TÜRKİYE IRAK KRİZİNİN ARKASINDAKİ PETROL SAVAŞI

Osman Yıldız

Bağdat Merkezi Yönetimin, Türkiye Enerji Bakanı Taner Yıldız’ı taşıyan uçağın Erbil’e inmesine izin vermemesiyle birlikte Dışişleri Bakanı Davutoğlu; bu gelişmenin Suriye’den bile daha kaygı verici olduğunu ifade etti. Türkiye’nin Suriye’de yaşananlara karşı bakışını yansıtan bu ifade bir yana Ankara-Bağdat arsındaki bu gerginliğin, nedenlerine girmeden önce bölgede daha önce yaşanan siyasi gelişmelere göz atmamız gerekmektedir. 

11 Eylül saldırılarını bahane ederek Afganistan’ı işgal eden ardından 2003 Mart ayında ise Irak’ı işgal eden ABD’nin, işgalin üzerinden on yıl geçmesine rağmen ne Afganistan ne de Irak’ta işleri istediği gibi gitmemiş ve devletlerarasındaki konumu zedelenmiştir. ABD eğer yerli bir takım işbirlikçilerden yardım ve destek almamış olsaydı böyle bir işgale cesaret dahi edemezdi. Mesela Irak işgalinde kırk ülke bu işgale yardım etmesine rağmen, içerden ve bir takım bölge ülkelerinin desteği olmasa idi bataklığa saplanıp o bataklıkta boğulacaktı. Yine bugün muharip güç olmasa bile Afganistan’da ABD’nin çıkarlarını sağlama noktasında bulunan Türkiye Cumhuriyeti’nin, NATO bünyesinde işgale yardım eden 1900 askeri mevcuttur. İran’da dolaylı yönlerle ABD’nin Afganistan işgalini desteklemiştir. İran rejimi Afganistan ve Irak’ın işgalinde sözde düşmanı ABD ile birlikte ortak hareket etmiştir. ABD’nin Afganistan ve Irak işgali ile alakalı İran eski savunma bakanı Ali Şemhani, eski devlet başkanı Haşimi Rafsancani ve eski devlet başkanı yardımcısı Muhammed Ali Ebtahi dâhil birçok İranlı lider, İran’ın ABD’nin Afganistan ve Irak işgalini desteklemedeki rolünü açıklamışlardır. Nitekim Ali Ebtahi, 15.01.2004’te; “Şayet İran'ın desteği olmasaydı Amerika, Afganistan ve Irak'ı bu kadar kolay işgal edemezdi” şeklinde açıklamada bulunmuştur.

Baker-Hamilton raporunda ise, ABD yönetimine, Afganistan’daki İran-Amerikan “işbirliğini” alıntılayıp, Irak’ta da aynısını yapması çağrısında bulunulmuştur. Nitekim öyle de olmuştur. Zira İran ve Amerikalı yetkililer arasında açıkça yapılan güvenlik görüşmeleri sırasında bundan maksadın, “Irak’ın istikrarını ve güvenliğini korumak” ve kesinlikle ABD işgali üzerindeki baskının hafifletilmesi olduğu açıklanmıştır. Bu ise ABD ile güvenlik işbirliği yapmak ve etnik çatışmayı beslemek içindir. 

ABD, Irak’ta halkın şimdiye kadar hiç duymadığı Yönetim Konseyi’ni oluşturduğu zaman Irak’ı mezhepçilik ve milliyetçilik esasları üzerine şekillendireceği belli olmuştu. Kamuoyunu bu yönde hazırlamak için ABD ve İngiltere, çıkarları ekseninde üç yıl boyunca halkı bu yöne sevk etmeye çalışmış, “Ölüm Mangaları” diye bilinen örgütlenmeler oluşturmuştur. Nitekim İngiliz, Yahudi ve ABD ajanları, masum insanların canlarına kıyan patlamaları fitillemeye, bomba yüklü araçları etrafa saçmaya ve suikastlar düzenlemeye topyekûn yoğunlaşmıştır. 

Amerika bu halkın vücuduna, Ebu Gurayb’da Iraklıların öldürülmesi ve işkence edilmeleriyle ve İngiliz işgalcilerinin Basra gençlerini vahşice dövmeleriyle iğrençliği açığa çıkan demokrasiyi pazarlamak gibi yabancı kanser yapıları yerleştirmeye çalıştı. Aynı şekilde bu ülkenin ve halkının parçalanmasını amaçlayan çürük federal yapıyı da pazarlamaya çalıştı ve nihayetinde pazarladı.

Barzani, partisinin 11.12.2010 tarihinde Erbil’de düzenlenen kongresinde Kürtlerin self-determinasyon hakkı olduğunu ve bunu önümüzdeki dönemle uyumlu olduğunu duyurarak bunun öncesinde demokrasinin, otonominin ve federalizmin talep edilmesi gibi dönemlerin olduğu temel bir mesele olması itibarıyla ele almaya kararlı olduğunu ifade ediyor ve işgalci ABD’nin hazırladığı küfür anayasasının kendilerine “bölünmeyi” garantilediğini söylüyordu.

(Self-determinasyon) denilen şey ise, dinimize yabancı, Batılı bir fikir olup işgalci kâfir tarafından işgal ettiği beldeleri parçalamak için kullanılmaktadır. Bu habis fikir özellikle farklı ırkları ve taifeleri barındıran halklar olmak üzere bu halkların içerisindeki etnik azınlıkların, kendilerine tahakküm eden diğer farklı ırkların zulmünün ve baskısının sıkıntısını çektiği varsayımına dayanmaktadır. Böylece Batı parçalanan bu bölgeleri istikrarsızlaştırarak daha rahat sömürmektedir.

Tüm dünyanın enerjiye olan ihtiyacı yüzyıllardan beri bilinen bir gerçek ve yaygın olarak kullanılan petrol ve doğalgaz olduğu için paylaşımı dünya savaşlarına bile sebep olmuştur. Sömürgecilerin İslam Ümmeti’nin topraklarına bu denli göz dikmesinin nedenlerinden bir tanesi de budur. Şu anda var olan sanayilerin daha çok petrole endeksli olması parçalanan Irak topraklarında büyük çatışmalara sahne olmaktadır. Dünyada ispatlanmış petrol rezervlerinin %56’sının, doğalgaz rezervlerinin ise %32’sinin Ortadoğu’da bulunduğu dikkate alındığında Ortadoğu dünya enerji kaynaklarının büyük bir bölümünün bulunduğu yerdir. (US Energy Information Adminstration From Oil and Gas Journal, 2007)

Sömürgeci devletler, günlük olarak 2005 yılına kadar 30 milyon, 2010 yılına kadar 34 milyon ve 2020 yılına kadar 50 milyon varil petrol üretmeyi planlıyorlar. Yukarıda geçen miktarların üretilmemesi halinde, bütün dünyanın ekonomisi ve sanayisi felce uğrayacak kadar krizlerle karşı karşıya kalacaktır. ABD ve İngiltere başta olmak üzere Batılı sömürgeci devletlerin Körfez ve Ortadoğu petrolüne neden bu denli göz dikerek el koyup bölgede yerleşmek istedikleri ve yine dünyaca ünlü petrol firmalarının Suudi Arabistan, Kuveyt, Birleşik Arap Emirlikleri ve Irak gibi petrol üreten devletçiklerle neden bu kadar uzun vadeli anlaşmalar yaptıkları sanırım daha da iyi anlaşılmış oluyor. Çöl Tilkisi adını verdikleri operasyonun komutanı Norman Shfarskof, Amerika'nın 1991’de Irak’a düzenlediği saldırı ile ilgili olarak kendisine bir gazeteci tarafından, ABD güçlerinin Körfeze gelmelerinin nedeni sorulduğunda şöyle diyor: “Biz, Allah'ın yaptığı hatayı düzeltmek için geldik. Bu hata ise petrolü Araplara vermesidir.” Diğer yandan, Irak anayasasında kabul edilen petrol yasasına göre BP, Shell ve Exxon gibi petrol devlerine ülkedeki petrol alanlarında yatırım yapma ve 30 yıl boyunca petrol çıkarma hakkı tanınmıştır. İşgal sonrası Irak petrolünün aslan payını ABD ve İngiltere almıştır. Batılı şirketler, 30 yıl boyunca petrol çıkarma hakkına ve yatırım maliyetlerini çıkarana kadar da petrol gelirinin yüzde 75′ine sahip olmuştur. Irak Merkezi Yönetimi ile Türkiye arasındaki gerginliğin zirve yaptığına yönelik haberlerin nedeni Kuzey Irak petrolleridir. Daha doğrusu bölgedeki ABD İngiliz çatışmasının bir yansımasıdır. 

Şu anda Kürt bölgesinde üretilen petrolün işleyiş süreci şu şekildedir. Ham petrol Irak-Türkiye Boru Hattı’na bağlanarak, Ceyhan terminaline ulaşıyor. Burada petrolün, başta Avrupa olmak üzere dış piyasalara satılma işlemlerini Irak’ın milli petrol şirketi SOMO yürütüyor. SOMO elde ettiği geliri, Irak merkezi hükümetine aktarıyor. Merkezi Hükümet Kürt Bölgesel Yönetime düşen payı ödüyor, Kürt Bölgesel Yönetim’de bölgedeki petrol şirketlerine ödemelerini yapıyor

13 Eylül’de Bağdat ve Erbil’in petrol ödemeleri konusunda ‘kağıt üzerinde’ anlaşmaya varmasıyla, Kürt bölgesinden bir süreliğine kesilen petrol ihracatı yeniden günlük 170 ila 200 bin varile ulaşmıştı. Kürt Bölgesel Yönetimi Doğal Kaynaklar Bakanı Ashti Hawrami önümüzdeki 2 yıl içerisinde Türkiye’ye direkt olarak petrol akışı sağlayacak boru hatlarının tamamlanmasını hedeflediklerini belirtmişti. 

Daha önce yapılan anlaşmaya göre Merkezi Irak Hükümeti ve Bölgesel Kürt Yönetimi’nin Kuzey Irak petrolünü, Bağdat yönetimindeki Kerkük–Ceyhan petrol boru hattına pompalayacak, merkezi hükümet ise yabancı petrol şirketlerinin ödemelerini yapacaktı. Ancak Bağdat, Kürt Özerk Bölgesi’nde faaliyet gösteren şirketlere olan borcunu tamamen kapatmadığı gibi, 2013’te bölge için ayırdığı yatırım miktarını da düşürdü. Bunun üzerine Kuzey Irak’taki Bölgesel Kürt Yönetimi Doğal Kaynaklar Bakanlığı danışmanı Eli Belo, Kürt bölgesinde faaliyet yürüten yabancı petrol şirketlerinin ödeneklerinin Irak hükümeti tarafından ödenmemesi nedeniyle, Kürt Hükümeti'nin petrol ihracatını durdurduğunu açıkladı.

Peki, Kuzey Irak’ta hangi ülkelere ait şirketler var. Bunlar; Türk-İngiliz ortaklığı Genel Enerji ve Norveçli DNO International şirketleridir. Yaklaşık günde 200 bin varil üretim yaparken bugün bu rakam 3 ila 4 bin’e düşmüştür. Yetkililerin, “Bunu bir jest olarak yapıyoruz. Mucize olur da Bağdat, eylül ayında yapılan anlaşmadaki taahhütleri yerine getirir diye tamamen kapamadık” dedikleri belirtiliyor. (Hürriyet)

Gerek Irak’taki iki yönetim arasında, gerekse Türkiye-Irak arasında gerilimin nedeni aynı zamanda Enerji Bakanı Taner Yıldız’ın, Erbil’e uçağının inmesine izin verilmemesinin nedeni Amerika’dır. Çünkü Irak’ta kesinleşmiş 143.1 milyar varillik petrol rezervi bulunuyor. Bunun 45 milyar varillik bölümü de Kuzey Irak’ta yer alıyor. Amerikan şirketi olan Exxon ve Chevron gibi uluslararası petrol şirketlerinin Bölgesel Kürt Yönetimi ile imzaladıkları sondaj anlaşmaları bulunmaktadır. Yani ABD, Irak işgalinde kendisinin 10 koyup 1 aldığını dolayısı ile aslan payının kendisine ait olması gerektiğini düşünüyor ve sadık adamı Maliki’yi devreye sokarak kriz çıkarıp antlaşmaya boyun eğmelerini istiyor. Bugün Beyaz Saray’ın 10 katı büyüklüğünde Irak’ta ABD elçiliği bulunmaktadır. Ayrıca ABD’nin güvenlik şirketleri adı altında Irak’ta binlerce askeri bulunmaktadır ve Irak’ta bu yönetici kılıklılar sayesinde istediği gibi at oynatmaktadır. 

Müslümanların maslahatlarını gerçekleştirmek yerine kâfir devletlerin çıkarları için çalışan, onlara boyun büken, izzeti ve şerefi onların yanında arayan, gerçek sahibi İslam ümmeti olduğu halde, Petrol ve Doğalgaz rezervlerini Batılı devletlere peşkeş çeken bu yöneticilerdir. Üç beş kuruşluk kira bedeli karşılığında geçiş güzergâhı olan, sömürgeci devletlere her türlü kolaylığı sağlayan bu yöneticileri muhakkak ümmet gözetlemektedir. Devrik liderlerin yanına göndermek için yakın zamanda gelecek olan o kutlu doğumu beklemektedir. 

وَمَا ذَلِكَ عَلَى اللَّهِ بِعَزِيزٍ “Bu Allah için hiç zor değildir.” (İbrahim 20)


Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz