UNUTTURULAN BİR BAŞKA İSLAMÎ BELDE; “ÇEÇENİSTAN”

Yalçın Şimşek

Çeçen Komutan İmran Abdülazimov İle Röportaj


17 Eylül 2011’de İstanbul Zeytinburnu’nda işlenen menfur Çeçen cinayetleri, Çeçenistan’daki Müslümanları yeniden Türkiye gündemine taşıdı. Müslümanlar her yerde zalim yöneticilerin zulmü altındalar. Çeçenistanlı Müslümanlar da bunların bir parçası olarak Rusya ve onun ajanı Ramzan Kadirov’un zalimane yönetimi altında zorlu bir süreçten geçiyor. 1993 yılındaki işgalde Türkiye kamuoyunda çok yankı bulan, tartışılan ve Müslümanlar tarafından desteklenen Çeçenistan’daki mücadele, bugün unutulmuş durumda... Elbette ki zulüm altında inleyen tek İslamî belde Çeçenistan değil ancak bizler “Bir yerde Müslüman’ın ayağına diken batsa onu kalbinde hissetmeyen bizden değildir” hadisini şiar edinmiş Müslümanlar olarak hiçbir İslamî beldenin unutulmamasına ve unutturulmamasına gayret ediyoruz. Bu anlamda köklü ve esasi çözümü her defasında siz değerli okurlarımıza hatırlatmaya çalışıyor bu hususta mücadele etmeye davet ediyoruz. Bu anlamda İmkân-Der’in kurucu üyelerinden olan Çeçen Komutan İmran Abdülazimov ile Çeçenistan’ın dünü ve bugününü, Türkiye’de yaşadıkları sıkıntıları, son işlenen cinayetler ve Müslümanlar açısından önem arz eden pek çok meseleyi konuştuk. İnşaallah bu röportajımızla unutulmaya yüz tutan Çeçenistan beldesini Türkiye kamuoyuna hatırlatmış oluruz. Muhakkak ki bizler bir vücudun azaları gibiyiz, bir organımız rahatsızlansa diğerleri ona uykusuzluk ve ateşle cevap veririz. Şimdi sizleri KöklüDeğişim Dergisi adına Yalçın Şimşek’in İmran Abdülazimov ile gerçekleştirdiği röportajımızla baş başa bırakıyoruz. Gayret bizden muvaffakiyet sadece Allah Subhanehu ve Teâlâ’dandır. 


Yalçın Şimşek: Çeçen komutan İmran Abdulazimov kimdir? Kendinizi tanıtır mısınız?

İmran Abdulazimov: 1958 yılında Çeçenistan’da doğdum. Çeçenistan’da Grozni’de cihadî bir cemaatin emirliğini yaptım. 30’lu yaşlarımda cihada katıldım. Birçok kere yara aldım, ancak 42 yaşında iken aldığım ağır bir yara sonucu tedavi olmak için Grozni’den ayrıldım. 2008’e kadar farklı yerlerde bulundum, 2008’de Türkiye’ye giriş yaptım ve buraya yerleştim. O tarihten itibaren burada yaşıyorum. 

Şimşek: Hepimizin malumu olduğu üzere, bugün İslam Ümmeti dört bir yandan Batılı kâfirlerin işgallerine maruz kalmaktadır. Afganistan, Irak, Keşmir ve daha pek çok İslamî belde bu haldedir. Bu durumdaki beldelerden bir parça olan Çeçenistan’daki mücadelelerin kısa tarihi ve bu mücadelede oradaki Müslümanların bugün geldikleri durum hakkında bilgi verir misiniz?

Abdulazimov: Gerçekten doğru söylediniz. 1993 yılında Rus işgali başladığında Çeçenistan küçük bir bölge olduğu için biz Rusya’nın burayı kolay bir biçimde işgal edebileceğini düşündüğümüzden mücadelemizi tüm Kafkasya bölgesine yayma kararı aldık. Sovyet Rusya’nın dağılma sürecinde biz ilk aşamada bugünkü gibi bir anlayışla değil Çeçenistan millî sınırlarını kurtarma anlayışıyla mücadeleye başlamıştık. Bu süreçte demokratik bir Çeçenistan hedefi gündeme geldiğinden pek çok Batılı ülke bize maddî yardımda bulundu. Bunların başında Amerika ve diğer Batılı ülkeler gelmekteydi. 

Ruslar 1993 yılında işgale başladıklarında çok kolay bir şekilde bu işi başaracaklarına inanıyorlardı. Düşünüyorlardı ki Çeçenistan’a gireceğiz ve biraz savaştıktan sonra Mücahitler dağılıp gidecekler. İki sene bu inançla savaştılar. Ancak iki yılın sonunda Rusya neye uğradığını kendisi bile anlayamadı. O zamanda pek çok ülke Çeçenistan’a yardım ediyordu. Bu yardımlarının sebebi ise demokratik bir Çeçenistan kurulacağı yönündeki düşünceleriydi. Çeçenistan’daki Müslümanlar biz demokrasi istemiyoruz Allah’ın kanunu ile yönetilmek istiyoruz deyince yardımlar bıçak gibi kesildi. İşadamları da bunun üzerine korkarak yardımlarını kestiler. Mücahitlerin yegâne yardımcısı olarak sadece Allah Subhanehu ve Teâlâ kaldı. Rusya daha kuvvetli bir biçimde geri dönmek üzere geçici olarak askerlerini çekti. 

Rusların geri çekilmesinden sonra Çeçenistan’daki Müslümanlar hayat ile alakalı sorunlarını İslam Şeriatı ile çözme gayretine girdiler. Mısır gibi Arap ülkelerinde İslamî ilimler tahsil edenlerimiz bu süreçte bizlere çok yardım etti. Batılı ülkeler bize demokratik bir sisteme geçin bu sizin için daha iyi olur dedi. Ancak mücahitler ya savaşacağız ya da İslam’ı kuracağız dediler. Öte yandan Rusya da bunu görünce güçlenerek yaklaşık dört yüz bin askerle beldemize tekrar saldırdı. Böylece 1996 yılı itibariyle ikinci savaş başlamış oldu. Mücahitler de dağlara ve ormanlara çekilerek savaşı burada sürdürmeye başladılar. 

Şimşek: Kadirov ailesinin iktidarı ele geçirmesi nasıl gerçekleşti?

Abdulazimov: Ramzan Kadirov’un babası “Adım” lakabı ile tanınan Ahmad Kadirov Sovyet Rusya döneminde Özbekistan’ın Buhara kentinde bir istihbarat okulunu bitirdi ve KGB adına Çeçenistan’da çalışmaya başladı. Bu çalışması esnasında kendisinin 20-30 adamdan oluşan bir çetesi vardı. Bir nevi mafya idiler. Tabii o dönem Çeçenistan’da ona benzer pek çok mafya gibi grup mevcut idi. Rusya pek çok grubun arasından Ahmad Kadirov ve çetesini kendisine yakın ve başarılı bularak seçti ve destekledi. Diğer çeteleri de zaman içerisinde öldürmek suretiyle ortadan kaldırdı. Öyle ki Kadirov ve ekibi en kuvvetli çete olarak zirveye yükseldi. 

1996 yılında yani ikinci savaşta Rusya dört yüz bin askerle beldeyi işgal edince insanlar zor duruma düştüler. Zaten kötü olan ekonomi iyice kötüye gitti. Fabrikalar ve işyerleri ortadan kalkınca halk iş imkânı bulamadı. İnsanlar beş bin ruble gibi az bir para için Rus istihbaratına çalışmak zorunda kaldılar. Amaçları birkaç ay böyle çalışıp hayatlarını devam ettirmekti. Korkunun olduğu böyle bir ortamda hain çok olur. Çeçen güçleri dağıldığı için güç yokken her korkak hainlik yapabilir. Kadirov da böyle bir ortamda Rusya’nın dört yüz bin asker ve para desteğiyle iktidara geldi. Bu çok normal bir durum oldu. İnsanlar da korkusundan buna karşı çıkamadılar. 

Ahmad Kadirov gücün tadını alınca kendi başına hareket etmek istedi. Rusya’dan ayrı çalışmak istedi. Böyle olunca da Rusya onu öldürdü ve yerine kendisine sadık olan oğlu Ramzan Kadirov’u getirdi. Bu suikastı da Çeçen mücahitlerin üzerine attı. 

Ramzan Kadirov sadece bizim dilimizde konuşan bir hain. Rusya bir köpek gibi onun zincirini elinde tutuyor. İstediği zaman zinciri çekiyor istediği zaman ise gevşetiyor. 

Şimşek: Ruslar dört yüz bin asker ile saldırdığı zamanda Mücahitlerin sayısı kaçtı?

Abdulazimov: 400 bin varken Kafkas bölgesi toplamında 30 bin mücahit vardı. İmkânı olan herkes mücahit olabilirdi. Şimdi 5 bin civarında, ormanlarda saklandıkları için sayının az olması iyi. Kâfir Rusya sayının çok olmasını istiyor ki savaşmak daha kolay olsun. 

Önemli olan beldeler bölge bölge ayrılmış durumda. Bir emirin elinde yüz kişi var, yüz on kişi istemiyor. Bu ona yetiyor. Onar onar onlara görev veriyor. Sayının azlığı taktiksel... 

Şimşek: Kadirov’un Rusya ile nasıl bir işbirliği içerisinde olduğu ve Çeçenistan’daki Müslümanlara yaptığı eziyetleri anlatır mısınız?

Abdulazimov: Ramzan Kadirov’u 400 bin Rus askeri destekliyor. Kendisi yönetmiyor her şeyi Moskova yönetiyor ancak görüntüde askerlere hükmediyor. Rusya’nın emri dışında hiçbir şey yapamıyor. Çeçenistan’da İslam var olmasın, gerçek Müslüman var olmasın diye emir almış. Müslümanları cezaevlerinde öldürüyor. Bir olay olduğu zaman bunu örtüyor. İnşaat, cami, vs. yapıyoruz, Çeçenistan’da her şey iyiye gidiyor, İslam serbestçe yaşanıyor, diye gösteriyor ancak esasında içeride sükûnet ve huzur yok. Cezaevinde Müslümanlara işkence yapıyor, ellerini kırıyor, bacaklarını kırıyor, gözlerini oyuyor yani her ne işkence varsa yapıyor. Bunları da videoya çekip insanlara teknolojiyi kullanarak izlettiriyor ki kendisine karşı bir ayaklanma olmasın. 100 bin insan öldürülse bile ne televizyonda ne de başka yerde buna erişemezsiniz. Hepsini gizliyor. Nakşibendilik ve tasavvufa izin veriyor ancak cihadî Müslümanlara izin vermiyor. Tıpkı Kerimov’un yaptığı gibi tasavvufu yaygınlaştırmaya çalışıyor. Böylelikle Kadirov kendi istediği bir İslam anlayışına izin veriyor. Kerimov’un dediği gibi o da “hiçbir İslam yok İslam varsa da o benim” diyor. 

Şu anda yeni kiliseler yapılmaya başlandı. Çocuklarımızı Hıristiyan kültürüne göre eğitmeye başladılar. Pek çok yerde kiliseler yapılıyor. Çocuklar okuldan eve gelirken İncil’deki sözleri söylüyorlar. Besmele yerine İncil’deki sözleri söylüyorlar. Babası annesi karşı çıkmaya korkuyorlar. Çünkü karşı çıkarlarsa çocuklar okulda kendilerine sorulduğu vakit “babam sizin dediklerinizi dememem gerektiğini söyledi” derlerse anne-babalara Kadirov tarafından baskı uygulanıyor. Birinci savaşta yıkık hale gelmiş binaları onararak buralara Rus aileler yerleştiriliyor. Böylelikle Müslümanlar Rus kültürüne alıştırılmak isteniyor. Çeçen aileler zorla Rus bölgelerine gönderiliyor. Böylelikle Rus aile modeli oluşturuluyor. 

İlkokullarda durum böyleyken üniversitelerde ise başka bir yol izleniyor. Gençlere tarikat eğitimi veriliyor, tasavvuf öğretiliyor. Çünkü onların ilkokul yaşı geçtiği için bu şekilde yapıyorlar. 

Şimşek: Örtünen bacılarımıza karşı nasıl bir tutum içerisindeler? Çeçenistan’da gönül rızasıyla örtünmek isteyen kadınlar çoğunlukta mıdır?

Abdulazimov: Örtünen Müslüman kadını rahat bırakmayıp öldürürler. Kâfirler bunun farzı ayın olduğunu çok iyi bildiği için sertlikle bunu kaldırmak istiyorlar. Şu an Çeçenistan’da izin verilen başörtüsü yarı açık şekilde İslam’a uygun olmayan tarzdaki örtüdür. İslam’ın emrine uygun bir vaziyette örtünen hanımlar ise tutuklanıyor, işkence ediliyor hatta öldürülüyor. Başörtülü olan kadının kim olduğu da önemli… Dışarıya Müslümanların serbest olduğu imajını vermek için, seyahat amaçlı gelen hanımlara başörtüsünü nasıl takmaları hususunda bir baskı yok. Mücahitlerin hanımları da sokakta öldürülme korkusu dolayısıyla başörtüsüz gezmek zorunda kalıyor. 

1994 senesinde Hattab gelmeden evvel kapanan hiçbir bayan yoktu Çeçenistan’da. Hattab hanımıyla birlikte Çeçenistan’a gelince insanlar onun hanımını gördüler ve ilk başta onun kıyafetini garipsediler. Çünkü biz evvelden hicabın Araplara özgü bir kıyafet olduğunu zannediyorduk. Bunun Arap âdeti olmadığını İslam’ın emri olduğunu Hattab’ın gelişinden sonra öğrendik. Bunu öğrendiklerinde hanımlar kapanmaya başladılar. 

Şimşek: 17 Eylülde gerçekleşen ve üç Çeçen Müslüman’ın şehit edilmesiyle sonuçlanan, son olarak Şeyhülislam Batukayev’e düzenlenmek istenen suikastın vakıası hakkında bilgi verir misiniz? Bu suikastları Kadirov mu yoksa Rusya mı tezgâhlıyor?

Abdulazimov: Üç Çeçenin şehadetinde, aslında öldürülmek istenen sadece Emir Hamzat idi. Kendisi Doku Umarov’un yardımcısıydı. Şehit edilen diğer iki genç ise sadece tevafuken o gün orada bulunuyorlardı. Yanında beraber oldukları için onları da şehit ettiler. Çeçenistan’daki mücahitlere dışarıdan gelen yardımları engellemek için yapılan bir saldırıydı. 

“Suikastların arkasında Kadirov vardır” demek “Rusya var” demektir. Kadirov’un ağzından çıkanlar Rusya’nın söyledikleridir. Rusya der, Kadirov yapar. 

Bu işi yapacak pek çok adamları var. Ruslardan, Tatarlardan ya da Çeçenlerden... Hangisi bu işi en iyi yapabilecekse onu kullanırlar. 

Hamzat şehit edilmeden evvel de bana gelmiş ve takip edildiğini her an öldürülebileceğini söylemişti. Zaten daha evvel de pek çok suikast girişiminde bulunmuşlar ancak muvaffak olamamışlar. 

Burada kadın Rus ajanları var. Onlar haber ve bilgi toplama işini yapıyorlar. Ancak kadınlar şüphe uyandırmadığı için evlerin etrafında gözetleme yapmak suretiyle bilgi toplayabiliyorlar. Öldürenlere bilgi verenler bayan Rus ajanıdırlar. Zaten casusluk, bilgi toplama işini bir Çeçen yapamaz. Çünkü iki Çeçen karşı karşıya gelirse birbirlerini tanırlar. O sebepten casus, Çeçen olamaz ancak tetikçi Çeçen olabilir. 

Ne yaparsa Rusya yapar. Burada amaç “Rusya’nın bu işle alakası yok, bu işi Çeçenler kendi içlerinde yapıyorlar” dedirtmek. 

Batukayev’e gelince; onu aslında ailesiyle birlikte şehit etmek istiyorlar. Rusya emri bu şekilde vermiş. O yüzden onu evinde öldürmek zorundaydılar ve bu işi de ancak bir Çeçen yapabilirdi. Başkası onun evine giremezdi. Çünkü dışarıda onu ailesiyle birlikte yakalama imkânı yoktu. 

Şimşek: Neden Batukayev? Batukayev kim ve nasıl korunuyor?

Abdulazimov: Çeçenistan’da birinci savaştan sonra İslam’la yönetilmek isteyen Müslümanlara kadılık yaptı. Şer’î hususları ona danışırlardı. Kendisi Şeriatı öğreten bir âlimdir. Daha önce Kadirov Batukayev’in Çeçenistan’a dönerek televizyona çıkıp mücahitlerin İslam’a aykırı bir yolda olduklarını, gerçek İslam’ın Kadirov’un söylediği şekilde olduğunu, beyan etmesini istiyordu. Bunu yapmadığı takdirde ailesiyle beraber onu öldüreceğini söyleyerek tehdit etti. Batukayev bunu kabul etmeyince böyle bir suikast düzenlemek istedi ama gerçekleştiremedi. Zaten bunu şimdi gerçekleştiremeseler de ölmediği sürece bunu hep deneyecekler. 

Batukayev Allah’a tevekkül etti, onu Allah koruyor. Aynı soruyu benim için de sorsanız benim de cevabım bu şekildedir. İkimiz de hemen hemen aynı yaştayız. Gelsinler beni şehit etsinler istiyorum. Beni öldürsünler, yatakta mı öleceğim? Ben yatakta ölmek istemiyorum. İmanı sağlam olan Müslüman için ölüm korkusu yoktur. 

Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem Sahabelerle konuşurken şöyle buyurmuştur: “Sizlerden sonra öyle Müslümanlar gelecek ki, bir tanesi sizin kırkınıza denk olacaktır.” Sahabeler sormuşlar: “Bu nasıl olur ya Rasulullah, müjdelenenler bizler değil miydik?” Bunun üzerine Efendimiz şöyle cevap vermiştir: “Onlar beni görmeden bana iman edecekler.” 

Şimşek: AKP Hükümeti’nin bu menfur cinayetlerle ilgilenmeyip, sessiz kalmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Abdulazimov: Ben bunu hiç anlamadım. Niye yapmıyor, niye bize yardım etmiyor? Belki de Rusya’dan para alıyor ya da petrol alıyor. Belki de emniyeti çok zayıf olduğundan yapmıyor. 

Öncelikle bizim isteğimiz katilerin bulunması. Her cinayet işlendiğinde devlet bu sefer katili bulacak ve intikamımızı alacak diye ümit ediyoruz, ancak bu hiç gerçekleşmiyor.

Türkiye’ye gelişimizin sebebi şudur ki; öncelikle Müslüman bir ülke olmasıdır. Ayrıca eğer Avrupa’ya gidersek çocuklarımız dışarıda rahat gezemez hep evde kalmak zorunda kalır, biz Müslümanlar arasında yaşayalım, diye buraya geldik. Türkiye bize yardım eder, diye düşündük. Buradaki insanlar bize yardım ediyor ancak devlet kesinlikle bize yardım etmiyor. Hatta çalışma izni bile vermiyor. 

Havaalanında beni yakaladılar, geri Rusya’ya göndermek istediler. Ben dedim ki onlara “Niye beni geri göndermek istiyorsunuz, beni Rusya’ya gönderirseniz Rusya beni öldürür.” Beni Yabancılar Şubesi’ne götürdüler. 

Her ay Yabancılar Şubesi’ne giderek imza atmak zorundayım. Her gittiğimde dışarı çıkamayabilirim, düşüncesiyle gidiyorum. Rusya’ya beni gönderebilirler, diye tereddüt ediyorum. 

Yalova’daki kampımızın elektriğini kestiler. Biz bunu protesto ettik. Bunun üzerine elektrik yeniden verilmeye başlandı ancak üç katı fazla para almaya başladılar. Bize çalışma izni de vermiyorlar, nasıl çalışacağız nasıl para kazanacağız? Kamplar hariç 107 aileye yardım etmeye çalışıyoruz. Bu ailelerin kiralarını, faturalarını, mutfak masraflarını karşılamaya çalışıyoruz. Ancak bir sonraki gün nasıl bir şeyin bizi beklediğini bilmediğimizden bugünümüz de huzurlu olmuyor. Emlakçılar her ay kira için bizleri sıkıştırıyorlar. Böyle pek çok zorlukla karşılaşıyoruz. Allaha hamdolsun aç değiliz. Allah bizi gözetiyor. Her şeyimizi Allah veriyor. 

Bizler evimize gidip çocuklarımızı görebiliyoruz. Şehit olan kardeşlerimizin çocukları ise babalarını hep annelerine soruyorlar. “Başkalarının babaları geliyor da benim babam nerede?” diye soruyorlar. “Niye gelmiyor?” diyorlar. Anneleri de onlara cevaben “Babanız gelecek ancak bize en çok lazım olduğu günde gelecek” diyerek çocuklarını teskin ediyorlar. Yani “Kıyamet Günü gelecek” diyor evladına. 

Size yaşadığım bir olayı anlatayım: Bir şehidimizin evladı olan Ahmed’i bir gün bir arabanın içine dikkatlice bakarken gördüm. Dedim ki: “Ahmed neye bakıyorsun?” “Burada iki tane top var, bende olmadığı için bakıyorum.” dedi. Şehidimizin çocuğu neden basit bir topa sahip olamasın. Neden oynayamasın. Allah Rasulü buyuruyor ki: “Bir şehid ailesine yardım edenin kendisi de şehittir.” 

Şimşek: Özelde Çeçenistan’daki Müslümanların genelde ise tüm İslam Ümmeti’nin sıkıntılarını ortadan kaldıracak olan Hilafet hakkında ne düşünüyorsunuz?

Abdulazimov: Niye Halife yok bugün? Bir Halife olması lazım... Allah Rasulü az bir Müslümanla 13 yılda Devlet’i kurdu. Şimdi 1,5 milyar Müslüman var ancak biz senelerdir neden Hilafet’i kuramıyoruz? Müslümanlar Hilafet için çalışmalı ki Hilafet tekrar var olsun. İnsanlar en azından içecekleri bir paket sigara parası kadar İslam için harcıyorlar mı? Hz. Ebubekir RadiyAllahu Anh İslam’ın var olması için her şeyini verdi. Ömer RadiyAllahu Anh de yarısını verdi. 

İnsanlar Hilafeti gerçekten istemeli ki, İslam hayata hâkim kılınsın. Adamın biri diyor ki: “Ben Peygamber Efendimizi rüyamda çok görmek istiyorum ancak bir türlü göremiyorum. Ne yapmam lazım diyor?” Etrafından bir kimse ona, “Git tuzlu yiyeceklerden yiyebildiğin kadar ye ve hemen ardından uyu. O zaman peygamberi görebilirsin.” diyor. Adam denileni yapıyor ve tekrar geliyor. Adam da soruyor diyor ki: “Ne oldu peygamberi görebildin mi?” Bunun üzerine rüyaya yatan kişi, “Hayır göremedim. Ancak rüyamda pek çok ırmak, nehir, su gördüm.” diyor. Diyor ki öteki de: “İşte ne için bağrın yanarsa ona kavuşursun. Sen suya hasret olarak uyudun ve rüyanda da hasret kaldığına kavuştun.” Bugün de insanlar tıpkı suya hasretmiş gibi Hilafet’e hasret olurlarsa bunu gerçekleştirebilirler. Dolayısıyla Müslümanlar Hilafet için canla başla çalışırlarsa Hilafet’i kurabilirler. Sonuç olarak Hilafet zaten olacaktır, Allah’ın vaadidir. 

Şimşek: Son olarak ne eklemek istersiniz?

Abdulazimov: Türkiye’deki insanlar senede iki defa eli açık oluyorlar. Bunlardan birincisi, Ramazan Bayramı diğeri ise Kurban Bayramı... Ama biz istiyoruz ki Müslümanlar her gün eli açık olsun. Verdikleri vakit muhakkak ki Ahirette göreceklerdir. 

İmkân-Der olarak biz buradaki mülteci konumunda bulunan ailelere yardımda bulunuyoruz. İmkân-Der’e gönderilen yardımlar dört noktada değerlendiriliyor. Şehitlerin ailelerine, gazilerin, cezaevindeki mücahitlerin ailelerine ve bize sığınan tüm Çeçen kardeşlerimize yardımları ulaştırmaya çalışıyoruz. İnşallah bu yardımları yapanlar Ahirette karşılığını muhakkak göreceklerdir. Sadece bayramlarda değil her zaman yardımları bekliyoruz. Sizlerin yardımı bizlere lazım, bizler de size Ahiret Günü’nde lazımız. 

Allah sizlerden razı olsun ve sizleri de hayırla mükâfatlandırsın. 



Yorumlar

  1. Türkçü Adam

    Kadirov gibi bir adiye inanırlarsa daha çok Hrıstiyan Rus olurlar, unutulurlar.

Yorum Yaz