ŞİMDİ MÜSLÜMANLAR NE YAPMALI?

Abdullah İmamoğlu

İnkâr Edilemez Gerçek: Kapitalizmin Çöküşü

Özelde Müslümanlar genelde de insanlık adaletle hükmeden, halkını gözetip kollayan, güven ve huzur dolu bir hayat standardı sağlayan Hilâfet Devleti’nden mahrum oldukları günden itibaren adaletsizliğin, gözyaşlarının, açlıkların, acıların olduğu bir dünya var eden kapitalizm, dünya sahnesinde yerini almaya başladı. Bugün yaşadığımız uzaktan seyirci kalmakla yetinmeyip varlığını daha doğrusu sömürü pençelerinin neticesi olarak iliklerimize kadar hissettiğimiz krizler namına ne varsa kuşku yok ki Amerika’nın öncülüğünde kapitalizmin hakimiyetinin eseridir(!).

Var olduğu günden bu yana mali kriz, kapitalizm sisteminin kendi kendine ürettiği başlıca krizlerin başında yer almaktadır. Kapitalizmin mali raporları ve performans skalası bunu ispat etmek adına yeterlidir. Mali krizler kapitalizmin, başka bir ifadeyle kapitalist dünyanın yeni yeni tanıştığı bir gerçek değildir. Çok geriye gitmeden sadece 2008 yılında meydana gelen ve küresel manada kendisini hissettiren iktisadi kriz; kapitalizmin ciddi manada hasta bir sistem olduğunu göstermek adına yeterliydi. Tabii ki de görmek ve bilmek isteyenler için…

Hepinizin de malumu olduğu üzere koronavirüs Çin’in Wuhan şehrinde başladı ve kısa zaman içerisinde de tüm dünyaya yayıldı. Koronovirüsün sebep olduğu olumsuzlukların hayatın her alanına yansıdığı gerçeği inkâr edilemez. Sadece bulaştığı insanları hasta etmek ve dahi öldürmekle sınırlı kalmayıp küresel ölçekte ekonomi pazarında da ciddi krizlere sebebiyet vermiştir. 2008 yılında yaşanan iktisadi kriz ve bu krizin artçı sarsıntıları hâlen dünya piyasasında olumsuz manada etkisini gösteriyorken ve dünya henüz 2008 yılındaki iktisadi dibe vurmuşluktan kurtulamamışken her şeyi allak budak eden virüs pandemisi meydana geldi. Dünyayı sarıp sarmalayan iktisadi krizler kapitalizmin çöküşünün habercisidir. Virüsle birlikte en derin ve kapsamlı iktisadi çalkantının kapitalizmin yani sonu yaklaşan sömürü düzeninin işaret fişeğidir aslında… Bunu kapitalizmin sömürü çarkının en başındaki kişi; Uluslararası Para Fonu (IMF) Başkanı Kristalina Georgieva, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının tüm dünyada “2008 küresel mali krizinden çok daha kötü ve benzeri görülmemiş” ekonomik krize yol açtığını söyledi. Aslında bir nevi itiraf etti diyebiliriz. Bugün yaşanan ekonomik buhranın hatta çıkmazın tüm dünyayı etkisi altına aldığı ve bunun müsebbibinin kapitalizm nizamı olduğu gerçeğini, kapitalist nizamın beyni diye adlandırabileceğimiz ekonomistler ve düşünürler itiraf etmektedirler.

Martin Wolf’un Financial Times’daki “Yenidünya düzensizliği ve parçalanmış Batı” başlıklı yorumu yine “Bence, bu kapitalizm bu krizden çıkamaz! Başka bir kapitalizm ya da kapitalizmden başka bir şey gerekiyor. İkisi de şimdilik ufukta görünmüyor.” ifadeleri tam da bu kapitalizmin çıkmazını ya da bir çıkış arayışı içerisinde olduğunu göstermektedir.

Tahtakurdu ile Koronavirüsün Ortak Yönü: Ölümü İfşa Etmek

İnsanların kralların ölümü üzerine söylediği söze benzetme yaparak kapitalistlerin düşünce dünyasına ışık tutmak istiyorum “Kapitalizm öldü yaşasın yeni kapitalizm.” Kapitalizmin can çekiştiği gerçeğine rağmen acaba İslâm beldelerindeki yöneticiler bu gerçeği görmezden gelip hasta sistem kapitalizme koltuk değneği/asa olmaya devam mı edecekler ya da acaba yöneticiler, sadece yöneticiler de değil, güç sahipleri, beyin ölümü gerçekleşmiş olan kapitalizm ve onların uygulayıcıları olan sömürgeci kâfirlere destek vererek ayakta kalmalarını sağlamaya devam mı edecekler? Ölmüş birisini canlı göstermeye çalışmaktan farksızdır aslında… Yöneticilerin ayakta durmaktan aciz olan kapitalizm sistemine destek olarak ayakta tutmaya çalışmaları ölmüş Süleyman Aleyhis Selâm’ı ayakta tutan, ölmemiş gibi gösteren/canlı imajı veren asanın durumuna ne kadar da benziyor. Şöyle buyuruyor Allah Azze ve Celle:

[فَلَمَّا قَضَيْنَا عَلَيْهِ الْمَوْتَ مَا دَلَّهُمْ عَلٰى مَوْتِه۪ٓ اِلَّا دَٓابَّةُ الْاَرْضِ تَأْكُلُ مِنْسَاَتَهُۚ فَلَمَّا خَرَّ تَبَيَّنَتِ الْجِنُّ اَنْ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ الْغَيْبَ مَا لَبِثُوا فِي الْعَذَابِ الْمُه۪ينِ] “Vaktaki onun ölümüne karar verdiğimiz zaman, (vefat ettiği hâlde, asasına dayalı olarak günlerce ayakta tutulan Hz. Süleyman’ın) ölümünü onlara (cin takımına, ancak) asasını yemekte olan bir ağaç kurdu fark ettirmişti. (Hz. Süleyman’ın dayandığı değnek kırılıp yere düşünce cinler onun öldüğünü anlamışlardı.) Artık o, yere yıkılıp, düşünce, açıkça ortaya çıktı ki, şayet cinler gaybı bilmiş olsalardı böylesine aşağılanıcı bir azap içinde kalıp (bu utancı) yaşamazlardı.”[1]

Bu Kur’anî kıssadan çıkartabileceğimiz diğer bir hisse; nasıl ki tahta kurdu hayatta sanılan Süleyman Aleyhis Selâm’ın ölümünü ifşa ettiyse, koronavirüs de hayatta olduğu zannedilen kapitalizmin ölümünü ifşa etmiştir. Peki ey güç sahipleri! Ey yöneticiler! Ölmek üzere olduğunu bildiğiniz hâlde kapitalizme ve onun uygulayıcıları olan sömürgeci kâfirlere hâlâ bel bağlayacak mısınız? Cinler öldüğünü bilmiş olsalardı bu zahmete katlanırlar mıydı diye soruyor Allah Subhânehû ve Teâlâ… Biz de size soralım o vakit; artık ayağa kalkmaya mecali kalmamış bir nevi beyin ölümü gerçekleşmiş kapitalizmin yükünü ve zulmünü üstlenecek misiniz? Kendisine faydası olmayan sömürgeci kâfirlerden medet umacak mısınız? Allahu Teâlâ’nın kapitalizm sisteminin örümcek evinden daha güçsüz olduğunu bir virüsle bize göstermiş olmasına rağmen izzeti, şerefi sömürgeci kâfirlerden ve onların sistemlerinde aramaya devam edecek misiniz?  Koronavirüsün etkisi kapitalist sistemin çaresizliğini, ekonomik çıkmazlarını bir kez daha ispat etmiş ve gün yüzüne çıkarmıştır. Bir virüsün süper güç devletleri ne hâle getirdiğini nasıl perişan ettiğini hepimiz müşahede ettik. Hani Amerika güçlüydü? Hani sömürgeci kâfirlerin teknik donanımları çok üst düzeydeydi? Hani onların bütün olanak ve imkânları vardı? Hani onlara kimse kafa tutamazdı? Evet, virüs zannedildiği gibi olmadığını gösterdi. Öyleyse ey güç sahipler! Ey ölmüş bir sisteme bel bağlayan yöneticiler! Kapitalizm öldü ancak yaşasın yeni kapitalizm mi diyeceksiniz? Yoksa kapitalizm öldü yaşasın İslâm mı diyeceksiniz? Kısacası hasta bir sistemin koltuk değneği olmaya devam mı edeceksiniz yoksa İslâm’ın köklü bir şekilde değiştireceği yeni bir dünyanın bânisi mi olacaksınız? Tercih sizin?!

Çözümsüz Teşhis; Nereye Kadar?

Dünyanın ve de özelde yaşadığımız coğrafyanın, karanlıkların girdabında boğulmaya terk edilmesinin temelinde yatan, kapitalizm nizamının amentüsü niteliğinde olan hürriyetler fikridir. İşte insan fıtratını altüst eden ve kapitalizmin peyderpey kendi sonunu hazırladığı hürriyetler fikri; herkesin dilediği gibi inanabilmesinin teminatını veren inanç hürriyeti, kişinin istediği her türlü fikri söyleyebilmesinin garanti edildiği fikir hürriyeti, dileyenin dilediği gibi haram-helal gözetmeksizin alıp satma hakkının sağlandığı mülkiyet hürriyeti ve kişilere dilediği gibi yaşama hakkı veren şahsi hürriyettir. İşte bu hürriyetlerin içerisinden mülk edinme hürriyetinden zenginlerin daha fazla zenginleştiği, fakirlerin ise daha çok fakirleştiği ve Batılı kâfir devletleri, halkları sömürü yoluyla servetlerini yağmalamaya iten kapitalist ekonomi düzeni doğmuştur. Sömürü esası üzerine var olan kapitalizm genel itibarıyla dünyaya egemen olan nizamdır. Kapitalizm sistemine ait fikrî yön ve hayata bakış açısı, dini hayattan ayırma esasına göre tayin edildi. İnsana, hayata ve iktisada dair sağlıklı/sahih çözümleri bulunamayan kapitalizm, içerisinde yaşadığımız dünyanın yaşanmaz bir hâle gelmesindeki en büyük faktördür. Kapitalizm nizamı dünyaya kaos, sömürgecilikten kaynaklı olarak da fakirlikten başka bir şey verememiştir. Koronavirüs malumun ilamı oldu desek yeridir. Peki tam da burada sadece kapitalizmin çökmek üzere ve yaşanan başta iktisadi olmak üzere bütün krizlerin müsebbibinin olduğunu söylemek yeterli midir? Dört gözle hastalığından kurtulmayı bekleyen birisine tedaviden yoksun ha bire hastalığının ölümcül olduğunu söyleyip durmak -iyi bir şey olmakla birlikte- nasıl ki büyük bir eksiklik ise çözümsüz ve alternatifsiz sadece kapitalizmin ifsadından bahsetmek de bir o kadar yanlış ve eksiktir. Tedavisiz hastalık teşhisinin bugüne kadar kime ne faydası olmuş ki?

Yıllardır İslâmi camialar olarak kapitalizmin ifsadını konuştuk. Panellerde, konferanslarda kapitalizmin dünyayı nasıl karanlığa boğduğunu en ince ayrıntısına kadar anlattık. Peki bunları yapmak kötü mü? Ya da bunun neresi yanlış diye sorabilirsiniz? Asla böyle bir şeyi kast etmedim. Pek tabii ki iyi ancak eksik… Tıpkı sınavda iki sorudan birisini yanıtlamamış olmak gibi. Yani bir soruyu cevaplamış olmak iyi ama olması gereken değil. Verdiğim basit örnekte olduğu gibi sadece çözümden yoksun zulmün müsebbibini söylemek kompozisyonun eksik olmasını/kalmasını sağlar. Müsebbibin kapitalizm olduğuna ilave olarak çözümün İslâm’da olduğunu söyleyenlerin varlığını inkâr etmek ya da en azından burada dile getirmemek de haksızlık olacaktır. Ancak genel, yuvarlak ifadelerle İslâm demek de arzulanan değildir. Sorunlar ile çözüm olarak ortaya atılan fikirler birbiriyle uyumlu olmak zorundadır. Uyumludan kasıt sorunu köklü bir şekilde çözecek cinsten olmasıdır.

Sözlerimin daha iyi anlaşılabilmesi adına bir örnek vermek istiyorum. Yaşadığımız Türkiye topraklarında zina herkesin ortak dile getirdiği problemlerin başında gelmektedir. Bunun çözümüne dair çok şeyler yazıldı, çizildi pek tabii ki… Bizim mahallenin bunun çözümüne dair verdiği cevap istisnasız “İslâm” olmuştur. Evet, zina problemi ancak İslâm ile çözülür âmennâ ve saddeknâ. Bu cevap yanlış değil ama tam arzulanan da değildir. Çünkü İslâm’ın zina suçuna ilişkin düzenlemesi Kur’an ayetiyle sabittir ve bunun yaptırımı bellidir. Şöyle ki:

[اَلزَّانِيَةُ وَالزَّان۪ي فَاجْلِدُوا كُلَّ وَاحِدٍ مِنْهُمَا مِائَةَ جَلْدَةٍۖ وَلَا تَأْخُذْكُمْ بِهِمَا رَأْفَةٌ ف۪ي د۪ينِ اللّٰهِ اِنْ كُنْتُمْ تُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِۚ وَلْيَشْهَدْ عَذَابَهُمَا طَٓائِفَةٌ مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَ] “Zina eden kadın ile zina eden erkeğin her birine yüz sopa vurun. Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsanız, Allah’ın dinini uygulama hususunda o ikisine karşı merhamet duygusuna kapılmayın. Müminlerden bir grup da onlara uygulanan cezaya tanık olsun.”[2]

Öyleyse bu sorunun cevabı el kesmek mi? Hayır bu da değil. Ukubat ahkâmının bir parçası olan el kesmeyi tatbik edecek İslâmi bir devlet. İşte bu sorunun tam ve doğru cevabı budur. İşte bu örnekte de olduğu gibi en iyimser hâliyle kapitalizme alternatif olarak İslâm cevabının verilmesi kompozisyonun eksik kalmasını sağlayan bir cevaptır. Kapitalizmin alternatifi İslâm iktisat nizamına hayat verecek olan İslâm Hilâfet Devleti’dir. Peki ey Müslümanlar meydana gelen bu siyasi boşluk tam da bu hakikati dillendirmenin zamanı değil midir? Ey kanaat önderleri! Meydana gelen boşluk değişim için en uygun fırsat ve zaman değil midir? Peki ayağımıza kadar gelmiş bu fırsatı gerçek çözümü haykırmadan heba olmasında katkı sağlayanlardan olursak/olduysak Ruz-i Mahşer’de Rabbimize ne deriz?

Oluşan Siyasi Boşluğu Ancak İslâm Doldurur! Peki Biz Bu İşin Neresindeyiz?

Bizler tüm insanlık için çıkarılmış en hayırlı ümmetiz. Bu da bizim namaza, abdeste bilindik ritüellere ek olarak fazlaca sorumluluklarımızın olduğunu göstermektedir. En büyük sorumluluklarımızdan birisi de dünyamıza sömürü anlayışıyla zalimane tahakküm eden dünyanın birinci devleti konumunda olan Amerika’nın yerine insanlığı İslâm’ın adaletine çıkartacak Râşidî Hilâfet için çalışmaktır. Hele ki koronavirüsün oluşturduğu bu iktisadi krizin ve Amerika’nın birinci devlet konumundan düşmesinin alametlerini/sinyallerini verdiği şu zaman diliminde… Henry Kissinger, Wall Street Journal’daki bir makalede korona salgınının küresel sistemi sonsuza kadar değiştireceğini öngördüğünü yazdı. Amerika’nın birinci devlet pozisyonunu kaybetmemiş olması birinci devlet özelliklerini hakkıyla yerine getirdiğinden değil, onun yerine birinci devlet pozisyonunu alacak bir varlığın/devletin olmayışındandır. Ancak ne var ki bir devletin siyasi gücünün zayıflamasının en bariz iki alameti de Amerika’da mevcuttur. Siyasi güç ağırlıklı olarak askerî ve ekonomik güç üzerine endekslidir. ABD’de bu ikisi de şu anda vahim bir durumdadır. Sadece zihinlerde daha iyi canlanabilmesi için örnek verecek olursak:

2013 yılında 662 milyar dolar olan askerî harcamaları yüzünden pentagondan büyük bir baskıya maruz kalmıştı hükümet... Ki bu meblağ on büyük devletin askerî harcamasına denktir. Ekonomik açıdan ciddi krizler yaşayan Amerika’nın yani kapitalizmin bütçe açığı ve mali problemleri tasavvur edilemeyecek seviyeye ulaşmıştır. Bir itiraf paylaşalım yeri gelmişken: 05.10.2013 tarihinde Endonezya’nın Bali adasında yapılan APAC Zirvesi’nin açılışında dönemin ABD Dışişleri Bakanı Kerry şöyle demişti: “Mali krizin devam etmesi veya tekrarlanması hâlinde insanlar ABD yönetiminin takip ettiği rotayı ve bunu koruma gücüne güveni sarsılıp onu sorgulamaya başlayacaktır.”[3] Koronavirüsten sonrasının çok daha kötü olduğu izaha muhtaç değildir. Koronavirüsten kaynaklı ekonomik kriz, 2008 ekonomi krizinden çok daha şiddetli olduğu bilirkişilerin itirafı ile sabittir. Kapitalizmin kan kaybetmeye başladığı günlerden itibaren bilirkişiler yani ekonomistler, siyaset bilimcileri barizleşen ve yükseliş trendinde olanın İslâm olduğuna dikkat çekmişlerdir. Buna Noah Feldman “İslâm Devleti’nin Yükselişi ve Yıkılışı” adlı kitabında dikkat çekmektedir. Şöyle ki: “Sembolik ve pratik açıdan İslâm Devleti 1924 yılında öldü. Fakat bugün, İslâm Devleti yeniden canlanıyor. Trend onlardan yana. Coğrafi aralığı Fas’tan Endonezya’ya kadar uzanan Müslüman ülkelerde dikkate değer çoğunluklar şeriatın ülkeleri için hukuk kaynağı olması gerektiğini savunuyor.”[4]

Dolaysıyla Amerika’dan boşalacak bu boşluğu İslâm ümmetinin kıyam etmesiyle birlikte Hilâfet Devleti dolduracaktır. Çünkü İslâm ümmetinde dünyanın liderliğini elde etmenin yeterliliği fazlasıyla vardır biiznillah… Bu Allah’ın vaadi ve Rasulullah’ın müjdesidir. Ancak bu boşluğun İslâm Hilâfet Devleti ile doldurulması çalışmasında biz nerede duruyoruz? Biz bu işin neresindeyiz? Bir şeylerin değişmesini bekleyen ve sadece uzaktan seyredenlerden miyiz, yoksa değişimin öncülerinden mi?

Biz tam olarak o günün süper güçlerine karşı: [اللَّهُ ابْتَعَثْنَا لِنُخْرِجَ مَنْ شَاءَ مِنْ عِبَادَةِ الْعِبَادِ إِلَى عِبَادَةِ رب العباد وَمِنْ ضِيقِ الدُّنْيَا إِلَى سِعَتِهَا، وَمِنْ جَوْرِ الْأَدْيَانِ إِلَى عَدْلِ الْإِسْلَامِ] “Biz, Allah’ın, insanları kula kul olmaktan kendisine kulluğa, dünyanın darlığından ahiretin genişliğine ve batıl dinlerin zulmünden İslâm’ın adaletine çıkaralım diye gönderdiği bir toplumuz.”[5] diyen Rebi b. Amir’in dediği ve durduğu yerdeyiz. Orada olmalıyız. Tıpkı o günün dünyasını süper güç devletlerin pençesinden kurtarmayı dert edindiği gibi bizler de tüm insanlığı kapitalizmin kanlı pençesinden kurtaracak Râşidî Hilâfet’in ikamesini kendimize dert ediniyoruz!

Peki ya siz kardeşlerim, ya siz neredesiniz ve neyi dert edindiniz?!



[1] Sebe Suresi 14

[2] Nur Suresi 2

[3] Devletlerarası Durumda Siyasi Boşluk, Esad Mansur Köklü Değişim Yayıncılık

[4] Kapitalzmin Çöküşü ve İslam’ın Yükselişi, Prof. Muhammed Malkâwi, Diwan Araştırma ve Yayıncılık

[5] El-Bidaye ve'n-Nihaye, İbn Kesir


Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz