, her Müslümana örnek olacak tavrıyla, dünya
hayatının geçici nimetlerini elinin tersiyle itip, daimi olan ahiret
nimetlerini tercih etmiştir. Hatta kızı Fatıma’ya bile babasının
peygamberliğine güvenmemesi konusunda ikazda bulunmuştur. Bugünkü Müslüman
yöneticilerin durumu ise ortadadır.
Sen yoksun ya Ey Ömer,
adalete hasret kaldı bu Ümmet!
Velhasılı kelam,
insanlığın içinde bulunduğu bu çıkmaz yolların tek ve en etkili ilacı; sahih
ideolojik bir temel üzerine oturmuş, bu temel üzerine yükselmiş ve yine bu
temelden neşet eden nizamların hâkim olacağı bir yaşam şeklidir. Ancak
Müslümanlar arasından adaleti, huzuru sağlayacak Ömer’ler olursa bu Ümmet
torpilsiz, haksızlığa uğramadan rahat nefes alabilecektir. İşte bu hayat şekli
son ilahi din olan İslâm’ın, hayatın her alanını kuşatmasıyla kemale erecek
olan İslâmî yaşamdır. İnsanlar arasındaki anlaşmazlıkların, haksızlıkların, ayrıcalıkların
giderilmesi, huzurun, güvenin ve emniyetin tesis edilmesi ancak İslâm Devleti’nin
kurulması, Allah Subhanehu ve Teâlâ’nın kanunlarının yeryüzünde tatbik
edilmesiyle gerçekleşebilecektir. Müslümanların beldelerinin, hatta tüm
dünyanın suç ve günah kirliliğinden arındırılıp, temizlenebilmesi için
Müslümanlar’ın İslâm Devleti’ni bir an evvel kurmaya canla başla çalışmaları
gerekmektedir.
Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:
“De ki: Çalışın!
Çalışmanızı Allah da, Rasulü de, mü’minler de göreceklerdir. Sonra da görüleni
ve görülmeyeni bilen Allah’a döndürüleceksiniz de O size yapmakta olduklarınızı
haber verecektir.”
(Tevbe 105)


Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış