Suriye’de Küfrün Sancılı Kürtaj Planları Ve Türkiye’nin Rolü

Mahmut Kar

وَإِذْ يَمْكُرُ بِكَ الَّذِينَ كَفَرُواْ لِيُثْبِتُوكَ أَوْ يَقْتُلُوكَ أَوْ يُخْرِجُوكَ وَيَمْكُرُونَ وَيَمْكُرُ اللّهُ وَاللّهُ خَيْرُ الْمَاكِرِينَ

“Hani kâfirler seni tutuklamak veya katletmek ya da (Mekke’den) çıkarmak için tuzak kuruyorlardı. Onlar tuzak kuruyorlar, Allah da tuzak kuruyordu. Allah, tuzak kuranların en hayırlısıdır.”

Allah kâfirlerin ve hainlerin tuzaklarından Müslümanları emin eylesin.

Suriye’de 1,5 yıldır devam eden İslamî devrim için kâfirlerin ve İslam beldelerindeki ihanet içerisinde olan yöneticilerin ve yine Biladu’ş-Şam Müslümanlarının durumunu ancak Rabbimizin yukarıdaki ayet-i kerimesi ile net anlayabiliyoruz.

Öyle bir beldeki Biladu’ş-Şam, öyle bir Müslüman halk ki Biladu’ş-Şam halkı, onların ortaya koyduğu direniş ve dayanma gücü, onların Allah’a olan kayıtsız bağlılıkları, sabır ve sebatları ve onların cesaret ve kahramanlıkları kâfirlerin ve hain yönetimlerin planlarının her gün değişmesine sebep oluyor. Sanırım Ortadoğu’ya örneklik ve liderlik edecek Türkiye Devleti ve “derin stratejilere” sahip liderler dâhil, ABD ve Batı da bu İslamî direnişi hesaba katmamışlardı. İslam coğrafyası üzerine 20-30 yıllık siyasetler üreten bu sömürgeci kâfir devletler, Türkiye iktidarı üzerinden güya “Stratejik Derinlik” ve “Sıfır Sorun” politika felsefesiyle bölgeyi, reformlar gerçekleştirmiş, Demokratikleşmiş ve neo-liberal politikalara kapılarını açmış coğrafya olarak tasarlıyorlardı.

Ancak Allah Subhanehu ve Teâlâ’nın yardımı ve Müslümanların korku duvarlarını yıkan uyanışı ile tüm planlar bozuldu. “Stratejik Derinlik” kayboldu ve her şey (siyasetteki ihanet) yüzeyde görünür oldu. Komşularla “Sıfır Sorun” politika üreticileri, sorunlar üretip Müslümanların temiz kıyamına gölge düşürmenin peşine düşer oldular.

Biladu’ş-Şam halkının gerçekleştirdiği bu direniş, sanki Batı’nın ve bölgedeki işbirlikçi yönetimlerin kıyameti oldu. Meseleyi ölüm-kalım meselesi olarak gördüler. Olmak ya da olmamak…

1,5 yıla yaklaştığımız Suriye direnişinde ABD, Batı, İran ve Rusya esas üzerinde aynı endişeyi taşıdıkları için aynı siyaseti takip ettiler. Ortak siyaset, Suriye konusunda iki taraf (Baas rejimine destek veren taraf ve Muhalefete destek veren taraf) oluşturarak süreci, siyasî çekişmeler ve ihtilaflar ile uzatmak ve direnişi kırması için Beşşar Esed’e zaman kazandırmak. Uluslararası örgütler (Arap ligi gözlemcileri, BM gözlemcileri ve Annan Planı) üzerinden katliama çözüm arayışları ise bu ortak planın parçalarından bazılarıdır. En son Annan Planı ile Baas rejimine tanınan süre içerisinde Şebbihaların kaç çocuk, kaç kadın ve kaç genci katlettiklerini bilmiyoruz. Annan Planı’nın da kendi siyasetleri nazarında devre dışı kalmasıyla Suriye’de artık sona yaklaşıldığının sinyalleri verilmeye başlandı. Kısa vadede, uzun stratejilere mebnî planlar üretemedikleri için kısa vadeli planlar peşinde koşmaya başladılar. Bu planların hepsine topyekûn “kürtaj planları” (Gerçek bir İslamî devrim gerçekleşmeden sahtesinin hazırlanarak hayata geçirilmesi) diyebiliriz.

Son olarak Türkiye savaş jetinin Suriye hava sahasına girmesi sonucu Suriye tarafından düşürülmesi ile gündemi meşgul eden siyasî açıklamalar da bu planların son parçalarından biridir. ABD ve Türkiye ortaklığında devam eden Esed’e zaman tanıma ve bunun yanında devrimin çalınması için yürütülen siyaset öyle bir safhaya gelmiş durumdaki, Türkiye bu siyasetini iç siyasetteki gelişmeleri manipüle etmek için bile kullanmayı göze almaktadır.

Şimdi Suriye’de gelinen son noktada, ABD ve Batı’nın geliştirdiği stratejileri ve bu stratejilerde Türkiye’nin bulunduğu yeri açıklama babında süreci değerlendirelim.

Kürtaj Planları:

İslam beldelerinde gerçekleşen devrimlerden Tunus, Mısır, Libya ve Yemen’de kirli ve sancılı planlarını devreye sokarak devrimleri çalan ABD ve Batı, Suriye’de bu planını gerçekleştirmede her türlü stratejiyi devreye sokuyor. NATO müdahalesi ile askerî bir operasyon, bu kirli planların son kartı olarak masaya sürülecektir, muhakkak. Ancak Batılı ülkeler, askerî müdahalenin kendileri açısından getiri ve götürülerini iyi hesap ettikleri için önce diplomasi masasında soruna çözüm bulma telaşı içerisindeler. Bu telaş sadece ABD ve Batı’nın değil; Rusya, Çin ve özellikle Türkiye, İran gibi bölgedeki Batı ile işbirliği içindeki diğer tüm İslamî beldelerin yönetimlerinin ortak telaşıdır. Onun için Suriye meselesi onlar açısından olmak ya da olmamak gibi bir özellik taşımaktadır.

Süreç içerisinde her türlü uluslararası diplomatik girişimi devreye sokan bu ülkeler, kürtaj planlarını gerçekleştirmede Suriye’de başarısız olmuşlardır. Son aylarda Suriye ordusundan Ürdün’e sığınan pilot ve 30 küsur asker ile Türkiye’ye sığınan General meselesi ve yine mücahit birliklerin Baas birliklerine verdiği zayiat, Suriye rejiminin zor durumda olduğunun açık göstergesi olmuştur. Şebbihalardan dahi yaptığı katliamlardan dolayı pişman olup kopmaların olduğunu düşünürsek, Esed yönetiminin çok zor durumda olduğunu söyleyebiliriz. Rusya ve İran üzerinden Suriye’ye verilen silah desteği dahi, moral motivasyonunu kaybetmiş Suriye yönetimi ve ordusu için hiçbir anlam ifade etmeyecektir.

Bu sebeple, hemen bugün için olmasa da, son kart olarak devreye sokacakları NATO müdahalesinin meşruluğu ve aynı zamanda her bir gün güç kaybettiği bu sancılı dönemde Baas yönetimini güçlü göstermek ve yine Müslümanlara yönelik katliamları için kendisine zaman tanımak açısından Türkiye savaş jetinin düşürülmesi, rastgele gelişen bir hadise değildir. Hem Suriye tarafından hem de Türkiye tarafından yapılan açıklamalar, herhangi bir NATO müdahalesini gerektirecek sertlikte açıklamalar değildir. NATO Genel Sekreteri Anders Fogh Rasmussen’in NATO toplantısı sonrasında yaptığı açıklama da bunu göstermektedir:

“Benim net beklentim, durumun (gerginliğin) kızışmaya devam etmeyeceği şeklindedir. Hiçbir şekilde kabul edilemez bir eylem gördük. Suriye'nin gelecekte bu tür olayların tekrarlamasından kaçınmak için zarurî tüm adımları atmasını bekliyorum” diyen Rasmussen, Suriye tarafından yapılacak yeni bir ihlal halinde atacakları adımların sorulması üzerine, “Beklentim kesinlikle böyle bir olayın bir daha yaşanmayacağı yönündedir. Yaşanacak herhangi bir (yeni) gelişme müttefiklerin gündeminde olacak. Durumu yakından izliyoruz, gerekirse (yeniden) istişare edip neler yapılabileceğini tartışırız” ifadelerini kullandı.

Bu açıklama ve diğer resmî açıklamalar gösteriyor ki Batı, henüz daha Suriye’de NATO müdahalesi için karar kılmış değildir. Bu hadise ile ABD, hem uluslararası kamuoyunun hem de Suriye yönetiminin nabzını ölçmüş görünüyor. Bu olayın Beşşar Esed yönetimine hem güç, hem de zaman kazandırdığını söylemeye zaten gerek yok, diye düşünüyorum. Birleşmiş Milletler temsilcisi Annan’ın yaptığı en son açıklama da buna işaret etmektedir. Annan, Şam Baas yönetimindeki Beşşar'ın hükümet üyeleri ile muhaliflerden oluşan Ulusal Birlik Hükümeti kurma planını açıkladı. Bu açıklamaya binaen ortaya atılan plan, ancak Rabbimizin şu ayeti ile açıklanabilir:

وَالَّذِينَ كَفَرُوا أَعْمَالُهُمْ كَسَرَابٍ بِقِيعَةٍ يَحْسَبُهُ الظَّمْآنُ مَاء حَتَّى إِذَا جَاءهُ لَمْ يَجِدْهُ شَيْئًا وَوَجَدَ اللَّهَ عِندَهُ فَوَفَّاهُ حِسَابَهُ وَاللَّهُ سَرِيعُ الْحِسَابِ

“İnkâr edenlerin işleri engin çöllerdeki serap gibidir. Susayan kimse onu su zanneder, fakat oraya geldiğinde hiçbir şey bulamaz. Orada Allah'ı bulur ve O da hesabını görür. Allah hesabı çabuk görendir.”

Suriye’nin Türk jetini düşürmesi olayında, Avrupa dâhil tüm devletlerin yaptıkları açıklamaları ile sürece müdahil olmaları sağlanmıştır. ABD’nin, oluşan bu kamuoyu ile Suriye’de tüm ülkelerin ortak aklı ile yeni bir çözüm planını devreye sokması çok uzak değildir. Bu plan, kesinlikle Baas yönetiminin varlığı ve bekası üzerine kurulmuş bir plan olacaktır, sanırım. Çünkü ABD ve diğer ülkeler Baas yönetiminden sonra güvenebildikleri veya güvenebilecekleri bir yönetim formülü üzerinde hâlâ karar kılmış değiller.

Dolayısıyla son dönemde gelişen tüm bu hadiseler, Suriye’de gerçek İslamî devrimin doğmasından önce planlanan kirli kürtaj planlarıdır. Bu planların başında ise ABD ve O’na hamilik yapan Türkiye Devleti bulunmaktadır.

Türk Jetinin Değiştirdiği Gündem

Düşünebiliyor musunuz, Türkiye’de son haftalarda gündem, cezaevlerindeki isyanlar ve PKK’nın gerçekleştirdiği Dağlıca baskını iken bir anda Türk savaş jetinin düşürülmesi ile gündem değişiyor. PKK’nın gerçekleştirdiği Dağlıca baskınında ölen asker sayısı ve yaralılar hakkında dahi net ve somut bir açıklama yapılmadan, bu baskının nasıl ve hangi ihmaller dahlinde gerçekleştiği hakkında somut bir açıklama yapılmadan kamuoyunun gündemi bir anda değişti.

Ak Parti iktidarının ve Başbakan Erdoğan’ın gündem değiştirme ve yeni gündemler oluşturmadaki mahareti, sanki bu olayda da tezahür etti. Öyle ya, Türkiye bölgede model olmakla beraber kilit ülke olma özelliğini taşıyorsa, O’nun korunması, kaos ve sorunlardan uzak istikrarlı bir ülke olması gerekiyor. Bu sebeple önümüzdeki aylarda Türkiye’nin istikrarını ve dışarıya dönük politikalardaki hamiliğini bozacak hiçbir gelişmeye meydan verilmemeye çalışılacaktır. Eğer bu tür kaotik gelişmeler olursa da başka yeni gündemler ile bu kaotik ortam kamufle edilecektir.

Tüm bu gelişmeler ve kirli planlar yaşanırken, Suriye meydanlarında Müslüman halkın Türk jetinin düşürülmesine yönelik verdiği tepki ise, alınlarının çatına utanç yazılmış yöneticilere yeter de artar bile.

Suriyeli Müslümanlar Türk jetinin düşürülmesine pankartları ile şöyle tepki verdiler: “İstanbul kırmızıçizgimizdir. Kifrinbil (Kafr Nabl), Türkiye’ye yapılacak herhangi bir saldırı karşısında elleri bağlı oturmayacaktır.”

Bu sözlerden sonra da artık, utanma ve harekete geçme vakti gelmedi mi?


Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz