HER YÖNÜYLE HAZIR MUHLİS BİR LİDERLİK; HİZB-UT TAHRİR

Serdar Yılmaz

Müslümanlar, tam bir asır önce tüm varlıklarını derinden sarsan, ülkelerini paramparça eden, toplumlarını fırkalara ayıran çok şiddetli bir sarsıntı geçirdiler. Bu sarsıntı sonucu İslâm; hayat, devlet ve toplumda uygulama sahasından uzaklaştırıldı. Müslümanlar ruhlarını kaybederek, ümmet ise canlılığını yitirerek adeta ceset hâline geldiler.

Evet, İslâm ümmeti olarak geçirdiğimiz bu sarsıntı Hilâfet Devleti’nin yıkılmasıydı. Hilâfet Devleti yıkıldıktan sonra İslâm ümmeti, çeşitli yeni oluşumlarla birlikte küçük devletçiklere bölündü. Bu devletçikler önce doğrudan doğruya küfür devletlerinin boyunduruğuna girdiler. Daha sonra kafir devletlerle işbirliği hâlindeki Müslüman kökenli ajanların yönetimine geçtiler. Sonuçta bütün İslâm beldelerinde küfür rejimleri eliyle küfür hükümleri uygulanmaya başlandı.

Allah Rasulü’nün ifadeleriyle; Müslümanların kalkanı parçalanmış, asası kırılmış ve cemaatleri dağıtılmıştı. Artık korumasız ve savunmasız kalan Müslümanlar, üst üste gelen sarsıntılar ve darbelerle şaşkına döndüler.

Sömürgeci kafirlerin desteği ve işbirlikçi Arap yöneticilerinin entrika ve hileleriyle, mukaddes İslâm topraklarında “İsrail” denilen Yahudi otoritesi tesis edildi. Birçok İslâm toprağı fiilî olarak işgal edilirken, geriye kalanlar kültürel olarak işgale uğradı. Müslümanlar; katliamlar, zorbalıklar, tecavüzler ve her türlü iğrenç muameleye maruz kaldılar. Yer ve gök feryat ve çığlıklarla inledi.

Müslümanların içine düştüğü felaketleri ta yüreğinde hisseden bir kısım muhlis ve müctehid Müslüman âlim, İslâm ümmetinin bu gününü ve geçmişini gerçekçi bir şekilde ele alarak Müslümanların uğradığı felaketleri, komploları, yenilgileri ve bunların nedenlerini incelediler.

Ardından Müslümanların ve İslâm beldelerinde yaşayan toplumların durumunu, bu beldelerde yaşayan ümmetin idarecileri ile ve idarecilerin ümmetle olan ilişkilerini, bu coğrafyalarda uygulanan hükümleri, rejimleri ve Müslüman toplumlarda hâkim fikir ve duyguları tafsilatlı bir şekilde ele alıp incelediler. 

Yine İslâm Akidesini, İslâmi fikir ve hükümleri, geçmişten bugüne tüm İslâmi görüşleri detaylıca araştırdılar.

Bütün bu hususları inceden inceye araştırdıktan ve Müslümanların kurtuluşu için girişilen İslâmi ve gayri İslâmi tüm hareketleri de gözden geçirip inceledikten sonra elde ettikleri tüm bilgileri İslâm’ın hükümleri ile karşılaştırdılar.

Tüm bu yoğun araştırma ve incelemeler sonucunda sınırları belli, açık ve anlaşılır bir fikre ulaştılar ve Rabbimizin şu buyruğu gereği Hizb-ut Tahrir hareketini oluşturdular.

[وَلْتَكُنْ مِنْكُمْ أُمَّةٌ يَدْعُونَ إِلَى الْخَيْرِ وَيَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنْ الْمُنْكَرِ وَأُوْلَئِكَ هُمْ الْمُفْلِحُونَ] “Aranızda Hayr’a (İslâm’a) davet eden, marufu emreden ve münkerden nehyeden bir ümmet (topluluk) bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.”[1]

Bu araştırma ve incelemelerden sonra Hizb-ut Tahrir; İslâm ümmetinin ölüm-kalım meselesinin İslâm’ı; hayata, topluma ve devlete tatbik etmek olduğu ve en yüce hedefin İslâm Risaletini tüm dünyaya taşımak olduğu sonucuna ulaştı.

Bu temelden hareketle Hizb-ut Tahrir amacını, İslâmi hayatı yeniden başlatmak ve İslâmi daveti yüklenme ilkesi ile sınırlandırdı. Ümmet içerisinde de bu amaca ulaşmak için çalışmalarına başladı.

İslâmi hayata yeniden başlamakla kastedilen; Müslümanların, tekrar akide, ibadet, ahlak, muamelat, yönetim, ekonomi, toplumsal yasaklar, eğitim, diğer halk, ümmet ve devletlere karşı takip edilecek olan dış politikada İslâm’ın tüm hükümlerinin uygulanması, Müslümanların yaşadığı ülkelerin daru’l İslâm’a, buralarda yaşayan toplumların da İslâmi toplumlara dönüştürülmesidir.

İslâmi hayata yeniden başlamak ancak, Allah’ın Kitabı ve Rasulullah’ın Sünneti üzerine itaat edilmek üzere biat edilen Müslümanların halifesinin seçilerek Hilâfet’in yeniden kurulması ile gerçekleşebilir.

İşte tüm bunlar neticesinde Müslümanların ölüm-kalım meselesini belirleyen Hizb-ut Tahrir, Müslümanların bütün güçlerini harcayacakları hedefi ve bu hedefi gerçekleştirmelerindeki amacı da belirledi.

Aynı şekilde, amacını gerçekleştirmek ve hedefe ulaşabilmek için takip etmeleri gereken metodu da şer’î delillerden istinbat etti. Bu metod; Allahu Teâlâ’nın kendisini elçi olarak göndermesinden, Medine’de İslâm Devleti’ni kurmasına kadar Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in izlediği ve titizlikle üzerinde hareket ettiği yoldur.

Evet Hizb-ut Tahrir kuruluşunda, sadece genel hatlarıyla İslâm düşüncesini incelemekle yetinmemiştir. İslâm ümmetini ve geldiği noktayı, İslâm coğrafyasındaki toplumların durumunu ve Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in dönemini, Raşid Halifeler, Tabiin ve Tabiinden sonraki dönemi ayrıntıları ile incelemiş, öncelikle Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in Risaletinin başlangıcından Medine’de devleti kuruncaya kadar geçen dönemde takip ettiği yolu ve davayı taşıma keyfiyetini sonra da Rasul’ün Medine’deki davranışlarını detaylı bir şekilde incelemiştir. Dolayısıyla Hizb-ut Tahrir, Allah’ın Kitabı’na, Rasulü’nün Sünneti’ne ve bu iki kaynağa bağlı olan Sahabelerin icmasına ve şer’î kıyasa müracaat edip bunlara ilave olarak da Sahabelerin, Tabiin ve müçtehit imamların sözlerinden faydalanarak kurulmuştur.

Kuruluşunda detaylıca yapılan bu incelemelerden sonra Hizb-ut Tahrir; İslâm düşüncesi ve onu uygulama yöntemine dayalı fikir, görüş ve hükümleri benimsemiştir. Bu benimsenenler sadece İslâmi’dir. Tümü İslâmi kaynaklardan çıkarılmış fikir, görüş ve hükümlerdir. İçinde İslâmi olmayan hiçbir şeyi barındırmaz. Taşıdığı fikirler yalnızca İslâmi esaslara ve naslara dayanmaktadır. Benimsediği fikirleri, Hizb’in içtihad ve anlayışı açısından en kuvvetli delillere göre benimsemiştir. Hizb-ut Tahrir benimsediği fikir, görüş ve hükümlerin tümünü, kendisine ait kitaplar ve yayınlarla insanlara sunmuştur.

Hizb-ut Tahrir, tüm fiillerinde şer’î hükümleri temel referans olarak kabul ettiği gibi, farklı ideolojiler, fikirler ve karşılaştığı olaylar hakkında görüş belirtirken şer’î hükümleri temel başvuru noktası kabul eder. Kısacası tüm davranış ve çalışmalarında helal ve haramı tek ölçü kabul eder. Zira egemenliğin ve hüküm yetkisinin sadece İslâm’a ait olduğuna iman eder.

İslâm’a ters düşen, İslâm’la çatışan her türden ideoloji, akide, kavram, nizam, örf ve âdetlerle açık-seçik ve cesaretle mücadelesini sürdürür. Söz konusu ideoloji, din, akide, kavram, nizam, örf ve âdet sahiplerinin büyük yankılar uyandıran öfke ve kinine muhatap olsa da Hizb-ut Tahrir mücadelesinden yılmaz ve geri durmaz. O, İslâm’ın aleyhine çalışan hiçbir şahısla barış ve hoşgörü çerçevesinde masaya oturmaz ve onu hoş karşılayıp muhatap kabul etmez. Aksine onlardan, içinde bulundukları sapıklığı terk etmelerini ve İslâm’ı kabul etmelerini talep eder.

Evet, Hizb-ut Tahrir İslâm akidesine ve bu akideden çıkan İslâmi fikirlere dayalı siyasi bir kitleleşmedir. O, ne hayatla alakası olmayan bir ruhbanlık teşkilatıdır ne de eğitim ve öğretimle uğraşan ve bundan dolayı işi okullar, kurslar ve yurtlar açmak olan bir teşkilattır. Hizb-ut Tahrir’in cisminin ruhu, hayat bulduğu çekirdeği ve var oluşunun sırrı, toplumda, hayatta ve devlette var etmek için ümmetle birlikte taşıdığı İslâmi fikirlerdir. Fertlerini birbirine bağlayıp aralarındaki ilişkileri tanzim eden de yine İslâmi fikirlerdir.

Dediğimiz gibi; Hizb-ut Tahrir’in yaptığı faaliyetler siyasi faaliyetler ve siyasi amellerdir. Zira bu faaliyetleri sırasında insanların işlerini şer’î hükümler ve şer’î hükümlerin öngördüğü çözümlere uygun olarak gözetir. Zira “siyaset, insanların işlerini İslâmi hükümler ve bunların koyduğu çözümlere göre gözetmek” demektir.

Hizb’in yaptığı siyasi faaliyetlerin başında ümmeti bozuk inançlar, yanlış fikirler, saptırılmış mefhumlar ve küfrün fikir ve görüşlerinin etkisinden kurtarıp tümü İslâmi olan fikirler içinde eriterek, İslâmi kültürle kültürlendirmektir.

Hizbin yapmakta olduğu siyasi işlerin en önemlilerinden biri de yapmakta olduğu fikrî çatışmalardır. Hizb-ut Tahrir hem onların yanlış yönlerini açıklayarak hem de İslâm’ın onlar hakkındaki hükümlerini açıklayarak fikir yolu ile küfre ait fikir ve nizamlar ile çatıştığı gibi yanlış fikirler, bozuk akideler ve saptırılmış mefhumlarla da çatışır.

Hizb-ut Tahrir’in siyasi faaliyetlerinin en belirleyici olanı ise siyasi mücadeledir. Hizb bu faaliyetini; İslâm ülkeleri üzerinde etkin ve nüfuz sahibi kâfir devletlerin hâkimiyetinden ve nüfuzundan İslâm ümmetini kurtarıp; böylelikle tüm Müslümanların beldelerinden kâfirlerin, fikrî, kültürel, siyasi, askerî egemenlik ve nizamlarını kökünden kazıyıp söküp atmak için kâfir devletlerle mücadele noktasında yoğunlaştırır.

Aynı şekilde içinde bulunduğu tüm İslâm coğrafyasının yöneticilerine karşı açık mücadelesi de siyasi faaliyetleri içinde yerini almaktadır. Hizb-ut Tahrir, bu hain idarecilerin ümmete karşı ihanetlerini ortaya koyup ümmete kurdukları komplo ve entrikaları meydana çıkarmakta; böylelikle onlardan hesap sormakta; hem ümmete karşı kurdukları komplolardan hem de ümmete karşı görevlerini yerine getirmemelerinden, İslâm hükümlerine aykırı hareket etmeleri ve ümmete küfür hükümlerini uygulamalarından dolayı onları sert bir şekilde muhasebe ve ümmete deşifre eder.

Yine Hizb-ut Tahrir gerek fikirlerini yüklenişi sırasında olsun gerek gayri İslâmi fikir ve gruplara karşı mücadelesinde olsun gerekse de kâfir devletlere karşı ya da yöneticilerle mücadelesinde olsun gayet açık, net ve meydan okuyucu bir tavır sergiler. Hiçbir zaman yaranma, yağcılık gibi fikrî ve fiilî basitliklere düşmez.

Hizb-ut Tahrir sonuçlarına ve içinde bulunduğu duruma bakmaksızın mücadelesini sürdürmüş, hiçbir zaman zalimlerle uzlaşma yolunu benimsememiştir. O, zalim yöneticilerin kendisine yaptığı zorlu eziyetlere, diğer oluşumların kınama ve saldırılarına hatta bazen toplumun kedisine karşı öfkelenip cephe almasına asla aldırış etmeksizin İslâm’a ve onun hükümlerine sıkı sıkıya sarılmış ve İslâm’a muhalif herkese açıkça meydan okumuştur.

İşte Hizb-ut Tahrir budur! Emiri ve liderliği ile, daveti omuzlamış gençleri ile, benimsediği İslâmi fikir, hüküm ve görüşleri ile, Hilâfet’in ikamesi yolunda, İslâm ümmetine liderlik etmeye her yönüyle hazırdır. Aynı şekilde ümmet ile beraber ikame edeceği Râşidî Hilâfet’in liderliğinde İslâm’ı yeryüzüne hâkim kılmaya da hazırdır. Hem ümmetin varlığı ve kudreti hem de Hizb-ut Tahrir’in liderliği buna her yönüyle hazırdır.

Dünyanın her tarafında Hilâfet’in ikamesi yolunda tüm gücüyle çalışan, bu uğurda kesintisiz çaba harcayan ve sadece İslâmi fikirlere dayanarak fikrî ve siyasi mücadele yürüten yegâne oluşumdur. Aynı şekilde yakında ümmet ile birlikte kuracağı Hilâfet Devleti için tamamen hazır bir anayasası olan yegâne İslâmi-siyasi yapıdır. Yönetim nizamının hangi esaslar üzerine olacağını, tatbik edeceği İslâm ekonomik nizamının neler olacağını, eğitimden içtimai hayat, iç siyasetten devletlerarası siyasete kadar her şeyi şer’î deliller üzerine bina etmiş ve tüm bunları kitap ve neşriyatlarında açıkça beyan etmiş yegane harekettir.

Aynı şekilde Hizb-ut Tahrir ehline ve halkına yalan söylemeyen, ümmeti ve beklentilerini en iyi şekilde temsil eden muhlis bir liderliktir. İslâm ile ve İslâm sayesinde gerçek bir kurtuluş ile, ümmeti içinde bulunduğu çöküntüden kurtarmaya ehil ve muktedir olan siyasi uyanıklık ve basirete sahip bir liderliktir. Fikrî ve siyasi açıdan her türlü donanıma sahip ve en güçlü olduğu hususlar üzerinde, bir basiret üzere insanları İslâmi hayata yeniden başlamaya davet eden ender bir liderliktir.

İşte böyle bir hareket, böyle bir liderlik sizlerin arasındadır ve sizlere seslenmektedir.

Ey Müslümanlar! Gelin, Hizb-ut Tahrir ile birlikte çalışın! Sadece İslâm’ı kendisine fikrî liderlik edinen, İslâmi fikirler dışında hiçbir şeyi bünyesinde barındırmayan ve İslâmi hayatı yeniden başlatmak için mücadele eden, muhlis bir liderlik olan Hizb-ut Tahrir ile birlikte çalışın!

Sadece İslâm’ı savunduğu ve küfür fikirlerini ifşa ettiği için, yöneticilerin ihanetini ortaya koyduğu için saldırılara ve iftiralara uğrayan bu tertemiz Hizb’i savunun!

Hiçbir şeyden korkmadan ve çekinmeden hakkı açıkça haykırın!

İslâm’ın getirdiği tek yönetim biçimi olan Râşidî Hilâfet’i savunun!

Küfür nizamlarını ve fikirlerini açıkça ve yüreklilikle reddedin!

Kapalı ve mugalatalı sözleri terk edin! Bâtılı açıkça ifşa etmeyen ve Hakkı açıkça ortaya koymayan, dolambaçlı sözleri terk edin!

İslâm’ın izzeti ile izzetlenin ve izzeti başka bir yerde aramayın!

İslâm’dan yüz çevirdiği ve Allah’ın Kitabı’nı sırtlarının arkasına attığı için, göklerin ve yerin bela ve musibet yağdırdığı toplumlar gibi olmayın. Allah’ın huzurunda toplanılan günde böyle bir kavim olarak haşr olmayın!

İslâm’ın hükümlerine sıkı sıkıya yapışıp Allah’ın Kitabı’nı ve Rasulü’nün Sünneti’ni kendisine rehber edinen ve bundan dolayı da göklerin ve yerin bütün bereketini sunduğu bir toplum olmak için çalışın! Mahşer gününde, selam ve kurtuluş yurduna davet edilenlerden olun!

Haydi! Şimdi İslâm’a ve selamet yurduna koşma zamanı! Şimdi Râşidî Hilâfet’i ikame etmek için yola koyulma zamanı! Şimdi Hizb-ut Tahrir ile birlikte çalışma ve mücadele etme zamanı!    

[يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اسْتَج۪يبُوا لِلّٰهِ وَلِلرَّسُولِ اِذَا دَعَاكُمْ لِمَا يُحْي۪يكُمْۚ وَاعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ يَحُولُ بَيْنَ الْمَرْءِ وَقَلْبِه۪ وَاَنَّهُٓ اِلَيْهِ تُحْشَرُونَ] “Ey iman edenler! Size hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah’ın ve Rasulünün çağrısına icabet edin ve bilin ki Allah, kişi ile kalbi arasına girer. Yine bilin ki, O’nun huzurunda toplanacaksınız.”[2]



[1] Âli İmran 104

[2] Enfal 24


Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz