Ermeni “Soykırımı”

Hakkı Eren

Osmanlı İslam Devleti’nin özellikle Balkanlardaki nüfuzunu önemli ölçüde kaybetmesine neden olan ve devlet içerisindeki azınlıkların bağımsızlık(!) fitilini ateşleyen 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı (93 Harbi), Osmanlı İslam Devleti’nin topraklarında Ermeni sorununun da başladığı tarihtir. Savaşın ardından Rusya’nın kışkırtmalarıyla Ermeniler, 13 Haziran 1878’de Berlin Konferansı’na “Ermenistan’a İlişkin Proje” sunmuşlar ve bu projenin olumlu karşılanmasının ardından, devlete karşı ayaklanmalara ve sivil halka karşı saldırılara/katliamlara hız vermişlerdir. Bu ayrılık hareketi ve halka yönelik saldırılar için Ermeni Hınçak ve Taşnak örgütleri düzenli ordu haline dönüştürülmüştür.

Asırlarca Osmanlı tebaası içerisinde güvenli ve adil bir ortamda yaşamış olan bu milletler, sömürgecilerin yakmış olduğu bu fitne ateşiyle kendi devletlerine karşı harekete geçmişlerdir. Bu süreçte Avrupa Devletleri, Osmanlı Devleti’ne azınlık hakları ve reformlar konusunda baskı yapmaktaydılar. Dönemin basiret timsali Halifesi Sultan II. AbdulHamid, Avrupa’nın yapılması yönünde baskı yaptığı azınlıklarla ilgili bu reformların, devletin parçalanması anlamına geldiğini çok iyi bilmekteydi. Bu nedenle devletin bekası adına bir dizi önlemler alma yoluna gitti. Bu kasıtla, doğudaki Rus işgali ve Ermeni ayaklanmaları tehlikesine karşı halktan silahlı güçler oluşturmayı kararlaştırdı. Bu sebeple, 1890 yılı sonrasında Doğu Anadolu’da bir Ermeni ayaklanmasını ve muhtemel bir ayrılıktan kaynaklanacak parçalanmayı engellemek amacıyla, Hamidiye Alayları’nın kurulmasını sağladı. Soykırım iddialarını destekleyen bazı tarihçiler, soykırımın başlangıç tarihini Hamidiye Alayları’nın kurulmasına ve sonrasında Ermenilerle olan mücadelelerine dayandırmaktadırlar.

Ermeni “Soykırımı”nın asıl konu edildiği dönemler ise; Osmanlı Devleti’nin I. Dünya Savaşı esnasındaki İttihat ve Terakki iktidarı döneminde, Ermeni tebaasına karşı uyguladığı tehcir/göç ettirme esnasında meydana gelen ölümlerdir. Aslında konuyla ilgili bilgiler, olaya taraf olan tarihçiler ya da kaynaklar tarafından aktarılmaktadır. Bu nedenle olayın boyutları da onlardan gelen bilgiler doğrultusunda farklılık arz etmektedir: 

Türk tarihçilere göre olay, yalnızca bir göç ettirmeden ibarettir, ancak ölümler o günün yokluk ortamından ve ağır kış şartlarından kaynaklanmıştır. Bu göç ettirmeye sebep de Ermenilerin devlete başkaldırışlarıdır. Üstelik sivil halka karşı saldırılarda bulunmuşlar ve büyük katliamlar gerçekleştirmişlerdir. Bu nedenle savaş ortamının şartları gereği Ermeniler göçe tâbi tutulmuşlardır. Dolayısıyla burada bir soykırım olayı söz konusu değildir.

Ermenilere ve soykırımı destekleyen diğer devletlere göre ise; Ermenilerin bağımsızlık istekleri sebebiyle Osmanlı Devleti tarafından bir kısmı kitleler halinde öldürülmüş, bir kısmı da o günün şartlarında sağ çıkmaları mümkün olmayan göçlere zorlanmışlardır. Dolayısıyla, Osmanlı tebaası içerisindeki Ermeni varlığı soykırıma tâbi tutularak sistemli bir şekilde yok edilmiştir. Bu süreçte ölen/öldürülen Ermeni sayısı 1-1,5 milyon arasındadır. Ölen Ermenilerin sayısı konusunda taraflar arasında bir ihtilaf yoktur. Bu rakamlar yaklaşık değerlerle de olsa, iki tarafın da kabul ettiği rakamlardır. 

Soykırım bahsi bugün, Kapitalist Kâfirlerin konu hakkında yaptıkları tanımları ve hukukî düzenlemeleri ifade etmektedir. Bu açıdan bakıldığında, soykırımın varlığının ispatı ya da yaptığı iddia edilen ülkenin soykırımı kabulü, “Uluslararası Hukuk”(!) çerçevesinde soykırım uygulayana birtakım yaptırımlar uygulanmasına neden olmaktadır. Bunların en başında mağdur olan tarafa tazminat ödenmesi ve mülkiyetlerin iadesi gibi hususlar gelmektedir. Kapitalist nizamın hayatla ilgili bütün düzenlemeleri gibi, bu düzenleme de tek taraflı işlemektedir. Onların tarihleri, işledikleri soykırımlarla dolu olduğu halde, onlar bu yaptırımların dışındadır ve onların mutlaka meşru bir nedenleri vardır. Bu yüzden onlar bu soykırım konusundaki yaklaşımlarında samimi değillerdir. Bu mesele, onlar için siyasî bir gayeye ulaşmak için kullandıkları bir meseledir. Bu nedenle soykırım bahsini bir kenara bırakarak meseleye bakacak olursak, bu konuda her iki tarafın iddialarında doğruluk payı olduğu aşikârdır. Ancak taraflar kendi çıkarlarına uygun olan hususları almaktadırlar. Zaten Türkiye’nin canını sıkan ve O’nu zor durumda bırakan da böyle bir meselenin varlığıdır.

Bunlar, meselenin ana hatlarıdır. Aslında mesele çok kapsamlıdır ancak, biz bu ana hatlarla yetinip, gündemde uzun bir süre yer bulan, Fransa Ulusal Meclisi’nin kabul ettiği ve 23 Ocak 2012 tarihinde Fransız Senatosu tarafından oylanıp kabul edilen yasa tasarısı üzerinde duracağız. (Not: Bu yazının kaleme alındığı tarihte, Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy’nin imzasına sunulduğundan bu yasa tasarı hakkındaki nihai akıbet belirsizliğini korumaktadır.)

Fransa Ulusal Meclisi’nde 2006 yılından sonra yeniden gündeme gelen ve Ermeni Soykırımı meselesini de bünyesinde barındıran yasa tasarısı, 22 Aralık 2011 günü oylanarak kabul edilmiştir. Fransız Senatosu’nda da 23 Ocak 2012 tarihindeki oylamada oylanarak kabul edilen tasarı, Sarkozy’nin de imzalayıp onaylamasıyla ancak yasalaşabilecektir. Hatırlanacağı üzere, bu tasarının Fransa Ulusal Meclisi’nden geçmesi bile, Türkiye’de gündemi tamamen bu mesele üzerine odaklamaya yetmiş, mesele adeta millî bir dava haline gelmiştir. 

Oylamaya sunulan bu yasa, Fransa’nın tanıdığı soykırımları inkâr edenleri cezalandırmaya yönelik bir basın yasası olsa da, Türkiye’de, “Fransa Ermeni Soykırımını oylayacak” şeklinde bir hava oluşmuştur. Yani, bu yasa, “Fransa’nın Ermeni Soykırımını tanıma yasası” olarak değerlendirilmektedir. Oysa Fransa, Ermeni Soykırımını(!) tanıyan yasayı, 29 Ocak 2001 tarihinde kabul etmiştir. Ancak buna rağmen Türkiye’de çok büyük gürültüler koparılmış, bu süreç, devletin en üst kademesinden halka kadar toplumun her alanından kendi çapında tepkilere sahne olmuştur. Mesela, devletin en üst kademesinde olan Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, yazılı bir mesaj yayınlayarak, Fransa’da daha yasa tasarısı oylamaya sunulmadan şu ifadeleri kullanmıştır: 

“Fransa Ulusal Meclisi’nin gündeminde bulunan, ülkemize ve milletimize yönelik haksız ve asılsız ithamları reddetme özgürlüğünü ortadan kaldırmaya matuf yasa çalışmasını kabul etmemiz söz konusu değildir. Fransa’yı ifade özgürlüğüne saygı göstermeyen ve objektif bilimsel araştırma yapılmasına dahi izin vermeyen bir konuma düşürecek bu girişimden, en kısa sürede vazgeçilmesini temenni ediyorum. Ne garip ve düşündürücüdür ki, bu tür girişimler hep seçim öncesi dönemlere rast gelmektedir. Fransa’nın, yüzyıllara dayanan Türk-Fransız dostluğu, ortak menfaatleri ve ittifak bağlarını küçük siyasî hesaplara feda etmeyeceğini ümit etmek istiyorum. Bir ülkenin tarihi hakkında siyasî bir kurum olan Parlamento aracılığıyla yargıda bulunmak, tarihi siyasî amaçlarla tahrif etmek en hafif tabiriyle izansızlıktır. Fransa’da aklın ve sağduyunun hâkim olmasını ve bahse konu yasa tasarısının gündemden düşürülmesini, tarihin yazımının tarihçilere bırakılmasını bekliyoruz.” 

Ardından bir tepki de TBMM’den geldi. TBMM’de Başkanvekili Meral Akşener, Fransa Ulusal Meclisi’nde görüşülecek olan teklife ilişkin Başkanlık’ın açıklamasını okudu. Bildiride, “Sözde Ermeni Soykırımını reddedenlerin cezalandırılmasını öngören tek yanlı, haksız ve asılsız teklifin Fransa Ulusal Meclisi Genel Kurulu’nda görüşülecek olması, vahim, kabul edilemez ve tarihî bir hatadır.” ifadelerine yer verildi. Ayrıca Meclis’te AKP, CHP ve MHP Gurup Başkan Vekillerinin hazırladığı ve üç partinin Fransa’yı ortak şekilde protesto ettikleri bir bildiri yayınladılar. Bu protestoya BDP katılmamıştır. 

Bunlar, genelde tasarı Meclis’ten geçmeden önceki ortaya çıkan tepkilerdir. Tasarı geçtikten sonra ise ayrıca muhalefet partileri, Fransa’ya misilleme yapmak adına TBMM Başkanlığına kanun teklifleri sunmuşlardır. Tasarı hakkında başta Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu olmak üzere, çeşitli bakanların açıklamaları olmuştur. Sivil toplum kuruluşları da tepkilerini çeşitli şekillerde dile getirmişlerdir. Dolayısıyla Fransa’daki bu gelişmeye karşılık Türkiye’de tehdit ve kınamalardan müteşekkil topyekûn bir tepki hareketi başlamıştır. Burada dikkat edilmesi gereken husus, bu konuda yapılan çeşitli tepkisel eylemler ve yayınlanan kınama mesajları değildir. Burada asıl önemli olan, yürütmenin başının yani Başbakan’ın açıklamalarıdır. Çünkü yaptırımlar, Başbakan’ın açıklamalarıyla netleşmiştir. 

Başbakan, yasanın oylanması gündeme geldiğinde, “Yasa geçerse, 3 aşamalı yaptırım planını açıklayacağım” şeklinde bir ifadede bulunmuştur. Başbakan Erdoğan, TBMM Genel Kurulu’ndan ayrılırken gazetecilerin Fransa Meclisi’ndeki yasa teklifiyle ilgili sorularını yanıtlarken bir gazetecinin, “Yarın Fransa’da sözde soykırımın inkârını suç sayan yasa teklifi oylanacak. Sizin de bir mektubunuz oldu. Teklif geçerse, Türkiye’nin atacağı adımlar ne olacak? Büyükelçinin çekilmesi söz konusu olabilir mi?” sorusu üzerine Erdoğan, “Bu konuyla ilgili olarak yarın yapılacak oylamadan sonra bizim biliyorsunuz Ukrayna ile Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyimiz var, Sayın Cumhurbaşkanı Yanukoviç ile yapacağımız basın açıklamasında, ben bu konuyla ilgili açıklamalarımı yapacağım” diyerek asıl açıklamalarını oylama sonrasına bırakmıştır.

Fransa Ulusal Meclisi’nde Fransa’nın tanıdığı soykırımları reddinin suç sayılmasına yönelik yasa tasarısının oylamaya sunulup kabul edilmesinin ardından ise Başbakan Erdoğan, gerek yaptığı basın toplantısında ve gerekse televizyonlardan yayınlanan “Ulusa Sesleniş” konuşmasında Fransa’ya ve Sarkozy’ye yönelik sert ifadeler kullandığı uzunca bir açıklama yapmıştır. Konuşmasında şu sert girişin ardından, Fransa’ya uygulanacak yaptırımlarla ilgili hususları da sıralamıştır:

“Bu girişim haksızdır, isabetsizdir ve bu kararı, Türkiye olarak şiddetle kınıyoruz. Bu nasıl bir ciddiyettir. Aramızdaki ilişkiler 50 yıllık değil 100 yıllık değil aramızdaki ilişki asırları kapsayan bir Türkiye-Fransa ilişkisi. Şu anda maalesef, yaklaşan seçimlerin hesabı içinde olan Sayın Sarkozy’nin heba ettiği bir süreç olmuştur... Fransa düşünce ve ifade özgürlüğü artık yok olmuştur. Bu adım, Türkiye’den çok Fransız ilkelerine haksızlıktır. Bunun çok daha önemli boyutunu gündeme getirmek istiyorum. Bu oylamada seçimler öncesi ayrımcılık vardır, ırkçılık vardır, yabancılar üzerinden siyaset yapma vardır… Fransızların ilkeleri ayaklar altına alınmıştır.” Başbakan, bu girişin ardından uygulanacak yaptırımları ise şu şekilde sıralamıştır: 

“Türkiye-Fransa ilişkilerini yok edecek bu adım konusunda Fransız halkını bilinçlendireceğiz. Sadece Fransa değil, Afrika ve Ortadoğu’yu da bilgilendireceğiz. Unutturulmak istenen soykırımları dünyayı dolaşarak tüm milletlere anlatacağız… İstişare için Fransa-Paris Büyükelçimizi ülkemize çağırdık. Askerî ve politik ilişkilerimizi iptal ettik. Bundan böyle Fransa ile her türlü siyasî istişareyi durduruyoruz. İkili askerî faaliyetler ve askerî tatbikatları iptal ediyoruz. Askerî uçuşları hava sahamızda izine tabi tutuyoruz. Bu yaptırımlarımızın ilk etabı, bundan sonra Fransız Senatosu’nun atacağı her adıma karşı hamlemiz olacak… 2012 yılı Ocak ayında iki ülke ekonomi bakanlarının eş başkanlıklarında yapılması planlanan Türkiye-Fransa Ekonomik ve Ticarî Ortaklık Komitesi toplantısına katılmıyor, bu toplantıyı gerçekleştirmiyoruz.” İşte bunlar, Fransa’ya yönelik ilk etapta uygulanacak yaptırımlardır. Başbakan, konuşmasını şu sözlerle tamamlamıştır: 

“Yasa teklifinin Fransa’daki seyrine göre, biz de önlemlerimizi etap etap açıklayacak ve kararlılıkla da uygulayacağız. Biz hiçbir şeyin üzerini örtme niyetinde değiliz. Biz, tarihin aydınlatılmasına değil, tarihin çarpıtılmasına karşıyız. Parlamentolarda alınan her karar, tarihin aydınlatılmasını geciktirecek, 1915 olaylarının iç yüzünün ortaya çıkmasına, bu hadiselerin bilimsel şekilde tartışılmasına engel teşkil edecektir. Türkiye olarak, Hükümet olarak, bu kampanyaları, bu haksız itham ve iddiaları tek tek takip ediyor, diplomatik girişimlerimizi yoğun şekilde sürdürüyoruz. Aynı şekilde, biz, bilimsel çalışmaları da teşvik ediyor, tarihi çarpıtanlara karşı; belgelerle, delillerle cevap veriyoruz. Bu yöndeki girişimlerimizi de artık yoğunlaştırarak sürdüreceğiz.”

Bu arada meydana gelen beklemedik bir gelişme de, Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı tarafından, restorasyonu tamamlanan ve I. Dünya Savaşı’ndan beri kapalı olan Ermeni Vortvots Vorodman Kilisesi’nin 28 Aralık tarihinde törenle açılmasıdır. Kilise, ibadethane özelliği korunarak kültür merkezine dönüştürülmüştür. 

Ayrıca, 18 Ocak 2012 tarihinde Fransa Senatosu Anayasa Komisyonu, “Soykırımı İnkâr Yasası”nı dokuza karşı yirmi üç oyla “Anayasa’ya aykırı” buldu. Ancak bu Komisyon’un kararlarının bağlayıcılığı olmayıp tavsiye niteliği bulunmaktadır.

Sonuçta, günlerce koparılan yaygaranın ardından bu meseleyi özetlemeye çalıştığımızda, aslında Fransa’daki bu gelişmenin Türkiye üzerinde doğrudan bir etkisinin olmadığını da görmekteyiz. 

1. Fransa Ulusal Meclisi’nde 22 Aralık’ta oylanan bu tasarı, Fransa’nın Ermeni Soykırımını tanımasıyla ilgili bir tasarı değildir. Fransa bu soykırım iddialarını zaten, Fransa Parlamentosu’nun, 29 Ocak 2001 tarihinde, “Fransa, 1915 yılındaki Ermeni Soykırımını tanır” ifadesiyle kaleme alınan bir yasayı onaylamasıyla resmen tanımıştır. Dolayısıyla yaptırımlara muhatap olacak gelişme o günkü gelişmedir. Bugünkü gelişmenin ise Türkiye üzerinde herhangi bir olumsuzluk meydana getirmesi söz konusu değildir.

2. Fransa Meclisi, 1915 olaylarıyla ilgili Ermeni iddialarının reddinin suç sayılmasını öngören bir yasa teklifini 2006 yılında onaylamıştı. Ancak Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, bu teklifin Senato’ya gelmesini engellediği için teklif yasalaşmamıştı. Bu yasanın 2006 yılında Parlamento’da oylanıp geçmesi, şayet dikkatlice incelenirse bazı aktörleri farklı olmakla beraber, o günkü söylemlerin dahi bu günkülerle aynı olduğu görülecektir.

3. Fransa Parlamentosu’ndan geçen soykırım yasa tasarısında “Türkiye ve Ermenilere” yönelik herhangi bir ifade yer almamaktadır. Yalnızca “Fransa’nın tanıdığı soykırımlar” ifadesi geçmektedir. Nitekim tasarıyı hazırlayıp Parlamento’ya getiren Fransız Parlamenter Valerie Boyer, Meclis’te yaptığı konuşmada, “Yasa’nın Türkiye’ye karşı hazırlanmadığını ve amaçlarının ilişkileri bozmak olmadığını” söyledi. 

4. Ayrıca Ermeni Soykırımı ile ilgili iddialar bu zamana kadar yalnızca Fransa tarafından gündeme getirilmiş değildir. Şu ana kadar; Rusya, Kanada, İtalya, Hollanda, İsviçre, Belçika, Yunanistan, Kıbrıs Rum Kesimi, Lübnan, Vatikan, Litvanya, Uruguay, Şili, Arjantin, İsveç, Slovakya, Polonya, Almanya, Venezüella, Galler ve İskoçya devlet olarak bizzat bu soykırımı tanımışlardır. Bilindiği gibi Fransa’da 2001’de tanımıştır. 

5. Türkiye bu kadar büyük yaygaralar kopardığı bir konuda şu ana kadar yalnızca büyükelçisini geri çekerek somut bir tepki ortaya koymuştur. Daha fazlasını yapması da mümkün değildir. Özellikle iki ülke arasındaki ekonomik ilişkinin boyutu oldukça büyüktür. Türkiye’de günlük hayatta kullanılan Fransız mal ve hizmetleri çok önemli bir yer tutmaktadır ve boykotun bu noktalara uzanması söz konusu değildir. 

Sonuç olarak Fransa Parlamentosu’nda oylanan bu tasarı, Ermeni “Soykırımı” meselesinin tanınmasına yönelik bir tasarı değildir. Fransa, Ermeni “Soykırımı”nı zaten yıllar önce tanımıştır. Fransa’da Sarkozy (-ki Sarkozy’yi ön plana çıkaran bugüne kadarki söylemleriyle Türkiye yönetimidir-) önderliğinde böyle bir tasarının gündeme gelmesi, 22 Nisan 2012’de yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimlerine yönelik bir yatırımdır. Fransa’daki Ermeni yoğunluğu göz önünde bulundurulduğunda Sarkozy için karşısına çıkarılan sol adaya karşı önemli bir avantaj anlamına gelmektedir. Bu tasarı, Fransa Parlamentosu’nda seçimler öncesinde gündeme getirilerek Ermeni topluluğuna karşı popülist bir yaklaşım sergilenmiştir. 

Türkiye’de bu gelişmeye karşılık aşırı tepki gösterilerek gereksiz yaygaralarla kamuoyu meşgul edilmeye çalışılmıştır. Sonuçta, şu ana kadar Ermeni Soykırımı’nı resmen tanıyan yirminin üzerinde ülke mevcuttur ve bunların neredeyse tamamı bu tanımaları son on yıl içerisinde gerçekleştiriliştir. Türkiye şu anda bunların hiçbirisine bu kararlarından dolayı herhangi bir yaptırım uygulamamakta ve onlarla devletlerarası ilişki anlamında bir sorun yaşamamaktadır. Resmen tanımalara karşı bile herhangi bir ciddi tepki göstermeyen Türkiye’nin, özelde kendisine yönelik olmayan bir hususu bu kadar gündem yapması ve sözde uygulayacağı yaptırımlarla ön plana çıkması da Hükümet’in popülist yaklaşımından başka bir şey değildir. 

Bu mesele, Türkiye’de hızlı bir gündem değişikliği meydana getirmiştir. Bir anda bütün ülke bu meseleye odaklanmıştır. Dersim tartışmalarının ardından ikinci bir hususla yeniden Türkiye’nin ilk yılları ve kuruluşunda aktif rol oynayan “İttihatçılar” sorgulamaya açılırken, Kürtlere bütün haklarının verileceği hususunda tepki çeken Bülent Arınç açıklamasının da üzeri örtülmüştür. 

23 Ocak 2012 tarihinde Fransa Senatosu’nda kabul edilen yasa teklifine ilişkin bir haberle makalemizi sonlandıralım: 

“Fransa Meclisi, 1915 olaylarıyla ilgili Ermeni iddialarının reddedilmesinin suç sayılmasını öngören yasa teklifini kabul etti. 

Şimdi yasa tasarısının 15 gün içerisinde Fransa Cumhurbaşkanı Nicholas Sarkozy tarafından onaylanması gerekiyor. Eğer onaylanırsa, tasarı resmen yasalaşıyor.

Buna karşılık yasa tasarısına karşı olanların elindeki kozlar henüz tükenmiş değil. En önemli beklenti, yasanın iptal edilmesi için Anayasa Mahkemesi’ne götürülmesi.

Bunun için 60 senatörün imzası yeterli oluyor.

Son yapılan oylamada ise 86 senatör yasaya karşı oy kullandı. Yani yasanın Anayasa Mahkemesi’ne götürülebilmesi için yeterli çoğunluk bulunuyor.

Anayasa Mahkemesi’nde en büyük avantaj ise, senato Anayasa Komisyonu’nun tasarıyı “Anayasa’ya aykırı” bulmuş olması. 

Aşağıdaki metin, 2008/913/JAI numaralı karar çerçevesini şöyle değiştirmeyi teklif eder:

Kamuoyu önünde soykırım cinayetlerini, insanlığa karşı işlenen cinayetleri kabul etmeyen, reddeden, bayağılaştıranları veya savunanları Uluslararası Ceza Hukuku Statüsünün 6.,7.,8. bentleri ve Uluslararası Askeri Mahkeme’nin 6. bendinde ifade edildiği üzere 1 yıl hapis cezası ve 45.000 Euro para cezası ile cezalandırmayı öngörür.

Yasa Teklifi

Madde 1: 29 Temmuz 1881 kanunun 24 bis maddesinin birinci bendi, alttaki yeni beş bendle değiştirilmiştir.

“24’üncü maddenin altıncı bendi doğrultusunda, soykırım suçunu veya insanlık ve savaş suçunu savunan, inkâr eden veya kamusal alanda önemsizleştirmeye çalışan, alttaki tanımlamalara dayalı cezalandırılacaktır:

1) Uluslararası Ceza Mahkemesi Roma Statüsünün 6’inci, 7’inci, 8’inci maddesi

2) Ceza kanunun 211-1 ve 212-1 maddesi

3) Uluslararası Askeri Mahkemesi’nin statüsünün 6. maddesi:

“Ve kanunen tanınmış, Fransa tarafından imzalanmış ve onaylanmış uluslararası bir sözleşmenin veya uluslararası veya Avrupa kurumlarının nitelikli bir karara bağlı, Fransız yargısı tarafından nitelendirilmiş, Fransa’da uygulanabilir hale gelir.”

Madde 2: 29 Temmuz 1881 basın özgürlüğüne dayalı kanunun 48-2 maddesi şu şekilde değiştirilmiştir:

1) “Sürgün” kelimesinden sonra “ya da soykırım kurbanı, savaş suçu, düşmanla işbirliği ve insanlık suçu kurbanı” eklenmiştir.

2) “Savunma” kelimesinden sonra “soykırımlar” kelimesi eklenmiştir.” (Ajanslar)


Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz