YENİ MÜSLÜMAN GENÇLİK, SİYASETSİZ EDEBİYAT VE SANAT

Mahmut Kar

Avrupalı insanlar vardır, görmüş, duymuş veya okumuşsunuzdur. İlginç idealler uğruna büyük fedakârlıklar gösterirler. Büyük riskler göze alarak pahalı idealler uğruna ilginç hobiler edinirler. Bu uğraşlarını sadece riskli hobiler olarak da değerlendirmemek gerek. Bazen çok ucuz, hem de uğraşıyı gerektirmeyen, aksine çok zevkle yapılan idealleri de vardır Batılıların. Bu sanki Avrupa toplumuna has, Onun dünya görüşünün getirdiği tek dünyalılığı benimseniş olmanın bir uğraşısı gibi gelirdi eskiden bana. Belki de eskiden Müslümanlardan onlar gibi bu işlerle uğraşan kişiler çok azdı. Belki bir elin parmakları kadar insan vardı, bu idealleri benimseyen ve etrafını bununla etkilemeye çalışan. Şimdi çok var. Özellikle gençlik bu idealler peşinde koşuyor. Ben bu ideallerin içinde çok boş ve gereksiz olanları konu edinmeyeceğim bu makalede. Bunların içinde insanın yetişmesi, dilinin, kaleminin, sözünün ve ufkunun gelişmesine fazlasıyla katkı sağlayan bir alan var. İşte ben bu alandan bahsedeceğim. Edebiyat ve sanattan bahsedeceğim. Ancak “siyasetsiz” Edebiyat ve sanattan…

Bugün İslamî gençlik bu alanda oldukça aktif çalışıyor. Çok büyük gayretler ve fedakârlıklar ile edebiyat ve sanat yönü güçlü bir gençlik yetişiyor. Örnek aldıkları idolleri var. Bu alanda müthiş işler başarmış bu kişiler, şimdiye kadar yüzlerce makale, yüzlerce şiir ve deneme eser bırakmışlar arkalarında. Müslüman gençlik edebiyat ve sanata o kadar gönül vermiş durumdaki, geçen haftalarda KöklüDeğişim Dergisi’nin de katıldığı Türkiye Dergiler Fuarı’nda stantları gezdiğimde bu alanda hazırlanmış onlarca edebiyat ve sanata ilişkin dergi gördüm. Her bir standın başında gençler müthiş bir heyecanla, çıkardıkları dergileri tanıtıyorlardı. Her bir sayı, sanki dergiyi hazırlayan gencin üzerinde bir iz, bir anı bırakmış. “Çıkarılan her sayının sayfalarında ve satırlarında bir kıymet ve paye var” diyor gençler.

Yanlış anlaşılmaması için makalemin başlığına özellikle not düştüm, “Siyasetsiz Sanat” diye. Yoksa beni bu makaleden sonra edebiyat ve sanata karşı duran, bunları boş uğraş olarak gören biri olarak görmenizden hiç memnun olmam. Aksine Dergi Fuarı’nda en çok ilgimi çeken stantlar, edebiyat dergilerinin stantları oldu. Sanat, edebiyat, şiir tüm bunlar insanların ufkunun gelişmesi, insanlara yeni şeylerin çok güzel tasvirler ile anlatılması için gerekli şeylerdir. İnsanlar bazen sayfalar dolusu yazacakları şeyleri bir şiir ile anlatabilirler. Bazen şiirdeki bir kıtadan bir kitaba sığmayacak derin çıkarımlar yapabilirler. Bazen bir şiirdeki kısacık bir mısra büyük değişimlere öncülük edebilir. Lakin benim burada dikkatinize sunmak istediğim şey, tüm bu çalışmaların siyasetsiz çalışmalar olmasıdır. Örneğin, birçok edebi makalede Müslümanların içinde bulundukları durumu ortaya koyan, genel siyasî gelişmelere ışık tutan ve bunları bir bakış açısı ile, bir perspektif ile yapan bir kalem göremezsiniz. Örneğin şiirlerde siyasetçilerin uygulamalarına göndermeler bulamazsınız. Ecdadımız da edebiyat ve sanata ilgi duymuşlardır. Ancak o dönemin edebiyat ve sanatçıları, halkın maslahatı ve menfaati doğrultusunda siyaset gütmeyen yöneticileri ve amirleri, şiirler ile muhasebe ediyorlardı. Kaleme aldıkları edebî eserler, dönemin yöneticileri ile karşı karşıya gelmelerine sebep oluyordu. Yani bugün yüzyıllar öncesinden yazılmış bir şiiri okuduğunuzda, o günlerin siyasetine ve toplumsal ilişkilerine dair izler görürsünüz.

Şimdi Müslüman gençlik, ya reel siyasetin kavurucu sıcak rüzgârına kendini kaptırmış, gelecek ideallerinin yolunun bu siyasete entegre olmaktan geçtiğini “kıvrak bir uyanıklıkla”(!) görmüş durumdadır. Ya idealist bir öğrenci olmayı benimsemiş, akademik çalışmaları için siyasete bulaşmayı tehlike olarak görmüş durumdadır. Ya da hangi siyaset olursa olsun -ister reel politika, isterse gerçekten insanların işlerinin nasıl güdüleceğini beyan eden siyaset- bu alana uzak durmaktadır, kendini sanat ve edebiyata vermiştir. Sanki onun yaşadığı dünya herkesin yaşadığı dünyadan farklı bir yerdedir. Etrafındaki olumlu-olumsuz tüm gelişmeler, onu hiç mi hiç ilgilendirmemektedir. O, bu kirli ve ilişkileri bozuk dünyaya, yani aslında siyasete tavrını koymuştur. Ona hiç yaklaşmak istemiyor. Hatta tavır o kadar nettir ki, deneme ve şiirlerinde bazen göndermeler yapar siyasete.

Peki, siyasete bu kadar tavırlı olmalarının sebebi nedir? Siyaset’in kendisi midir? Yoksa reel siyasetin kirliliğimidir? 

Bu soruları şu sebeple soruyorum: Dergi Fuarı’nda hem bu dergi temsilcileri ve sahipleri ile, hem de KöklüDeğişim Dergisi’nin standını ziyaret eden misafirlerle mümkün oldukça kısa sohbetler gerçekleştirdim. Siyasete nasıl baktıklarını ve siyasetle ilişkilerinin olup olmadığını sordum. Genelde bu konuda sorulan sorular, zaten hep böyle hatalı bir giriş ile başlar: “Siyasetle ilişkiniz var mı?” Öldüğünde dahi insan üzerinde cenaze ve defin işlemleri ile ilgili bir siyaset işliyorken, insanın siyasetle ilişkisinin kurulmadığı bir alanın olmaması nasıl söz konusu olabilir ki? Ben de kasıtlı bir şekilde bu hatalı soruyu sordum. Siyasetle ilgilenmediğini, bu alan ile hiçbir ilişki kurmak istemediğini söyleyen misafirler zaten genelde edebiyat ve sanata ya da doğal hayat ve sağlığa ilişkin çıkarılan dergi stantlarına yöneliyorlardı. Hatta şu an elinizde 100. Sayısı’nı okuduğunuz Dergi’nin nasıl olur da 100 sayıyı çıkarmış olmasına rağmen bilinmiyor olmasını sorguladılar. “İlk defa duydum, İslamî Fikirlere Dayalı Siyasî bir dergi olan Köklü Değişim Dergisi’ni” diyenler çok oldu. Hâlbuki hem İslamî siyasete uzak kalmayı ve dolayısıyla İslamî siyasî çalışmalara uzak kalmayı, hem de diğer alanlara bu tavırla yönelimi sağlayan temel sorunun “siyasetsizlik” olduğunu bilmiş olsalar, öğrenmiş olsalar, ne güzel olurdu. Toplumu ve özellikle Müslüman gençliği siyasetten uzaklaştıran şeyin “reel politika” dedikleri kirli politik uygulamalar olduğunu görselerdi, ne güzel olurdu. Siyasetin değil bugünkü siyasetçilerin kirli olduğu ayrımına varmış olsalardı, ne güzel olurdu.

Siyaset denince yakın akraba ve arkadaşlarını kayıran, onları kamu kurum ve kuruluşlarında kadro sahibi yapan, ihalelere fesat karıştıran, bankaları hortumlayan, çocuklarına küçük “gemicikler” alan, Ramazan ayı geldiğinde de fakir-fukarayı hatırlayan politikacıların oynadığı bu kirli oyun akla geliyor. Birbiri ile ringde serbest sıklette dövüşen, gerektiğinde belden aşağı vurma “becerisini” dahi izleyenlerinden çekinmeden yapan iki boksörü andıran siyasetçiler akla geliyor. Bu kirli politikacılar, gençliğin büyük bir oranını siyasetten uzaklaştırdılar. Öyle ki Müslümanlar sahip oldukları dinlerinin siyasete dair bir düşüncesinin olup olmadığını sorgulamadılar. Hatta siyaseti öylesine kirli ilişkiler zinciri olarak gördüler ki, tertemiz dinlerinin, bu alanın içinde olamayacağı hükmüne vardılar. Tüm gayretlerini edebiyat ve sanata yönlendirdiler. Siyasetten yoksun, siyasetsiz bir edebiyat ve sanata yönlendirdiler. Bu kirli siyaseti eleştiren ama İslam’ın siyasî yönünü ortaya koymayan edebiyatçı şairler, bu gençliğin idolleri oldu. Gençliği İslamî siyasî bir çizgide toplamak yerine, hülyalar ve rüyalar âleminde gezen, kendi sanatsal kişilikleri etrafında topladılar.

Gençliğe dünyadaki siyasî gelişmeler hakkında İslamî siyasî bir çizgi ve perspektif sunmuş olsalardı, şiirlerinde ve denemelerinde Müslümanların geri kalmış olmalarını kısa mısralar ile izah etmiş olsalardı, Müslümanların bu siyasî çöküntü içerisinden ne ile ve nasıl kurtulabileceklerini kitaplarında yazmış ve tablolarında resmetmiş olsalardı, Müslüman gençliği kendi dizlerinin dibinde, sanatsal kişiliğine hayran kalan bireyler olarak değil de, cema-i ruha sahip bir mücadele için örgütlemiş olsalardı, ne kadar güzel olurdu. Sanatsal başarılarını, egoları haline getirip bencil, kendini beğenmişliklere bürünmemiş olsalardı, ne kadar güzel olurdu.

Olan olmuşken, geçmiş geçmişte kalmışken, bütün bu yakınmalarımı niçin yaptığımı sormak istersiniz sanırım.

Dünya bir değişim yaşıyor. Müslümanlar, bir değişim fitilini ateşlediler. Hem de Müslüman gençler bunu başardı. Âlimler ve şıhlar yerlerinde çakılı otururlarken, bunu Müslüman gençlik başardı. Eğitim almamış, üniversite ve medreselerde dirsek çürütmemiş, edebiyat ve sanata dair hiçbir bilgisi olmayanlar bunu başardılar. Bu ateş büyüyor, sıcaklığı yakınlardan hissediliyor. Lakin Türkiye’ye bu sıcaklık bir türlü ulaşmıyor. Türkiye uzaklardan dumanı izlemekle yetiniyor. “Şurada bir ateş var, bir bakalım; yakıyor mu yıkıyor mu?” diyen bir gençlik yok. Dedik ya edebiyat, sanat, idealist akademisyenlik, aşklar ve rüyalarla dolu farklı bir dünya yaşıyor, Türkiye gençliği. Siyasetten uzak, siyasetsiz edebiyat ve sanat gençliği… Derin hülyalı cümleler ve bol “manasız” mısralar içinde kaybolmuş bir gençlik…

Yakınmam, iki nedenden kaynaklanıyor. Biri, yukarıda bahsettiğim sebep. Diğeri ise, ateşin sıcaklığı Türkiye’ye ulaştığı zaman hata ettiklerinin farkına ancak varabilecek sanatsal kişiliklere olan öfkem. Niçin hâlâ gerçeği görmek istemezler.

Hâlbuki gerçek o kadar açık ki…

Edebiyat ve sanat, evrensel olamaz. Edebiyat ve sanat, bir ideolojinin ve toplumun özelliklerini içinde barındır. Yani edebiyat, tüm insanlığa ait ortaklık özelliği taşımaz. Müslüman toplumda edebiyat ve sanat, bu dinin değer ve ölçülerini yansıtmalıdır. Kapitalist Batılı toplum ise, edebiyat ve sanatında kendi hayat görüşüne göre işler icra eder. Batı klasiklerini okuduğunuzda, Batılı şairleri dinlediğinizde, ressamlarının çizgilerine dokunduğunuzda bunu hissedersiniz. Her şeylerinde Batılı hayat tarzının özellikleri apaçık ortadadır.

Peki, ya Müslüman toplum olarak bizim edebiyatçı ve şairlerimiz, niçin topluma ve özellikle gençliğe, İslam referanslı, İslam akidesi ve ideolojisi çizgilerini yansıtan, satırları ve mısralarında, O’nun siyasal etkilerini kısa cümleler ve hatta kelimelerle açan bir dil ve kalem kullanmıyorlar. Niçin denemelerinde ve şiirlerinde, gençleri bulmaca çözmeye zorlayan bir dil kullanmak yerine saf-arı bir dil kullanarak zihinlerinde İslam ve Siyasetini somutlaştırmıyorlar. 

Yakınmam işte bunun içindir…

Yakınmam, 100. Sayısı’nı çıkarmış, bugüne kadar Müslümanların maslahatı ve menfaati için İslam ve O’nun ölçülerinden zerre kadar sapmadan, İslamî siyasî mücadelesini vermiş ve hatta bunun için bedeller ödemiş KöklüDeğişim Dergisi’nin hâlâ tanınmıyor olmasındandır.

Yakınmam, Suriye’de iki elini ve bir gözünü şarapnel parçalarının isabeti ile kaybetmiş, 10-11 yaşlarındaki bir çocuğun “Elhamdülillah, Allah benim sadece ellerimi ve bir gözümü aldı. Ayaklarımı ve bir gözümü bana bağışladı ki zaferi görebileyim” sözlerindeki siyasî basiret ve takvasına karşılık, Kaf Dağı’nda ve hülyalar içinde olan koca koca adamlar içindir. 


Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz