Suriye’de Doğacak Şafağı Bekliyoruz…

Ekrem Meşe

İslam coğrafyasında “Ümmetin Devrimi” diye isimlendirdiğimiz ayaklanmaların Suriye’ye sıçramasının üzerinden 15 ayı aşkın zaman geçti. Tam 15 aydır Suriye’de Müslümanlar, katil Esad rejimi ve avenelerinin zulüm, katliam ve istibdat üzerine kurulu rejimini yerle bir etmek için sokaktalar. Bizim, internete düşen, seyretmekte zorlandığımız görüntülerin bire bir canlı tanığı ve görüntülerde insanın kanını donduran akıl almaz işkencelere maruz kalan taraf olmalarına rağmen bir adım dahi geri atmadılar. Gerçekten hadis-i şerifte bildirildiği üzere “imanlarıyla herkesi şaşırtan” o müjdelenmiş topluluk olma yolunda müthiş bir kahramanlık ve şecaat namzedi oldular.

Suriye arzında yaşanan bu katliamların İslam dünyasına yansıması, maalesef çok zayıf oldu. Çok az bir topluluk dışında kahir ekseriyetin yaşanan sıkıntılardan bîhaber olduğunu esefle müşahede ediyoruz. Katliamların boyutu ve ulaştığı nokta dikkate alındığında Müslümanların sokaklara dökülmesi gerekiyorken yapılanlar, yapılması gerekenler yanında çok zayıf ve cılız kaldı. Yaşadığımız vakıadan örneklendirecek olursak; Türkiye’de vakıanın tüm sıcaklığıyla devam ettiği şu günlerde Müslümanlara televizyon ekranlarında “Türkçe Olimpiyatları” gösteriliyor. Yine her ay onlarca kültürel-siyasî organizasyon düzenleyen belediyeler, Suriye’de katliamlar 15 aydır sürdüğü halde, tek bir etkinlikte dahi meseleyi gündemlerine almadılar. Oysa belediyelerin ekseriyetini elinde bulunduran AKP Hükümeti’nin, Başbakan Erdoğan’ın ve Davutoğlu’nun Suriye meselesine -sözde- duyarlılıklarını(!) her gün okuyor, dinliyoruz. Yine Filistin için on binleri meydanlara toplayan STK’ların ve İslamî(!) camianın, mesele Suriye olunca derin bir sessizliğe gömüldüğüne üzülerek şahit oluyoruz. Öyle bir sessizlik ki bu, biz KöklüDeğişim Dergisi olarak tertip ettiğimiz Suriye konferanslarını, “Sessiz mi Kalacağız? Suriye!” diye isimlendirerek Suriye’de yaşananlarla beraber mevcut sessiz/tepkisizliğe de dikkatleri çekmeyi hedefledik.

Şunda hiç şüphe yok ki, Suriye meselesinde bu susuşun herkesten gizlenmek istenen bir sebebi var. O sebep, Suriye’de kıyamın başlı başına İslamî olması, sokağın taleplerinin tamamen İslamî olmasıdır. Sömürgeci kâfir Batı’nın hâkim olduğu medya ve O’nun necis siyasetine hizmet eden uzantıları, bunu başından beri gizlemeye gayret etse de gelinen noktada bu hakikat, artık gizlenemez bir hal almıştır. Zaman zaman Batılı siyaset yapımcılarının, siyasî analistlerin satır aralarında verdiği mesajlardan bu hakikati okumaya çalışacağız:

1.) ABD’li eski diplomat, siyaset bilimci Henry Kissinger yazmış olduğu bir makalede, “Amerika'nın bölgedeki yıllardır takip ettiği siyaseti iki ana hayatî sütuna dayanmaktaydı. Bunlardan birincisi; bölgede bulunan petrolü sorunsuz bir şekilde kullanmak, ikincisi ise ‘İsrail'i korumaktı. Ancak Amerika’nın Suriye'de cereyan eden olaylara ilişkin tutumunun sebebi ise; bölgede bütün bölge halkını etkisi altına alan bağımsız bir devletin doğmasından çok endişelenmesidir” demiştir.

2.) Baas Partisi yetkilisi Talip İbrahim, el-Cezire’ye verdiği demeçte, “Dünya’nın artık Suriye'deki durumun çok hassas olduğunu anlaması gerekir. Çünkü Suriye başka ülkelere benzemez. Açıkça söylemek gerekirse daha önce Suriye'de bulunmayıp fakat ani olarak ortaya çıkan bir takım güçler vardır. Bu güçler Lübnan'da bulunan Hizb-ut Tahrir ile beraber çalışmaktadır. Eğer acilen Suriye'deki durum ele alınmaz, kontrol altına alınmazsa, Orta Doğu'nun tümü deliler hastanesine dönüşecektir.” demiştir.

3.) Yine geçenlerde, A Haber’de Suriye meselesinin masaya yatırıldığı bir programda, Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi ve USGAM (Uluslararası Strateji ve Güvenlik Araştırmalar Merkezi) Analisti Yrd. Doç. Dr. Kürşat Turan, Esad rejiminden sonra Suriye’de muhtemel senaryolardan bahsederken “Hizb ut Tahrir ve İhvan-ı Müslimin’in iktidara gelme tehlikesi” olduğunu ifade etti.

4.) Rus Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov “Suriye rejiminin yıkılması büyük tehlikeler içermektedir. Bu durum bütün bölgeyi felakete sürükleyebilir. Dünyanın geleceğini Suriye’deki yeni durum belirleyecek.” dedi.

Suriye’de Müslümanların Hilafet sloganlarıyla, tekbirlerle, kelime-i Tevhid rayeleriyle çizdikleri bu resim, açıklamalarda görüldüğü üzere Batı’yı ve onların bölgedeki işbirlikçilerini ciddi anlamda endişeye düşürmüştür. Bu endişeden ötürüdür ki Batı, bütün siyasetini Esed’e zaman kazandırarak ayaklanmaları bastırması üzerine kurdu. Annan Planı, Arap gözlemciler, hep bu amaca matuftur. Ve yine bu endişeyle Suriye’deki kıyam, Müslümanların gündeminden ivedi şekilde uzak tutuldu. Yapılan haberlerde iç savaş, mezhep kavgası, demokrasi talebi gibi İslamî olmayan isimlendirmelerle bu mübarek kıyam, kirletilmeye çalışıldı/çalışılıyor.

Bugün gelinen noktada Suriye kıyamı farklı bir aşamaya evrilmiştir. Zira rejim ciddi anlamda zayıflamış, kuvvetlerini Şam’a çekmek zorunda kalmıştır. Son günlerde artan katliamlar rejimin son çırpınışlarıdır. Dikkat çekici şekilde katliamlar uzaktan top atışıyla ve “Şebbiha” denilen milis güçlerle sindirme, korkutmaya yönelik yapılmaktadır. Bu da rejimin Suriye sokaklarının sadece %30’unu kontrol edebildiği noktasındaki malumatları doğrulamaktadır. Başkent Şam ve 2. büyük kent Halep’te başlangıçtan bu yana hiç olmadık yoğunluk ve çapta gösteriler düzenlenmektedir. Özellikle Hule katliamından sonra Şam’da büyük çarşılar, Rejimi protesto ederek kepenk indirmektedirler. Yine internete düşen görüntülerde mücahitlerin tankları hedef aldıklarını ve rejime daha organize kayıplar verdirdiklerini görüyoruz. Geçenlerde Özgür Suriye Ordusu’ndan yapılan açıklamada, askerî yetkili, Halep, Lazkiye ve sahil şeridindeki kuvvetlere, rejimin başını koparmak üzere Şam’a yönelmeleri talebini iletti.

Ve başka bir askerî yetkili ABD Genelkurmay Başkanı Martin Dempsey, ayaklanmaların başlangıcından beri ilk defa Suriye’ye askerî müdahale tehdidine bulunmuştur. Bu da Amerika’nın Suriye’deki kıyama yönelik tehdit ve sindirme, Amerikan planlarını kabul ettirme girişimidir.

Görünen o ki Suriye Rejimi, ömrünün sonunda gelmiştir. ABD, bu süreç içerisinde Esed’in alternatifini oluşturamamış, Esed de kendisine onca zaman kazandırma taktiklerine rağmen ayaklanmaları bastırmada başarısız olmuştur. Yüreklerinde biriktirdikleri öfke ve kinleriyle, imanlarıyla Şam’a dayanan Müslümanlar sloganlarını, pankartlarını iktidara getirdikleri takdirde, Suriye’ye olası bir askerî müdahale kapıdadır. Fakat bu müdahale, iddia edildiği üzere Suriye halkını kurtarmaya, Suriye’de iç savaşı, mezhep savaşını(!) bastırmaya yönelik değil, doğması yaklaşan İslam Devleti’ni rahminde boğmaya yönelik olacaktır.


Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz