KAPİTALİZME HİZMET ETMENİN KARŞILIĞI: SEVİLMEK VE ÖVÜLMEK!

Hayreddin Karadağ

قَدْ كَانَتْ لَكُمْ أُسْوَةٌ حَسَنَةٌ فِي إِبْرَاهِيمَ وَالَّذِينَ مَعَهُ إِذْ قَالُوا لِقَوْمِهِمْ إِنَّا بُرَاء مِنكُمْ وَمِمَّا تَعْبُدُونَ مِن دُونِ اللَّهِ كَفَرْنَا بِكُمْ وَبَدَا بَيْنَنَا وَبَيْنَكُمُ الْعَدَاوَةُ وَالْبَغْضَاء أَبَدًا حَتَّى تُؤْمِنُوا بِاللَّهِ وَحْدَهُ إِلَّا

“İbrahim’de ve onunla beraber olanlarda, sizin için gerçekten güzel bir örnek vardır. Onlar kavimlerine demişlerdi ki: “Biz sizden ve sizin Allah’tan başka taptıklarınızdan uzağız. Sizi tanımıyoruz. Siz bir tek Allah’a inanıncaya kadar sizinle bizim aramızda sürekli bir düşmanlık ve nefret belirmiştir. “ (el-Mumtehine 4) 

Allah Subhanehu ve Teâlâ Kur’anın birçok yerinde bizlere nebilerin kıssalarından örnekler verir. Bu kıssalarda Müslümanlar için büyük bir rahmet bulunmaktadır. Çünkü bu kıssalarda Müslümanların ibret alacakları sahneler ve öğütler çoktur. Yukarıdaki ayet-i kerimede Allah Subhanehu ve Teâlâ, İbrahim Aleyhi’s-Selam ve onunla birlikte iman edenlerin kâfirlere karşı kesin bir tavır alışlarını, kâfirlerin taptıkları şeylerden beri oluşlarını, onlara düşmanlıklarını kesin bir şekilde ortaya koyuşlarını övüyor ve kâfirlerden uzak durma, onlara düşmanlık besleme ve onları dost edinmeme hususunda Mu’minlerin, İbrahim Aleyhi’s-Selam’ı ve onunla birlikte iman edenleri örnek almalarını emrediyor. Çünkü onların bu hali, Kıyamet’e kadar gelecek Mu’minlerin yoluna ışık tutmakta ve aydınlatmaktadır. İbrahim Aleyhi’s-Selam ve onunla birlikte iman edenler, kâfirlerin dinini, yolunu, nizamlarını inkâr etmiş ve onların belirledikleri küfür nizamlarından fışkırıp hayatı sulandıran siyasal yapılanmalarından, hukuklarından, ekonomik düzenlemelerinden, eğitim ve öğretim programlarından, evlenme ve boşanma anlayışlarından uzak olduklarını onların yüzlerine haykırmışlardı. Bütün hayat işlerini el-Mudebbir olan Allah Azze ve Celle’nin hükümleri doğrultusunda yapan Müslümanlar, Allah’ın istediği bir şekilde hayat yaşamayı kabul edene kadar da kâfirlere karşı sürekli bir düşmanlık ve öfkelerinin bulunduğunu, yalnızca ilah olarak Allah’ı ve O’nun indirmiş olduğu nizamı kabul ettikleri takdirde, bu kinlerinin son bulacağını, ifade etmişlerdi. 

Fakat günümüz Müslümanları, bazı âlimlerinin ve işbirlikçi yöneticilerinin saptırmalarıyla, değer yargılarını unuttular. Allah’a olan tevekkülleri ciddi bir zaafa uğradı. Kimin safında yer aldıklarını unuttular; kâfirlerin ellerindeki ekonomik ve siyasal güce aldanan yöneticilerin ardına takılarak Allah’ın ayetlerinden neredeyse tamamen yüz çevirdiler. İşte yaşadığımız zaman böyle bir zaman. Bu zamanda birtakım yöneticiler, bizlere imanımızdan dolayı düşman olan kâfirler lehine hareketler içine girdiler, onların davalarını güttüler. 

Küfürlerinden dolayı bizimle aralarında ebedî düşmanlık olması gerekenler, imanımızdan dolayı bizi sindirmek ve silindir gibi ezmek istiyor; bizim başımızdaki yöneticiler de girmiş oldukları girdaplı yollardan çıkmayıp bizleri kâfirlerin egemenliği altında onlara kul olmaya zorluyorlar. Zamanın değişmesiyle medeniyetin gelişmesini, Allah’ın -hâşâ- yenilmesi olarak yorumlayanlar, kâfirlerden gelebilecek tehlikelere karşı kendilerini sağlama alabilmek için onlarla dostluk kurup gözlerine girmeye çalışıyorlar ve onların değer yargılarıyla hayatı değerlendirmeye, onların küfür nizamları olan demokrasi vb.ni Tevhid pazarında pazarlamaya kalkışıyorlar. Allah’ın indirdiğinden başkasına çağırıp insanları dalalete düşürüyorlar. Ve bütün bu halleriyle de övünüyorlar. Şaşılacak şey doğrusu! 

Kâfirlerden olan dostları ise, kendilerine sunulan bu üstün hizmetten dolayı, onları nasıl da seviyorlar. Sevgilerini her fırsatta nasıl da dile getiriyorlar. Son zamanlarda yabancı basında çıkan yazılara dikkat eden Mu’minler görmüşlerdir ki, sanki Kıyamet kopmuş da dünya tersine dönmüş… Asırlardır imanları yüzünden Müslümanlara kin besleyen ve bu kinlerinden dolayı Müslümanları aşağılayıp gericilikle yaftalayan kâfirler, bu tavırlarından vazgeçmiş görünmektedir sanki. Zira artık hemen hemen hepsi de özellikle Türkiye’ye muhabbet besler olmuşlar; onun yöneticilerini sever bir hale gelmişlerdir. Bu yöneticileri sevmeleri ve onların yolundan gitmeleri için de diğer ülkelerde yaşayan Müslümanlara örnek göstermeye başlamışlardır. Bu örnek gösterilen yöneticilerin fikirleri çok acı kötü yemeklere kendileri ise güzel kıyafet giyen nazik garsonlara benziyor. Servis ettikleri bu fikirlerin, kâfirlerin hoşuna giden fikirler olduğunu hatta bizzat kâfirlerin fikirleri olduğunu ve bu fikri taşıdıklarından dolayı da onları yere göğe sığdıramadıklarını belli. 

İşte buyurun, son zamanlarda Batılı medyada çıkan bazı haberlere bir göz atalım: 

25.02.2010 tarihinde Reuters Haber Ajansı’ndan Simon Akam’ın Türkiye’deki imam-hatip okulları üzerine yapmış olduğu tespit “Türkiye’den model olabilecek bir İslamî eğitim sistemi mi?” başlığıyla yayınlanmış. Reuters’ın haberine göre; Afganistan, Pakistan ve hatta Rusya Eğitim Bakanlığı heyetleri, imam-hatip okullarına gelerek incelemelerde bulundular ve radikalleşmeyle savaş için bu okulların kendi ülkelerinde bir model olabileceğini açıkladılar. Reuters, medreselerden farklı olarak imam-hatiplerde müfredatın sadece yüzde 40’ının Kur’an ve İslam eğitimine ayrıldığını, geri kalanının “laik” konular olduğunu ve her sınıfta AtaTürk’ün fotoğrafının asılı olduğunu kaydetti. Öğrencilerin, hem Hicret’i hem de AtaTürk’ün Gençliğe Hitabesi’ni öğrendiğine dikkat çekti. Bu özellikleriyle imam-hatiplerin bazı kişiler tarafından “radikal İslam’ın panzehiri” olarak görüldüğünü kaydetti. Tayyip Erdoğan ve Kabinesindeki bakanların yüzde 30’unun da bu okuldan mezun olduğuna vurgu yaptı. Reuters’a göre, Türkiye’deki imam-hatip okulları son dönemde “model olarak” birçok ülkenin dikkatini çekiyor. Afganistan Eğitim Bakanı Faruk Wardak, Ankara’da bu okullardan birini ziyaret etti ve kendi ülkesinde de bu sistemin ılımlı din eğitimi için model olabileceğini söyledi. Ardından Pakistan’ın Ankara Büyükelçisi bu okulu ziyaret etti ve aynı şekilde imam-hatiplerle ilgili kendi ülkesinde üst düzey yetkililer arasında görüşmeler yapıldığını söyledi. Afgan Eğitim Bakanı, imam-hatiplerle ilgili olarak “Okul sadece eğitim için değil radikalleşmeyle savaş için de çok önemlidir” dedi. 

Türkiye’nin ve şu an iktidarda olan AKP’nin, Batılılar tarafından niçin bu kadar çok sevildiğini ve övüldüğünü üstteki haberden anlayamadıysanız, aşağıda geçen haberlerden mutlaka anlayacaksınız. Bir diğer haber şöyle:

15. 06. 2010 tarihinde Financial Times Gazetesi, Türkiye’yi; bağımsızlığı, dinamik ekonomisi ve gelişen demokrasisiyle “hayran olunacak” bir ülke olarak gösterdi. Gazete’nin “Türkiye’nin Bağımsız Rolünden Ders Çıkarmak” başlıklı makalesinde, Başbakan Recep Erdoğan’ın “İsrail”e yönelik sert eleştirisi ile Ortadoğu’daki Müslümanların kalbini kazandığı kaydedildi. “Ortadoğu’da kahraman olmak için çok şey yapmaya gerek yok, sadece “İsrail”e meydan okuyup ABD’ye karşı durmak yeterli. Erdoğan, her ikisini de yaptı.” denilen makalede, şu ifadeler kullanıldı: “Türkiye iyi bir model.”, “İslamcı mirasın Arap komşularıyla yakınlaşmayı sağladığı Erdoğan’ın Adalet ve Kalkınma Partisi, İslamcı partilerin modern siyasî sistemlerde nasıl entegre olunacağını gösteren bir modeli temsil ediyor.” Financial Times’taki makale şu ifadelerle son buluyor: “Erdoğan'ın amacı kuşkusuz ki “İsrail”in eylemlerine sorumluluk getirmektir, Yahudi devletinin düşmanı olmak değil.” Bu haberin çıktığı 15.06.2010 tarihinde Partisi’nin Grubunda yaptığı konuşma da ise eksen kayması eleştirilerini yanıtlayan Erdoğan, “Uluslar arası basında adeta düğmeye basılmış gibi Türkiye hakkında haberler ve yorumlar çıkmaya başladı.” dedi. İran’la imzalanan Tahran Anlaşması’nda, kendi başlarına bu adımı atmadıklarını bizzat Obama’nın kendisine yazmış olduğu mektupta geçen direktiflere göre hareket ettiklerini söyledi. Erdoğan, Türkiye’nin misyonunu en iyi idrak edebilecek ülkelerden birinin “Şüphesiz ki kadim dostumuz ve Sayın Obama’nın ifadesiyle, “model ortaklık” kurduğumuz Amerika Birleşik Devletleri” olduğunu söyledi. Erdoğan, “ABD hedefi ve vizyonu ile Türkiye’nin vizyonu örtüşmektedir” diyerek ABD ile sadece kâğıt üzerinde bir model ortaklığı yapmadıklarını, bilakis bu müttefikliğin devam ettiğini ve işbirliklerinin çok boyutlu olduğunu dile getirdi. 

Erdoğan’ın, Allah ve Rasulü’ne düşmanlık yapan ABD’yi “kadim dost” ilan edip aynı vizyon dahilinde hareket etmesi, Kapitalizm’in yayılmasını kendisi için ölüm-kalım meselesi olarak gören Kapitalistler için bulunmaz bir fırsattır. Zira üstteki makalede de ifade edildiği gibi, Müslümanlara sevdirilen Erdoğan eliyle bir çok İslamî hareket, tağutî sisteme entegre edilmiştir. Demokrasi ile İslam’ın bir arada Türkiye’de güzelce yaşandığı bahanesiyle de diğer İslamî Beldelerin demokrasiyi benimsemesine çalışılmaktadır. Bu gerçeği 18.06.2010 tarihli makalesinde Philip Stevens şu şekilde dile getirmiştir: 

“İşin ironik yanı, bu yeni kendine güvenen Türkiye’nin Batı’ya verebileceği daha çok şey olması. Bu haliyle Ortadoğu ve Müslüman dünyasında daha çok itibarı var. Batı’nın gerçekten kaybetmemesi gereken Türkiye budur.” Yine Bu kapsamda Carnegie Endowment for International Peace’de Misafir Akademisyen olarak bulunan Lehigh Üniversitesi’nden Profesör Barkey’in özel bir gazeteye vermiş olduğu şu demeç de konumuza ışık tutmaktadır: 

“AKP, Türkiye’yi modernleştirmek ve devleti demokratikleştirmek için çok şey yaptı, bu sadece dindar ve muhafazakâr bir partinin başarabileceği çok zor bir şeydi.” Referandum sonrasında da kâfirler Türkiye’deki dostlarına medyaları yoluyla teşekkür etmeyi ihmal etmedi. Obama, referandum sonucunu “Türk demokrasisinin zaferi” olarak yorumlarken, New York Times gazetesi de “Daha Demokratik Bir Türkiye” (16.09.2010) başlıklı yazısında Türkiye’ye övgüler yağdırdı. Başbakan Erdoğan’ın, “Anayasa ve ekonomik reformcu olarak takdire şayan bir geçmişinin olduğu” da vurgulanan yazıda, AB Komisyonu tarafından da desteklenen Anayasa paketinin geçmesinin, Türkiye’nin Anayasal olarak AB’ye girmeye hazır olduğunu gösterdiği, Avrupa’nın artık bu konuda bahane uydurmayı sürdüremeyeceği vurgulandı. ABD’nin en prestijli haftalık dergilerinden Time’da çıkan yazıda ise “Kazanmak işin kolay tarafıydı. Kilit bir referandumla güçlenen Türkiye’nin liderinin şimdi kendi halkını birleştirmesi gerekiyor.” denildi. 

Kapitalist Batı’nın Türkiye’den “Senin ne müthiş demokrasin var, yavrum!” makası alması kendi sistemini Türkiye’ye dayatıp uygulattığı içindir. Böylelikle onlar yeni dünya düzenini oluşturma yolunda egemenliklerini pekiştirmekte, kendi iradelerini kabul ettirmektedirler. “Demokrasi” denilen halkın, kendi belirlemiş olduğu hükümlerle kendini yönetmesi mefhumunu Türkiye’ye kâfirlerin soktuğunu, yeni dünya düzeninin bu şekilde olması gerektiğini savunduğunu bilmeyen yokken, Mu’min nasıl olur da bunu kabul eder? Hükmü, gerçek hakim olan Allah’tan alıp da nasıl halka verir? İslâm’da halkın çoğunluğunun mu, Hakk’ın mı hükmü önemlidir? Halbuki halk, Hakka kul olmalı, O’nun hükmüne teslim olmalıdır. Çünkü, أَكَثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ “İnsanların çoğu bilmezler.” (Câsiye 26), أَكْثَرَ النَّاسِ لَا يُؤْمِنُونَ “İnsanların çoğu şükretmezler.” (el-Ğâfir 59), أَكْثَرُ النَّاسِ إِلَّا كُفُورًا “İnsanların çoğu nankördür.” (el-Furkan 50) ve وَإِن تُطِعْ أَكْثَرَ مَن فِي الأَرْضِ يُضِلُّوكَ عَن سَبِيلِ اللّهِ إِن يَتَّبِعُونَ إِلاَّ الظَّنَّ وَإِنْ هُمْ إِلاَّ يَخْرُصُونَ “Yeryüzünde bulunanların çoğuna uyacak olursan, seni Allah’ın yolundan saptırırlar. Onlar zandan başka bir şeye tâbi olmaz, yalandan başka (söz de) söylemezler. “ (el-En’âm 116) الْحَقُّ مِن رَّبِّكَ “Hak rabbinden gelendir.” (el-Bakara 147) buyrulur. O yüzden halkın çoğunluğuna uymak dalâlettir. Allah’ın hükmüne rağmen alternatif hüküm çıkarmak sapıklıktır. Demokrasi virüsü girdiğinden bu yana, demokrasi yalanı ile kandırılmış halk, kurtuluşun İslâm’da, öze dönüşte, Hilafet’te olduğunu bu hain yöneticilerin ve şaşkın hoca-âlim takımının gölgelerinden göremedi. Onların yönlendirmelerine kanarak Batı’da, Batılılaşmada görmeye başladı. 

Şeytan’ın ordusunda neferlik yapanlar ancak beşerî ideolojilere ve onun nizamlarına davette bulunurlar; Hilafet’in karşısında yer alırlar. “Referandum günü şimşekler “elhamdülillah” diye çaktı” diyecek kadar, “Mezardakileri bile kaldırıp “evet” dedirtmek lazım.” diyecek kadar ileri gidenlerin -kafaları bu kadar neyle yumuşadıysa artık!- bir an önce silkelenip kendilerine gelmeleri ve Allah’a tövbe etmeleri gerekir. 

Eğer bir yerde övgü bulunuyorsa orada ilk önce sevginin olması şarttır. Çünkü sevgisiz övgü olmaz. İnsan bir kişiyi veya herhangi bir şeyi överken, öveceği varlığın bir veya birkaç özelliğinden etkilenir. Etkilendiği özellik onda bir tür hoşluk uyandırarak bunu sevgiye dönüştürür, bu sevgi de yüreğin derinliklerinden kopup gelen kelimelerin dile övgü olarak yansımasını sağlar. Kapitalist kâfirlerle aramızda onların küfürleri yüzünden ebedî düşmanlık bulunurken ve onlar Kapitalizm yerine İslam’ı seçinceye kadar da onlara karşı tavrımızı değiştirmeyecekken, onların bizi bizim de onları sevmemiz düşünülemez. Çünkü saflarımız farklıdır aynı değil. Bugün Kapitalist Batı’nın Türkiye’yi ve Başbakanını övmeleri, onların saflarında yer aldığı ve Müslümanlara ihanet ettiği içindir. Hakkın safında bulunup Hilafet’i tesis etmek için çalışmak yerine batılın safında bulunup demokrasi için çalıştığı ve Kapitalizm’e hizmet ettiği içindir! 



Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz