SULAR DURULDU, AMA FİLİSTİN HALEN İŞGAL ALTINDA

Abdullah İmamoğlu

Edebiyatta çelişkili ve tutarsız iki cümleyi birbirine bağlamaya yarayan bir söz olarak kullanılır “ama” kelimesi... Bende buradan hareketle Filistin meselesine dair son gelişmelerin (ki bu gelişmeler; ateşkesin sağlanması ve Filistin’in ‘üye olmayan gözlemci devlet’ statüsü kazanmasıdır) aslında Filistin gerçeğiyle çeliştiğini ve tutarsız olduğunu belirtmek adına böyle bir başlık seçtim. Her ne kadar Yahudi varlığı tarafından dört gün aralıksız bir şekilde devam eden alçakça saldırılar ateşkesle birlikte durmuş olup ardından da Filistin BM’deki oylama neticesinde ‘üye olmayan gözlemci ülke’ statüsünü kazanmış olsada Filistin maalesef halen işgal altındadır. Yine aynı şekilde Türkiye ve Mısır devletlerinin güya yoğun gayretleri neticesinde gerçekleşen ateşkesi ve Filistin’in kazanmış olduğu yeni statüyü kâfirlerin insafına terkedilmişlik olarak okuduysamda, mezkur gelişmelerin bir zafer havasında değerlendirilmesi başlıca üzücü bir hakikattır. Evet zikrettiğim gelişmeler Filistin işgaline yönelik yapılan sahih olmayan çözümler olmasına rağmen varılan netice bir başarı olarak görülmüştür. Buna yönelik Başbakan Erdoğan’ın açıklamaları şöyle: “Görüşmeler öncesinde gerek Obama ile, Putin ile, Mursi ve Halit Meşal ile görüşmemiz olmuştu. Görüşmelerimiz ateşkese yönelik bir çalışmaydı. Ateşkesle birlikte neler olacak, geleceğe yönelik neler yapılabilir, bunları görüştük. Hamdolsun ilk 24 saat içinde her ne kadar netice alınmadıysa da 48 saat içinde netice alındı ve ateşkes temin edilmiş oldu.(dha) Türk-Arap İşbirliği Forumu Dışişleri Bakanları 5. Toplantısı’nda Filistin’in BM’de ki oylama neticesinde ‘üye olmayan gözlemci ülke’ statüsünü kazanmış olmasını değerlendiren Başbakan Erdoğan şunları söyledi: “ Bu önemli gelişmeden dolayı Filistinli tüm kardeşlerimizi yürekten tebrik ediyorum. Filistin'in gözlemci devlet statüsüne kavuşması için katkı veren, destek veren, oylamada evet oyu kullanan ülkelere, devletlere, liderlere de buradan ayrıca şükranlarımı iletiyorum. Filistin'le ilgili bu gelişme, hiç kuşkusuz, bölgemiz, dünyamız ve insanlık için çok önemli, çok tarihi nitelikte bir gelişmedir.” (Cihan)

Türkiye’ye gelen Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, Türkiye'ye Filistin davasına ve BM Genel Kurulu'nda Filistin'e ‘üye olmayan gözlemci devlet’ statüsü verilmesi sürecinde sağladığı destekten dolayı teşekkür içeren konuşması sırasında kazanılan statüyü bir zafer olarak niteledi ve şu sözlere yer verdi; “ Burada Filistin halkı adına Türkiye'ye, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı'na, Hükümetine ve halkına, Filistin davasına vermiş oldukları destekten dolayı teşekkür ediyorum.

Bu gelişmelerin ardından selim bir akılla Filistin gerçeğine bakmak gerekiyor. Ateşkesin sağlanması ve Filistin’in BM’de ‘üye olmayan gözlemci ülke’ statüsünü kazanması Filistin’in işgal altında olması gerçeğini ne kadar değiştirdi? Ya da Filistin meselesinin köklü çözümüne nasıl bir katkı sağladı? Filistin meselesinin köklü çözümü nedir? Kanaatimce odaklanılması gereken nokta burasıdır. 

Sorulara cevap aramaya geçmeden önce şu üzücü hakikatleri hatırlatmayı konunun ehemmiyeti bakımından önemli görüyorum. Şöyle ki; gerek ateşkesin sağlanması gerekse Filistin’in gözlemci ülke statüsünü kazanması olsun Müslümanların gündeminden, yüreklerinden ve de benliklerinden Filistin gerçeğinin yavaş yavaş kaybolmasına neden olmuştur. Başka bir söylemle, Filistin konusunda gösterile gelen hassasiyet şer odaklarının şer hamleleriyle azaltılmaya hatta yok olmasına çalışılmıştır. 

Filistin’in ‘üye olmayan gözlemci ülke’ statüsünü kazanması hiç kuşku yok ki kafirlerin ve işbirlikçi hâin yöneticilerin planlarının bir parçasıdır. Asıl itibari ile böyle bir statünün verilmesi Müslümanların “ağzına bir parmak bal çalmak”tan başka bir şey değildir.

Benim bu konuda ki görüşüm kâfirlerin ve onların yerli işbirlikçilerinin çok ciddi manada mesafe katettiği yönündedir. Evet, söylemimin ispatı aslında çokta zor değil. Haber portallarına düşen haberlere bakmak kâfidir. 

Ateşkesin ve kazanılan statünün ardından kutlamaların zafer havasında olması ve de ardından halen işgal altında kurtuluşunu bekleyen mukaddes belde Filistin gerçeğine kayıtsız kalınması söylemimin en büyük ıspatıdır. Kâfirler ve yerli avanelerinin Müslümanlara köklü çözümü unutturarak aslında büyük bir başarıya imza attıkları kesindir. 

Bu kısa hatırlatmanın ardından konuyu şu iki bağlamda incelemek istiyorum: 1- Filistin’in (Şerî) konumu, 2- Filistin meselesinin köklü çözümü. Bu iki noktanın kısaca izahı şöyledir:

1.) Filistin’in Şer’î Konumu

Öncelikle bilinmesi gerekir ki, Filistin meselesi sadece Filistin halkının ve Arapların meselesi değildir. Bilakis vakıası itibariyle İslâmî bir meseledir. En yalın haliyle kâfir süper güçlerin, Amerika ile İngiltere’nin desteği ve Müslümanların başındaki ajan yöneticilerin yardımları ile kâfir Yahudiler tarafından gasp edilmiş İslâmî bir toprak ve İslâmî bir mukaddesât meselesidir. Filistin, İslâmî bir beldedir ve eş-Şâm bölgesinin Güney parçasıdır. 

İster küçük ister büyük olsun, onun herhangi bir parçasından vazgeçmek, Allah’a, Rasulü’ne ve mü’minlere hıyânettir. O toprakları Allah Subhânehû ve Teâlâ şu kavliyle mubârek kılmıştır:

سُبْحَانَ الَّذِي أَسْرَى بِعَبْدِهِ لَيْلا مِنْ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ إِلَى الْمَسْجِدِ الأَقْصَى الَّذِي بَارَكْنَا حَوْلَهُ

“Bir gece, (Muhammed) kulunu Mescid-il Haram’dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-il Aksâ’ya götüren Allah, noksan sıfatlardan münezzehtir.” (el-İsrâ’ 1) 

Yine Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem Kudus’ün mübârek oluşuna ilişkin şöyle buyurmuştur: 

لا تُشَّدُ الرحالُ إلا إلى ثلاثةِ مساجد المسجدُ الحرام والمسجد الأقصى ومسجدي هذا

“Şu üç mescit dışında, başkasına ziyaret için seyahate çıkılmaz: Mescid-il Harâm, Mescid-il Aksâ ve şu benim mescidim.” İşte bu nasslardan Filistin topraklarının sıradan topraklar olmadığı, bilakis Allah’ın mübârek kıldığı topraklar olduğu anlaşılmaktadır. Filistin toprağı Müslümanların kanlarıyla fethedilmiştir. Orada, bir şehidin kanının akmadığı veya bir süvarinin tozunu kaldırmadığı veya bir mücâhidin ayak basmadığı tek karış toprak yoktur. Filistin toprağı, tüm Müslümanların toprağıdır. Müslümanların onu geri kazanmak için canlarını ve hayatlarını fedâ etmek boyunlarının borcudur.

Evet, tarih boyunca Müslümanlar nazarında Filistin meselesi hiç bir zaman sıradan bir mesele olarak algılanmadı. Bilakis Müslümanların üzerine titirediği bir mesele idi Filistin meselesi... Osmanlı döneminde Yahudilerin siyâsî liderleri, Filistin’de kendileri için tutunacak bir yer edinmek üzere kâfir devletlerle özellikle de İngiltere ile dayanışma çabası içerisinde idiler. 

Bu amaçla Osmanlı Hilâfet Devleti’nin içerisinde bulunduğu mâlî krizden faydalanmak maksadıyla para karşılığında Filistin’in bir parçasına hakim olmak istediler ve bunun için girişimlerde bulundular. Müslümanların bu konuya nasıl titizlikle yaklaştıklarını anlatan Dr. Hertzle ile Osmanlı Halifesi Abdulhamid arasında geçen bir diyaloğu paylaşmak istiyorum. Müslümanların Filistin meselesine olan hassasiyetlerini ortaya koyan, tabir yerinde ise mesele Filistin ise gerisi teferruattır kabilinden olan işte o diyalog; 

“Doktor Hertzl’e bu konuda ciddi adımlar atmamasını nasihat ediniz. Zîra ben Filistin toprağının tek bir karışından dahi vazgeçemem!.. Orası benim şahsi mülküm değildir… Bilakis İslam Ümmeti’nin mülküdür. Halkım bu topraklar uğrunda cihâd etti ve orayı kanlarıyla suladı…

Yahudilerin milyonları kendilerine kalsın!.. Eğer bir gün Hilâfet Devleti parçalanacak olursa işte o gün, onlar Filistin’i bedelsiz alabilirler. Ancak ben hayatta olduğum müddetçe, Filistin’in Hilâfet Devleti’nden koparıldığını görmektense bedenimin lime lime koparılmasını tercih ederim ki bu olmayacak bir iştir. Biz hayatta kaldığımız müddetçe, cesetlerimize neşter vurulmasına asla razı olmam.

İslâmî açıdan Filistin’in konumu ve hakikatı bu... Halife Abdulhamid ne kadar da isabetli söylemiş ta yıllar önce... Hilâfet’in yıkılmasıyla birlikte Filistin kâfirlerin ve onların yerli uşaklarının üstün gayretleri neticesinde işgal edilmiştir. Ve o günden buyana Filistin semalarını sarmalamış “bizi kurtarın”, “bize yardım edin” nîdaları hep sonuçsuz kalmış ve Filistin meselesi halen köklü bir çözüm beklemekte. Daha beliğ bir ifadeyle şer’î bir çözüm beklemekte. Yoksa kâfirlerin planlamış olup çözüm diye yem olarak Müslümanlara sundukları aldatıcı, oylayaıcı hakiki olamayan çözümler değil. İşte bende makalemin son bölümünde Filistin meselesinin köklü çözümü üzerinde durmak istiyorum.

2.) Filistin Meselesinin Köklü Çözümü

Filistin; sahabenin fethettiği, Müslümanların nezih kanlarıyla sulandığı ve asıl mülkiyetinin kıyamet saatine kadar bu ümmete ait olduğu İslamî topraklardır. Dolayısıyla hiçbir surette Filistin'i gasbeden Yahudi varlığının tanınması Şer’an caiz olmadığı gibi onunla barış anlaşmaları yapmak, diplomatik ilişkiler kurmak, elçilikler açmak ve elçilerin karşılıklı değiştirilmesi de caiz değildir. Filistin meselesinin çözümü gasıp yahudi varlığını otorite kabul etmekten geçmez. Kuru ve hiç bir ağırlığı olmayan kınamalarla da olmaz. Ağlayan ailerlerden bir kaçına sahip çıkmakta çözüm değildir.

Bugün Filistin için çözüm adına yapılacak en hayırlı amel, Filistin’i gasıp Yahudi varlığından kurtarmaktır. Filistin’in Yahudi varlığından alınıp esas sahiplerine -ki bu Müslümanlardan başkası değildir- iade etmektir. Mubarek toprakları asıl kimliğine kavuşturmaktır. Lakin yukarıda saydıklarımı yapmak, ordularını Yahudi varlığını ortadan kaldırmak için techiz etmiş hayırlı yönetici ve yöneticilerin varlığını gerektirir. 

Evet bugün Filistin’in işgalden kurtulması için yapılabilecek icraat İslâm ülkeleri yöneticilerinin ordularını Yahudi varlığının üzerine göndermektir. Bilakis çözüm ve şeran vacip olan, Yahudi varlığını ülkemizden söküp atıncaya ve Filistin topraklarımızdaki kökünü kazıyıncaya kadar bizimle onun arasındaki asıl halin, savaş hali olmasıdır. Başka bir ifadeyle Filistin’in işgalden kurtulması için cihad etmektir. Heyhat ki heyhat! 

لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ

“Keşke bilselerdi.” (el-Ankebut 41)

Ama bugün maalesef Müslümanların yöneticileri içerisinde Filistin’in şerefini kurtarmak için ordularını techiz edecek hayırlı bir lider yok. Filistin’in işgalden, kâfirlerin saytarasından/otoritesinden kurtulması ve değerinin Müslümanlara tekrar iadesi için tek köklü çözüm Raşidî Hilâfet Devleti’nin ikamesidir. 

- Raşidî Hilâfet, İslâm Ümmeti’nin vahdaniyetini tesis edecek olan devletin adıdır.

- Raşidî Hilâfet, İslâm’a ve Müslümanlara yapılan her bir zulmün hesabını soracak olan devletin adıdır.

- Raşidî Hilâfet, insanlığı zulumatlardan Nur’a çıkaracak olan devletin adıdır.

- Raşidî Hilâfet, Filistin’i işgalden kurtarıp, mübarek toprakları Müslümanlara iade edecek olan liderliğin adıdır.

Raşidî Hilâfet Devleti, tüm Müslümanların koruyucusu olduğu gibi, hiç kuşku yok ki Filistin’in de kurtarıcısı ve koruyucusudur. Bu şer’î bir gerekliliktir. Rasullah Sallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmaktadır:

إِنَّمَا الإمَامُ جُنَّةٌ يُقَاتَلُ مِنْ وَرَائِهِ وَيُتَّقَى بِهِ

“İmam bir kalkandır onunla savaşılır, onunla korunulur.” (Buhâri )

Genelde işgal edilmiş İslâmî beldelerin, özelde ise Filistin’in kurtuluşu ancak Raşidî Hilâfet Devleti’nin ikamesiyle mümkündür. İşte Filistin işgalinin köklü çözümü budur. Yoksa timsah gözyaşları dökmek ve içi boş kınamalarda bulunmak değil...


Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz