ŞAM’IN BASİRETİ OYUNU ÇÖZÜNCE...

Mahmut Kar

Aylardır Suriye’de taş üstünde taş bırakmamak hırsı ve kini ile Müslümanlara saldıran Baas ordusu ve kana doymayan Beşşar'ın şebbihaları şimdi daha rahat öldürüyorlar. Çünkü hem Yahudi varlığı “İsrail’in” Gazze’ye saldırısı hem de Suriye’de devrimin asıl sahiplerinden çalınması için yeni oluşturulmuş olan Suriye Devrim ve Muhalefet Güçleri Ulusal Koalisyonu’nun kurularak işlevsel hale getirilmesi Suriye’de yaşananları dünyanın gözünden uzaklaştırdı. Müslümanların kanı o kadar ucuz heba ediliyor ki, bir beldedeki dökülen kanın üstü diğer bir beldedeki kan ile örtülmeye çalışılıyor. Aynen Şeyh Takiyyuddin en-Nebhani’nin şu sözü bugün zuhur ediyor: "Kâfirler ümmetin bir gerçeğini diğer başka tüm gerçekleri örtmek için kullanıyorlar." Evet Kudüs’den Mescid-i Aksa’dan, işgal edilmiş mahzun ve mazlum topraklardan, Müslümanların en yumuşak karnı olarak yıllardır acıyı ve sevinci birlikte yaşamayı öğrendikleri kutsal beldeden bahsediyorum.

Sizlerinde son dönemde şahit olduğu üzere Yahudi varlığı “İsrail” yine Gazze’ye saldırdı. Yine bu kutsal toprakların yılmaz koruyucularından bir muttaki komutan daha aynı şeyh Ahmet Yasin ve Abdülaziz Rantisi gibi suikasta uğrayarak şehit edildi. Şehit edilen bu iki komutan gibi Ahmed Caberi de Hamas’ın askeri kanadı olarak bilinen İzzettin Kassam Tugayları’nın komutanıydı. Ahmed Caberi de diğer iki şehit gibi İslam’ın toprağı olan Filistin toprakları üzerinde Yahudi varlığı ile masaya oturmanın haramlığına inanıyor ve bu şekilde hareket ediyordu. Hamas’ın 2006’da seçimlere girmesini istemeyen nadir muhlis komutanlardan biriydi. ABD’nin Filistin ve “İsrail” sorunu için yıllardır gündemde tuttuğu ama bir türlü hayata geçiremediği iki devletli çözüm için “İsrail’in” Gazze’ye vurması gerekiyordu. Ta ki, bu saldırıya karşılık verilsin ve tarafları bir araya getirecek aracı kurumlar ve kişiler devreye girsinler, barış ve ateşkes anlaşmaları yapılsın, tarafların bir araya getirilmesini sağlayan aracı devletler ve yöneticiler barizleşsin ve Müslümanların dökülen kanları üzerinden suni zafer naraları atılsın.

Yaklaşık 64 yıldır kanayan bir yaradan nemalanan İslam beldelerinin hain yönetimlerinin hâlâ bu kandan beslendiklerine şahit oluyoruz. Akıtılan bu kan önce Arapların kanı olarak, sonra Filistinlilerin kanı olarak, en sonda Gazzelilerin kanı olarak yere döküldü. Aslında dökülen bu kan Müslümanların kanıydı. Filistin sorunu ne Arapların, ne Filistinlilerin nede Gazzelilerin sorunuydu. Filistin sorunu İslam’ın ve Müslümanların sorunuydu. Bu sorunu çözebilmek için basiret üzere olmak gerekiyor. Hamaset ve maslahat bu sorunu kökünden çözmeye yaramaz. Siyasi uyanıklık işte tam da burada gerekiyor. İslam Ümmeti’nden siyasi kitle, parti ve oluşumların basiret üzere siyasi bir uyanıklığa sahip olamamaları sorunu doğru tespit edememelerini ve çözümü de yerine koyamamalarını getirdi.

İşte tam da burada basiret ve uyanıklığın işaretlerini gördüğümüz Şam ehlinin ortaya koyduğu tavrın ve duruşun konuşulma zamanı geldi. Şam ehlinin bu oyunu çözüp gerçekten ümmetin umutla beklediği zaferi getirebilecek olmasının konuşulma zamanı geldi. Bugüne kadar ortaya koyduğu tavırla kâfirlerin tüm planlarını boşa çıkaran bu basiret yeni kirli planları da görüp oyunu çözerek küfrün burnunu yere sürtebilecek mi? Oyunu bozmak değil çözmek kavramını kullanıyorum. Çünkü Şam ehli bu oyunun içinde değil ki oyunu bozsun. Şam ehli ve muhlis Müslüman gruplar bu oyunun dışında kalmaya devam ettikleri için kâfirler şaşkınlık ve endişeye kapılıyorlar.

Suriye de Yeni Oyun

Suriye’deki ağır katliam ve yok etmeyi İslam Ümmeti’nin gözlerinden, hislerinden ve gündeminden uzaklaştırmaya çalışmak için sadece Gazze şehitleri masaya yatırılmıyor. Aynı zamanda yaklaşık iki yıla yakın bir zamandır Suriye’de Baas yönetiminin yerine aranan alternatif bulunamayınca sonunda tecrübe ile meşhur yeni Amerikan planı masaya kondu. Afganistan’daki Hamid Karzai, Somali’deki Ahmet Şerif modelleri gibi yeni Suriye modeli devreye girmiş oldu. Suriye Devrim ve Muhalefet Güçleri Ulusal Koalisyonu oluşturuldu. Oyuna dahil edilmek üzere cepheden bazı temsilcileri de koalisyonunun çatısı içine aldılar. Koalisyonun başına halkın sevebileceği İslami kimliği ön planda olan bir isim getirildi. Ahmed Muaz el-Hatip hakkında çok şey yazıldı çizildi. Onun için biz Ahmed Muaz el-Hatib’in şahsı hakkında değil kurulan bu koalisyonun işlevi hakkında kısa değerlendirmemizi yapacağız. Aynı zamanda bulunduğumuz topraklardan Müslümanların bu oyunu izleyip nasıl değerlendirdiklerine bakacağız. Bu hatalı yaklaşımlardaki sorunun asıl sebeplerini irdelemeye çalışacağız. Son olarak da Müslüman kitle ve cemaatler bu devrime düşünsel ve eylemsel manada nasıl katkı sağlayabilirler diyerek Şam’ın basiretinin oyunu çözmesi için Rabbimize yalvaracağız.

Suriye Ulusal Koalisyonunun İşlevi ve İşi

1.) Geçici taşıyıcılık rolü: Öncelikle şunun tespitini bugünden yapmalıyız ki, devrim, ABD ve bölge ülkelerinin isteği doğrultusunda, ama her ne şekilde olursa olsun tamamlandığında, Suriye Ulusal Koalisyonu diye bir şey kalmayacak. Onun işi ve işlevi devrimi Batı’nın isteği doğrultusunda güvenli bir şekilde demokratik geçiş yolu ile nihayete erdirmek. Ne Ahmed Muaz el-Hatib ne de koalisyona katılan cepheden başka bir direniş hareketinin lideri veya üyesi Baas sonrası oluşturulacak yeni Suriye yönetimi için söz sahibi olamayacak. Eğer koalisyon temsilcileri ve direniş grupları bunu görebilirlerse oyunu çözebilirler. Bu sadece meseleye birazcık olsun real siyasi uyanıklık ve basiret üzere bakmayı gerektirir. Bunu şunun için söylüyorum: Suriye Batı’nın hızlı ve kolay bir şekilde demokratik geçiş ile esaslı değişikliklerini kabul edecek bir ülke değil. Yani kâfirler Suriye’ye bu konuda çok güvenemiyorlar. ABD, Rusya, İran ve hatta Türkiye yöneticileri rejimin kalması ve sadece isimlerin değişmesi yönünde ittifak etmiş durumdayken, Menaf Telas, Faruk Şara ve Riyad Hicab gibi isimler Esed’in alternatifi olarak teklif edilmişken tüm bunların öylesine teklifler olduğunu düşünmek saflık olur.  Dolayısıyla eğer rejim kalacaksa bu rejimi en iyi tanıyanlar yine bu işin başına getirilecekler. Suriye Ulusal Koalisyonu ve Muaz el-Hatib ise eğer bu oyunu göremezse sadece Suriye devriminin çalınmasına hizmet etmiş olarak tarihe geçmiş olacak.

2.) Birleştiricilik ve Parçalayıcılık Rolü: Koalisyon Suriye’de rejime karşı mücadele eden gruplar üzerinde iki rol üstlenmiş gözüküyor. Birleştiricilik ve parçalayıcılık rolleri birbiri ile ilişkili iki rol özelliği taşıyor. Koalisyon direniş grupları içerisinde demokratik ve liberal düşüncelere sahip liderleri ve komutanları bir çatı altında birleştirmeyi ve kontrol altına almayı amaçlamaktadır. Ta ki, Esed’in devrilmesi için gerekli silah ve mühimmat yardımlarının koordinasyonu kontrollü güvenli bir şekilde yapılsın. Aynı zamanda savaşın uzaması, kış şartları, gelen yardımların önünün kesilmesi ile direniş gruplarının pazarlığa mahkûm edilmek istenmesi ve Baas’ın ağır katliamlarının devam etmesi halk ve devrimciler üzerinde ayrışmaları ve ihtilafı da beraberinde getirmesi isteniyor. Dolayısıyla koalisyon bu süreci parçalama yönünde kullanmak istiyor. Direniş grupları arasında bugüne kadar devam eden insicam ve yardımlaşmayı kırmak için ayrıştırma ve parçalama stratejisini güdüyor. Halk ile direniş grupları arasındaki dayanışma ve yardımlaşmayı zedelemek için koalisyonu hiçbir şekilde tanımayan ve tanımayacak olan gruplar hakkında olumsuz söylentiler başlatıyor. Öyle ki, Batılı ve bölgesel devletlerin devrime karşı kullandıkları el-Kaide ve terörist gruplar argümanını koalisyonda kullanmak zorunda kalıyor. Hatta daha silahlı direnişin yeni başladığı dönemlerde yaptığı bir açıklamasında “Baas ordusu ile mücadelemiz sonuçlandığında İslamcılar ile mücadelemize devam edeceğiz” diyen ÖSO’nun komutanı Mustafa Şeyh’in bu açıklamasının uygulamaya konulacağına ilişkin işaretler bile veriliyor. Bağımsız ama sağlam kaynaklara göre direniş grupları içerisinde İslam Devleti, Hilafet Devleti talebi olanlara karşı büyük bir ambargonun uygulamaya konulduğu söyleniyor. Hatta ÖSO gibi koalisyonu tanıyan yapılar içerisinden özellikle Baas’dan ayrılarak komuta merkezi oluşturmuş olanlar, çatısı altındaki diğer küçük gruplardan şunu isteyebiliyorlar: “Gerekirse İslam Hilafet Devleti isteyen yapılar ile savaşılacak.” Rabbimiz Suriye kıyamını bu tür fitne ve çatışmalardan muhafaza eylesin.

3.) Zaman Kazandırma Rolü:  Baas ordusunun her geçen gün güç kaybetmiş olması rejimin her an düşebileceği anlamını taşıyor. Dolayısıyla rejimin kontrolsüz bir şekilde yıkılmış olması Batı için çok büyük bir tehlike arz ediyor. Öyle ki bu endişe Türkiye sınırına Patriot füze rampalarının yerleştirilmesini dahi gerekli kıldı. Dolayısıyla koalisyonun oluşturulması ile Suriye devrim sürecinde yeni bir siyasi girişim başlatılmış oldu. Bu girişim ile koalisyonu resmen tanıyan direniş hattındaki gruplar üzerinden baskı hafifletilecek ve Baas’a nefes alması için zaman tanınacak.

Türkiye deki Yaklaşımlar ve Sebepleri

Suriye devrimindeki gelişmeleri başından beri takip eden ve bir tavır belirleyen Müslümanlar, ya direniş cephesi kırılıyor safsatası gibi mezhepçi saçma ve akıl kârı olmayan bir yaklaşım ile bu devrimin karşısında Baas’ın yanında yer aldılar ya da devrimi desteklemekle beraber bu devrimin İslami kökten bir değişim ile değil merhalecilik ile demokratik bir değişim yönünü seçtiler. Özellikle Türkiye’de Müslümanların sahip olduğu iman ve basirete güvenen, Allah’ın inayetine tam bir teslimiyet ile inananlar ise az sayıda maalesef. Baas rejiminden yana taraf alıp komplocu tavır takınan yaklaşımları değerlendirmeye değer görmüyorum. Lakin hem devrimin yanında olmak hem de devrimi çalmaya çalışan Batı ve işbirliği içindeki yönetimlerin alternatif modellerinin yanında olmak ne ile izah edilir bu konuda bazı sorunlar tespitler ortaya koyarak meseleye kafa yormaya veya kafa yordurmaya çalışacağım.

Öncelikle bu yaklaşım biçiminin hangi sebepten oluştuğuna dair bazı tespitleri sizlerle mülahaza edelim.

A: Baştan beri İslam’ın bir yönetim biçiminin olmadığını dillendirme hatasında ısrarcı olmak ve Müslümanların İslami bir devleti ikame edeceklerine dair inancın olmaması.

B: Devrimlerin ve özellikle Suriye devriminin temel dinamiklerindeki tespitte hata içinde olmak. Bunu şöyle izah edebiliriz: Devrimleri özgürlük, adalet, eşitlik vs kavramlarla açıklamaya çalışmak, devrimin evirileceği yönü de doğru tespit edememeyi getirir. Halbuki özellikle Suriye devrimi İslami temel dinamiklere dayalı bir başkaldırı olarak başlamıştır.

C: Tunus, Mısır ve Libya’da gerçekleşen devrimciklerin bu zihniyetlerde oluşturduğu tatmin ve başarı sarhoşluğu.

D: Konjonktürel ve mezhebi akımsal olarak Suriye devriminin yanında mı yoksa karşısında mı olmak gerekir noktasında ki gitgeller.

E: Amerikan emperyalizminden Rus emperyalizmine dair denge politikası içinde bir taraf seçmek zorunda kalmak. Suriye konusunda oluşturulmuş olan devrim tarafında olan ABD ve Körfez ülkelerinin oluşturduğu blok ile Baas’ın yanında duran Rusya, Çin ve İran’ın oluşturduğu suni blok oyununda bir taraf seçmiş olmak büyük bir hata olarak görülüyor. Öyle ki, bu süreçte tüm suç Baas’ın yanında olan İran ve Rusya ya atılarak ABD temize çıkarılmış oldu.

F: Reel-İslamist politikanın üretilmesi. Türkiye’de Ak Parti hükümetinin hem iç siyasette hem de dış siyasette yürürlüğe koyduğu tüm politikaları reel politik çerçeve içerisinde meşru olarak kabul etmek Suriye konusunda Müslümanları da hataya sürükledi. Çünkü Türkiye’nin ABD’den bağımsız ve temiz bir Suriye politikası hiç olmadı.

G: En önemlisi süreci doğru bir şekilde değerlendirecek İslami siyasi mefhum ve bakışlardan yoksun olmak.

Tüm bunları değerlendirdiğimizde bugün Müslüman cemaatlerin ve liderlerin bu süreçte neden ve nasıl bir hata içinde olduklarını görebiliyoruz. Müslümanlar fikri veya siyasi herhangi bir meselede İslami net ve açık bir esas üzere tavır almadıkları zaman nelerle karşılaşacaklarını bilemezler. Eğer vakıacı ve konjonktürel hareket ederlerse dün Suriye’de şehit oldukları için gıyabi cenaze namazı organizasyonları düzenledikleri samimi Müslüman kardeşlerini bugün fitne çıkaran aşırı terörist gruplar olarak görebilirler. Yine iki yıl geçmiş olmasına rağmen Suriye’de yaşanan katliam hakkında bir tek söz söylemeyen kanaat önderleri bugün real politika gereği: “Biz ‘bebek yüzlü katil’ Esed’in zulmüne bin kez hayır demesini de biliriz. Malatya’daki füze üssüne de hayır demesini biliriz. Eğer İran Esed’in yanında olursa İran’ın karşısında oluruz; İran Amerika’nın karşısında olursa İran’ın yanında oluruz. Eğer Hizbullah askerleri Esed’e destek verirse biz karşılarında dururuz ama İsrail ile karşı karşıya gelirlerse yanlarında, canlarında oluruz.” diyebilirler.

Müslümanların Suriye Devrimine Katkısı ne Olmalı

Müslümanlar olarak bizler uzaktan sadece konuşmakla mı yetinmeliyiz. Yoksa Suriye’de sıkıntı ve mağduriyet içerisinde olan kardeşlerimize destek olmakla mı yetinmeliyiz. Yoksa fiili olarak onlara yardıma mı koşmalıyız.  Elbette ki kardeşlerimizin ihtiyaç ve sıkıntılarını gidermek için çalışmalıyız. Eğer onlar üzerlerindeki baskı ve katliamları kaldırabilecek yeterli güce sahip değilseler önce İslam beldelerindeki yöneticileri bu baskıyı kaldırmaları için harekete geçmeye çağırmalıyız. Tüm bunları yapmakla beraber bizler Suriye devriminin İslami Hilafet Devleti ile neticelenmesi için gayret göstermeli, devrimin İslami bir netice ile sonuçlanması için asla merhaleci değil ama kuvvetli adımlarla ilerleyecek projeler sunmalıyız.

Cemaat ve gruplar üzerinde tevhide değil yönetimi belirleme ve birleme de tevhide çağrı yapmalıyız. Suriye’de direniş gruplarının arasına fitne tohumlarının ekilmesi Batı’nın kirli planlarından bir plandır. Direniş komutanlıklarının başındaki Müslüman şahsiyetlerde oluşacak enaniyet kesinlikle Batı’nın bu kirli planına hizmet eder. Bu sebeple tüm hizblerin birleşmesine değil yönetimin ikame edilmesi noktasında birleşmeye davet etmeliyiz. Müslümanlar olarak bizler Batı’nın Suriye Ulusal Koalisyon üzerinden alternatif olarak sunduğu demokratik geçiş planına karşı İslami alternatif yönetim modeli olan Hilafet Devleti modeli üzerinde Suriye’deki grupları ve halkı birleşmeye çağırmalıyız.

Eğer Suriye halkı ve cephedeki direniş grupları kirli plan ve oyunları çözerek bu birliği sağlayabilirlerse yeni bir tarih sayfasının açılacağını hepimiz çok iyi bilmeliyiz. Bizler şunu çok iyi bilmeliyiz ve görmeliyiz: Filistin topraklarının işgalden kurtulması ancak Şam ehlinin bu basireti ile sağlanır. Afganistan ve diğer İslam topraklarının işgalden ve talandan kurtarılması Suriye Devrimi’nin ne ile neticeleneceğine bağlıdır.

O halde hiç kimse bizi Batı ve Batı’nın sahte gücü ile korkutmasın. Hiç kimse Suriye halkının bedel ödeyerek elde etmiş olduğu bu başarıyı heba edecek kirli entrika ve oyunlarına pirim vermesin. Kâfirler kurulacak olan Hilafet Devleti’nin gücünden duydukları korku ile ne yapacaklarını şaşırmış durumdalar. O halde size ne oluyor da kâfirlerin kalbine korku salan ve Müslümanları kalkanı ile koruyacak olan Hilafet Devleti’nin ikame edilmesinden bu kadar korku duyuyorsunuz.

İsrail oğulları ile Musa Aleyhisselam arasında geçen şu konuşma Suriye’deki durumu ne kadar da güzel özetliyor: 

قَالَ مُوسَى لِقَوْمِهِ اسْتَعِينُوا بِاللّهِ وَاصْبِرُواْ إِنَّ الأَرْضَ لِلّهِ يُورِثُهَا مَن يَشَاء مِنْ عِبَادِهِ وَالْعَاقِبَةُ لِلْمُتَّقِينَ

“Musa kavmine: ‘Allah'tan yardım dileyin ve sabredin. Gerçek şu ki, arz Allah'ındır; ona kullarından dilediğini mirasçı kılar. En güzel sonuç muttakiler içindir.’ dedi.” (Araf 128)

قَالُواْ أُوذِينَا مِن قَبْلِ أَن تَأْتِينَا وَمِن بَعْدِ مَا جِئْتَنَا قَالَ عَسَى رَبُّكُمْ أَن يُهْلِكَ عَدُوَّكُمْ وَيَسْتَخْلِفَكُمْ فِي الأَرْضِ فَيَنظُرَ كَيْفَ تَعْمَلُونَ

“Dediler ki: ‘Sen bize gelmeden önce de, geldikten sonra da eziyete uğratıldık. Musa: ‘Umulur ki, Rabbiniz düşmanınızı helak edecek ve sizleri yeryüzünde halifeler (egemenler) kılacak, böylece nasıl davranacağınızı gözleyecek’ dedi.” (Araf 129)


Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz