هُنَالِكَ دَعَا زَكَرِيَّا رَبَّهُ قَالَ رَبِّ هَبْ لِي مِن لَّدُنْكَ ذُرِّيَّةً طَيِّبَةً إِنَّكَ سَمِيعُ الدُّعَاء فَنَادَتْهُ الْمَلآئِكَةُ وَهُوَ قَائِمٌ يُصَلِّي فِي الْمِحْرَابِ أَنَّ اللّهَ يُبَشِّرُكَ بِيَحْيَى مُصَدِّقًا بِكَلِمَةٍ مِّنَ اللّهِ وَسَيِّدًا وَحَصُورًا وَنَبِيًّا مِّنَ الصَّالِحِينَ قَالَ رَبِّ أَنَّىَ يَكُونُ لِي غُلاَمٌ وَقَدْ بَلَغَنِيَ الْكِبَرُ وَامْرَأَتِي عَاقِرٌ قَالَ كَذَلِكَ اللّهُ يَفْعَلُ مَا يَشَاء قَالَ رَبِّ اجْعَل لِّيَ آيَةً قَالَ آيَتُكَ أَلاَّ تُكَلِّمَ النَّاسَ ثَلاَثَةَ أَيَّامٍ إِلاَّ رَمْزًا وَاذْكُر رَّبَّكَ كَثِيرًا وَسَبِّحْ بِالْعَشِيِّ وَالإِبْكَارِ
“Orada Zekeriya Rabbine dua ederek dedi ki: “Rabbim, Bana katından iyi bir zürriyet ver. Şüphesiz Sen duayı işitensin.” Zekeriya Mihrab’ta namaz kılarken melekler ona nida da bulundular: “Sana Allah’tan bir müjde olsun! Allah’tan gelen kelamı tasdik eden bir seyyid, nefsine hâkim ve salihlerden bir nebi olarak Allah, Yahya’yı müjdeliyor.” O (Zekeriya) dedi ki: “Rabbim, Bana yaşlılık ulaştı ve benim kadınım da kısırdır. Nasıl bir oğlum olacak?” O (Melek) dedi ki: “Öyledir. Allah dilediğini yapar.” O (Zekeriya) “Rabbim Bana bir ayet (işaret) göster.” dedi. O (Allah) dedi ki: “Senin için ayet, insanlarla üç gün konuşamamandır. İşaretleşme, bundan müstesnadır. Rabbini zikret, akşam ve sabah tesbih et.” (Âl-i İmran 38-41)
Zekeriya Aleyhi’s-Selam, Meryem’in durumunu görünce salih soy ve zürriyenin ne kadar güzel ve hayırlı bir şey olduğunu tam olarak idrak etti. Orada Zekeriya böyle tayyib bir zürriyeye sahip olmayı dileyerek Allah’a dua etti. Allah’ın her şeye kadir olduğuna kesin bir şekilde iman ediyordu. Hem de kendisi bir nebi idi. Allah’a güveni diğer insanlardan fazla idi. Melekler kendisini bir salih oğulla müjdelerken Zekeriya Allah’a şöyle seslendi: “Ben iyice yaşlandım ve kadınım kısırdır. Nasıl bir evlada sahip olacağım?” Zekeriya, Allah’ın her şeye kadir olduğuna inandığı halde meraktan, kendi durumunu göz önünde bulundurarak şaşkınlığını gizleyememiş ve böyle sormuştu. Zira insan çok yaşlı ve karısı kısırsa bir evlat sahibi olması normal şartlarda mümkün olmaz. Fakat normal şartların dışında mucize olarak gerçekleşebilir. Nebi olduğu için de kendisine böyle mucizelerin verilmesi normaldir. Fakat Zekeriya’nın merak ettiği şey bunun gerçekleşmesinin şeklidir. Zaten bir evlat sahibi olmak için Allah’a dua etmiş ve bunun üzerine Allah O’nun duasını kabul etmişti. Bu nedenle Zekeriya Allah’ın kudreti hakkında hiçbir şüpheye sahip değildir.
Buna binaen Müslüman Allah’a sınırsız bir şekilde güvenip dua etmelidir. Zira Allah, her şeye kadirdir, hiçbir şeyden aciz değildir. Namaz kılarken, Allah’ı akşam-sabah zikrederken dua etmelidir.
Bugün Hilafet Devleti’ni kurmak için çalışan davetçiler, Allah’ın kudreti hakkında herhangi bir şüpheye sahip olmamalıdırlar. Allah’ın yardımının er veya geç kendilerine yetişeceğine inanmalıdırlar. Zira Allah’ın ve Rasulü’nün Hilafet’in kurulması ile ilgili müjdeleri vardır. Buna binaen daveti yüklenenler mücadele ederken hep Allah’a bağlı olmalıdırlar, çokça namaz kılmalı, zikretmeli, Allah’ın vaadine ve Rasulü’nün müjdesine güvenerek dua etmelidirler. Fakat yalnız dua ile yetinip hedefi gerçekleştirmek için son gayretlerini sarf etmekten geri kalmamalıdırlar. Zira Allah, hem duayı, hem de gayret sarf etmeyi talep etti. Kısaca, Allah’a bağlanarak çalışmak gerekir.
Zekeriya, İmran’ın hanımı gibi herhangi bir evlat dileyerek Allah’a dua etmedi; salih evlat ve takva sahibi olacak zürriyeyi istedi. Salih ve takvalı evlat büyük nimettir. Fakat yaramaz ve takvasız evlat veya soy büyük azaptır. Babasına, annesine ve diğer insanlara zararlıdır. Bu halde insan büyük zürriyeyi dilemez. Zaten takvalı baba ve anne, kendileri gibi takvalı bir evlat sahibi olmak için dua ederler.
Zekeriya ve Meryem, kendileri için ibadet yapacak bir yer tayin ettiler. O yer Mihrab’tır. O zamanda müminler azdı ve genellikle evlerinde namaz kılıyorlardı. Fakat İslam Ümmeti, Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in bereketli Ümmeti olup pek kalabalıktır. Bu nedenle Allah cami ve mescitlerin kurulmasını Müslümanlardan talep etmiştir. Camilerde cemaatçe namaz kılmak evde kılmaktan 27 kat üstün kılındı. Bu nedenle Zekeriya veya Meryem’e bu hususta benzemek isteyenler yanılıyorlar. Dinimiz cemaî dindir, ferdî değildir. Bunun manası; Allah, Müslümanların hep beraber olmalarını, beraberce ibadet yapmalarını, İslam’ı yaymak ve hâkim kılmak için beraberce örgütlü şekilde çalışmalarını istemiştir. Yalnızlığı kötüledi ve tek başına iş yapmayı tasvip etmedi.
En güzel ve Allah’ın kabul edeceği dua, namaz kılarken, oruç tutarken, hac yapılırken, cihad ederken, İslam davetini yüklenirken ve diğer ibadetler yapılırken edilen duadır. Çünkü Allahu Teâlâ bunu birçok ayette gösterdi.
Zekeriya namaz kılarken dua ediyordu ve o anda ona Allah’ın müjdesini melekler iletti. Allah’ın müjdesi olan Yahya Aleyhi’s-Selam, Allah’ın kelimesini/sözünü tasdik edecektir. Bu söz ise İsa Aleyhi’s-Selam’dır. Yahya, İsa Aleyhimu’s-Selam’ı tasdik ederken onun yardımcısı olacak, Allah’ın dinine davet ederken onu destekleyecektir. Yahya, seyyid olacaktır. Yani; dininde ve ahlakında pek efendi bir kişi olacaktır. Dinini kavrayan, ibadete bağlı, dinini uygulayan, akıllı, hikmetli ve ağır başlı olan kimseler, seyyidin sıfatlarına sahip olurlar.
Yahya Aleyhi’s-Selam kendi nefsine hâkim olacaktır. Ayette; حَصُور “hasur” olarak geçti. Bu kelimenin mefhumu hakkında müfessirler arasında pek çok ihtilaf oldu. Dilde manası; kendini hasretti, engelledi ve sınırlandı demektir. Mefhumu ise; kadınlara karşı isteği olmayan, menisi gelmeyen, kendini haramdan alıkoyan veya şehvetten kendisini uzaklaştıran kimsedir. Yaratılışta böyle olabilir. Veyahut takvalı olduğu için de böyle olabilir.
Yahya Aleyhi’s-Selam insan olduğu için kadınlara karşı meyli olur. Zekeriya Aleyhi’s-Selam “tertemiz zürriye”ye sahip olmak için dua etti. “Zürriye”nin manası; çocuklar ve torunlardır. Allah onun duasını kabul etti. Buna göre Zekeriya Aleyhi’s-Selam’ın çocukları olabileceği gibi torunları da olabilir. Öyleyse Yahya Aleyhi’s-Selam’ın herhangi bir insan gibi kadınlara karşı meyli vardır. Fakat o nefsine hâkimdir, şehvetlere düşkün değildir. Gözünü haramlardan engeller, kötülük, fuhuş ve zina gibi şeyleri asla yapmaz. Pek takvalıdır. Böylece o, salih insan olmuştur.
Her Müslüman kendini haramdan, zinadan ve her türlü kötülükten korumalıdır. Bu insanın elinde olan bir şeydir. Ancak Yahya Aleyhi’s-Selam nebi olacaktır. Fakat herkes nebi olamaz. Bu Allah’ın seçmesi ile mümkündür. Meryem Sûresi’nde (1’den 15. Ayete kadar) Zekeriya Aleyhi’s-Selam ve Allah’ın müjdesi olan Yahya Aleyhi’s-Selam ile bu konu tekrarlanmaktadır.
Zekeriya Aleyhi’s-Selam kendisine bir evladın geleceğine dair ayeti/işareti Rabbinden istedi. “Ayet”in manası; delil, alamet ve ispattır. Allah bunun delili olarak insanlarla üç gün boyunca hiç konuşmayacağını beyan etti. Ancak eliyle veya başıyla işaret edebilecektir. Sanki dilsizler gibi olacak ve üç gün boyunca dilsiz işaretleriyle insanlarla anlaşabilecektir. Ayette üç gece boyunca konuşmayacağına dair sözler aktarıldı. Üç gece denilince gündüzle birlikte olur. Çünkü geceler, gündüzle birlikte arka arkaya gelir.
Zekeriya, Yahya Aleyhimu’s-Selam ile müjdelenince Mihrab’tan çıkıp halkına geldi ve sabah-akşam tespih etmelerini işaretle emretti. (Meryem 11) Oysa tefsirini işlediğimiz Âl-i İmran Sûresi’nin 41. Ayetinde, Zekeriya Aleyhi’s-Selam’ın Mihrab’tan çıkıp kavmine; “sabah-akşam tesbih edin” dediği geçmemektedir. Bunun manası; Allah bir nebiye emir verdiği zaman bu emir, nebinin kavmine yöneliktir ve nebi, bunu kavmine tebliğ eder.
Bizim Şeriatımızda da bu kural vardır. “Nebiye hitap onun ümmetine hitap olur.” Allah Muhammed SallAllahu Aleyhi ve Sellem’e ne emir vermiş ise Ümmeti’ne bir emir olur. Zira nebiler Allah’ın risalesini tebliğ etmekle sorumludur. Zekeriya yalnız kendi kavmi olan İsrailoğullarına risaleti tebliğ etmekle sorumlu idi. Fakat Muhammed SallAllahu Aleyhi ve Sellem ise bütün insanlara Allah’ın risaletini tebliğ etmekle sorumlu tutuldu. Vefat ettikten sonra Müslümanlar bu risaleti yaymak ve tebliğ etmekle sorumlu tutuldu. Ayrıca Allah’ı zikretmek ve sabah-akşam tesbih etmekle Muhammed SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in Ümmeti de sorumlu tutuldu. Allah bununla ilgili birçok emirler vaaz etti. Bunun gerçekleşmesi için sabahtan akşama kadar günün beş vaktinde namazı farz kıldı. Zira namaz, Allah’ı zikretmek ve tesbih etmekle beraber Allah’ın sözleri olan Kur’an’ı okumaktan ibarettir. Böylece bizler Allah’ı anacağız ve yücelteceğiz…


Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış