İslam Dini’nin Hayat Sahasındaki Etkinliği Ve Bunun Metodu

Abdullah İmamoğlu

İslam Dini’nin yeryüzünde hâkim olması gerektiği düşüncesi, fikri, her Müslümanın neredeyse her oturumda dillendirdiği, arzuladığı, hayalini kurduğu bir düşünce halini alagelmiştir. 

Kapitalizm Nizâmı’nın gayri İslamî, gayri ahlâkî hatta gayri insanî hayat anlayışı, Müslümanların problemler yumağının başında yer alıp başrol oynar durumdadır.

Bu çarpık nizamın (kaygılı) Müslümanlara rahatsızlık verdiği de bir gerçektir. Genelde Müslümanlar, özelde ise Müslüman Türkiye halkı kendilerine yabancı olan tabir yerinde ise gavur kültürünün dinamizmini teşkil eden kapitalizm nizamını her daim yadırgamış, bir türlü özüyle ilintileyememiştir.

Her ne kadar Müslümanlar bu gayri İslamî nizamı benimsemedilerse de alternatifi ya da tek doğru adresi bulmak konusunda da cahil bırak(tır)ılmışlardır. Tarihlerine dönüp bakma fırsatı dahi kendilerine tanınmamıştır. Müslümanlar bu noktada çok ciddi bir hafıza kaybına uğratılmış olup, tarih ve özleriyle olan bağ tamamen kopartılmaya çalışılmıştır. Kâfirler, Müslümanların eski izzetine tekrar kavuşmalarını önleyecek her türlü çalışmayı özveriyle yapmışlardır. Allah Azze ve Celle şöyle buyurmaktadır: 

إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُواْ يُنفِقُونَ أَمْوَالَهُمْ لِيَصُدُّواْ عَن سَبِيلِ اللّهِ فَسَيُنفِقُونَهَا ثُمَّ تَكُونُ عَلَيْهِمْ حَسْرَةً ثُمَّ يُغْلَبُونَ

“İnkâr edenler, Allah yoluna engel olmak için mallarını harcarlar ve harcayacaklar da. Sonra da bu harcama onlar için yürek acısı olacak, arkasından da yenilgiye uğrayacaklardır.”

Hal böyle olunca (yukarıda da ifade ettiğim gibi) her ne kadar Kapitalizm, Müslümanların tâbir yerinde ise mayalarına uygun düşmese de, tek doğru nizamı tasavvur etmede problem mevcuttur. Yani kısacası bir Müslüman sesli düşünecek olsa eğer, sanırım cümleler ağzından şu şekilde dökülüverir: “Tamam kardeşim, iyi-hoş… Madem bu nizam çarpık ve gayri İslamî, öyleyse bu gayri İslamî nizamdan nasıl kurtuluruz? Alternatifimiz nedir?

İşte bu ve buna benzer soru ve argümanlardan hareketle konuyu iki katmanda değerlendirmek yerinde olacaktır, diye düşünüyorum.

Bunlardan ilki, “Din’in ikamesi ve hayat sahasındaki etkinliği” ve ikincisi, “Din’in hayat sahasındaki etkinliğinin metodu/ yöntemi” 

1- Din’in ikamesi ve hayat sahasındaki etkinliği

Hani klişeleşmiş bir düşünce vardır ya, bu tür tartışmalarda gündeme gelir her zaman; “İslam Dini sadece ruhî bir din değil, bilakis ruhî ve siyasî bir dindir” diye... 

İşte konumuzun özünü bu nokta oluşturmaktadır. Bizler malesefişşedid İslam Dini’ni camilere ve ferdî hayatımızın belli başlı noktalarına hasretmiş durumdayız. Hal böyle olunca İslam Dini takyid edilmiş ve siyasî yönü idrak ve tasavvur edilemez olmuştur. 

Tabii ki bu konunun üzerine temellendiği esas, İslam Dini’nin gönderiliş maksadının ve hayat sahasındaki etkinliğinin bilinmesidir. 

İslam Dini’nin hayattaki ve hayat sahasındaki etkinliği konusu üzerinde biraz duracak olursak, Din malum olduğu üzere “kişinin Rabbiyle, kendisiyle ve diğer insanlarla olan alakasını tanzim eden kurallar bütününe” denir. Ve şüphesiz İslam Dini bütün bu yönlerini kapsayan mütekâmil bir Din’dir. Allah Azze ve Celle şöyle buyurmaktadır: 

اَلْيَوْمَ اَكْمَلْتُ لَكُمْ دِينَكُمْ وَاَتْمَمْتُ عَلَيْكُمْ نِعْمَتِى وَرَضِيتُ لَكُمُ الْاِسْلَامَ دِينًا

“Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim. Size nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslam’dan razı oldum.”

İslam Dini’nin hayat sahasındaki etkinliğinden bahsederken mütekâmil manada kapsayıcı/şümullü bir etkinlikten bahsettiğimin altı çizilmesi gerekir. Ve üzülerek ifade ediyorum ki İslam’dan ve hayat sahasındaki etkinliğinden bahsettiğimiz vakit, namaz, oruç, zekât, hac ve sair ferdî ibadetlerin dışına çıkmayan bir din anlayışı hâkim olmuştur Müslümanlara. Yani bunun Türkçesi aslında şudur: “Din’in hayatımıza olan müdahalesi ve etkinliğinin bazılarına “evet”, bazılarına ise “hayır”.” Bu Allah Azze ve Celle’nin gadaplandığı bir durumdur. 

İslam Dini’nin kâmil manada hayatımıza hâkim olması, Şeriat’ın (talebul câzim) kesin bir taleple bildirdiği hususlardandır. Şeriat’ın hayat sahasındaki etkinliğinin korunması ve devamlılığı, Allahu Teâlâ’nın Rasulü’nden ve bizlerden istediği katî bir meseledir. Allah Azze ve Celle şöyle buyurmaktadır:

فَاحْكُمْ بَيْنَهُمْ بِمَا أَنزَلَ اللَّهُ وَلا تَتَّبِعْ أَهْوَاءَهُمْ عَمَّا جَاءَكَ مِنْ الْحَقِّ

“Onların aralarında Allah'ın indirdikleri ile hükmet haktan sana gelenin haricinde onların hevalarına (arzularına) uyma.”

Allah Celle Celâluhû bizlere bu şekilde emrederken, üzülerek ifade ediyorum ki takriben 90 senedir İslam, -hayat sahasındaki etkinliğini geç-, bilakis mülgadır. Hilâfet’in yıkılışı ile birlikte İslam’ın hayat nizamı olarak bir canlılığı kalmamıştır. 

-Camilere ve kitaplara hasredilmiş bir hayat nizamı, bir din... 

-Siyasî yönü unutulmuş ve unutturulmuş bir din...

-İçi boşaltılıp ruhanî bir yapıya çevrilmiş bir din... 

Heyhat! Keşke bu Din’in niçin gönderildiğini bilselerdi.

Hal böyle olunca İslam Dini’nin hayat sahnesindeki etkinliği müşahede edilemez, hatta hayat sahasındaki etkinliğine ancak Hilafetle kavuşulabilir diyenler ise garipsenir ve alaya alınır olmuştur. İslam’ın hayattaki etkinliğinin kaybolması/mülga olmasıyla birlikte kâfirler meydanı boş bulup cirit atar hale gelmişlerdir. Ve halen de meydanda at koşturmaya devam etmektedirler.

Onun için sözün özü, Kapitalizm ve küfür nizamlarının yegâne alternatifi İslam’dır ve İslam’ın yeryüzüne hâkim kılınmasıdır. Ve İslam’ı tekrar etkin ve faal kılmanın yegâne yolu ise İslam Hilâfet Devleti’nin ikâmesidir. İkinci bölümde işin metodoloji kısmına değinmek istiyorum. 

2- Din’in hayat sahasındaki etkinliğinin metodu/ yöntemi (değişmeyen keyfiyet)

Dinin ikamesi ya da hayat sahasında etkinliğinin anlaşılmasının ardından şu sorular kaçınılmaz olmaktadır. “Peki, Din hayatta nasıl etkin olur?” “İslam’ı hayatta uygulamanın keyfiyeti nedir?” “Dini hayata hâkim kılmanın yöntemi/metodu nedir?” 

Zerresinden küresine kadar her bir meseleye tatmin edici çözümlemeler getiren ve Kıyamete kadar da getirecek olan İslam Dini/akidesi kuşkusuz böylesine önemli/elzem bir konuyu cevapsız bırakacak değildir.

İşte bizler bugün maalesef İslam’ı hayata etkin kılmanın metodunun nasıllığını şer’î nasslarda aramak yerine vakıada arıyor, vakıayı düşüncemizin konusu değil, kaynağı haline getiriyoruz. Bu da ister istemez bizim yanlış fikirler edinmemizi ve de yanlış düşünmemize yol açıyor. Mesela; gündeme geldiği vakit bir Müslüman, İslam’ın hâkim olmasını istemekle beraber bunun Demokrasi yoluyla/yöntemiyle olabileceğini kolaylıkla söyleyebiliyor. Ya da hem İslam’ı arzulayıp Cumhuriyeti de faziletten sayabiliyor. Cumhuriyeti, İslam’la mündemiç kılabiliyor. Buna benzer nice emsaller...

Hâlbuki şer’î nasslar bizlere gayet vazıh bir şekilde İslam’ın hayat sahasında uygulamanın metodunu beyan etmiştir. Aslında bizlere düşen vakıanın girdabında vakıacı olmak değil, vakıayı İslam’a uyarlamaktır. Gerekirse -ki şu an gerekli işlerdendir- vakıayı, İslam’ın arzuladığı manada değiştirmektir. 

İslam Şeriatı’nın, İslam’ı hayat sahasında etkin kılmanın yöntemine ilişkin belirlediği çözümün adı Hilâfet’tir. Evet, şer’î nasslara taassubî bakış açısından uzak, objektif bakan her bir kimse bunun böyle olduğunu görecektir.

Bu makalemde maksadım, Hilâfet konusunu müstakilen bir konu başlığı olarak incelemek değil. Burada altını çizmek istediğim, İslam’da yönetim nizamının adının Hilâfet olduğudur. Ne Cumhuriyet, ne Demokrasi, ne Liberalizm, ne de bir başkası...

Dinin hayatta etkinliğinin yönteminin Hilâfet olduğuna dair bazı delilleri serdetmek istiyorum.

İslamî Hayatı başlatacak olan Hilâfet’in ikâmesinin Şâri’in kesin bir talebi olduğunu şer’î delillerin ışığında inceleyelim inşaAllah. Allah Subhânehû ve Teâlâ, Rasûlü Muhammed SallAllahu Aleyhi ve Sellem’den, gönderdiği hükümlerle hükmetmesini talep etmiştir. Şu âyet-i kerîmelerde olduğu gibi:

فَاحْكُمْ بَيْنَهُمْ بِمَا أَنزَلَ اللَّهُ وَلا تَتَّبِعْ أَهْوَاءَهُمْ عَمَّا جَاءَكَ مِنْ الْحَقِّ

“Onların aralarında Allah’ın indirdikleri ile hükmet haktan sana gelenin haricinde onların hevalarına (arzularına) uyma.” Başka bir âyette Allahu Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

وَأَنْ احْكُمْ بَيْنَهُمْ بِمَا أَنزَلَ اللَّهُ وَلا تَتَّبِعْ أَهْوَاءَهُمْ وَاحْذَرْهُمْ أَنْ يَفْتِنُوكَ عَنْ بَعْضِ مَا أَنزَلَ اللَّهُ إِلَيْكَ

“Onların arasında Allah’ın indirdikleri ile hükmet, onların heva ve heveslerine uyma ve seni, Allah’ın sana indirdiğinin bazısından saptırırlar diye onlardan sakın.” 

Görüldüğü üzere Allahu Teâlâ, inzal ettiği hükümleriyle hükmetmesini Rasulü’nden talep etmiştir. Hükmün Rasul’e has olduğunu tahsis eden delil varit olmadıkça Allahu Teâlâ’nın bu talebi bizi de bağlayıcıdır. Allah Subhânehû ve Teâlâ gönderdiği Risâlet’in hayata hâkim olmasını emretmiş, asla küfrün egemenliğine rıza göstermemiştir. 

İslam Risâleti’ni beyan etmek için gönderilen Nebi SallAllâhu Aleyhi ve Sellem, Hilâfet’in farz oluşunu detaylarıyla sarahaten beyan etmektedir. 

Sünnet’ten deliller ise şöyledir: Nafi’den rivayetle; “Ömer bana dedi ki: “Rasulullah Aleyhi’s-Salatu ve’s-Selam’ın şöyle dediğini işittim: 

مَنْ خَلَعَ يَدًا مِنْ طَاعَةٍ لَقِيَ اللَّهَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ لا حُجَّةَ لَهُ وَمَنْ مَاتَ وَلَيْسَ فِي عُنُقِهِ بَيْعَةٌ مَاتَ مِيتَةً جَاهِلِيَّةً

“Kim itaatten elini çekerse, Kıyamet Günü’nde lehine hiçbir delil bulunmaksızın Allah’la karşılaşacaktır. Kim de boynunda Halife’ye biat olmadan ölürse cahiliye ölümü ile ölür.” 

Bu hadisle Rasulullah Aleyhi’s-Salatu ve’s-Selam, bütün Müslümanlara bir Halife’ye biati farz kılarak, boynunda biat olmadan ölen kişinin ölümünü “cahiliye ölümü” olarak tarif etmiştir.

el-A’rac’tan o da Ebu Hurayra RadiyAllahu Anh’dan rivayetle Rasulullah Aleyhi’s-Salatu ve’s-Selam dedi ki: 

إِنَّمَا الإمَامُ جُنَّةٌ يُقَاتَلُ مِنْ وَرَائِهِ وَيُتَّقَى بِهِ

“Muhakkak ki imam (Halife) kalkandır. Onunla savaşılır ve korunulur.” 

Muslim, Ebu Hazim’in şöyle dediğini rivayet etmiştir: “Ebu Hurayra ile beş sene beraber oldum. Rasulullah Aleyhi’s Salatu ve’s Selam’dan şunu işittiğini söyledi: 

كَانَتْ بَنُو إِسْرَائِيلَ تَسُوسُهُمُ الانْبِيَاءُ كُلَّمَا هَلَكَ نَبِيٌّ خَلَفَهُ نَبِيٌّ وَإِنَّهُ لا نَبِيَّ بَعْدِي وَسَتَكُونُ خُلَفَاءُ تَكْثُرُ قَالُوا فَمَا تَأْمُرُنَا قَالَ فُوا بِبَيْعَةِ الاوَّلِ فَالاوَّلِ وَأَعْطُوهُمْ حَقَّهُمْ فَإِنَّ اللَّهَ سَائِلُهُمْ عَمَّا اسْتَرْعَاهُم

“İsrail oğulları Nebiler tarafından siyaset ediliyordu. Bir Nebi öldüğünde onu başka bir Nebi takip ediyordu. Artık benden sonra Nebi yoktur. Fakat birçok Halife olacaktır.” Oradakiler dediler ki; “Bu durumda bize ne yapmamızı emredersin?” Dedi ki: “İlk biat edilene vefakâr olunuz onlara karşı olan vazifelerinizi yerine getiriniz. Muhakkak ki Allah size karşı olan vazifelerini yapıp yapmadıklarını onlara soracaktır” 

Rasulullah Aleyhi’s-Salatu ve’s-Selam’ın bahsi geçen hadislerinde; Müslümanları yönetecek şahısların Halifeler olacakları bildirilmiştir. Bu demektir ki bu haber, bir Halife’nin nasbedilmesini icap ettiren taleptir. 

Konumuz Hilâfet ve delilleri başlığıyla temellenmediği için serdetmiş olduğum delillerle iktifa ediyorum. Ve metne geri dönecek olursak son olarak da şunları söylemek istiyorum: 

İslam Dini ancak ve ancak hayatta etkin ve hayata hâkim olsun diye gönderilmiştir. Ve de hiç kuşku yok ki Allah Azze ve Celle bunun keyfiyetini beyan etmiştir. İslam’ın hayatta etkin olmasının değişmez keyfiyeti yani metodu, Hilâfet’tir. Öyleyse Şeriat’ın tayin ettiği metodu tartışmaya dahi açmamalıyız. Hilâfet Devleti bizim yitiğimizdir. Ve asıl olan bu metod koordinatlarında tartışmak değil, Hilâfet Devleti’nin iadesi yani ikamesi için ihsanla çalışma yapmaktır. 

İslam’ın, Allah’ın razı olduğu şekliyle etkin olduğu bir hayatta tenefüs etmek temennisi ve duasıyla... Es-Selamu Aleykum


Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz