ERKEK VE KADININ EN DEĞERLİ SÜSÜ İFFET VE HAYÂ, EN KIYMETLİ ELBİSESİ TAKVADIR

Serdar Yılmaz

Günümüz insanları maalesef en değerli süslerini ve en kıymetli elbiselerini yitirdiler. Şimdi yitirdikleri bu süsün yerine koyabilecekleri süsleri arayıp duruyorlar. Ve kaybettikleri bu elbisenin yerini tutacak bir elbise bulmak için mağaza mağaza dolaşıp duruyorlar… ama nafile!

Dolaplar dolusu makyaj malzemeleri, aynaların karşısında ya da kuaförlerin koltuklarında geçen saatler, kuyumcu ve mücevher dükkanlarında harcanan milyarlar hep bu süsün yerine geçecek ve kendilerine “işte şimdi oldu!” diyecekleri bu süsü arama telaşından ibaret... ama boşuna!    

Gardıroplara sığmayan elbiseler, neredeyse her güne ayrı bir kıyafet, çeşit çeşit ve renk renk giyecekler, buna rağmen elbise mağazalarında yeni çıkan her kıyafeti almak için sıra beklemeler, evet tüm bunlar yitirilen bu en kıymetli elbisenin yerine geçecek bir elbise bulma telaşı. Sonuç yine mutsuzluk…

Çünkü yitirdiğimiz bu süsün ve kaybettiğimiz bu elbisenin yerine geçebilecek bir süs ve elbise maalesef yok ve olmayacak. Bundan dolayı bu eksikliği ve boşluğu hiçbir şey kapatamayacak. Ne giyilirse giyilsin ne ile süslenilirse süslenilsin kalplerde her zaman bir tatminsizlik olacak ve mutlaka bir eksiklik hissedilecek.

İşte yitirilen bu süs, müminin en değerli süsü olan iffet ve hayâdır. Kaybedilen bu elbise ise takva elbisesidir. Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:

وَلِبَاسُ التَّقْوٰى ذٰلِكَ خَيْرٌۜ

“Takva elbisesi ise daha hayırlıdır.”[1]

Peki nedir iffet ve hayâ neden insanın en değerli süsüdür? Niçin yeri doldurulamıyor? Günümüzdeki kokuşmuş sistemler neden iffet ve hayâdan soyutlanmış bir nesil yetiştirmek, kadın ve erkeklerden bu süsü çekip almak için uğraşıp duruyorlar? İşte bu sorular ve yanıtları üzerinde düşünmek bizleri, içinde bulunduğumuz zamanın tuzaklarına karşı uyanık kılacak ve kaybettiklerimizi yeniden kazanmak hususunda doğru bir bakış açısı kazandıracaktır. 

İffet ve Hayâ Mefhumu

İffet sözlükte edep, hayâ, şeref, izzet, haysiyet ve çirkin şeylerden el çekmek gibi manalarda kullanılır. Istılahta ise bir kimsenin dinin tayin ettiği sınırlarda hareket etmesi, şehvetin etkisini dizginlemesi ve her türlü çirkin işlerden uzak durması anlamındadır. Cürcani Tarifat kitabında iffeti tanımlarken şöyle der:

“İffetli kişi, şeriata ve mürüvvete uygun olan işlere girişen kimsedir.”

Hayâ ise sözlükte utanma, edep, mahcubiyet, çekinme ve vazgeçme gibi anlamlara gelir. Istılahta da nefsin kötü davranışlardan sakınma ve onları terk etme, bu davranışlardan dolayı yüzünün kızarması şeklinde tanımlanmıştır.

İffet ve hayâ Müslüman erkek ve kadının sahip olması gereken en güzel ahlaklardan biridir. Kitap ve Sünnet’in nassları iffet ve hayâ ile ahlaklanmayı emretmiş ve sahiplerini övmüştür. Kur’an-ı Kerim’de iffetli davranmanın emredildiği ve övüldüğü ayetlere baktığımız zaman bunların bir kısmının mal, mülk ve harcamalarda dengeli olma, insanlardan bir şey istememe ve başkalarının mallarına el uzatmama şeklinde ifade edildiğini görürüz. Örneğin fakir olduğu hâlde iffetini koruyup insanlardan bir şey istemeyenler hakkında Rabbimiz şöyle buyurmuştur:

لِلْفُقَرَٓاءِ الَّذ۪ينَ اُحْصِرُوا ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ لَا يَسْتَط۪يعُونَ ضَرْبًا فِي الْاَرْضِۘ يَحْسَبُهُمُ الْجَاهِلُ اَغْنِيَٓاءَ مِنَ التَّعَفُّفِۚ تَعْرِفُهُمْ بِس۪يمٰيهُمْۚ لَا يَسْـَٔلُونَ النَّاسَ اِلْحَافًاۜ

“(Sadakalar) kendilerini Allah yoluna adayan fakirler içindir ki onlar, yeryüzünde dolaşmaya güç yetiremezler. İffetlerinden dolayı bilmeyen onları zengin sanır. (Ama) sen onları yüzlerinden tanırsın. Yüzsüzlük ederek insanlardan istemezler.”[2]

Yine Rabbimiz zenginlerin, emanet mallara ya da yetim ve fakirlerin mallarına el uzatmaması talebiyle şöyle buyurmaktadır:

وَمَنْ كَانَ غَنِيًّا فَلْيَسْتَعْفِفْۚ

“Zengin olan iffetli davransın!”[3]

Yine iffet Kur’an-ı Kerim’de hem erkeklerden hem de kadınlardan talep edilmiştir. Rabbimiz evlenmeye imkân bulamayan erkekler için şöyle buyurmuştur:

وَلْيَسْتَعْفِفِ الَّذ۪ينَ لَا يَجِدُونَ نِكَاحًا حَتّٰى يُغْنِيَهُمُ اللّٰهُ مِنْ فَضْلِه۪ۜ

“Nikâh (imkânı) bulamayanlar, Allah onları kendi fazlından zenginleştirinceye kadar iffetli davransınlar.”[4]

Ve yaşlanmış olsalar dahi kadınların iffetlerini korumaları hakkında şöyle buyurmaktadır:

وَالْقَوَاعِدُ مِنَ النِّسَٓاءِ الّٰت۪ي لَا يَرْجُونَ نِكَاحًا فَلَيْسَ عَلَيْهِنَّ جُنَاحٌ اَنْ يَضَعْنَ ثِيَابَهُنَّ غَيْرَ مُتَبَرِّجَاتٍ بِز۪ينَةٍۜ وَاَنْ يَسْتَعْفِفْنَ خَيْرٌ لَهُنَّۜ وَاللّٰهُ سَم۪يعٌ عَل۪يمٌ

“Nikâh ümidi kalmamış, kadınlık hâlinden kesilmiş kadınlar, ziynetlerini açığa vurmaksızın dış elbiselerini çıkarmalarında kendileri için bir sakınca yoktur. Yine de iffetli davranmaları kendileri için daha hayırlıdır. Allah işitendir, bilendir.”[5]

Hayâ kavramı da yine Kur’an-ı Kerim’de Şuayb Aleyhi’s Selam’ın kızlarının hem yürüyüşü hem de konuşması esnasındaki ahlakları olarak zikredilmekte ve şöyle buyurulmaktadır:

فَجَٓاءَتْهُ اِحْدٰيهُمَا تَمْش۪ي عَلَى اسْتِحْيَٓاءٍۘ قَالَتْ اِنَّ اَب۪ي يَدْعُوكَ لِيَجْزِيَكَ اَجْرَ مَا سَقَيْتَ لَنَاۜ

“Çok geçmeden, o iki (kadın)dan biri, hayâlı bir şekilde utana utana yürüyerek ona geldi ve şöyle dedi: Babam, bizim için sürüleri sulamana karşılık sana mükâfat vermek üzere seni davet etmektedir.”[6]

Birçok hadis-i şerifte de iffet ve hayâ konusu en güzel ahlak olarak vasfedilmiş ve iman ile ilişkilendirilerek kâmil imanın bir unsuru olarak zikredilmiştir.

 İbni Ömer RadiyAllahu Anh’dan rivayet edilen bir hadiste şöyle buyurulmaktadır:

أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ مَرَّ عَلَى رَجُلٍ مِنْ الْأَنْصَارِ وَهُوَ يَعِظُ أَخَاهُ فِي الْحَيَاءِ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ دَعْهُ فَإِنَّ الْحَيَاءَ مِنْ الْإِيمَانِ

“Rasulullah fazla hayâlı davranmaması konusunda kardeşine öğüt veren bir adama rastlamış ve ona şöyle demiştir: Bırak onu! Çünkü hayâ imandandır.”[7]

İmran bin Husayn RadiyAllahu Anh’dan Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in şöyle buyurdukları rivayet olunmuştur:

الْحَيَاءُ لاَ يَأْتِي إِلاَّ بِخَيْرٍ

“Hayâ ancak hayır getirir.”[8]

Hayânın imanın şubelerinden olduğu bildirilen hadiste ise şöyle buyurulmaktadır:

الإِيمَانُ بِضْعٌ وَسَبْعُونَ -أَوْ بِضْعٌ وَسِتُّونَ- شُعْبَةً، فَأَفْضَلُهَا قَوْلُ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّه، وَأَدْنَاهَا إِمَاطَةُ الأَذَى عَنِ الطَّرِيقِ، وَالْحَيَاءُ شُعْبَةٌ مِنَ الإِيمَانِ

“İman, yetmiş küsur -veya altmış küsur- şubedir. Bu şubelerden en üstünü la ilâhe illAllah sözüdür, en aşağı mertebede olanı da yolda bulunan rahatsız edici bir şeyi kenara atmaktır. Ve Hayâ imandan bir şubedir.”[9]

İslâm âlimleri hayâyı üç kısım olarak tarif etmişlerdir. Allah’a karşı hayâ, insanlara karşı hayâ ve kendine karşı hayâ. Allah’a karşı hayâ, nefsin isteklerini terk etmek ve dinin emirlerini yerine getirmekle olur. İnsanlara karşı hayâ, insanlara eziyet etmemek, kötü söz ve fiillerden kaçınmakla olur. Kendine karşı hayâ ise edep sahibi olmak ve yalnız kaldığında da günahlardan kaçınmakla olur.

Günümüzde maalesef iffetsiz ve hayâsız bir yaşamın propagandası özellikle gençler üzerinde çok yoğun bir şekilde yapılmaktadır. “Gençlik bir kez yaşanır, öyleyse özgürce yaşa!” benzeri sloganlarla gençliğin şehvet ve arzularının peşinde koşması neredeyse övülmektedir. “İnsanları özgürleştirmek” safsatası altında şehvetlerinin ve tutkularının esiri ve kölesi olmuş nesiller üretilmeye çalışılmaktadır. Oysa ki bu noktada her Müslümanın müracaat etmesi gereken temel kaynak olan Kur’an, şehvet, heva ve arzuların kontrol altına alınması için iffet ve hayânın önemine vurgu yapmakta, ilk adım olarak da bakışları çevirmeyi emretmektedir. İlk olarak erkeklerin bakışlarını çevirmeleri emredilmekte ve şöyle buyurulmaktadır:

 قُلْ لِلْمُؤْمِن۪ينَ يَغُضُّوا مِنْ اَبْصَارِهِمْ وَيَحْفَظُوا فُرُوجَهُمْۜ ذٰلِكَ اَزْكٰى لَهُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ خَب۪يرٌ بِمَا يَصْنَعُونَ  

“Mümin erkeklere söyle: Gözlerini harama bakmaktan sakınsınlar, iffet ve namuslarını korusunlar. Bu, onlar için daha temiz ve daha nezih bir davranıştır. Şüphesiz Allah, onların bütün yaptıklarını en iyi bilmektedir.”[10]

Ardından mümin kadınlara seslenilmekte ve onların da ilk olarak bakışlarını çevirmeleri istenmektedir. Daha sonra ise ziynet yerlerini mahremleri dışında kimseye göstermemeleri talep edilmekte ve dikkat çekici bir şekilde teberrüçten sakındırılmaktalar:

وَقُلْ لِلْمُؤْمِنَاتِ يَغْضُضْنَ مِنْ اَبْصَارِهِنَّ وَيَحْفَظْنَ فُرُوجَهُنَّ وَلَا يُبْد۪ينَ ز۪ينَتَهُنَّ اِلَّا مَا ظَهَرَ مِنْهَا وَلْيَضْرِبْنَ بِخُمُرِهِنَّ عَلٰى جُيُوبِهِنَّۖ وَلَا يُبْد۪ينَ ز۪ينَتَهُنَّ اِلَّا لِبُعُولَتِهِنَّ اَوْ اٰبَٓائِهِنَّ اَوْ اٰبَٓاءِ بُعُولَتِهِنَّ اَوْ اَبْنَٓائِهِنَّ اَوْ اَبْنَٓاءِ بُعُولَتِهِنَّ اَوْ اِخْوَانِهِنَّ اَوْ بَن۪ٓي اِخْوَانِهِنَّ اَوْ بَن۪ٓي اَخَوَاتِهِنَّ اَوْ نِسَٓائِهِنَّ اَوْ مَا مَلَكَتْ اَيْمَانُهُنَّ اَوِ التَّابِع۪ينَ غَيْرِ اُو۬لِي الْاِرْبَةِ مِنَ الرِّجَالِ اَوِ الطِّفْلِ الَّذ۪ينَ لَمْ يَظْهَرُوا عَلٰى عَوْرَاتِ النِّسَٓاءِۖ وَلَا يَضْرِبْنَ بِاَرْجُلِهِنَّ لِيُعْلَمَ مَا يُخْف۪ينَ مِنْ ز۪ينَتِهِنَّۜ وَتُوبُٓوا اِلَى اللّٰهِ جَم۪يعًا اَيُّهَ الْمُؤْمِنُونَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ

“Mümin kadınlara söyle: Gözlerini (harama çevirmekten) kaçındırsınlar, ırzlarını korusunlar ve süslerini açığa vurmasınlar. Ancak kendiliğinden görüneni hariç. Baş örtülerini, yakalarının üstünü (kapatacak şekilde) koysunlar. Süslerini, kendi kocalarından, babalarından, oğullarından, kocalarının oğullarından, kendi kardeşlerinden, kardeşlerinin oğullarından, kız kardeşlerinin oğullarından, kendi kadınlarından, sağ ellerinin altında bulunanlardan, kadına ihtiyacı olmayan (arzusuz veya iktidarsız) hizmetçilerden ya da kadınların henüz mahrem yerlerini tanımayan çocuklardan başkasına göstermesinler. Gizledikleri süsleri bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar. Hep birlikte Allah'a tövbe edin ey müminler, umulur ki felah bulursunuz!”[11]

Bu ayetlerden açıkça görüldüğü gibi erkek ve kadın için iffet ve hayânın ilk adımı gözlerden yani bakışlardan başlar. Çünkü bakışlar şehvetin kapısıdır. Bundan dolayı gözleri haramlardan sakındırmak iffet ve hayânın sembolüdür.

Günümüzde iffet ve hayânın sadece kadınlardan beklenilmesi de yanlış bir algıdır. Zira ayetlere bakıldığında hem erkek hem de kadınlardan iffet ve hayâ sahibi olmaları istenildiği görülmektedir. Mümin kadınlar ne kadar iffet ve hayâlı olmaları gerekiyorsa erkeklerin de aynı oranda iffet ve hayâya sahip olmaları gerekmektedir. Ancak kadınlar, erkeklerden farklı olarak cazibe sahibidir. Bundan dolayı bakışlarını haramdan koruması ile birlikte haram bakışlardan korunması da ondan ayrıca istenmektedir. Kendiliğinden görünenler dışında ziynet yerlerini göstermemeleri, dışarıya çıktıklarında dış kıyafetlerini üzerlerine almaları, dikkat çekici bir şekilde dolaşmamaları yani teberrüçten uzak durmaları kadınlardan ayrıca istenmektedir.

Bunlarla birlikte fuhşiyatın her türlüsünden uzak durmaları hem kadına hem de erkeğe emredilmekte ve olabildiğince erken yaşta evlenmeyi tavsiye edip bir aile çatısı altında iffet ve hayâlarını korumaları istenmektedir. Çünkü nikâh, insanları her yönüyle koruyan en önemli unsurdur. Böylece İslâm hem aileyi hem nesli hem de toplumu koruma altına alarak tüm güzel ahlaki meziyetlerle donanmış insanlardan oluşan bir toplum oluşturmayı hedeflemiştir.   

Ancak günümüzde erken yaşta evlilik kerih görülmekte hatta belirli bir yaştan önce olursa ağır cezaları gerektiren bir suç sayılmaktadır. Fakat buna karşı hangi yaşta olursa olsun zina ise suç sayılmamakta ve teşvik edilmektedir. Yine nikâh ve evliliğin yolları ve şartları zorlaştırılmakta, evliliğin özgürlüğü sınırlayan bir şey olduğu söylenilerek bekârlık teşvik edilmektedir. İffet ve hayâya, gereksiz ve modası geçmiş bir nitelik muamelesi yapılmaktadır. Tabii ki tüm bunların neticesinde fuhşiyatlar ve münkerler de olabildiğince yaygınlaşmaktadır.  

Bundan dolayı İslâmi bir ahlak olması hasebiyle iffet ve hayâ ile yeniden ahlaklanmak, bu değerli süs ile süslenmek mümin kadın ve erkeklerin öncelikli gündemlerinden olmalıdır. Bunun aslı da şer'î hükümlere bağlı olmak, Allah korkusu ve takva mefhumudur.

Takva Mefhumu

Sözlükte korumak, korunmak, sakınmak, saygı göstermek, itaat etmek, korkmak, çekinmek anlamlarına gelen takva kelimesinin ıstılahi anlamını Seyyid Şerif el-Cürcani, meşhur ıstılah sözlüğü olan Tarifat’ta şöyle tarif etmiştir:

“Allah’a itaat ederek azabından sakınmaktır, bu da ceza almayı haklı kılan davranışlardan nefsi korumak suretiyle gerçekleşir.”

Yine İbni Kesir’in tefsirinde geçen Hz. Ömer ile Ubey bin Ka’b arasındaki konuşma da takvayı tarif etme noktasında en güzel örneklerden birisidir:

“Hazreti Ömer RadiyAllahu Anh, bir gün Ubey bin Ka’b RadiyAllahu Anh’a takvanın ne olduğunu sorar. Ubey bin Ka’b, Ömer’e şöyle der: Sen hiç dikenli bir yolda yürüdün mü ey Ömer? Hazret-i Ömer: Evet, yürüdüm. Karşılığını verince bu sefer: Peki, ne yaptın? diye sorar. Hazret-i Ömer: Elbisemi topladım ve dikenlerin bana zarar vermemesi için bütün dikkatimi sarf ettim. Cevabını verir. Bunun üzerine Ubey bin Ka’b RadiyAllahu Anh: İşte takva budur. der.”[12]

Evet takva, Allah’ın emirlerini yerine getirme noktasında büyük bir hassasiyet sahibi olmak ve aynı zamanda onun yasakladıklarından titizlikle sakınmaktır. Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:

يَاأَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُوا رَبَّكُمُ

“Ey İnsanlar Rabbinize karşı takva sahibi olun.”[13]

Yine şöyle buyurmaktadır:

إِنَّ الْمُتَّقِينَ فِي مَقَامٍ أَمِين ، فِي جَنَّاتٍ وَعُيُونٍ

“Muhakkak ki takva sahipleri, emin bir makamda, cennetlerde (bahçelerde) ve pınar başlarındalardır.”[14]

Takva; sevap-günah, helal-haram konusunda derin bir hassasiyeti gerektirir. İslâm’da helal ve haramlar bellidir. Ancak bu ikisi arasında şüpheli şeyler vardır. Bu tür şüphelerden sakınan kimse dinini ve şerefini korumuş olur. Zira Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şüpheli olan şeylerin terkedilmesini ve şüpheli olmayanlara yönelmeyi biz Müslümanlara tavsiye etmiştir. O, şöyle buyurmuştur:

دَعْ مَا يَرِيبُكَ إِلَى مَا لاَ يَرِيبُكَ

“Sana şüphe vereni terk et, şüphe vermeyen şeye yönel.”[15]

Yazımızın en başında da belirttiğimiz gibi Rabbimiz en hayırlı elbisenin takva elbisesi olduğunu belirtmektedir. Takva öyle bir elbisedir ki onu giyen ve onun ile örtünen hiç açıkta kalmaz. Takva elbisesi kusurları, eksikleri ve ayıpları en iyi örtendir. Takva elbisesi bu dünyada birçok bela ve musibetler ile kulun arasında bir örtü olduğu gibi ahirette de ateş azabına karşı koruyucu bir örtüdür.

Öyle ise ey mümin kadınlar ve mümin erkekler! Haydi takva elbisesine bürünün! İffet ve hayâ ile süslenin. Sizleri haramların, fuhşiyatın ve münkerlerin ağına çekmek isteyenlere karşı uyanık ve dikkatli olun! Cinnî ve insî şeytanların adımlarını takip etmeyin! Genişliği gökler ve yerler kadar olan, Allah’ın müminler erkekler ve kadınlar için hazırladığı cennetlere koşun…

اِنَّ الْمُسْلِم۪ينَ وَالْمُسْلِمَاتِ وَالْمُؤْمِن۪ينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ وَالْقَانِت۪ينَ وَالْقَانِتَاتِ وَالصَّادِق۪ينَ وَالصَّادِقَاتِ وَالصَّابِر۪ينَ وَالصَّابِرَاتِ وَالْخَاشِع۪ينَ وَالْخَاشِعَاتِ وَالْمُتَصَدِّق۪ينَ وَالْمُتَصَدِّقَاتِ وَالصَّٓائِم۪ينَ وَالصَّٓائِمَاتِ وَالْحَافِظ۪ينَ فُرُوجَهُمْ وَالْحَافِظَاتِ وَالذَّاكِر۪ينَ اللّٰهَ كَث۪يرًا وَالذَّاكِرَاتِ اَعَدَّ اللّٰهُ لَهُمْ مَغْفِرَةً وَاَجْرًا عَظ۪يمًا

“Şüphesiz, Müslüman erkekler ve Müslüman kadınlar, mümin erkekler ve mümin kadınlar, gönülden (Allah’a) itaat eden erkekler ve gönülden (Allah’a) itaat eden kadınlar, sadık olan erkekler ve sadık olan kadınlar, sabreden erkekler ve sabreden kadınlar, saygıyla (Allah’tan) korkan erkekler ve saygıyla (Allah’tan) korkan kadınlar, sadaka veren erkekler ve sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkekler ve oruç tutan kadınlar, ırzlarını koruyan erkekler ve (ırzlarını) koruyan kadınlar, Allah’ı çokça zikreden erkekler ve (Allah’ı çokça) zikreden kadınlar; (işte) bunlar için Allah bir bağışlanma ve büyük bir ecir hazırlamıştır.”[16]



[1] Araf Suresi 26

[2] Bakara Suresi 273

[3] Nisa Suresi 6

[4] Nur Suresi 33

[5] Nur Suresi 60

[6] Kasas Suresi 25

[7] Buhari, Müslim

[8] Buhari, Müslim

[9] Buhari, Müslim

[10] Nur Suresi 30

[11] Nur Suresi 31

[12] İbn-i Kesir

[13] Nisa Suresi 1

[14] Duhan Suresi 51-52

[15] Tirmizi, Nesai

[16] Ahzab Suresi 35


Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz