BANA BİLADÜŞŞAM’DAN BİR HABER GETİR İÇİNDE ZAFER OLSUN

Mustafa Küçük

“Hilafet! Hilafet! Hilaaafet! Geliiyor işte! Ayak sesleri ulaştı gökleree!”

Tarih; 3 Mart 1924, Hilafet cebren ve hileyle ilga edildi.

Evet, ondan önce de İslam Ümmeti kara günler yaşamıştı. Lakin başının kesilip gövdesinin orta yerde debelendiği böylesi kara bir günü asla yaşamamıştı! 

Ümmeti oluşturan onlarca kavim, akidelerine rağmen Batı’dan gelen milliyetçi fikirlerin tazyikiyle kendi dertlerine düştüler. واعتصموا بحبل الله جميعا ولاتفرقوا  Allah’ın ipine sımsıkı sarılın ve ayrılığa düşmeyin… (Âl-i İmran 103) Emir ve fermanına kulak tıkayıp ulusal sınırlar edindiler. Hâlbuki Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem; “Müslümanlar, diğer insanlardan ayrı bağımsız tek bir Ümmettir.” diye buyurmuştu. Böylece bir bütün olarak İslam Ümmeti’nin siyasi, iktisadi ve kültürel olarak bağımsız olması farz olmuş ve bir Müslüman kavmin diğer Müslüman kavimlerden siyasi, iktisadi ve kültürel olarak bağımsız olması da haram olmuştu. İşte Müslümanların başta güç kaynaklarından biri de bu vahdet idi.

Ne var ki Hilafet’in ilgasıyla Müslüman halklar siyasi, iktisadi ve kültürel olarak birbirinden bağımsızlaştırılıp emperyalist güçlere bağımlı hale getirildiler. Batı’nın oluşturduğu global siyasi, ekonomik ve kültürel kuruluşlara yerli işbirlikçilerin eliyle hem de ikinci dereceden üye yapıldılar. O gün bugündür bu Ümmet sahipsiz, kalkansız ve savunmasız… Gelen vuruyor, giden vuruyor. 

Dahası kurdukları kukla siyasi yapılar sayesinde, Ümmeti oluşturan halklar birbirine düşman edilmiş, Ümmet adeta kendi bedeniyle vuruşup durmaktadır. Bütün bir İslam coğrafyası kanıyor! Amerika’sıyla, Avrupa’sıyla Çin ve Rusya’sıyla büyük küfür devletleri koca bir Ümmet’in üzerine sırtlanlar gibi çullanmış, yerli işbirlikçilerin elleriyle kanını heder, malını talan etmektedirler.

Hal böyleyken Tunus’tan çakan bir kıvılcım, Mısır’da bir meltem, Libya’da bir kasırga, Yemen’de bir fırtınaya dönüşürken Biladu’ş-Şam’da gerçek bir bahara dönüşmek üzere! 

Ey İslam Ümmeti!

Hilafetin ilgasından beri ulusal, etnik, vatancı ve mahalli/bölgesel siyasi yapılar ile Batı’nın kapısında kul, köle olarak el pençe divan durmayı marifet addedenlere rağmen, Filistin’in mübarek topraklarından, İslam Ümmeti’nin kurtuluşunun ancak ve ancak İttihad-ı İslamîye’nin siyasi ifadesi olan Hilafet nizamının kurulmasıyla olabileceğini haykıran bir nida yükseldi. Bu nidanın sahibi zat; Nur Sûresi’nin 55. ayetindeki Allah’ın vadini, Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in, ثم تكون خلافة على منهاج النبوة “Sonra nübüvvet metodu üzere Hilafet olacaktır.” (Ahmed bin Hanbel) şeklindeki müjdesine bağlayarak, İslam Ümmeti’nin önüne Kitap ve Sünnet’ten istinbat ettiği bir yol haritasını koydu. Ümmet’in her kavimden ihlaslı evlatları da her türlü riski göze alarak bu ağır ve onurlu daveti bağrına basıp onu Müslümanların yaşadığı her coğrafyaya taşıdılar. Ümmet’e, Rablerinin vaadini hatırlatıp, Rasul’ün müjdesinden haberdar ettiler. Zira yapılması gereken de bunu onlara hatırlatmaktı. 

Evet! Bugün Ümmet, bunun şuuruna vardı. Yarım asır önce Filistin’den yükselen o nida -Allah’a hamd olsun- bugün Şam diyarında yankı buldu. Şam-ı Şerif’in kahraman evlatları, kırk yıldır halkına zulüm ile hükmeden bu zalim Nusayri aileyi, çevresini ve rejimini alaşağı edip yerine bütün dünya Müslümanlarının iki yakasını bir araya getirecek Raşidî Hilafet nizamını, Amerika, Avrupa, Rusya ve İran’a rağmen kurmak üzeredirler. 

Ey Ümmet-i Muhammed! Biliniz ki; şerefiniz ve izzetiniz Hilafet’tedir!

Ey İslam’ın yalnızca bir cüzünü ihya etmek ve Müslümanları kısmen günahlardan korumak için parti, dernek, vakıf, cemaat ve cemiyetler kuran ve bunlar için gecesini gündüzüne katan ihlaslı Mü’min ve Mü’mineler! Biliyor musunuz, Şam’ın kahraman evlatları size neyi vaat etmektedirler! Evet, onlar, Allah’ın nur ve rahmet dediği İslam hükümlerinin tümünü hâkim kılmayı size vaat etmektedirler. Tıpkı Raşid Halifeler dönemi gibi! Tıpkı Ömer bin Abdülaziz gibi… İslam’ın siyaset, iktisat, ahlak, aile hukuku, ceza hukuku, uluslararası ilişkiler ve eğitim politikası, v.b. ile ilgili bilumum bütün hükümlerin ihya edilip uygulandığı bir rahmet iklimini size vaat etmektedirler. Size dünya ve ahiret saadetini vaat etmektedirler.

Bırakın, Müslümanları iktidara geldiklerinde sair dini azınlıkların haklarına riayet etmeyecek diye propaganda yapan ikiyüzlü Batı’yı ve yerli işbirlikçi entelektüelleri! 

Lanetleyin, elin gâvurunun, kişiyi Rabbine kul olmaktan çıkarmayı amaçlayan özgürlük ve hürriyet naralarını! Tükürün, elde Kur’an gibi bir burhan varken, o kokuşmuş Avrupa’dan kanun nizam dilenenlere! Tükürün, Demokratik, Laik, çoğulcu devlet yönetimlerine ve onların peşinden koşanlara! 

Alkışlayın, Şam diyarının kahraman kardeşlerinizi. Onları bağrınıza basın. Onlara sahip çıkın. Onları, başınızdaki uşak yöneticilerin eline bırakmayın. Kardeşlerinizi melun BM’in insafına ve NATO askerlerinin müdahalesine maruz bırakmayın. Sivil inisiyatifinizi kardeşlerinizden yana kullanın. Onları destekleyen nümayişlerde bulunun. Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in Sancağının altına, Kevser havuzunun başına koşun, koşuşun! 

Bakın, Esad’ın şebbihâlârı ve İran’ın Devrim Muhafızları’nın tam da yenilgiye uğratılmak üzere olduğu bir sırada, imdatlarına Amerika’nın Blackwater’ları yetişti! Siz hâlâ kardeşlerinizin imdadına karşılık vermeyecek misiniz?

Hani bu devrimin arkasında Amerika vardı!

Hani İran antiemperyalist bir hattı müdafaa ediyordu.

Şimdilerde Amerika, Avrupa, Rusya ve İran, Esat sonrası hesapta teşriki mesaiye başlamış durumdalar. En azından İslamî bir yönetimin kurulmasının engellenmesi konusunda ittifak halindeler.

Peki, Müslüman kardeşleri hani neredeler?

Neden kafalarınız karışık?

Neden dezenformasyonlarla prim veriyorsunuz?

Ülkenizin ulusal çıkarlarını önceleyip sessiz kalıyor olamazsınız! Yaşadığınız ülkenin yöneticilerinin Suriye halkına dayattığı Demokratik devlet modeline arka çıkıyor olamazsınız! 

Farkında mısınız, yeni bir akabe biati gerçekleşti. Ketibeler/Tuğaylar tıpkı önderleri olan Hz. Muhammed SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in Sahabesiyle akabede biatleştiği gibi biatleştiler. Hilafet Devleti’ni kurup Allah’ın ahkâmını yürürlüğe koyup hâkim kılmak için biatleştiler. 

Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in, بَدَأَ الإِسْلامُ غَرِيبًا ، وَسَيَعُودُ كَمَا بَدَأَ غَرِيبًا ، فَطُوبَى لِلْغُرَبَاءِ  “Muhakkak ki Din garip olarak başlamıştır ve tekrar garip olarak gelecektir. Müjdeler olsun o gariplere ki onlar, benden sonra Sünnetimden insanların ifsat ettikleri (bozdukları) hususları düzeltirler.” (Tirmizi, İman, 2554) şeklindeki mübarek sözünü hatırlayın!

Şimdi siz bu gariplere destek olmayacak mısınız? İslam’ın bir bütün olarak hâkim olması hepimizin en içten duası değil miydi?

الَّذِينَ قَالَ لَهُمُ النَّاسُ إِنَّ النَّاسَ قَدْ جَمَعُواْ لَكُمْ فَاخْشَوْهُمْ فَزَادَهُمْ إِيمَاناً وَقَالُواْ حَسْبُنَا اللّهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ

“O kimseler ki, insanlar onlara: “Muhakkak ki, insanlar, sizin için (size saldırmak için) toplandılar. Artık onlardan korkun.” dedikleri zaman, (bu söz), onların imanını artırdı. Ve “Allah bize kâfidir ve O, ne güzel vekildir.” dediler.” (Âl-i İmrân 173)


Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz