Suriye! Yüzyılın Hesaplaşması…

Dr. Abdurrahim Şen

ABD Başkanı Obama’nın baş danışmanlığını yapmakta olan Zbigniew Brzezinski 98’de yayınlanan “Büyük Satranç Tahtası” adlı kitabında 21. yüzyılın süper gücünün kim olacağı sorusuna cevap arıyordu. Ona göre Avrasya’ya hakim olan dünyaya hakim olacak ve 21. yüzyılın süper gücü olacaktı. Çünkü Avrasya dünya nüfusunun ve dünya enerji kaynaklarının % 75’ni barındıran jeostratejik avantajlar sunan bir coğrafyaydı. Brzezinski, hali hazırda Avrasya’ya hakim olma, dolayısıyla 21. yüzyılın süper gücü olma noktasında en güçlü adayın ABD olduğu öngörüsünde bulunuyordu. 

Brzezinski söz konusu kitabında Amerikan’ın Avrasya üzerindeki -21. yüzyıl dünya hakimiyet- planlarını suya düşürecek olası hamlelerden söz etmektedir. Bunlar arasında en çok dikkatleri üzerine çeken ihtimal ise Ortadoğu’dan çıkacak ve bütün Müslüman coğrafyayı tek bir siyasi çatı altında birleştirecek İslami siyasal bir varlığın Amerikan’ın Avrasya dolayısıyla 21. yüzyıl dünya hâkimiyet planlarını suya düşüreceği öngörüsüydü.

Amerikalı kıdemli siyasetçi Kissinger’ın geçtiğimiz günlerde yazdığı bir makalede yer alan şu ifadeleri de bu endişelerin Suriye noktasında odaklandığını teyid etmektedir. “Amerika'nın bölgede yıllardır izlediği politika iki ana hayati temele dayanmaktaydı. Bunlardan birincisi bölgede bulunan petrolü sorunsuz bir şekilde kullanmak, ikincisi ise ‘İsrail'i korumaktı. Ancak Amerika'nın Suriye'de cereyan eden olaylara ilişkin tutumunun (yani Şam kasabının katliamları karşısında dünyayı oyalama siyasetinin) sebebi ise; bölgede bütün bölge halkını etkisi altına alan bağımsız bir devletin (?) doğmasından çok endişelenmesidir” 

Suriye ayaklanmalarına ilişkin Kissinger’in bu bakışı Brzezinski’nin yirmi yıl önce sözünü ettiği “Ortadoğu’dan çıkacak ve bütün Müslüman coğrafyaları tek bir çatı altında birleştirecek İslami siyasal bir varlığın Amerikan’ın Avrasya dolayısıyla 21. yüzyıl dünya hakimiyet planlarını suya düşüreceği” öngörüsü ile örtüşmektedir. 

Kadim ancak çok manidar bir söz vardır. “Bir şeyin şüyuu vukuundan beterdir” Dolayısıyla böyle bir şeyin ihtimalinden dahi söz etmek kendi bindiği dalı kesmek olacağı için Ortadoğu Müslümanlarının ayaklanmalarına getirilen tanım, ayaklanmaların sunuluş biçimi, halkların talepleri başından beri, olduğu gibi değil olması istendiği gibi merceğimize verilmektedir. 

Bölge insanının gerçek kimliğini oluşturan İslam faktörünü görmezden gelerek doğrudan onların etnik kimlikleri ve neredeyse kan grupları üzerinden tanımlanması ayaklanmaların, büyük ölçüde ABD’nin şekillendirdiği jeopolitiği kökten sarsıcı ve bölgenin jeo-ekonomik ve stratejik avantajlarının İslam’ı yeniden tarih sahnesine önemli bir güç olarak çıkartacak “tehlikeli” süreçlere doğru evrilmemesi için manipüle etme çabasından ibarettir.

Suriye’nin İdlip kentinde Annan gözlemcilerinin katıldığı bir gösteride on binlerce Müslüman’ın “La halle illa bi’l-İslam/İslam’dan başka çözüm istemiyoruz” daha da ileri giderek “Matlabuna biavdeti’l-Hilafeh/Arzu ettiğimiz şey Hilafetin geri dönmesidir” diye haykırmaları Suriye ayaklanmalarının diğerlerinden farkını ortaya koymakta Brzezinski ve Kissinger’in endişelerini haklı çıkartmaktadır.

Rus Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un “Suriye rejiminin yıkılması büyük tehlikeler içermektedir”, “Bu durum bütün bölgeyi felakete sürükleyebilir”, “Dünyanın geleceğini Suriye’deki yeni durum belirleyecek” şeklindeki demeçleri de küresel politika yapımcı devletlerin büyük fotoğrafı görerek Suriye meselesine Batı ile İslam uygarlığı arasında bir hesaplaşma olarak baktıklarını göstermektedir. Bundan dolayı replikleri farklı olsa da başta ABD ve Rusya’nın ve bütün dünya ülkelerinin Suriye ayaklanması karşısında ortak ve kirli bir plan içinde beraber hareket ettiklerini görmekteyiz. 

Bundan dolayı “Self Determinasyon/Halkların kendi kaderini kendilerinin belirleyebileceği” nakaratını dillendiren dünya Suriye Müslümanlarına kaderlerini belirleme hakkını vermediği gibi bir buçuk yıldır ateşten hendeklere çevrilmiş ülkelerinde diri diri ölüme mahkum etmektedir. 

Ancak Rabbimiz, en kıymetli varlıklarını, canlarını ve evlatlarını kendisine adayan Biladü’ş-Şam Müslümanlarının adeta tutan eli, yürüyen ayağı ve gören gözü olmuş. Bu sayede engin bir basirete ve siyasi analiz yeteneğine sahip olmuşlar. İşte geçen Cuma Suriye meydanında kaldırılan bu pankart uluslararası sistemin oyalama taktikleri ve aldatmacalarını boşa çıkartacak derin bir kavrayış ve düşmanı çatlatacak bir farkındalığa sahip olduklarını göstermektedir. 

Ey dünya devletleri! Toplanın! Zirve üstüne zirveler yapın, yaptırım kararları… Üst üste kararlar alın. Bir değil daha fazla Kofi Annanlar gönderin. Devrimimiz, cümle aleme rağmen zafere ulaşacak!! Zafer Muhammed ümmetinindir!!!

Yukarıda alıntıladığımız ABD ve Rus yetkililerinin değerlendirmelerine bakıldığında Suriye’de yaşananların büyük fotoğraf dikkate alınmaksızın değerlendirilemeyeceği anlaşılmaktadır. Suriye’de yaşanan basit sıradan bir ayaklanma değildir. Bu ayaklanma sömürgeci devletlerin İslam’ın coğrafyasında son yüzyılda icad ettikleri jeo-politiği derinden sarsıcı “yüzyılın hesaplaşması”dır. Bunu onlar çok iyi bilmektedir. Ancak Rabbimiz, kendisini yokmuş gibi davrananlara insanlığın tarihinde sürpriz dolu bir sayfa açacak ve onların yüzyıldır ikame etmek için çabalayıp durdukları evlerini/jeopolitiği hem de hiç ummadıkları bir yerden başlarına geçirecektir. 

“Onlardan öncekiler de birtakım hileli düzenler kurmuşlardı; ama işte, Allah onların kurduğu yapıları temellerinden çökertti; öyle ki, (kurdukları yapının) tavanları başlarına yıkıldı ve Allah’ın azabı onlara, nereden geldiğini anlamadıkları bir yerden apansızın geliverdi.” (Nahl, 26)


Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz