HİLÂFET DEVLETİ’NİN ENERJİ POLİTİKASI NASIL OLACAK?

Mahmut Kar

Devletlerin enerji politikaları 3 temel esas üzerine kurulu olur. Bunları; enerjinin üretimi yani keşif ve geliştirilmesi, enerjinin dağıtımı ve üçüncü olarak da enerjinin kullanımı olarak sıralayabiliriz. Dünyada enerjiyi stratejik ve ekonomik bir güç olarak kullanan devletler bu esasi konularda kararlar alırlar. Bugün ideolojik ve siyasi olarak dünyaya egemen olan devletler stratejik ve ekonomik bir güç olarak enerjiyi ellerinde ve kontrollerinde tutuyorlar. Bu stratejik güce sahip olmak veya kontrol altında tutabilmek için bazen siyasi nüfuzlarını kullanmaları yeterli oluyor ama bazen de sömürgeci üsluplara sarılıyorlar ve askerî güçlerini bunun için gerektiğinde seferber ediyorlar. 19. Yüzyılın başlarından itibaren bu gücü Avrupa kullandı; ağırlıklı olarak İngiliz, Fransız ve İtalyanlar toprakları işgal ettiler ve enerjiyi sömürdüler. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ise ağırlıklı olarak ABD bu gücü kontrol etmeye başladı. Her ne kadar enerji kaynakları Amerikan topraklarında yoğunlaşmasa da ideolojik sömürgeci olarak ABD, bu stratejik güçten etkilenen değil etkileyen olarak varlığını sürdürüyor.

Allah’ın izniyle Râşidî Hilâfet Devleti yeniden kurulduğunda bu stratejik güç el değiştirip Müslümanların eline geçecektir. Batılı devletler Sanayi Devrimi sırasında sanayide ve diğer alanlarda enerji ihtiyacını karşılamak maksadıyla yeterli enerji kaynakları temin etmede nasıl sıkıntılar yaşadılarsa Hilâfet Devleti de ilk başta bu tür bir sıkıntı ile karşı karşıya kalacaktır ancak çok kısa sürede İslâm coğrafyasındaki enerji kaynaklarını ekonomik bir değer olarak kendi halkının maslahatı için seferber edecek, diğer Batılı ülkeler üzerinde ise enerjiyi stratejik bir güç olarak değerlendirecektir. Bu nedenle Hilâfet Devleti’nin belirleyeceği sağlam bir enerji politikası tüm enerji kaynaklarının, altyapısının ve varlıklarının aynı doğrultuda yani aynı esas üzerinde değerlendirilmesini sağlayacaktır. Bu da İslâm dünyasının şu anki enerji realitelerine dayalı olacaktır.

İslâm Coğrafyası ve Enerji

İslâm coğrafyası 100 yılı aşkın bir süredir sömürgeci ülkelerin çıkar çatışmasının merkezi durumundadır. Çünkü bu topraklar sanayileşme ve teknolojik gelişme için olmazsa olmaz olan enerji kaynakları açısından çok zengin yataklara sahiptir. Durum böyle iken yani İslâm coğrafyası enerji açısından çok zengin durumdayken geri kalmış ülkeler sınıfında değerlendirilmesi onun makûs talihi değildir elbette. Başka bir makale konusu olduğu için bu zenginlikleri tek tek saymaktansa bu makalede genel bilgiler vermeyi faydalı görüyorum. İslâm beldelerinin diğer büyük devletlerin sahip olduğu imkânlardan çok daha fazla imkâna sahip olduğu bilinen bir husustur.

İslâm topraklarının servet türleri, petrol, doğalgaz ve diğer enerji kaynakları bakımından zengin topraklardır. Araştırmalar bu ülkelerin dünya petrol rezervinin yaklaşık %73’üne sahip olduğunu, dünya petrol üretiminin %38’ini karşıladığını ve dünya doğalgaz rezervlerinin de %54’üne sahip olduğunu göstermektedir. Bunların yanında sanayi için gerekli olan değişik türde hammadde rezervlerinin en fazlasına sahiptir. Dünya petrol rezervlerinin %73’ü İslâm beldelerinde ancak en pahalı akaryakıtı Müslümanlar kullanmak zorunda kalıyor, sanayide kullanılan petrol türevi ürünlerin çoğunu ithal etmek zorunda kalıyor. Yine İslâm coğrafyası dünya doğalgaz rezervlerinin %54’üne sahip ama bu zenginlikler stratejik ve ekonomik bir güç olarak değerlendirilmek yerine Avrupa’ya peşkeş çekiliyor. İslâm beldeleri aynı zamanda zengin su kaynaklarına sahip, ancak hâlâ daha birçok Müslüman beldede elektriğin ulaşmadığı yerleşim yerlerinde, derme çatma meskenlerde yaşayan milyonlarca Müslüman var. Bunun ötesinde bazı ülkeler en basit tarımsal faaliyetleri dahi yapmayıp ithalata yönelen politikalar izliyorlar. Örneğin Türkiye gibi zengin su yataklarına sahip bir ülke yüksek maliyetle aldığı doğalgazı depolayarak ek maliyet oluşturup bundan elektrik üretiyor, yine geniş ve verimli tarım alanlarına sahip olmasına rağmen en basit samanı dahi ithal ediyor maalesef…

Sonuçta İslâm beldeleri enerjide özellikle de petrolde dünyanın en zengini iken aslan payı Batılı kâfirlerin oluyor. Çünkü ham petrolü rafine etmekten aciz olunduğu için petrolün çoğu Uzakdoğu ve Avrupa’ya rafine edilmek üzere taşınıyor, sonra elde edilen petrol ürünleri İslâm dünyasına yeniden yüksek fiyatlarla geri satılıyor. Bu durumda üreticisi olduğunuz ürünü ithal eden ülke durumuna düşmüş oluyorsunuz. Bunun olmaması için sadece enerji kaynaklarına sahip olmak yetmiyor bu kaynakları/rezervleri geliştirecek, dağıtacak ve kullanacak bir politikaya da sahip olmak gerekiyor.

Hilâfet Devleti’nin Enerji Politikası

Hilâfet Devleti enerji politikası, ekonomisi, endüstrisi ve enerji kaynaklarıyla açık ve net siyaseti, şer’î deliller ekseninde şekillenecektir. Yani Hilâfet Devleti’nin enerji politikası başka ülkelerin çıkar ve menfaatleri gözetilerek ya da sermaye sahibi tekelci şirketlerin çıkarları dikkate alınarak değil, şer’î naslar dikkate alınarak belirlenecektir. Bu çerçevede Kur’an ve Sünnet’ten delillere göz atalım…

Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

[كُلُّكُمْ رَاعٍ وَ كُلُّكُمْ مَسْؤُلٌ عَنْ رَعيَّتِهِ] “Hepiniz çobansınız ve güttüklerinizden sorumlusunuz.”[1]

Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyurmuştur:

]وَاَعِدُّوا لَهُمْ مَا اسْتَطَعْتُمْ مِنْ قُوَّةٍ وَمِنْ رِبَاطِ الْخَيْلِ تُرْهِبُونَ بِه۪ عَدُوَّ اللّٰهِ وَعَدُوَّكُمْ [

“Onlara karşı gücünüz yettiğince kuvvetten ve savaş atlarından hazırlayın ki hem Allah’ın düşmanlarını hem de kendi düşmanlarınızı korkutasınız.”[2]

İslâm yöneticiye çoban olarak bakmaktadır, çoban nasıl ki sürüsünden mesul ise yönetici de güttüğü ve işlerinin sorumluluğunu üstlendiği halkından öyle mesuldür. İslâm halifeye ümmetin işlerinin sorumluluğunu üstlenmesini emretmiş ve bu hususta onun hesaba çekileceğini bildirmiştir. Yönetici devlet ve otorite gücü ile bu sorumluluğunu yerine getirmekle görevli ve yetkilidir. İşte bu güç ve kuvvet imajı ile İslâm’a davet küresel olarak gerçekleştirilir. İslâm Devleti ve Müslümanlar üzerinde kirli plan ve hedefleri olan ülkeler, İslâm Devleti’nin bu gücü karşısında kararsız kalırlar ve bu güç onları planlarından caydırır. Dolayısıyla enerji bir güçtür ve bu gücü devlet halkın maslahatına sunar, onun kullanımına adar ve düşmanları bu güç ile terbiye eder.

İslâm, mülkiyet türlerini üçe ayırmıştır: Devlet mülkiyeti, kamu mülkiyeti ve özel mülkiyet. İşte enerji bu mülkiyet çeşitlerinden kamu mülkiyeti kısmına girmektedir. Yani enerjiyi ne şahsi kişiler ne tekelci kurumlar ne de devlet kendi mülkü hâline getiremez. İslâm kamu mallarını insanların tek başına kullanımına yasaklamış ve toplumun ortak kullanımına sunmuştur. Kamu malları toplumun genel gereksinimlerini oluşturan mallardır. Bu yönü ile İslâm, kamu mallarına insanların mahrum kalmaları hâlinde elde edebilmek için dağılma, başka yerlere gitme ihtiyacı hissettikleri mallar olarak bakar. Yine kamu malları tükenmez olan madenlerdir ve doğası gereği ferdin mülkiyetine girmesine engel olan mallardır. İşte böylesi bir kaynak kamunun malı olur, devlet tarafından yönetilir ve ortaya çıkan gelir tüm halkın maslahatı yönünde değerlendirilir.

Bu hükmün dayandığı delil Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in şu hadisidir:

[الْمُسْلِمُونَ شُرَكَاءُ فِي ثَلاثٍ الْمَاءِ وَالْكَلا وَالنَّارِ] “Müslümanlar şu üç şeyde ortaktırlar: Su, mera ve ateş.”[3]

Hadis-i şerifte bu üç şeyden bahsedilmiş olsa da kıyas yoluyla bu birçok kaynağı içine almaktadır. Mesela su kaynakları, ormanlar, meralar ve benzerlerinin tamamı, petrol sahaları, elektrik santralleri, karayolları, nehirler, denizler, göller, kanallar, körfezler, boğazlar vb. bunların tamamı kamu mülkiyetidir. İslâm bunların yalnızca toplum için vazgeçilmez olmadıkları durumda mülk edinilmelerine izin vermiştir. Bu hadis-i şerifte geçen “ateş”, enerji kavramını ifade etmektedir. Bu ister yakıt olarak kullanılan ağaçlar olsun, isterse kömür veya elektrik olsun fark etmez. Bütün bunlar kamunun servetleri olarak değerlendirilir ve ne devlet ne şahıslar ne de şirketlerin bu kaynakları mülk edinmelerine izin verilmez. Bu kaynaklar, devlet tarafından yönetilen ve maliyet masrafları çıkarıldıktan sonra geriye kalan gelirleri vatandaşlarının maslahatına tahsis edilen kamu mülkleridir.

Enerji Politikasının Temel Esasları

Hilâfet Devleti enerji politikasını aşağıdaki realiteleri göz önünde bulundurarak benimseyecektir:

1.) Enerji, sanayileşme için olmazsa olmazdır. Bir devlet sanayi devrimi gerçekleştirmek istiyorsa enerjiye sahip olacak politika belirlemesi lazım. Hilâfet Devleti’nin enerji politikasına bakışı bu nazarla olacaktır. Dolayısıyla enerjinin kesintisiz, güvenli, hızlı ve en az maliyetle üretilmesi meselesi hayati öneme sahiptir. İster kömür, uranyum, toryum gibi kaynakların birinci elden enerjide kullanılması olsun, isterse petrol, doğalgaz gibi kaynakların ihtiyaca göre ikinci derecede enerji elde edilmesinde kullanılması olsun, isterse de alternatif enerji kaynaklarının kullanımını olsun oluşturulacak ağır sanayi bölgelerine enerji temin etmek adına bunların tümünden en yüksek değerden istifade etmek temel politika olacaktır.

2.) Enerji, Hilâfet Devleti tebaasının pek çok ihtiyacı için vazgeçilmez olduğundan Hilâfet Devleti’nin mevcut enerji altyapısını inşa etmesi gerekecektir. Isıtma, soğutma, aydınlatma, ulaşım gibi sistemlerde enerjinin yeterli olabilmesi, sağlıklı bir şekilde ve zamanında ihtiyaca cevap verebilmesi mutlak surette bir enerji alt yapısının inşasıyla mümkün olacaktır. Bunun için öncelik olarak enerji ihtiyacı olan bölgelerin, su, kömür, rüzgâr gibi kaynaklardan yararlanması amacıyla baraj, santral, panel, kolektör gibi enerji üretim istasyonlarının yapılıp buralardan üretilen enerjinin dağıtımının verimli olması için her türlü araç-gereç, mühendislik, teknik donanımın hazırlanması sağlanmalıdır.

3.) Enerjinin ana en temel kaynaklarından olan petrol ve doğalgaz; sadece hammadde, plastik ürünler, tarım, petrokimya gibi başka üretim alternatifleri olmayan zorunlu kullanım alanları için tahsis edilecektir. Kurulacak Hilâfet Devleti’nin enerji kaynakları çeşitli olacağı için bunlar gerek fosil yakıtlar olsun, gerekse de yenilenebilir kaynaklar bakımından olsun enerji temininde oldukça fazla alternatif sunacaktır. Enerji elde etme noktasında diğer alternatifler varken petrolden enerji elde etme yoluna gidilmesi sağlıklı ve isabetli bir siyaset değildir. Petrol ve doğalgaz, taşımacılık ve enerji üretimi için de kullanılacak elbet ancak alternatifleri araştırılacaktır. Bu yaklaşım, Hilâfet’in bu kaynaklardan daha sürdürülebilir bir istifade ile yararlanmasına, petrol satış fiyatlarında esnekliğin oluşturulması ile İslâm’a sempatiyle bakan diğer halkları yanına almasına imkân ve olanak sağlayacaktır. Bugün petrolün enerji elde etme dışında özellikle ulaşımda da yoğun bir şekilde kullanılması petrol tüketimini daha da hızlandırmaktadır. Hilâfet Devleti özellikle ulaşım noktasında araçlarda yakıt olarak petrol ve doğalgaza alternatif olan elektrik enerjisinin ve deniz araçlarında kullanılan nükleer yakıtın kullanımını sağlamak için çalışmalar yapacaktır.  Dolayısıyla bu şekilde petrol ve doğalgazın yerinde kullanılması bu kaynakların elbette İslâm ümmetine fazlasıyla yetecek duruma gelmesini sağlayacaktır. Dünya devletleri için stratejik öneme sahip bu kaynaklar Hilâfet Devleti tarafından siyasi ve iktisadi bir güç olarak kullanılacaktır.

4.) Hilâfet Devleti, merkezî olmayan bir enerji altyapısı inşa edecektir. Çünkü merkezî olmayan altyapıda, çok sayıda küçük çaplı santral yoluyla yerel enerji üretimi öncelenir. Merkezî altyapıda ise bunun aksine tüm ülke az sayıda ancak büyük çaplı santrallere bağımlıdır. Merkezî enerji altyapısına nispetle, merkezî olmayan enerji altyapısının Hilâfet Devleti’ne kazandıracağı pek çok avantaj vardır. Bunları maddeler hâlinde şöyle sıralayabiliriz:

- Hilâfet Devleti topraklar açısından genişleyen bir devlet olacaktır. Bu genişlemeyle birlikte merkezi altyapı üzerine kurulu büyük santrallerden enerjinin tüm her yere ulaşımı hem daha zor, hem daha pahalı hem de verimsiz olacaktır.

- Hilâfet Devleti’nin düşman devletler tarafından bir saldırıya maruz kalması muhtemeldir, bu durumda merkezî olmayan şebeke sayesinde yerel enerji üretimi bölgesel çapta yeniden başlatılabilecek, herhangi bir bölgede enerji kesintisi yaşansa da diğer bölgelerde enerjinin sürekliliği sağlanabilecektir.

- İslâmî toprakların çoğunda, nüfusun büyük bir oranı kentlerden ziyade kırsalda yaşamaktadır, dolayısıyla merkezî olmayan enerji altyapısı, günümüz dünyasında görülen yoğun nüfuslu mega şehirlerin, metropollerin veya şehirlerin birleştiği genişlemelerin ortaya çıkmasını önleyecektir.

- Yerel şebekeler, enerjiden mahrum bölgelere elektrik sağlamasında anahtar faktördür.

- Uzun mesafelere enerjinin gönderilmemesi sayesinde daha büyük elektrik santrallerine, ağır sanayi kompleksleri ve hassas tesislere güvenli bir tedarik imkânı kazandıracaktır.

- Merkezî olmayan şebeke sayesinde yerel enerji üretimi, yenilenebilir kaynakların kullanımı yoluyla da sağlanabilecektir.

5.) Hilâfet Devleti’nin enerji politikasını belirlerken gözeteceği ve önceleyeceği en önemli faktör, stratejik coğrafi yapısı ile coğrafyadaki zenginliklerini birbiri ile eşgüdümlü olarak kullanması olacaktır. Bugün Doğu Akdeniz enerji havzasında bulunan doğalgaz rezervleri o gün Hilâfet Devleti’nin olacaktır. Hatta Hilâfet Devleti’nin tüm İslâmi beldeleri kendisine katması ile oluşacak yeni durumda Batılı devletler enerji ihtiyaçlarını karşılama durumunda Hilâfet Devleti’ne muhtaç ve bağımlı olacaklardır. Bu sadece İslâm topraklarındaki enerjiye olan ihtiyaçları ile kalmayacak, Rusya’dan satın aldıkları enerjinin nakli konusunda bile belirleyici olan Hilâfet Devleti olacaktır. Bu durum devletlerarası alanda Hilâfet Devleti’ne çok yönlü stratejik güç kazanımı sunacaktır. 

Sonuç olarak İslâm beldeleri, tüm İslâm ümmetinin enerji ihtiyaçlarını karşılayabilecek potansiyele sahiptir. Allah Subhanehû ve Teâlâ İslâm beldelerine, Hilâfet Devleti’nin kendi sanayi devrimini başlatmasına yetecek ve artacak miktarda enerji kaynağını bağışlamıştır. Aslında Hilâfet Devleti, kendi kalkınma hamlesinin arifesinde bile sanayileşmiş devletlerin çoğundan bazı açılardan çok daha iyi bir konumda olacaktır. Allah Subhanehu ve Teâlâ Şöyle buyurmuştur:

[اَلَمْ تَرَوْا اَنَّ اللّٰهَ سَخَّرَ لَكُمْ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِ وَاَسْبَغَ عَلَيْكُمْ نِعَمَهُ ظَاهِرَةً وَبَاطِنَةًۜ] “Allah’ın, göklerde ve yerdeki (nice varlık ve imkânları) sizin hizmetinize verdiğini, nimetlerini açık ve gizli olarak size bolca ihsan ettiğini görmediniz mi?”[4]

 



[1] Buhari

[2] Enfal 60

[3] Ahmed

[4] Lokman 20


Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz