İslâm’ın ve Müslümanların Koruyucusu Hilâfet’tir!

Abdullah İmamoğlu

Son zamanlarda ısrarla kanayan yaramız olmaya devam eden Suriye katliamına – sanki bu yetmezmiş gibi- Allah’ın Rasulü’ne yapılan hakaret faciası, çekegeldiğimiz acıların üzerine tuz biber olmuştur. Evet İslam’a ve O’nun kutlu Nebisi Hz. Muhammed’e güya fikir özgürlüğü çatısı altında, Sam Bacle tarafından gösterime sunulan “Müslümanların Masumiyeti” adlı bir filim fragmanı faciasından daha doğrusu hakaret faciasından bahsediyorum.

Bundan seneler önce 2007 yılında Geert Wilders’ın “Fitna” filmi gösterime girdiğinde, yani Kur’an’a hakaret faciası tahakkuk ettiğinde buna benzer bir makaleyi ele almıştım. Lakin görülmektedir ki değerli kardeşlerim, katledilenlerin, yağmalananların, tecavüze uğrayanların, mukaddesatları çiğnenenlerin değişmez adresi ‘Müslümanlar’dır ve bu anlamda da değişen hiç bir şey yoktur. İslâm’ın ve Müslümanların koruyucusu Hilâfet icâd edilmediği sürece de bir değişiklik olmayacaktır. 

Mademki Müslümanların hala bir koruyucusu yok bizlerde bu hakikati ve çözümü haykırmaya, aynı minvalde olsa da yazılarımızı sizlerle paylaşmaya devam edeceğiz bi İznillahi Teâlâ... Aslında başlığımda da ifade ettiğim gibi vakıanın kendisi çözümü sanki şöyle haykırmaktadır: 

“Ey Müslümanlar! Yegâne koruyucunuz/kalkanınız olan Hilâfeti kurunuz.”

Evet, İslâm’ın yeryüzünde mülga oluşundan buyana gün yüzü gör(e)meyen Müslümanlar, adeta zulumatların atmosferine terkedilmiş durumdadırlar. Müslümanların hiç bir yeni günü yok ki faciayla noktalanmasın. Her gün bir zulüm, her gün bir vahşet/facia ve ertesi gün yine aynısı... Takriben bu bir asırdır değişmeksizin devam edegelmektedir.

Az önce giriş kısmında ifade ettiğim ve de herkesçe malum olduğu üzere yeni zulmün ve facianın adı Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’e hakaret faciası. İslam’a ve Müslümanlara yönelik komplolar, iftiralar, eziyetler, tuzaklar ve bütün iğrençlikler kâfirlerin Müslümanlara karşı üstün meziyetleridir.

Kerim Kardeşlerim! 

Kâfirler, Müslümanlara ait değerleri, Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in bizzat mübarek şahsını, İslâm’ın mukadderatlarını necis elleriyle kirletmeye, karalamaya çalışmaktadırlar. Bu yolda azami gayret sarf etmektedirler ve sarf edeceklerdir de... Bunu Allahu Teâlâ şu ayetiyle bildirmektedir:

إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُواْ يُنفِقُونَ أَمْوَالَهُمْ لِيَصُدُّواْ عَن سَبِيلِ اللّهِ فَسَيُنفِقُونَهَا ثُمَّ تَكُونُ عَلَيْهِمْ حَسْرَةً ثُمَّ يُغْلَبُونَ

“İnkâr edenler, Allah yoluna engel olmak için mallarını harcarlar ve harcayacaklar da. Sonra da bu harcama onlar için yürek acısı olacak, arkasından da yenilgiye uğrayacaklardır.” (el-Enfâl, 36)

Başka bir ayetinde ise şöyle buyurmaktadır:

يُرِيدُونَ لِيُطْفِؤُوا نُورَ اللَّهِ بِأَفْوَاهِهِمْ وَاللَّهُ مُتِمُّ نُورِهِ وَلَوْ كَرِهَ الْكَافِرُونَ

“Onlar, Allah’ın Nuru’nu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar. Oysa Allah, kendi Nuru’nu tamamlayıcıdır; kâfirler istemese bile.” (es-Saff 8)

Tarih boyunca Müslümanların değerlerini ve emanetlerini koruyan İslâm’ın kalkanı Halîfe olmuştur. Heybet ve İslâm’ın izzetiyle kılıcını kuşanmış olan Halîfe, İslâm Ümmet’ini her türlü saldırılardan korumuştur, İslâm’ın emanetlerine ve değerlerine dil uzattırmamıştır. Çünkü Müslümanların arkasında korunduğu ve savaştığı kalkanın adıdır Hilâfet. 

Müslümanların değerlerini koruyan, emanetlerine sahip çıkan, Muttakî İmamlardan örnek vermek istiyorum. Lakin Muttakî İmamlardan ve hayrın öncülerinden örnek vermezden evvel bugünkü yöneticilerden ve tutumlarından kısada olsa bahsetmek istiyorum. Asıl itibarı ile hakikat ortadadır. Bugünkü yöneticiler malesefişşedid Ruveybidalaşmışlardır. Müslümanların derdi onların derdi olmaktan çıkmıştır artık... İslâm’ın ve Müslümanların bırakın koruyucusu olmayı bilakis düşmanlık ve hainlik etmekte yarışır hale gelmişlerdir. Zaten İslam’a ve Müslümanlara yönelik saldırılar meydana geldiğinde ise üzülerek ifade ediyorum ki yöneticilerin icratı( hatta ona icrat bile denmez), yaptıkları arapların deyimi ile; “kellim kellim la yenfa...” yani “konuş konuş ama fayda yok”tan öteye gitmez olmuştur. Belki söylenecek, yazılacak çok söz var amma bu kadarla iktifa ediyor, Müslümanların değerlerini koruyan, emanetlerine sahip çıkan, Muttakî İmamlardan örneklerle konuma devam etmek istiyorum. Bunlardan birisi; Muttakîlerin İmamı Hz Peygamber SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in dönemindendir, diğeri ise Osmanlı Hilâfet Devleti’nin son dönemlerinde Müslümanların Halîfesi olan Abdulhamîd Rahimehullah dönemindendir. Özetle örnekler şöyledir:

1.) Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in Döneminden Bir Örnek:

Yahudiler, Rasul Aleyhi’s-Salatu ve’s-Selam döneminde (Medine) Müslümanlara eziyetler etmeye başlamışlardı. O eziyetlerden biri de şu idi: Araplardan bir kadın, Kaynuka Yahudilerinin çarşısına beraberlerinde zinet eşyası olduğu halde gelip onları satmak için bir Yahudi kuyumcunun yanına oturmuştu. Bir Yahudi gelip o kadının haberi olmadan gizlice arkasından eteğini sırtına bir dikenle tutturdu. Kadın kalkınca edeb yerleri gözüktü. Yahudiler, kahkaha atarak güldüler. Kadın feryad ederek bağırdı. Bunun üzerine Müslümanlardan bir adam, kuyumcu Yahudi’nin üzerine saldırdı. Ve onu öldürdü. Yahudiler de o Müslümana hiddetlenip onu öldürdüler. O Müslümanın yakınları, Yahudilere karşı diğer Müslümanlardan yardım istedi. Müslümanlar, Yahudiler üzerine hücum ettiler. Böylece Müslümanlarla Yahudiler arasında niza (çekişme) vâki oldu. Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem, Yahudilerden Müslümanlara eziyet etmekten ellerini çekmelerini istedi. Fakat onlar, Rasulullah’ın bu sözüne ve uyarılarına hiç kulak vermediler ve kendi bildiklerini yapmaya devam ettiler. Bunun üzerine Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem, Müslümanlarla beraber çıkıp Kaynuka oğullarını şiddetli bir şekilde muhasara ettiler. Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem bu yaptıkları cürüme karşın onları, Medîne’den sürmekle cezalandırdı. 

2- Osmanlı Hilâfet Devleti, Abdulhamid Rahimehullah Döneminden Bir Örnek:

19. asrın son zamanları olan 1890 yılında da “Marche de Bourez” adındaki Fransız bir yazar, Francis Komedi Tiyatrosu’nda oynanması için içerisinde Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’e hakaret içeren bir şeyin olduğu bir oyun sunmuş, bunun üzerine Müslümanların Halifesi Abdulhamid de Fransa’ya, tiyatronun sadece Francis Tiyatrosu’nda değil bilakis Fransa’da bulunan bütün tiyatrolarda oynanmasını engellemesi haberini göndermiş, Fransa da buna icabet ederek bu kararı kabul etmiş ve Sultan’a, içerisinde şu ifadelerin geçtiği bir mektup göndermiştir: “Sultan Hazretlerinin isteklerine karşılık olarak kabul ettiğimiz bu kararın, aramızdaki kalbi ilişkilerimizi güçlendireceğinden eminiz...”

Ya bugün… Tecavüzlerin haddi hesabı yok, Müslümanların değerlerine sahip çıkan yok, Rasullah’a hakaret edenlere bunun hesabını soracak hayırlı bir Halîfe yok, inim inim inleyen Müslümanların haddi-hesabı yok... Müslümanların mukadderatlarını hiçe sayan ise pek çok... 

Peki, bu münkeri ortadan kaldıracak Halîfe yoksa eğer, bizim münkerlere karşı duruşumuz nasıl olmalıdır? Hele ki bu münker Allah’ın kelâmı, Rahmet kaynağı olan Kur’ân-ı Kerîm’e, Rasullah’ın mübarek zâtına ve Müslümanların değerlerine yapılan bir hakâret ise bizim tutumuz bu münkere karşı ne olmalıdır? 

Bir Müslüman, hangi şartlarda olursa olsun işlenen mükere suskun kalması, işlenen münkere reaksiyon göstermemesi ve vurdumduymaz olması, düşünülemez ve câiz de değildir. Bir hadîs-i şerifte Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem hiç bir istisna kılmadan, şahsın münkeri görmesi ve müşâhede etmesi halinde, münkere karşı çıkılmasını, o münkerin ortadan kalkması için gayret edilmesini farz kılmıştır. Ebû Sâid el-Hurî RadiyAllahu Anh’ın rivayet ettiği bir hadiste Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

سمعتُ رسُولَ اللّهِ يقُولُ: مَنْ رأى مِنْكُمْ مُنْكراً فلْيُغيرْهُ بيدِه، فإن لم يستطعْ فبلسانهِ، فإن لم يستطعْ فبقَلْبِهِ، وذلك أضْعَفُ ا“يمانِ

“Zira ben Rasulullah’ın şöyle söylediğini işittim: 

“Sizden kim bir münker görürse (seyirci kalmayıp) onu eliyle düzeltsin. Buna gücü yetmezse lisanıyla düzeltsin. Buna da gücü yetmezse kalbiyle buğzetsin. Bu kadarı îmân’ın en zayıf mertebesidir.” (Müslim)

Kerim Kardeşlerim! şüphesizki iyiliği emretmek, münkerden nehy etmek Mü’minlerin vasfıdır, Hayırlı Ümmet olmanın vasfıdır. Bakın Allahu Teâlâ Mü’minleri tarif ediyor:

وَالْمُؤْمِنُونَ وَالْمُؤْمِنَاتُ بَعْضُهُمْ أَوْلِيَاء بَعْضٍ يَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنكَرِ وَيُقِيمُونَ الصَّلاَةَ وَيُؤْتُونَ الزَّكَاةَ وَيُطِيعُونَ اللّهَ وَرَسُولَهُ أُوْلَـئِكَ سَيَرْحَمُهُمُ اللّهُ إِنَّ اللّهَ عَزِيزٌ حَكِيمٌ

“Mümin erkekler ve mü’min kadınlar birbirlerinin velileridirler. İyiliğe emreder, münkerden (kötülükten) sakındırırlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekâtı verirler ve Allah’a ve Resulüne itaat ederler. İşte Allah’ın kendilerine rahmet edeceği bunlardır. Şüphesiz, Allah, üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Tevbe 71)

Değerli Kardeşlerim! Kâfirlerin yapmış oldukları Müslümanların değerlerine ve emanetlerine hakaret içeren münkere, tepkisiz kalamayarak îmânımızın gereğini yapmalıyız, yapmalıyız ki Allah dualarımıza icâbet etsin, Allah’ın azabı bizlerden berî olsun...

Bakın bir hadiste Rasûl SallAllahu Aleyhi ve Sellem bunu nasıl beyan etmektedir:

وعن حذيفة رَضِىَ اللّهُ عنهُ قال: قالَ رَسُولُ اللّه : وَالَّذِى بِيَدِهِ لَتأمُرُنَّ بِالْمَعْرُوفِ وَلَتَنْهَوُنَّ عن المنكرِ أو ليوشِكنّ اللّهُ أن يبعثَ عليكم عقاباً منه ثم تدْعونهُ فلا يستجيبُ لكمْ

“Huzeyfe RadiyAllahu Anhu anlatıyor: Rasulullah buyurdular ki:

“Nefsimi kudret elinde tutan Zat’a kasem olsun ki, ya ma’rufu (iyiliği) emreder ve münkerden (kötülükten) yasaklarsınız veya Allah’ın katından umumî bir belâ göndermesi yakındır. O zaman yalvar yakar olursunuz da duanız kabul edilmez.” (Tirmizi)

O halde değerli kardeşlerim! Şimdi gelişen olaylara basîretle bakıp, hakkı görmenin, hakka sarılmanın ve hakkı söylemenin zamanı gelmedi mi? Bu münkerlere hayır demenin vakti gelmedi mi?

Evet, geldi hatta geçiyor. İslâm’ın kalkanı Hilâfet ikame edilmedikçe, sömürgeci kâfirler, ne dinimize, ne Nebimiz SallAllahu Aleyhi ve Sellem’e, ne de mukaddesatlarımıza ve namuslarımıza yönelik hakaret etmekten geri durmayacaklardır. Kim Allah Subhanehu ve Teâlâ‘nın Dini’ni, Kitabı’nı ve Rasûl SallAllahu Aleyhi ve Sellem’i kıskanıyorsa ciddi bir şekilde kolları sıvasın ve II. Râşidî Hilâfet Devleti’nin ikamesi için azmetsin.

Dualarımızın sonu âlemlerin Rabbi olan Allah Azze ve Celle’ye hamddır. 




Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz