KENDİ PUTUNU YİYEN SİSTEMLER!

Erkan Kardelen

İnsanoğlu o kadar eksik, aciz ve sınırlı ki. Ancak bunu inkâr edip, “insanlar mükemmel varlıklardır, kendi nizamını belirleyebilir” diyen insanlar kendileri için getirdikleri kanunlarla sürekli oynuyorlar. Bugün kendisi için maslahat olarak gördüğü bir şeyin biraz sonra zarar olduğunu düşünüp onu değiştirmek için var gücüyle çalışıyor. 

Tıpkı İslamiyet gelmeden önceki Mekke müşrikleri gibi… Zira onlar da günümüzdeki yöneticiler gibi idiler. Bir gün bir kanun, adet, gelenek çıkarılıyor ancak o kanun çok geçmeden yerini diğer bir kanun, adet ve geleneğe bırakıyordu. Hatta yola çıkarken hamurdan ya da helvadan bir put yapılıyor, o yolculuk esnasında puta tapılıyor ve putla işleri bittikten sonra acıktıkları zaman yiyordular. Ömer RadıyAllahu Anh örneğinde olduğu gibi. 

Bir gün Ömer RadıyAllahu Anh, Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’e dedi ki: 

“Ya Rasulûllah, bir şeye gülüyorum, bir şeye de ağlıyorum. İslam’la müşerref olmadan, hamurdan put yapıp tapıyor, acıkınca yiyordum. Bunu hatırlayıp gülüyorum. Bir şeye de ağlıyorum, kızımın göstermiş olduğu şefkate rağmen, diri diri kuma gömdüm. Buna da ağlıyorum”. Bunun üzerine Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem buyurdular ki: “Ya Ömer, bunları iman zamanında mı yaptın yoksa cehalet zamanında mı?” Ömer RadıyAllahu Anh: “Cehalet zamanında ya Rasulûllah” deyince Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem “O zaman bundan sorulmayacaksın” buyurdular.

Bu bağlamda T.C. Devlet’i, ne kadar da o topluma benziyor. Henüz cumhuriyet tarihi küçükken, cumhuriyetin tarihi çok geçmemişken, bu ülkede anayasa dört defa topyekûn değişti ve son örneği de günümüzde olmak suretiyle bilmem kaç defa bazı maddelerinde değişikliğe gidildi. Bir taife anayasa değişikliği için var güçleriyle çalışır, bunun gerekli olduğunun kamuoyunu yapmaya uğraşırlarken, diğer bir taife de bu değişikliği engellemeye ve bunun gerekli olmadığını kamuoyuna kabul ettirmeye çalışıyor. Yani antipropagandasını yapıyor. Ve bu çalışmaları yapanlar da halkın vekâlet verdiği, vekil tayin ettiği kelli-felli adamlar. Hâlbuki o vekiller, milletvekili olduklarında anayasaya sadakat yemini etmişlerdi. Ama ne kadar da acizler, ne kadar da gafiller! 

Milletvekili olurken yaptıkları yemin şöyledir:

“Devletin varlığı ve bağımsızlığını, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü, milletin kayıtsız ve şartsız egemenliğini koruyacağıma; hukukun üstünlüğüne, demokratik ve laik cumhuriyete ve Atatürk ilke ve inkılâplarına bağlı kalacağıma; toplumun huzur ve refahı, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde herkesin insan haklarından ve temel hürriyetlerden yararlanması ülküsünden ve Anayasa'ya sadakatten ayrılmayacağıma; büyük Türk milleti önünde namusum ve şerefim üzerine ant içerim.”

Ayrıca kanun kelimesinin ıstılahi tanımı şöyledir: ”Sultan’ın insanları, karşılıklı alakalarında uymaya mecbur ettiği kaideler toplamıdır.” Yani hâkimiyet sahibi yönetici birtakım hükümler emrettiği zaman, bu hükümler kanun halini alır ve insanların bağlanmasını gerektirir. Ancak kendilerini hüküm koyucu olarak görenler bile koydukları bu hüküm ve kanunlara sadık kalacaklarına yemin ettikleri halde bağlanmıyorlar ki, diğer insanlar bu hükümlere nasıl bağlansın?

Görüldüğü gibi kendilerini Allah Subhanehu ve Teâlâ’’ya rağmen kanun koyucu sıfatına getirip kanunlar vazeden insanlar, kendi putlarını yiyen cahiliyedeki Mekke müşriklerine ne kadar da çok benziyorlar. Önce anayasaya sadık kalacaklarına dair söz verip yemin ediyorlar sonra da o anayasayı günümüze uygun değil diyerek değiştirmeye çalışıyorlar. 

Bunu Allah Subhanehu ve Teâlâ bize bildirmişti zaten:

“İnsanlar Allah’ın hükmünü bırakıp kendileri kitap yazdılar. Ona da samimi olmadılar!”

Rabbim ne kadar da doğru söylemiş. Bugün bunun vakıasını ne kadar da yakından hissediyoruz. Allah Subhanehu ve Teâlâ muhtelif ayetlerde de şöyle buyuruyor:

كَانَ النَّاسُ أُمَّةً وَاحِدَةً فَبَعَثَ اللّهُ النَّبِيِّينَ مُبَشِّرِينَ وَمُنذِرِينَ وَأَنزَلَ مَعَهُمُ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ لِيَحْكُمَ بَيْنَ النَّاسِ فِيمَا اخْتَلَفُواْ فِيهِ وَمَا اخْتَلَفَ فِيهِ إِلاَّ الَّذِينَ أُوتُوهُ مِن بَعْدِ مَا جَاءتْهُمُ الْبَيِّنَاتُ بَغْيًا بَيْنَهُمْ فَهَدَى اللّهُ الَّذِينَ آمَنُواْ لِمَا اخْتَلَفُواْ فِيهِ مِنَ الْحَقِّ بِإِذْنِهِ وَاللّهُ يَهْدِي مَن يَشَاء إِلَى صِرَاطٍ مُّسْتَقِيمٍ

“İnsanlar bir tek ümmet idi. Sonra Allah, müjdeleyici ve uyarıcı olarak nebileri gönderdi. İnsanlar arasında, anlaşmazlığa düştükleri hususlarda hüküm vermeleri için, onlarla beraber hak yolu gösteren kitapları da gönderdi. Ancak kendilerine kitap verilenler, apaçık deliller geldikten sonra, aralarındaki kıskançlıktan ötürü dinde anlaşmazlığa düştüler. Bunun üzerine Allah iman edenlere, üzerinde ihtilafa düştükleri gerçeği izniyle gösterdi. Allah dilediğini doğru yola iletir.” (Bakara 213)

أَمْ لَهُمْ نَصِيبٌ مِّنَ الْمُلْكِ فَإِذًا لاَّ يُؤْتُونَ النَّاسَ نَقِيرًا

“Yoksa onların mülkten (hükümranlıktan) bir nasipleri mi var? Öyle olsaydı insanlara çekirdek filizi (kadar bir şey bile) vermezlerdi.” (Nisa 53)

أَوَلَمْ يَنظُرُواْ فِي مَلَكُوتِ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ وَمَا خَلَقَ اللّهُ مِن شَيْءٍ وَأَنْ عَسَى أَن يَكُونَ قَدِ اقْتَرَبَ أَجَلُهُمْ فَبِأَيِّ حَدِيثٍ بَعْدَهُ يُؤْمِنُونَ

“Göklerin ve yerin hükümranlığına, Allah'ın yarattığı her şeye ve ecellerinin yaklaşmış olabileceğine bakmadılar mı? O halde Kur’an’dan sonra hangi söze inanacaklar?” (A’raf 185)

إِنِ الْحُكْمُ إِلاَّ لِلّهِ “Hüküm sadece Allah'a aittir.” (Yusuf 40)

مَا لَكُمْ كَيْفَ تَحْكُمُونَ “Size ne oluyor? Ne biçim hüküm veriyorsunuz?” (Kalem 36)

Ve bunlar gibi daha birçok ayet mevcuttur. Yani esasında yasa belirleyen, kanun koyucu olan sadece ve sadece Allah Subhanehu ve Teâlâ’dır. Hüküm ve hâkimiyet kayıtsız, şartsız Allah’ındır. Ve tek yetkili o’dur.

Peki ya siz ne yapacaksınız ey Türkiye’deki Müslümanlar! Yarın önünüze sandıklar koyacaklar. Ve diyecekler ki; “Biz bu kanunları sizin için daha uygun, daha hayırlı gördük. Gelin bunu yasalaştıralım.“ Peki, siz ne yapacaksınız? Allahu Teâlâ’ya rağmen kendinize kanunlar mı ihdas edeceksiniz? Yoksa Allah Subhanehu ve Teâlâ’nın yasalaşmasını emrettiği hükümleri tatbik makamına yerleştirip onunla tekrar izzet ve şerefinize tekrar mı ulaşacaksınız? Bir yol ayrımındasınız ve seçim sizindir. 

Allah’ın kanunları size yetmedi mi? Allah Azze ve Celle kanun koyucu olarak size yetmedi de, eksik, aciz ve sınırlı olan birkaç akıldan çıkan ve size dayatılan, eksik, aciz ve sınırlı olan hükümlerle mi yönetilmek istiyorsunuz? Eksik, aciz ve sınırlı olan hükümlerle yönetilmeyi kendinize yakıştırabiliyor musunuz?

أَفَحُكْمَ الْجَاهِلِيَّةِ يَبْغُونَ وَمَنْ أَحْسَنُ مِنَ اللّهِ حُكْمًا لِّقَوْمٍ يُوقِنُونَ

“Yoksa onlar cahiliye dönemi hükmünü mü istiyorlar! İyi bilen bir topluluk için Allah'tan daha güzel hüküm veren kim olabilir!” (Maide 50) 

Gelin hep birlikte karşı çıkalım. Bizleri süslü ve yalan sözlerle kandıran, bizlerden çok kendi menfaatlerini düşünen ve bizleri asla umursamayan bu insanların peşinde gitmeyelim. Gelin, kanun koymaya en layık olan, tek bir ilah olan Allah Subhanehu ve Teâlâ’nın hükümlerini tatbik edin ve bunun Arz’a yayılması için mücadele edin.

وَقُلِ اعْمَلُواْ فَسَيَرَى اللّهُ عَمَلَكُمْ وَرَسُولُهُ وَالْمُؤْمِنُونَ وَسَتُرَدُّونَ إِلَى عَالِمِ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ فَيُنَبِّئُكُم بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ

“De ki: “Çalışın, yapın. Yaptıklarınızı Allah da, Rasûlü de, mü’minler de göreceklerdir. Sonra gaybı da, görülen âlemi de bilen Allah’ın huzuruna döndürüleceksiniz. O da size bütün yapmakta olduğunuz şeyleri haber verecektir.” (Tevbe 105)

اللَّهُ يَحْكُمُ بَيْنَكُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ فِيمَا كُنتُمْ فِيهِ تَخْتَلِفُونَ

“Allah kıyamet gününde, ihtilaf etmekte olduğunuz konulara dair aranızda hüküm verecektir.” (Hac 69)

NOT: Put ayet ve hadislerde "sanem” ve "vesen” şeklinde de isimlendirilmektedir. "Asnâm-putlar” "sanem” kelimesinin çoğuludur. İbnul-Esîr en-Nihâye adlı kitabında "sanem" kelimesini; "Allah'dan başka ilâh edinilen şey" diye tanımlamaktadır. Bu da müşriklerin taptıkları putlar anlamına geldiği gibi Allah'ın nizamına ve hâkimiyetine engel olan tüm tağutlar manasınadır.



Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz