İMRALI SÜRECİNDE PARADİGMA DEĞİŞİKLİĞİ VE PARİS SUİKASTI

Osman Yıldız

Bu ayın ve geçtiğimiz ayın Türkiye’deki en önemli gündem maddesi hiç şüphesiz Kürt meselesidir. “Cumhuriyet sorunu” Kürt meselesini doğurmuş ve o günden bugüne bu meseleyi çözecek doğru düzgün bir siyaset ortaya konulamamıştır. Siyasiler Kürt meselesinin çözümü için konuyu hep “güvenlik güçlerine” havale etmişlerdir. Bu da daha çok bölge halkına kan, acı ve gözyaşı olarak geri dönmüştür. Yıllarca bu asimilasyon politikalarını uygulayan devlet Kürt halkını yok saymış ve Türkleştirme politikaları izlemiştir. Aslında Türkiye Cumhuriyeti, Kürt olsun Türk olsun her kesimden insana zulmetmiştir. Fakat Kürt halkı sistemin tüm ayakları tarafından ezilmiştir. Mesela bu sistemin milliyetçi ayağı Kürtleri, Kürt olduğu için ezer. Laiklik ayağı Müslümanlıktan vazgeçmediği için ezer. Kapitalist ayağı fakir olduğu için ezer. Dolayısıyla yazımın başında da belirttiğim gibi aslında sorun Cumhuriyet’in kendisi ve üzerine kurulduğu esaslarıdır. Bu sistem değişmediği sürece de insan fıtratına uygun bir çözüm bulunamayacaktır. 

AKP’nin izlediği yeni sürece gelince daha doğrusu “İmralı süreci” diye etiketlenen hükümetin, CHP’nin, STK ve tüm basın-medyanın destek verdiği bu görüşmeler ne anlam ifade ediyor? Abdullah Öcalan’la daha önceleri ve Oslo sürecinde de görüşmeler yapıldığı bilinmesine rağmen bu yeni görüşmelere bu kadar önem verilmesinin sebebi nedir? 

Bilindiği üzere daha önceleri devlet, hem İmralı ile hem Avrupa ile hem de Kandil ile görüşmeler yapıyordu. Bu defa ise sadece Öcalan sürece dâhil edilmiyor ya da bu meselenin çözümü için görüşülmüyor, bu defa Öcalan sürecin merkezine alınıyor. Öcalan üzerinden hem Avrupa hem Kandil hizaya getirilmek isteniyor. Bu sürece nasıl gelindiğini anlamak için şöyle bir geçmişe dönmekte fayda var. Abdullah Öcalan ile görüşme konusunda strateji değişikliğine yol açan temel gelişme 26 Eylül 2012 tarihinde Başbakan Erdoğan’ın Kanal 7 televizyonunda katıldığı bir programdan önce yaşandı. Yayına geçilmeden önce Başbakan’ın kabine üyelerinden etkili bir isim AK Parti Genel Merkezine gelerek Başbakan Erdoğan ile kısa bir görüşme yaptı ve Abdullah Öcalan’ın notunu kendisine iletti. Öcalan’ın “Devletin ve PKK’nın içindeki bazı gruplar sizi ve beni tasfiye etmek istiyorlar, izin verin çözüme katkı sunayım” notunu alan Başbakan, “Ada’yla görüşmeler yeniden başlayabilir” şeklindeki açıklamayı yaptı. (Hürriyet) Öcalan ile yapılan görüşmelerin nasıl ilerleyeceği noktasında ise birçok yorumlar yapılmaktadır. Ama ağırlık kazanan yöntem ise basamaklı yöntemdir. Yani her iki tarafta karşılıklı güven içinde ilerleme kaydedecek. Birinin atması gereken adım varken diğeri bekleyecek. Adım atılmadığı müddetçe ilerleme olmayacak.

Atılacak adımlar içinde birincisi Öcalan’ın PKK’yı çatışmasızlık sürecine çağırması olacak.  Öcalan, PKK’ya bir mektup yazacak ve onu çatışmasızlık sürecine ikna edecek.

İkinci adım olarak hükümet 4. Yargı Paketi ile terör suçlamasına “şiddet kriteri” geleceği için şiddete bulaşmamış binlerce KCK’lıyı serbest bırakacak. Bu aşamada PKK, Türkiye sınırları içinde bulunan 4 bin civarında militanını Türkiye sınırları dışına çekeceğini açıklayacak. 

İlk iki adımın sağlıklı bir şekilde yerine getirilmesinden sonra PKK ile silahların bırakılması için görüşmeler başlayacak. Son olarak da silahlar bırakılacak. (Dünya Bülteni) 

Aslında Abdullah Öcalan’ın AİHM’ne vermiş olduğu 15 Ağustos 2009 tarihli ‘Yol Haritası’nın sonundaki “Eylem Planı” bize nasıl yol alınacağı noktasında bilgiler vermektedir. Üç aşamalı olarak belirtilen yol haritasında şunlar geçmekteydi:

1.) PKK’nın çatışmasızlık ortamını kalıcı olarak ilan etmesi: Bu aşamada tarafların provokasyonlara gelmemeye, güçleri üzerindeki kontrolü sıklaştırmaya ve kamuoyunu hazırlamaya devam etmeleri gerekir. 

2.) Hükümetin inisiyatifiyle TBMM’nin onayından geçmiş ve hazırlayacağı önerilerle hukuki engellerin kaldırılmasına yardımcı olacak bir Hakikat ve Uzlaşma Komisyonu’nun teşkil edilmesi: Komisyonun teşkilinde tüm taraflar arasında azami muvafakat aranacaktır. Bu komisyonda yapılacak itiraflar ve savunmalara bağlı olarak bir af müessesesi önerilerek, TBMM’ye sunulacaktır. Yasal engellerin bu biçimde kaldırılması halinde, PKK yasadışı konumdaki varlığını ABD, AB, BM, Irak Kürt Federe Yönetimi ve Türkiye Cumhuriyeti yetkililerinin içinde bulunacağı bir kurulun denetiminde Türkiye sınırlarının dışına çıkarabilecektir.

3.) Demokratikleşmenin anayasal ve yasal adımları atıldıkça tekrar silahlara başvurmanın zemini kalmayacaktır: Başta PKK’de görev almış olanlar olmak üzere, uzun yıllardan beri sürgün yaşayan, vatandaşlıktan çıkarılmış ve mülteci konumuna düşmüş olanların peyderpey yurda dönmesi başlayacaktır. (AİHM’e sunulan yol haritası)

Gelinen noktada devlet Öcalan ile görüşmeleri tekrar başlattı. Gemi arızalı diye Öcalan ile görüşmelere izin verilmiyordu. Tamir edilen gemi şimdi tekrar yola çıktı ve BDP de bu sürece dâhil edildi. Adımlar karşılıklı olarak atılacağı için şimdi sıra Öcalan’a geldi. Bakalım Öcalan Avrupa’ya, Kandil’e ve BDP’ ye sözünü geçirebilecek mi? Çünkü bu aynı zamanda Öcalan’ın liderliğinin ve gücünün sınanması anlamına da geliyor. 

Cumhuriyet kurulduğunda kendisine belirlediği iki düşmandan birincisi olan İslam tehlikesini AKP, demokratikleşme, modernleşme ve ılımlılaştırma yoluyla siyasi bir mesele haline getirip nasıl istismar etmeye çalıştıysa yine bir güvenlik sorunu olarak algılanan Kürtçülük problemini PKK’yı tasfiye ve zayıflama sürecine terk edip demokratik partiler yolu ile siyasi zemine çekerek hal yoluna gitmek istedi. Bunun için bir takım göstermelik adımlar da attı. Özellikle Kürtçe yayın yapan kanallar vs. Fakat bu süreç çok fazla işlemedi. PKK ve BDP bu adımları yeterli bulmadı ve şiddet devam etti. AKP’nin bu dönemdeki attığı adımlar GDO’lu ürünlere benzetildi. Bunun üzerine AKP strateji değişikliğine gitti ve Oslo süreci gündeme düştü. Yani gizli olarak PKK’nın bileşenleri ile görüşmelere başlandı. İkinci süreç diyebileceğimiz bu dönemde daha çok özne Avrupa ve Kandil’di ancak Silvan saldırısıyla son buldu ve şiddet yeniden başladı. Buradan da bir sonuç alamayan AKP bu defa tüm riskleri göze alarak Öcalan ile görüşmeye yönelik kamuoyunu hazırladı. Kısmen kamuoyunu da bilgilendirerek merkeze Öcalan’ı yerleştirdi ve şartlı olarak görüşmelere başladı. Bundan sonra Hükümet ve İmralı’nın direktifi ile PKK’nın atacağı adımları hep beraber göreceğiz. Aynen satranç oyunu gibi sırası ile birbirine karşı hamle yapacaklar. Öcalan, BDP ve MİT üzerinden Kandil ve Avrupa’yı hazırlarken Hükümette hem kamuoyunu hem de atılacak hukuki adımları atmaya başladı. Mesela İmralı’da dâhil olmak üzere asker cezaevi güvenliğinden artık sorumlu olmayacak buralar sivil memurlara verilecek. Yine Bakanlar Kurulu’na gelmesi beklenen 4. Yargı paketi içeriğinde neler olacağı merak edilen diğer bir husus olarak karşımızda durmaktadır. 

Tüm bu gelişmeler yaşanırken bir anda Fransa’da öldürülen 3 PKK’lı gündeme düştü. PKK’yı 1978 yılında Diyarbakır'ın Lice ilçesi yakınlarında kuran isimler arasında bulunan Sakine Cansız ile örgütün Avrupa’daki önemli isimlerinden KNK Paris temsilcisi Fidan Doğan ve Leyla Söylemez, Fransa’nın başkenti Paris’te öldürüldü. Bunun üzerine hem hükümet kanadından hem de BDP ve Zübeyr Aydar’dan suikast ile ilgili peş peşe açıklamalar gelmekle birlikte birçok iddialar ortaya atıldı. Şimdi bu iddialara şöyle bir göz atalım.

1- PKK içindeki müzakere karşıtları yaptı: PKK’nın içerisinde bir iç hesaplaşmada müzakereye karşı olanlar Sakine Cansız üzerinden mesaj verdiler.

2- Müzakere yapılmasını istemeyenler yaptı: Bilindiği üzere daha önce Oslo görüşmeleri basına sızdırılmıştı. Oslo’yu kim sızdırdı ise suikastı o yapmıştır. Bu da hem devlet hem de PKK tarafından biliniyordur.

3- Türkiye derin devleti yaptı: Kürt sorununun güvenlik sorunu olarak kalmasını isteyen ve müzakerelere karşı olan Türkiye derin devleti yapmıştır. 

4- Yabancı devletlerin ajanları yaptı: Müzakere sürecinden rahatsız olan yabancı ajanlar yapmış olabilir.

5-İran yaptı: Türkiye'nin Kürt sorununu çözmesi Türkiye'nin bölgede tek güç olmasını sağlar. Bu nedenle İran yapmış olabilir. Daha önce de oldu. (Ahmet Türk)

6- PKK içerisinde para ve güç hesaplaşması olabilir: PKK’nın uyuşturucu ve yardım nedeniyle Avrupa’da büyük bir sermayeye sahip olduğu, suikastın paranın yönetimindeki anlaşmazlık ve pay kavgası nedeniyle yapılmış olabileceği şeklindedir.

Bir açıklamada Fransa Cumhurbaşkanı Hollande’dan gelmiştir. Hollande; "Dehşet verici bir olay. Öldürülen üç kişiden biri sık sık bizimle görüşmeye geldiği için hem benim hem de birçok siyasi aktörün tanıdığı bir isim” diyerek yorumda bulunmuştur. 

Özellikle Sakine Cansız’ın o gün olay yerinde bulunarak öldürülmüş olması İmralı ile görüşmelerin hedef alındığı yorumlarına neden olmuştur. Sakine Cansız değil de diğer iki isim öldürülmüş olsaydı acaba aynı ilişki tekrar kurulur muydu?

Sakine Cansız her ne kadar PKK’nın kurucuları arasında yer almış olsa da onun PKK içerisindeki konumu son aşamada çok farklı idi. Cansız, PKK’nın siyasi çalışmalarına katılmıyordu. KCK ve PKK’nın görev veya karar verici mekanizması içerisinde de değildi. Yine Cansız’ın ne İmralı sürecine ne de geçmişte Oslo sürecine karşı çıkmadığı bilinmektedir. PKK’nın Avrupa sorumlusu Zübeyr Aydar’ın açıklamasına göre Cansız, para trafiğinin hiçbir halkasında da yer almıyordu. Yine Avrupa’daki önemli isimlerden Remzi Kartal, Cansız’ın, Oslo sürecinin hiçbir aşamasında yer almadığını belirtmiştir. Sakine Cansız, KNK (Kürdistan Ulusal Kongresi) üyesiydi ve sosyal politikalarla ilgileniyor, kadın hareketi içinde faaliyetlerini sürdürüyordu. Yine bir diğer ayrıntı ise Sakine Cansız’ın aslında Fransa’da yaşamıyor olmasıydı. Cansız, Kürdistan Enformasyon Bürosu’nda çalışmıyordu ve Fransa’ya iltica davasını takip etmek için gelmişti. Yani Cansız Almanya’ya gitmek üzere iken büroya uğradı ve orada saldırıya uğradı. Tüm bu veriler ışığında Cansız’ın asıl hedef olmadığı, aslında asıl hedefin Hollande’ın de tanıdığı Avrupa’da lobi çalışmalarını yürüten Fidan Doğan olma olasılığı çok yüksek. Dolayısıyla burada aslında mesajın gönderildiği adres İmralı görüşmeleri değil aslında mesajın gönderildiği adres PKK’dır. Diğer bir gerçek ise böyle bir suikastı ancak istihbarat ajanları yapabilir. 

Sözün özü, Fidan Doğan üzerinden PKK’ya mesaj göndermek istenirken Cansız ile birlikte de İmralı görüşmelerine bir mesaj gönderilmiş oldu. 


Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz