Cumhuriyetçilik Buhranı İçinde Gelecek (2023) Bekleyen Yeni İktidarcılık Oyunu

Mahmut Kar

Kıymetli KöklüDeğişim Dergisi okuyucuları, belki de sizler bu yazıyı okuduğunuzda, 1924 Hilafet’in İlgasına doğru gidecek olan süreçte kurulan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin her yıl resmi bayram olarak kutladığı Cumhuriyet etkinlikleri bu yılda yapılmış olacak. Daha ilköğretim çağındaki küçücük yavrulara renkli giysiler giydirilerek ruhsuz şölenler gerçekleştirilmiş, devlet törenlerinden başka hiçbir işte kullanılmayan askeri araçlar eşliğinde ki tören geçiş alayları büyük bir gövde gösterisi ile resmi zevata selam durmuş olacak, resmi resepsiyonlarda ise şaşalı salonlarda koca koca bürokratlar halkın dert ve sıkıntılarından uzak suni birlik ve beraberlik pozları vermiş olacaklar. Müslümanların genel ekseri çoğunluğu bayramın birinci günü olan Cuma gününü bayram olarak kutlarlarken Türkiye’de Müslümanlar bu Cuma hutbelerde muhtemelen rızık korkusunu gerekçe göstererek Cumhuriyetin faziletini anlatmak zorunda olan diyanet görevlilerini dinleyecekler. Sonra devlet yöneticilerinden halkın çoğunun anlamakta dahi zorlandığı, son cümlesi “ruhun şad olsun” ifadesi ile biten klasik şablonumsu kutlama mesajları vs.

Bu birlik beraberlik pozları ve mesajları o kadar sunidir ki, kendi varlığına faydası kalmamış bu sistem üzerinden siyasi rant elde etmek için ciddi tartışmalar ve siyasi çekişmeler yaşandığını görürsünüz. Cumhuriyetin en hakiki koruyucusu olduklarını söyleyen bir takım zevat, bu kutlamaları siyasi gelecekleri için fırsat bilip propaganda aracı haline getirmek isterler. Yüz binler ile sokağa çıkıp gövde gösterisi yaparak “daha henüz ölmedik ayaktayız” demek isterler. Buna karşılık şekli Cumhuriyetçilerden daha çok gerçek Cumhuriyetçi olduklarını, Cumhuriyetin asıl koruyucusunun kendileri olduğunu söyleyen iktidar kesimi ise bu hamleyi görüp meydanları kimseye bırakmak istememektedir. Düşünün ki devletin kurulu olduğu temel rejim olan Cumhuriyet sistemi ve Onun kuruluş yıldönümünde, ülkenin partileri siyasi rant peşinde koşmaktalar. Bir devletin kuruluş yıldönümü işte böyle kutlanıyor Türkiye de. Devletin asıl kurucuları bu sistemi yerleştirmek için binlerce Müslüman’ı darağaçlarında astılar. Kurdukları bu devlet Müslümanların kanından beslenerek 80 küsur yıl ayakta kalmayı başardı. Şimdi yeni Cumhuriyetçiler eskilerinden farklı olarak Cumhuriyetin faziletini cami minberlerinden okutarak ve Cumhuriyete İslami bir motif yükleyerek kutlamalar gerçekleştiriyorlar. Kuruluş temeline dini yok saymayı ve Müslüman halkı düşman görmeyi esas olarak gören bir devletin kutlamaları ancak bu kadar suni ve sahte kutlamalar haline bürünebilir.

Düşünebiliyor musunuz Allah Rasulü SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in kurduğu ilk İslam Devleti’nin kuruluş yıldönümü Müslümanlar arasında ayrılık ve fitne tohumları getirsin. Böyle bir şeyi tahayyül edebilir misiniz? O ilk İslam Devleti’nin kuruluşu bugün yeni bir tarihin başlangıcı olarak görülüyor. Müslümanlar yeni bir takvim kullanmaya başlıyorlar. Yani eskiye dair ne varsa hepsi yenileniyor. İnsanlık tarihinin üzerine tüm virüsleri ve spamları silecek yepyeni bir formatlama yapılıyor. Artık yeni programlar ile yeni bir işletim sistemi kuruluyor. Dolayısıyla kurulan bu İslam Devletinin kuruluşunu Müslümanlar yüzyıllardır kutluyorlar. Ancak bu kutlamalar resmi erkân ile yapılmıyor. Kutlamalara ruh ve atmosfer hâkim.  

Peki, Cumhuriyetin 89. yıldönümünde tüm bu çekişmeler yaşanır ve ruhsuz kutlamalar yapılırken Müslümanlar ne yapacaklar? Önceden olsaydı bu kutlamaları dahi küfür olarak gören, saygı duruşlarını şirk olarak görüp tekfire götüren, resepsiyonlara katılan parti yöneticilerine haramın işlendiği yerde bulunmalarından dolayı günahkâr olduklarını söyleyen yurdum Müslümanları, şimdi Cumhurbaşkanlığı resepsiyonuna başörtülü milletvekili eşlerinin katılmasını büyük bir başarı ve gelişme olarak göreceklerdir sanırım. Resepsiyonlarda davetlilere içki yerine meyve suyu ikram edilmesini müthiş bir galibiyet sevinci ile karşılayacaklar sanırım. Son yıllarda Cumhurbaşkanlığı resepsiyonlarına katılmayan asker kadrosunun bu sene yapılacak resepsiyona katılacak olmasını “İşte böyle hizaya gelin” cinsinden bir eda ve muvaffakiyet ile karşılayacaklar sanırım. Cumhuriyet kutlamalarını fırsat bilip gövde gösterisi yapmak isteyen muhalefet partisi ve katı Cumhuriyetçilere izin vermeyen iktidarın bu kararını köşelerinde oturup büyük bir keyifle izleyeceklerdir sanırım. Yeni Cumhuriyetçilik argümanı ile “asıl Cumhuriyetçiler sizler değilsiniz bizleriz” diyerek siyasete gerçek Demokrasi dersi vermeye kalkışacaklardır sanırım.

Türkiye ne kadar da değişti değil mi? Siyasetin sahipleri değişti, iktidarlar değişti, iktidarları besleyen sermaye güçlerinin kar dağılımı değişti. Hatta hastaneler, üniversiteler, kamu binaları, karayolları, köprüler, demiryolları vs. her şey değişti. Peki değişmeyen ne oldu. Sistem baki kaldı. Ve sistem daha korunaklı ve güvenlikli ellere teslim edildi. Katı laik düşünceye sahip yazarlar ve düşünürler dahi bu el değişimin önemine ve gerekliliğine vurgu yaptılar. Yeni iktidarın Cumhuriyetin koruyucusu olduğunu deklare eden memnuniyet açıklamaları yaptılar. Hülasa eski Cumhuriyetçiler gitti, yerine yeni ama daha soft ve “inanmış” Cumhuriyetçiler geldi. Daha soft ve “inanmış” Cumhuriyetçiler diyorum çünkü eski Cumhuriyetçilerin karşısında Cumhuriyeti şer ve haram bir sistem olarak gören Müslüman topluluk vardı. Şimdi bu Müslüman topluluk Cumhuriyeti cumhur (çoğunluk) kelime kökünden türeterek İslamileştirme gayretine girmiş durumdalar. Nasıl ki Demokrasiye sadece seçim olarak bakmak istiyorlarsa Cumhuriyete de işte cumhurun yönetimi yani çoğunluğun yönetimi olarak bakmak istiyorlar. Sadece bununla da yetinilmiyor. Bu düşünce bu kesimlerde kanıksanmış bir düşünce halini alıyor ve bu düşüncelerini topluma yaymaya toplumu bu düşüncelerine davet etmeye başlıyorlar.

Bu yeni Cumhuriyetçilik akımı büyük bir buhran içerisinde olduğunun farkına varana kadar bu sarhoşluk üzere yoluna devam edecek gibi gözüküyor. Bu buhran sadece bu akımı etkileyen bir tehlikenin habercisi değil, aksine tüm toplumu sosyal, siyasi, iktisadi ve manevi anlamda etkileyecek bir özellik taşıyor. Şimdi ben size bu tehlikeyi daha somutlaştıracak bazı istatistikî bilgiler vererek buhranın derinliğini görmenizi istiyorum.

Cumhuriyet Rejiminin Sosyal hayata etkisi ile ilgili bazı istatistikler:

Sizlere sadece 2012 yılının ilk altı ayına ait evlenme ve boşanma oranlarına dair bilgileri vereceğim. Çünkü geçmiş yıllar geride kaldı. Geliştiğini muasır medeniyetler seviyesine ulaşmak için var gücü ile çalıştığını söyleyen yeni devlet bakın hangi medeniyet seviyesine ulaşmış durumda. Geçmiş yıllara göre güya gelişmiş olan Türkiye’nin 2023 yılını varın siz düşünün.

2011 ve 2012 yıllarının ilk altı ayına ait evlenme sayısı ve yıllar arası değişim oranı:

(Türkiye Genel)

Evlenme Sayısı (Yıllara göre) / Değişim Oranı %

2011 - 2012

100.067 - 107.942 / 7,90

2011 ve 2012 yıllarının ilk altı ayına ait boşanma sayısı ve yıllar arası değişim oranı:

(Türkiye Genel)

Boşanma Sayısı (Yıllara göre) / Değişim Oranı %

2011 – 2012

31.653 - 33474 / 5,80

Burada Devletin resmi istatistik kurumu olan TÜİK’in vermediği bir bilgiyi de sizlerle paylaşmak isterim: 2011’in ilk altı ayında evlenen her 100 kişiden 31’i boşanmış. Yani yaklaşık boşanma oranı %31 gibi afakî bir orana kadar çıkmış. 2012’nin ilk altı ayında ise bu oran çok fazla değişmemiş. Yani bu Cumhuriyet sisteminin getirmiş olduğu sosyal hayat standardında evlenenler arasında huzurlu ve uyumlu bir aile ortamı oluşturulamıyor. Bunun ekonomik sebepleri olmakla beraber sosyokültürel sebepleri daha fazladır. Çünkü Cumhuriyet’in Müslüman olan bu topluma manevi ve ruhi anlamda verdiği hiçbir değer bulunmamaktadır. Aile olmanın önemi ve birlikte paylaşarak yaşamanın fazileti hakkında, gelecek nesillere sağlıklı beyinler bırakmak için zürriyetin devam ettirilmesi noktasında bu rejimin topluma kattığı hiçbir değer yoktur.

Yeni Cumhuriyetçiler de bu manada topluma kültürel anlamda artı bir şey katmamışlardır. Müslümanların kızlarını daha idealist ve feminist zihniyet ile yetiştirmekten başka ne yaptılar? Müslüman erkeklerin eşlerini kendilerine itaat etmeyen ve kendi ayakları üzerinde durmayı idealistlik olarak addeden eşler haline getirmekten başa aile kurumana hangi katkıyı sağladılar? Müslümanların çocuklarını bireyci, paylaşımcılıktan uzak, sadece teknolojik düşünebilen ve menfaatçi gençler haline getirmekten başka ne yaptılar? Hangi eğitim müfredatını okullarda okuttular da bu okullardan sağlıklı nesiller yetişti. Parti teşkilat çalışmalarında kadınlar kolu çalışmaları adı altında Müslüman kadınların temiz ve masum zihinlerini kirletmekten başka ne yaptılar. Müslüman gençleri gençlik kolları adı altında oluşturdukları yapılarda düşünemeyen ve sadece sloganik konuşabilen miting amigoları haline getirmediler mi? Müslüman kız öğrencilerin inançları gereği örtünmelerini siyasi istismar aracı olarak kullanmadılar mı?  Oyalama taktikleri ile bacılarımızın örtülerini çıkararak okumalarını sağlayıp, nasıl bir şeyi gerçekleştirdiklerini tahayyül edebiliyor musunuz? Sadece Müslüman kızlarımızın başörtülerini değil başlarının içindeki İslami düşüncelerini de çıkarıp atmalarını da sağladılar. Düşünceleri saf ve amelleri İslami olan bu bacılarımızı dünya hayatına bağlı, iş hayatında çalışan, idealist ve feminist kadınlar haline getirdiler.

Uyuşturucu trafiği ve gençliğin madde bağımlılığı oranları:

Bu sistem halkını düşünmediği gibi Onun hayatı üzerinden nemalanan kirli ellere hizmet etmektedir. Gençliği yok olma tehlikesi ile karşı karşıya getiren uyuşturucu baronlarını korumayı amaçlamaktadır. Öyle bir ülke düşünün ki uyuşturucu trafiğini sağlayan satıcıların işini “kanun” ile yasaklamış ama bireysel anlamda uyuşturucu kullanmayı yasaklamamıştır.

İşte Türkiye’de son yıllarda uyuşturucu ticaretine ve gençliğin madde bağımlılığına ilişkin bazı istatistikler…

Emniyet ve Jandarmanın operasyonlar ile ele geçirdikleri resmi değerler:

YILLAR: 2009 - 2010 - 2011

Eroin (kg): 12.234 - 9.053 - 6.412

Esrar (kg): 25.000 - 31.000 - 46.918

Ecstasy (ad): 399.770 - 826.164 - 1.335.326

Bu rakamlar operasyonlar sonrasında resmi makamların eline geçen ve el konulan rakamlar. Peki ya el konulamadan geçişi sağlanan ve sokağa çıkarılan rakamları düşündüğünüzde neler karşınıza çıkar. Verilen bilgilere göre sadece 2011’de yapılan operasyonlarda 38.534 kişi yakalanmış. Yanlış okumadınız bu kişi sayısı bu işten çıkar sağlayan uyuşturucu baronlarının işlerinde çalıştırdıkları aracı kurumlara ait kişi sayısı. Uyuşturucu bataklığına saplanmış bağımlı insan sayısının kaç yüz bin kişi olabileceğine siz karar verin.

Yine hırsızlık, gasp, cinayet, tecavüz, kadına şiddet gibi suçlarda son yıllarda büyük bir artış yaşanırken bu artışın temel faktörlerinin iktisadi değil kültürel olduğunu göreceksiniz. Tüm bu suçlar açlık veya yoksulluk sebebi ile yapılabilecek suçlar değildir. Fuhuş, gayri meşru ilişki biçimi, ensest ilişkilerin meşruiyeti gibi sosyal parçalanmayı ve ahlaksızlığı had safhaya taşıyan yaşantı biçimi ne eski Cumhuriyetçiler ne de yeni Cumhuriyetçiler tarafından önemsenmemektedir. Kumar, şans oyunları, faizli krediler ve içki ise toplumdaki en önemli kale olan aileyi parçalamak için özellikle siste matize edilmiş ve meşru yollar ile sektörleştirilmiş. Düşünün iddia gibi şans oyunu olan yıkım şebekesinden devlet resmen vergi almakta. Yani halkının parasını cebinden çalmak için oluşturulmuş resmi şebeke insanların mutlu yaşantılarını yıkıma götürürken devlet bu işten vergi alıyor.

Önemli bir ayrıntıyı sizlerle paylaşmakta fayda görüyorum: Son yıllarda kadına yönelik şiddet konusu çok konuşulan bir gündem halini aldı. Bu konuda yeni bir düzenleme yapılıyormuş. Kadının eşi kendisine şiddet kullanmaya başladığı an veya şiddet kullanacağı öngörüldüğü an kadında bulunan bir cihaz ile polise sinyal gönderilecek ve polis anında orada olacak. Yani kadın eşinden ölesiye dayak yemeden yetişme sinyali gönderilmiş olacak. Özetle olay yerine hızlı ulaşmak için bir sistem geliştirilmiş olacak. Şiddeti ortaya çıkaran asıl sorun çözülmemiş olacak. 

Ekonomideki büyük uçurum…

Bu ülkede her sene yapılan araştırmalar ile belirlenen en zengin ilk yüz kişinin toplam yıllık geliri 100 milyar dolar seviyelerinde. İlk yüze giren ilk 3 zenginin yıllık geliri 10 milyar dolar olarak kayda geçmiş. Peki, açlık sınırında yaşayan milyonlarca insanın yıllık geliri nedir. Asgari ücret ile çalışan insanların yıllık herhangi bir gelirleri yok. Çünkü onlar yaşam mücadelesi veriyorlar. Eğer hayatta kalabilecekleri kadar para kazanabilirlerse bu onlar için yeterli oluyor.

Şimdi yeni Cumhuriyetçilerin 2023 hedefini değerlendirmeye geçelim. Tüm bu şartlar altında 2023’te neler değişir? Yukarıdaki istatistikî bilgilerde oransal değişimde artış gözleneceği muhakkak. Peki, ne olacak? Yeni metropol kentler inşa edilecek. Yeni yol yatırımları, çılgın projeler ile halkın gözü boyanacak. Böylece ekonomide sıcak para var görüntüsü oluşturulacak. Demokraside yeni adımlar atılarak ileri Demokrasi formülü ile eski despotlara karşı dripling atılacak. Bu hızlı yükseliş ve 2023 hedefleri muhafazakâr Müslümanların gözlerini öyle boyayacak ki Cumhuriyetin temel niteliklerinin neler olduğunu göremez olacaklar. Cumhuriyetin İslam’ın hayattan uzaklaştırılması için kurulmuş gayri İslami bir yönetim şekli olduğunu unutacaklar. Hatta Onun İslam’dan olduğunu delillendirmeye çalışacaklar. Bu köhne sistemin Müslümanların kanı üzerine kurulduğunu unutup yeni iktidarın Cumhuriyet kutlamalarındaki soft üsluplarını ilericilik olarak algılayacaklar. İktidarda destekledikleri yöneticilerin sözlerini hep farklı sebepler ile mazur ve makul görecekler.

Yani Yeni Cumhuriyetçiliğin 2023’e (muasır medeniyetler seviyesine) hızla koştuğunu zannedenler Müslüman halkı dininden ve değerlerinden hızla uzaklaştırmış olacaklar.

Yeni Cumhuriyetçilik hakkında yazmışken bugün Cumhuriyet kutlamalarında Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Anıtkabir özel defterine yazdığı şu satırları sizlerle paylaşmak isterim:

“Cumhuriyetimizi nitelikleriyle korumak ve yüceltmek, ülkemizi muasır medeniyetler seviyesinin üzerine çıkarmak için var gücümüzle çalışıyoruz”

Bu sözün üzerine sözlerin en güzeli ile cevap verip yazımıza son verelim:

وَقُلِ اعْمَلُوا فَسَيَرَى اللّٰهُ عَمَلَكُمْ وَرَسُولُهُ وَالْمُؤْمِنُونَ وَسَتُرَدُّونَ اِلٰى عَالِمِ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ فَيُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ

“De ki: “Çalışın, yapın. Yaptıklarınızı Allah da, Rasulü de, müminler de göreceklerdir. Sonra gaybı da, görülen âlemi de bilen Allah’ın huzuruna döndürüleceksiniz. O da size bütün yapmakta olduğunuz şeyleri haber verecektir.”


Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz