Suriye Meselesine Tam Olarak Nasıl Bakmalıyız?

Osman Yıldız

1- Öncesi de var ancak Suriye'de Baas Partisi’nin yönetimi ele geçirmeleriyle birlikte Müslümanlar üzerinde ağır bir zulüm ve baskı dönemi başlamıştır. O güne kadar İngiltere ve ABD arasında sürekli siyasi çatışmanın olduğu Suriye’de Hafız Esed ile birlikte ABD İngiltere’yi tamamen kovmuştur. Onun döneminde çok sayıda Müslüman zindanlara doldurularak her türlü işkenceye maruz bırakıldı. Hafız Esed'in gerçekleştirdiği en büyük katliam Hama katliamıdır. Esed'in kardeşi ve zamanın Genelkurmay Başkanı Rifat Esed, Şubat 1982'de bir gece vakti Hama'ya havadan ve karadan saldırı düzenledi. Saldırıya katılmak istemeyen askerlerin çoğu anında idam edildiler. Bazıları da Müslümanların tarafına geçtiler. Birkaç gün devam eden Hama katliamında yaklaşık kırk bin Müslüman şehit oldu. Şehir adeta bir harabeye dönmüştür.

2- 2000 yılında Baba Esed’in ölmesi ile birlikte yerine Beşşar Esed geçti. Beşşar Esed de aynen babasının yolunda devam etmiştir. Gerek ABD ile olan ilişkiler hususunda olsun, gerekse Müslümanlara yönelik baskı ve şiddet yönünden olsun babasını aratmamıştır. Golon’daki işgalci varlık “İsrail”e Telaviv’den daha fazla güvenlik sağlamıştır. 

3- Tunus’ta ilk kıvılcımın çakılması ile birlikte korku duvarları yıkılmış ve sırası ile domino taşları gibi bu despot rejimlerin sarayları tek tek yıkılmaya başlamıştır. Diğer bölgelerde değişim çok çabuk ilerlerken ayaklanmaların Suriye’ye sıçramasını asla istemeyen Batı ve bölge devletlerini bir telaş almış ve hazırlık çalışmaları başlamıştır. 

4- Mısır’da halk henüz Tahrir Meydanı’nda iken Türkiye tarafından “değişim liderleri zirvesi” adında bir konferans yapılmıştır. Beşşar Esed’in de katıldığı bu konferansa Erdoğan, “lider, değişimi yönetebilendir” sözüyle Beşşar Esed’e, “reformlar yolu ile değişimi yönet” mesajı veriyordu. Erdoğan, bu ifadesi ile ABD Başkanı Obama’nın sözlerini tekrarlamaktan başka bir şey yapmıyordu. Obama ise açıklamasında şöyle diyordu: “Ya değişimi yönet, ya da git”. 

5- Suriye’deki ayaklanmanın başlarında Beşşar’ın gitmesini istemeyen ABD’nin, Türkiye üzerinden kendisine reform yap çağrılarına Beşşar, “Mısır ve Tunus’ta olanlar bizde olmaz” diyerek meseleyi ağırdan alıyordu. Ya da bu tusunamiyi asla durduramayacağına inanmıştı ve rolünü oynamaya başlamıştı.

6- 2011 yılının Mart ayında 15-16 yaşındaki çocukların duvarlara “Eş-Şab yurid ıskat el nizam” diye yazmaları ile birlikte bu çocuklar gözaltına alınıp ailelerinin tüm girişimlerine rağmen verilmemiş tırnakları çekilerek işkence edilmiştir.

7- Bu olay ve Beşşar’ın ordusunun eylem yapan göstericilere ateşler açması neticesinde Dera’da, Humus’ta, Hama’da ve İdlip’de peş peşe eylemler yapılmaya başladı.

8- Beşşar Esed’in siyaseten ve güvenlik noktasında başarısız olması ile birlikte sezaryenle Suriye Ulusal Konsey’i kuruldu. Türkiye Suriye Ulusal Konseyi’nin Türkiye’de örgütlenmesini sağlamış ve bu doğrultuda onları desteklemiştir. Konsey’in Laik, Liberal ve İslamcı kişilerden oluşması, halk İslam derken onların Demokrasi demesi ve çok renkli olmasından dolayı Suriye halkı nezdinde bir meşruiyet sağlayamamıştır. 

9- Suriye halkı korku duvarlarını yıkmış ve rejimi devirmeye and içmişti. Onların bu kararlılığını gören vahşi Beşşar, çocuk, kadın, erkek demeden halka ateş açıyordu.

10- Bunun üzerine Suriye Ordusu’ndan ayrılmalar başladı ve Hüseyin Harmuş ordudan ayrılarak Özgür Suriye Ordusu’nu kurduğunu açıkladı. Fakat Harmuş daha sonra MİT tarafından Suriye’ye teslim edildi ve orada öldürüldü. Daha sonra bu olayın, bir çete olayı olarak yargılaması yapıldı. Ardından Ordudan ayrılan Rifat Eset özgür Ordu’nun başına getirildi. Özgür Ordu Komutanlarından Mustafa Eş-Şeyh yaptığı bir röportajda şöyle diyordu: “Devrimden sonra İslamcılarla savaşacağız” Tepkiler üzerine ise bir tekzip yayınladı. Bu defa da şöyle diyordu: “Bu savaş İhvan-ı kapsamıyor.” O zaman Batı’nın ve bölge devletlerinin de korktuğu İslamî bir yönetim talep eden Müslümanları kapsıyor. İşte Özgür Ordu’nun bu tutum ve misyonundan dolayı sadece bir tabela durumundadır ve tüm direniş guruplarını temsil yetkisi de yoktur. Bugün Suriye’de öncelikle Batı’yı razı etme, onların rızasını almak isteyen her grubu Suriye halkı, körük gibi dışarı atmaktadır. Çünkü orada, Allah Subhanehu ve Teâlâ’dan başkasının önünde eğilmeyeceğine iman etmiş Müslümanlar vardır.

11- Yaşanan gelişmelere bakıldığında Suriye’de Batı ve bölge devletleri, -güya “katliamı durdurma” amacıyla- her bir plandan sonra yeni bir planı devreye sokarak süreci uzatıp zaman kazanmak istemiştir.

12- Davutoğlu, 9 ay boyunca Beşşar ile görüştüğünü ve tüm katliamlarına rağmen yapacağı bazı reformlar ile kendisinin kalabileceğini, hâlâ bu durumu düzeltme imkânlarının olduğunu belirtmiştir.

13- Uluslararası alanda yapılan açıklamalar ve Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun Suriye’ye yönelik “reform yap” çağrılarına karşı Beşşar, sürekli zaman istedi. Ayaklanan Müslümanları öldürerek bu eylemleri durduracağını ifade etti. Böylece anlıyoruz ki tüm dünya ona, ayaklanmaları durdurması için öldürmesine müsaade etti. Zaten ayaklananlar “radikal teröristlerdi”(!) ölmeleri de çok önemli değildi. 

14- Devrimi ezmek için rejime yeterli zaman tanıyan Amerika öncülüğündeki uluslararası ve bölgesel bekleyiş devam ettirilmiş ve bazen yeni kanunlar çıkarılması bazen de diyaloğun başlaması gerekçesi ile aldatma işine başvurulmuştur. 

15- Hiçbir siyasi yaptırımı ve gücü olmayan Arap Birliği toplantıları yapılarak süreci uzatmaya yönelik cılız kararlar alındı. Sanki orada yaşanan katliamı görmüyorlarmış gibi Suriye’ye Arap Birliği gözlemcileri gönderildi ve uzun bir süre dünya kamuoyu oyalandı.

16- Ardından Arap Birliği gözlemcilerin rapor hazırlama süreci başladı.

17- Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde Suriye hakkında Rusya ve Çin’in vetosu ile alınamayan yaptırım kararları süreci…

18- Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda Rusya ve Çin’in vetosuna karşılık insanî yardım kararının alınması, ancak uygulanmaması süreci…

19- Suriye’de meşruiyeti olmayan Suriye Ulusal Konseyi’nin uluslararası alanda kendisine meşruiyet sağlamak için art arda yaptığı “Suriye Dostları Toplantıları”

20- BM’in sadık kulu, Bosna ve Raunda’da yaşanan katliamın baş sorumlularından biri olan Kofi Annan’ın BM Suriye Özel Temsilcisi olarak atanması ve altı maddelik çözüm planı. Planın ölü doğduğunu açıklamalarına rağmen tüm devletlerin destek veren açıklamalar yapmaları ve bir müddet de bununla oyalama taktikleri…

21- Kofi Annan’ın verdiği iki günlük süre.

22- Bu defa da BM gözlemcilerinin bölgeye gönderilmesi ve rapor hazırlama süreci.

23- Suriye'nin kuzeyindeki Hasiçi, Afrin ve Kobani kentlerinde Baas Partisi'ni temsil eden bina ve sembollerin tahrip edildiği ve PKK bayraklarının asıldığı Kuzey Irak'taki Bölgesel Kürt Yönetimi'nin bu gelişmelerde aktif rol aldığı haberlerinin yayılması. Bu haberler ise kasıtlı yayılmış, saptırmacı haberler olmakla birlikte Suriye’nin kuzeyinde böyle bir tehlike varmış gibi gösterip ilerde Türkiye’nin, istemedikleri bir boşluk oluşması durumunda müdahale etmesi içindir.

24- Yine keşif uçuşuna çıktığı iddia edilen bir Türk jetinin, Suriye tarafından düşürülmesi ve bunun için Türkiye’nin uluslararası alanda bunu Baas rejimine karşı kullanma süreci. Uluslararası alanda bir şey çıkmayınca bu defa Erdoğan, çok sert bir şekilde yeni angajman kurallarını açıkladı. Fakat her zaman olduğu gibi hep gürleyen ama hiç yağmayan Erdoğan’ın, Azez’de burnunun dibinde Esed uçaklarla halkı bombalarken gıkı bile çıkmadı. Kimse de ona angajman kurallarını hatırlatmadı. 

25- 2 Ağustos 2012 tarihinde Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Ban Ki-mun Kofi Annan'ın Suriye özel temsilciliği görevini bırakacağını açıkladı ve 31 Ağustos tarihinde Annan görevini bıraktı.

26- Bugün Suriye’de her ev, bir’den fazla şehid vermiştir. Onlar çıktıkları bu yoldan asla geri dönmeyecektir. Gerek askeri, gerek güvenlik ve gerekse siyasi olarak Beşşar'ın başarısız olması nedeni ile aynı zamanda orada mücadele eden yiğit kardeşlerimizin mevzi kazanımlarını çoğaltmaları ile Batı ve bölge ülkeleri tedirgin olmuş, süreci hızlandırma kararı almıştır.

27- 7 Ağustos Salı günü İran Dışişleri Bakanı Ali Ekber Salihi Ankara’ya gelirken, İran Dini Lideri Ayetullah Hameney’in Özel Temsilcisi Said Celili de Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad ile görüştü.

28- Salihi, Türkiye ziyaretinde Baas yanlısı Cumhuriyet Gazetesi’ne bir röportaj verdi. ABD’nin Afganistan işgalini “terörü engellemek” olarak gören Celili, Suriye’deki direniş guruplarını ise, “Cihad’çı radikaller bölgede zemin kazanıyor” diyerek aslında Batı ve tüm Bölge devletlerinin aynı kaygı ve korkuyu taşıdıklarını net bir şekilde göstermiştir. Röportaj’da kendisine; “ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton Türkiye’ye geliyor. Suriye konusunda kendisine mesajınız var mı?” diye soruldu. Celili; “Bölgede daha dikkatli ve akılcı düşünmelerini isterim. Hepimiz bu bölgede en kötü senaryodan (İslamî Hilafet Devleti – O.Y.) kaçınmak zorundayız” dedi. Ardından şöyle devam etti: “Suriye’de doğacak otorite boşluğunun olumsuz sonuçlarından biri de bölgeye aşırı unsurların yayılması tehlikesidir” 

29- ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, İstanbul’a geldi. Clinton İstanbul’da Devletin zirvesi ile bir araya gelerek Suriye dosyasını masaya yatırdı.

30- Eski BM Genel Sekreteri Annan’dan boşalan Suriye Özel Temsilciliği görevine eski Cezayir Dışişleri Bakanı Lahdar Brahimi’nin atanması kararlaştırıldı.

31- Clinton’un son Türkiye ziyareti ile Suriye’de işlerin ABD’nin istediği şekilde gitmediğini çok net bir şekilde görmüş olduk. Ziyaret esnasında kamuoyuna açıklanan “Operasyonel Mekanizma” dedikleri bir kriz masası oluşturulmuştur. Bu mekanizmanın görevini ise Clinton şöyle açıklıyor: “İstihbarat servislerimiz ve ordularımızın çok önemli sorumlulukları ve oynayacak rolleri bulunuyor. Bu nedenle tam da bunları yerine getirmek için bir çalışma grubu oluşturacağız” demiştir. Çünkü Beşşar’ın ömrü her geçen gün tükenmekte bir mum gibi erimektedir. Bunu gören ABD, Beşşar sonrası bir boşluk oluşmaması için daha derin ve yoğun çalışma yaparak devrimi nasıl çalarız, bunun hesabını yapmaktadır.

32- İşte bu plan şunları içermektedir:

a- İşler istediği kıvama geldiğinde Beşşar Esed’in yerleştirilebileceği ülkelerin değerlendirilmesi.

b- ABD, Irak’ı işgal etmesi ile birlikte orada bulunan ordu ve polisi dağıtmıştı. Bu ise ona daha sonra pahalıya mal olmuştu. Suriye’de ise böyle bir şey düşünmemektedir. Dolayısıyla devletin ana yapısını korumak istemekte ve bunun için bir takım tedbirleri almaya çalışmaktadır.

c- Baas rejiminden ve Ulusal Konsey üyelerinden öne çıkan isimlerin yeni Suriye yönetiminde yer alması için fikir alışverişi.

d- Geçiş sürecinde yeni bir Anayasa çalışması.

e- İnsani yardım adı altında nüfuzunu pekiştirme.

33- Davutoğlu, Clinton ile yaptığı açıklamada; “Sürecin uzaması radikallerin güçlenmesine sebebiyet veriyor” demiştir. Böylece anlaşılıyor ki Suriye mesesinde Batı ve bölge devletlerinin ortak kaygısı radikallerin güçlenmesi. 

34- CIA Başkanı’nın gizli Türkiye ziyareti… Konu, yine Suriye... Çerçeve ise, “Operasyonel mekanizma” kapsamında ve Suriye’den gelen bazı direniş komutanları ile birebir görüşme. 

35- ABD Genel Kurmay Başkanı Martin Dempsey’in Allah’ın Rasulü’ne hakaretten dolayı bir hafta gecikmeli Türkiye ziyareti. ABD’den gelen ziyaretçilerin hepsinin ortak konusu Suriye ve istekleri aynı… Dempsey ise, Türkiye’den Afganistan’da TSK’nın savaşmasını ve El-Kaide'nin Suriye'deki etkinliğini azaltmak için Türkiye'nin devreye girmesini istedi. Özel ise PKK'ye karşı 24 saat istihbarat talebinde bulundu. Son zamanlarda artan PKK’nın şiddet eylemlerinin arkasında kimin olduğunu da buradan anlayabiliriz.

36- Amerika ve O’na tâbi olan Suriye rejimine, Türkiye yöneticilerine, Avrupa ve O’nun teşebbüslerine şunu müjdelemek istiyorum: Şam'da ayaklanan kardeşlerimiz sebatlık göstermeleriyle siyasi uyanıklıkları ile sizin planlarınızın ve entrikalarınızın başarısız olmasını ispatlayacaklardır. 

37- “Allahu Ekber” ve “Allah'tan başkasına asla eğilmeyiz” gibi attıkları imanî sloganlar, ordudan ayrılanların oluşturduğu birliklere “Halid Bin Velid Bölüğü” ve “Usame Bin Zeyd Bölüğü” gibi mübarek isimler vermeleri, gösterilerin Cuma günlerinde veya diğer günlerde camilerden hareket etmeleri, Âlimlerin buna katılması, insanların tutuklamalara, öldürmelere ve zillete maruz kalmasına rağmen geri adım atmadan devam etmeleri. Yine meydanları “La İlahe İllallah Muhammedun Rasulullah” sancaklarının doldurması. İşte bunların hepsi ayaklanmanın İslamî bir kıyam olduğunun müjdesidir.

38- 21.09.2012 tarihinde Suriye’de Cuma gösterilerinde üç direniş grubunun verdiği anlamlı mesaj: “Allah’ın ipine sımsıkı sarılın ayrılmayın”.

39- Suriye’deki gösterilerde açılan bir pankartta ise şöyle yazıyordu: “İyi ki devrimimiz erken sonuçlanmadı şimdi dostumuzu ve düşmanımızı çok daha iyi biliyoruz”.

40- Biliniz ki bugün bizim sorunumuz ve Suriye halkının sorunu birdir. O da, Müslüman beldeleri düşman, zalim ve kâfir Batı'ya itaat eden onların programlarını uygulayan rejimlerden kurtarmaktır. 


Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz