Uludere, Kürtaj Ve Değişmeyen Statüko

Halime Aydın

Uzun yıllar, Ümmeti “LailaheillAllah” sancağı altında bir araya getiren ve tebaasının işlerini İslamî ilkelerle çözen Hilafet Devleti’nin alaşağı edilmesiyle kurulan yeni sistem, koltuğunu sağlamlaştırmak adına çok fazla kurban vermiştir, bugüne kadar. İşin kötüsü, İslam ile hükmetmekten kıl kadar dahi sapan yöneticilere karşı kılıç göstermeye ant içen Ümmet; küfre rıza gösteren bir duruma getirildikten sonra da, kurbanlar vermeye devam etmiştir. Bu defa da, Sistemin yerleşmesi için değil, koltukları sağlamlaştırmak adına kurbanlar verilmiştir. Hülasa, Cumhuriyet’in ilanı ile beraber, her dönemde bu Ümmetin evlatları arasından kurbanlar seçilmiştir. Şeyh Said ve İskilipli Atıf Hoca’nın idamı, Başbağlar katliamı, Bingöl’de 33 askerin göz göre göre ölüme gönderilmesi ve PKK’ya daha doğrusu onu kullananlara verilen nice kurbanlar gibi… 

28 Aralık 2011 tarihinde gerçekleşen ve statükonun kurbanları zincirine bir halka olarak eklenen Uludere faciası da son olarak verebileceğimiz bir örnektir. Hakkında adam akıllı bir açıklamanın yapılamadığı Uludere faciası, muhalefetin çabalarıyla tekrar gündeme gelmiş ve Hükümet fena halde köşeye sıkışmıştı. Baskıların arttığı, Uludere olayında ihmali olanların ortaya çıkarılması adına isteklerin çoğaldığı bir dönemde, ABD’li askerî bir yetkiliden “istihbaratı biz verdik” şeklinde bir açıklama gelmiş, işler bu açıklamayla daha da karıştırmıştır, Hükümet cephesinde. İşte bu sırada, yeni bir hamle ve beraberinde gelen yeni bir gündem maddesi, dikkatleri Uludere’deki faciadan başka bir tarafa yöneltmiştir. Daha doğrusu Hükümet, bunu başarabilmiştir. Olayları kendi lehine çevirmekte ustalaşmış Başbakan’ın BM konferansında yaptığı kürtaj ve sezaryen açıklaması dikkatleri, bu noktaya çekmiş ve tartışacağımız yeni bir konumuz daha olmuştur. 

Bu meseleyle alakalı çok fazla makale yazılmış, tartışmalar yaşanmış, herkes kendi bakış açısıyla mesele hakkındaki görüşünü ortaya koymuştur. Ak Parti kürtaj yasağını, kim, ne derse desin, kadınlar meydanlarda çırpına dursun, muhakkak yasalaştıracaktır ancak, burada dikkatimizi çeken ve üzerinde derin bir tefekkürü gerektiren belli noktalar vardır ki şimdi, bunları ele alacağız.

•Tartışmalar devam ederken, 09.06.2012 tarihinde www.kokludegisim.net de de yayınlanan habere göre, Türk Aile Planlaması Derneği (TAP), Türkiye’nin kürtaj bilançosunu açıklamış, Türkiye’de her yıl 1,9 milyon gebelik oluştuğunu, bunların 550 bininin planlanmamış gebelik olduğunu ve 285 bininin kürtajla sonuçlandığı belirtmiştir. Bu oranlara bakıldığında, “bunun önüne nasıl geçileceği” sorusu gündeme gelmektedir ve aslında tartışılması gereken de bu sorunun cevabıdır. Aslında cezaî yaptırımları olsa da kürtajın önüne geçebilmek için bazı değişiklerin yapılması elzemdir. Aksi halde kürtaj, yasal olmayan illegal yollarla gerçekleştirilecektir. O halde, yapılması gereken bu değişiklikler nelerdir?

a) Öncelikle Hükümetin kürtajı yasaklamadan önce zinayı yasaklaması ve bunun önüne geçmesi gerekir. Rabbimizin de İsra Sûresi 32. Ayeti’nde emrettiği gibi وَلاَ تَقْرَبُواْ الزِّنَى إِنَّهُ كَانَ فَاحِشَةً وَسَاء سَبِيلاً “Ve zinaya yaklaşmayın! Çünkü o, fuhuş (hayâsızlık) ve kötü bir yoldur”, zinanın yasaklanması ve yine Kur’an ve Sünnet’in bildirdiği cezaî yaptırımların yürürlüğe konulması gerekir. Zina yapana karşı hapsetme veya bunun gibi cezalarla karşılık verilse dahi yine de bunun önüne geçilemeyecektir. Şuan ki birçok suçun önüne geçilememesi ve cezaevlerinin tıka basa dolmasının sebeplerinden biri de bu gibi caydırıcı olmayan cezaların varlığıdır. İnsanın menfur amellerden nasıl caydırılacağını bilen Rabbimiz, önümüze bunu sağlayacak ukubatlar koymuştur.

b) Zinayı suç kapsamına alıp, karşılığında bu cezaları ortaya koyduktan sonra da yapılacak işler bitmemekte; kolluk güçleriyle bu tedbirleri aldıktan sonra, toplum üzerinde düşünsel ve kültürel bir kamuoyunun oluşturulması gerekecektir. Devlet televizyonlarda yer alan ve ahlaksızlığı teşvik eden dizilere el atmalı, bu dizileri ortadan kaldırmalı; kadını metaa haline getiren reklamlar, filmler, müzikler yasaklanmalı; Müslümanlara manevî atmosferi yaşatacak, hayattaki gayesini hatırlatacak film, müzik, İslamî ilimleri öğretecek programlarla, halk bilinçlendirilmeli ve Allah korkusunu oluşturacak yayınlarla doldurmalıdır.

c) Bununla birlikte şuan okullarda işlenen müfredat bütünüyle kaldırılmalı, İslam kültürünü almaya yönelik, hadis, fıkıh, Kur’an, Sünnet gibi temel derslerle beraber, fennî ilimlerin de yer aldığı yeni bir müfredat hazırlanmalı ve yürürlüğe konulmalıdır. Aynı zamanda okullardaki karma eğitime son verilip kız ve erkek öğrenciler farklı ortamlarda eğitim görmelidir. Böylelikle gençler arasında zinaya çağıran şu anki durum ortadan kaldırılacaktır. 

d) Sistemin, kadınları nasıl ifsat ettiğini, sokaklara dökülen kadınların, “benim bedenim, kimse karışamaz” şeklindeki sloganlarından da görebiliyoruz. Allah’tan korkan, iffet sahibi Müslüman kadınların, hayata bakışlarının, giyim-kuşamlarının, tesettür anlayışlarının, aileye bakışlarının nasıl ifsat edildiğini bu gibi örneklerle çoğaltabiliriz. İşte devletin zinanın önüne geçmesi, kürtajı yasaklayabilmesi için, Müslüman kadını iffetli haline döndürmesi elzemdir. Rabbimizin Kitabımızda da bildirdiği gibi, kadınların sosyal hayatta Allah’ın emrine uygun giyinmesi yasalaştırılmalıdır, öncelikle. Şüphesiz ki kadınlar, özgürlük zehriyle ifsat olmuşlar, kendilerini teşhir etmeyi medeniyet olarak görmüşlerdir. Kadınları meta olmaktan kurtarmanın tek yolu, Allah Celle Celaluhu’nun emrine sımsıkı sarılmaktır.

Bu şekilde bir “acil eylem planı” oluşturulur ve uygulanırsa, gayri meşru ilişkilerin ve kürtajın önüne geçilebilecektir. Bunlar, Allah’ın emirlerinin uygulandığı, yeryüzünü İslam güneşinin kuşatacağı günlerin hasretini çeken biz Müslümanların şiddetle istedikleri hususlardır. Ancak üzerinde dikkatle durulması gereken bir nokta vardır ki, o da tüm bunları yapabilecek iradeye ve güce sahip bir liderliğin bulunmasının elzem olduğudur. Bunlar ise Ak Parti gibi çıkar eksenli hareket eden; Müslümanlara kan kusturanları dost edinen; yanı başında katledilen, iffeti kirletilen kadınlar olduğu halde orduları harekete geçirmeyen, sadece kınamakla yetinen bir partinin yapabileceği işler değildir. Bunun için İslam’ı düstur edinen, kâfir liderlerden değil, yalnızca Allah’tan korkan ve yalnızca Allah’ın kitabını tatbik eden bir yönetimin olması gerekir. Ömer RadiyAllahu Anh gibi tebaası altındaki herkese adaletle hükmeden, Halife Mutasım gibi Müslüman kadınları koruyan, Fatih Sultan Mehmet gibi kararlı liderlere ihtiyaç vardır. O yüzden Ak Parti’nin kürtajın önüne geçebilmesi, dindar bir gençlik yetiştirebilmesi, Kürt sorununu adaletle çözmesi için, özünü değiştirmesi ve İslam’ı tatbike dönmesi şarttır.

Kürtaj açıklamasıyla başlayan tartışmada iki durumu daha mülahaza etmek gerekir. Bunların ilki: Bu mesele ile beraber 34 canın acısının gündemden düştüğüdür. Hükümet bu katliamla alakalı yaptığı dolambaçlı açıklamalarla tansiyonu iyiden iyiye yükseltmişken, kürtaj açıklamasıyla gündemi bir anda değiştirmiştir. Bu 34 canın hesabı da birçoğu gibi Mahkeme-i Kübra’ya kalmıştır. İkincisi ise: kadınların, geçim korkusuyla ceninleri öldürmeyi savunuyor olabilmeleridir. Bu, hem zihniyetlerin, İslamî zihniyetten uzaklaştırma sürecinde nasıl ifsat edildiğini; hem de insanlardaki rızık korkusunun hangi boyutlara ulaştığının işaretidir. Daha doğrusu cahiliye tarzı bakış açısının hâlâ devam ettiğinin işaretidir. Allahu Teâlâ Kur’an-ı Kerim’de asırlar öncesinde var olan ve bugün de devam eden bu zihniyeti şöyle yasaklıyor:

 وَلاَ تَقْتُلُواْ أَوْلادَكُمْ خَشْيَةَ إِمْلاقٍ نَّحْنُ نَرْزُقُهُمْ وَإِيَّاكُم إنَّ قَتْلَهُمْ كَانَ خِطْءًا كَبِيرًا

“Yoksulluk korkusuyla çocuklarınızı katletmeyin. Onları da, sizi de biz rızıklandırırız. Onları katletmek gerçekten büyük bir günahtır.”

Ak Parti bu gibi değişikliklerle bir kesimi sevindirip diğer bir kesimi ‘İslamlaşma’(!) algısıyla korkutabilir. Önümüzdeki dönemlerde de, köşeye sıkıştığı her anda bu gibi şeylere başvurabilir. Ancak unutulmayacak olan, haksız yere ya da yanlışlıkla(!) öldürülen onca insanın asla unutulmayacağıdır. Şu gün halkın gündeminde düşebilir ancak ileride bir katliam olarak hatırlanacaktır. Yine, acilen tatbik edilmesi gereken nizamın İslam nizamı olduğu anlaşılmadığı sürece, sorunların önüne geçilemeyecektir. Kim bilir, daha nice canlar kurban edilecek, kaç ocağa daha ateş düşecektir? Modası geçmiş, insanlığın başına bela olmuş bu sistemlere sarıldıkça, olan yine Müslüman halka olacaktır. Bu yüzden bir an önce İslam’ın nuru ile aydınlanmalı, hayatın her alanında, insanlık için tek ideal olan bu nizam tatbik edilmelidir. Ancak bu şartla, Müslümanlar kurban edilenler olarak değil, izzetle dünyaya hükmedenler olarak varlıklarını devam ettirebilirler.


Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz