FITRATI İFSAT EDEN BATILI DÜŞÜNCELER: ATEİZM VE DEİZM

Musa Bayoğlu

Allah’ın varlığına iman etmek, insanlık tarihi kadar eski değil bilakis ilk insanla birlikte başlayan bir hakikattir. Çünkü ilk insan Âdem Aleyhi’s Selam ilk peygamberdir. Allah’a iman etmiş ve insanları Allah’ın varlığına ve birliğine davet etmiştir. İnsanlar ne zaman Allah’ın varlığını inkâr etmiş veya şirk koşmuşlar ise işte o zaman Allah insanlara küfürden yeniden imana dönsünler diye peygamberler, kitaplar göndermiştir. Allah’tan gelen bütün dinlerin esası Allah’ın varlığını ve birliğini anlatan tevhid esaslıdır. Şeriatlar zaman zaman değişiklik gösterse de iman esasları değişmemiştir. Bu yüzden tarihin her zaman diliminde insanların bir kısmı mutlaka Allah’a tevhid üzere iman etmişler, bazıları ise şirk ve küfür üzere inanmışlardır... 

İslâm’ın hayatta tatbik edildiği dönemlerde İslâm’a fevc fevc iman eden insanlar maalesef bugün İslâm’ı öğrenme konusunda bile zorlanmaktadır. İslâm’ın hidayetinden ve rahmetinden uzaklaşılan günümüzde ise inançsızlık her geçen gün artan bir vakıa hâline geldi. Özellikle Batı toplumları küfür ve isyanda ileri giderek tarihin karanlıklarındaki inançsızlığı bugüne bütün boyutları ile taşıdılar. İnsanlar “modern” olarak isimlendirdikleri bu çağda yeni yeni isimler ile moda ve popüler kültür adına bütün değerleri inkâr etti, ediyor. İnkârcılığın ismi ateizm, deizm, agnostisizm, nihilizm, liberalizm, satanizm, pragmatizm, makyavelizm, laiklik, demokrasi ve benzeri kavramlar ile tanımlanıyor! İsimler ne kadar çeşitlense değişse de mantalite hep aynı aslında, değişen bir şey yok. Özü şirk ve küfür olan bu sapık akımlar, gerici bir anlayış ile varlığını devam ettiriyor. Ben bu makalemde, bu sapık inkârcılığın en tehlikelilerinden ikisi olan “deizm” ve “ateizm” üzerinde biraz duracağım, inşaAllah.

Ateizm, kendi içinde farklı tanımlamalar olsa da en yalın ifade ile tanrı tanımayan, hiçbir şeye inanmayan insanların küfrünü ifade ediyor. Tarihi çok eskilere dayanan bu sapkın anlayışın ekolleşmesi ve bir öğreti hâline gelmesi çoğu felsefi akımda olduğu gibi Eski Yunan'a dayanıyor. İlk Çağ’da maddeyi bütün varlıkların kaynağı ve yaratıcısı olarak gören, yani Allah yerine maddeye tapan maddeci ateizmin ilk temsilcisi Yunanlı filozof Democrite’dir. Democrite’den sonra bu düşünceyi diğer bir filozof Epiküros geliştirmiş ve “Epikürcüler” diye bilinen felsefi ekolü kurmuştur. Epikürcülerin temel düşüncesine göre tabiatın işleyişinde tanrı inancına gerek yoktur. Kâinat sonsuz atomlardan oluşmuştur. Orta Çağ’da bu düşünce kendine çok yer bulamamıştır. Bunun nedeni ise kiliseye karşı olanların ölüm cezası ile cezalandırılmasıdır.

18. asırda dine karşı tepkiler koyan düşünürler olduysa da ateizm 19 ve 20. asırda Marx, Engels, Troçki, Feuerbach ve Lenin’in görüşleri ile varlığını devam ettirmiştir. Özellikle Marx ve Lenin’in bu düşünceyi ideolojik olarak bir devlet kurarak uygulaması milyonlarca insanı etkilemiş, dünya savaşlarının çıkmasına neden olmuştur. Sosyalizm, devlet eliyle bir nizam olarak yaklaşık 70 yıl uygulanmış ancak insanlığa sunduğu kan, gözyaşı, mutsuzluk ve huzursuzluktan dolayı yıkılmıştır. Bugün bu düşünceye sahip olan devletler olsa da ideolojik olarak komünist veya sosyalist bir nizam ile yönetilmemektedir…

Deizm, Latincede “tanrı” anlamına gelen “deus” kelimesinden türetilmiş olup Grekçede yine “tanrı” anlamındaki “theostan” gelen “teizm” terimiyle aynı sözlük anlamına sahiptir. Deizm, hayata müdahale etmeyen bir tanrı inancına dayanır. Din ve hayat ile ilgili bütün bilgiler insan aklından çıkmalıdır. Bu yüzden deizm peygamber, kutsal kitap, cennet ve cehennem, melek ve şeytan gibi bütün kavramları inkâr eder, sadece bir yaratıcı olarak tanrının varlığını kabul eder. Bu düşünceye göre hayat ile ilgili bakış açısı doğa, bilim ve akıl ile elde edilebilir…

Deizm, Hristiyanlığın yaşadığı kilise ve krallığın baskılarında ve Batı medeniyetine has tarihî şartların varlığından dolayı 17. asırda özellikle İngiltere’de kullanıma çıkmıştır. Deist kavramının ilk defa Piere Viret'in “İnanç ve İncil Öğretisi Eğitimi” adlı 1564 tarihli eserinde kullanıldığı kabul edilmiştir. Bu dönemde Hristiyan deistler olarak anılan bazı düşünürler, Hristiyanlığa inanmakla birlikte aklın da aynı gerçeklere ulaşabileceği, bir tabiî din kurabileceği ve nihayet ıristiyanlık ile akıl arasında hiçbir çatışma olmadığı şeklinde tezler ileri sürmüşlerdir...

Deizmin Avrupa’da en çok yaygın olduğu ülke İngiltere idi. İngiliz deizminin babası olarak kabul edilen Cherbury’li Lord Herbert (ö. 1648), Tanrı’ya ve ahiret hayatına inanmakla birlikte kutsal metinlerin doğruluğu konusunda ciddi kuşkular beslemiş, din adamlığı kurumunu şiddetle eleştirmiş, ayrıca evrensel gerçekleri kavramaya aklın yeteceğini savunmuştur. Onun takipçisi Charles Blount (ö. 1693) bir deist olduğunu açıkça beyan eden ilk düşünürdür. İntihar ettikten sonra yayımlanan “Summary Account of the Deist’s Religion” (1693) adlı eseri deist fikirlerin yayılmasında hayli etkili olmuştur. Daha sonra John Toland (ö. 1722) Christianity Not Mysterious (1696) ve Matthew Tindal (ö. 1733), “Deistlerin mukaddes kitabı” olarak anılan “Christianity as Old as the Creation” (1730) adlı eserinde deist fikirleri açmışlar ve yaygınlaştırmışlardır. Bilim geliştikçe ve kilisenin insanlar üzerindeki baskısı arttıkça hayata bakış açısı konusunda elde edilen bilgiler dinin tartışılmasına yol açmış ve zaman içinde “din olmadan da hayat yaşanabilir” konumuna gelinmiştir.

Hak bir dinden uzak yaşayan yüz milyonlarca insan hâlâ bu sapkın düşünceye inandığını söylüyor. 2016’da National Geographics’in yayımladığı çalışmaya göre dünyada tanrı inancı giderek zayıflıyor, ateist ve agnostiklerin sayısı ise artıyor. İngiliz Dailymail gazetesinin haberine göre ise dünyadaki ateist sayısı 1.5 milyar civarında. En çok ateistin yaşadığı ülke %49 ile Çin. Onu Japonya, Çek Cumhuriyeti, Fransa, Avustralya ve İzlanda takip ediyor.

Tarihî süreçleri de göz önüne alındığında gerek ateizmin gerekse de deizmin çıkış nedeni insanların dini anlamamaları veya yanlış dinlere olan tepkileridir. Özellikle Batı’da kilise ve kralların din adına insanlara zulmetmeleri, insanların dinden soğumasına ve alternatif bir inanç yolunu bulmalarına sebep oldu. Aynı dönemlerde İslâm’ın hâkim olduğu coğrafyaların hiçbirinde bu şekilde bir inançsızlık ortaya çıkmamış ve kabul görmemiştir. Çünkü her insanda düzen koyan yaratıcı Allah’a iman etmek fıtridir ve bu vicdan yoluyla gelir. İslâm, Müslümana vicdanla beraber aklı kullanmayı, Allahu Teâlâ’ya imanda aklı hakem kılmayı farz kılmıştır ve taklit etmeyi yasaklamıştır. Aklın bulduğu, fıtrata uygun ve vicdanının da kabul ettiği bir ölçü ile iman eden insanlar yakîn bir iman ile iman etmişler ve imanlarından asla vazgeçmemişlerdir. Bu iman ile İslâm nizamına sımsıkı bağlı kalınmış ve Müslümanlar 13 asır boyunca dünyanın birinci devleti olmuşlardır. İslâm hem indiği dönemdeki insanları hem de diğer zamanlardaki ulaştığı tüm toplumları mükemmel bir şekilde değiştirmiş ve kalkındırmıştır. İslâm ile toplumlar hem inanç hem de nizam konusunda zirvelere ulaşmıştır.

Ancak bugün tıpkı Hristiyan dünyanın yaşadığı şekli ile laiklik ülkemizde de uygulanmaya başlamış, İslâm’ın hayat ile ilgili tüm bağları kesilmiş, din adına hurafeler ortaya çıkmış, insanların duyguları sömürülmüş, din adına konuşanlar engellenmiş, birilerinin zulmü İslâm’a mâl edilmiş, inananların inandıkları şekli ile yaşamalarının imkânı azalmış ve insanların dine bakışları farklılaştırılmıştır. Bu yüzden İslâm tarihimizde vuku bulmayan hadiseler yaşanmış, Müslümanların yaşadığı toplumda bu batıl düşüncelere inanan ve kendini bu şekilde tanımlayan insanlar çıkmıştır. Bunu, yapılan iki araştırma anketi ile izah etmek mümkündür.

KONDA’nın 2015 yılı araştırmasına göre Türkiye’de ateistlerin nüfusa oranı yüzde 2,9 hatta bu oran yıllara göre yükseliyor. MAK Danışmanlık Şirketi’nin yaptığı “Dinî Değerler” araştırmasında ise “Allah’ın varlığına ve birliğine, bizi yaratıp yaşattığına inanıyor musunuz?” şeklindeki sorulan bir soruya %4 civarında “Hayır.”, %6 oranında “Evet, Allah’ın sadece varlığına, bizi yarattığına inanıyorum ama her şeye karıştığına, karışacağına inanmıyorum.”, %4 ise “Cevap vermek istemiyorum.” seçeneğini seçmişlerdir. Tam anlamıyla “evet” diyenlerin oranı sadece %86. Mesela, “Meleklere inanıyor musunuz?” sorusuna “Evet, inanıyorum.” diyenler %75 iken %15’lik bir kesim “Gözümle görmediğime inanmam.” şeklinde cevap vermiş, %10 oranında kişi ise bu soruya cevap vermek istememiştir.

Elbette bu araştırma anketlerinin sonucu %100 doğruluk ifade etmeyebilir. Ancak bunlar bizlere gidişat ile ilgili bir bilgi veriyor. İslâm ile müşrik ve kâfir kabileler İslâm’a fevc fevc girdiği hâlde bugün neden bu olmuyor? Dün şer’î hükümlere bağlılıkta ihmalkâr davranmayan Müslümanlar bugün neden inançlarını değiştiriyor? Bunun elbette birçok nedeni var. Ancak ben bazılarından bahsetmeye çalışacağım.

Gençlerin bu şekilde inananlarının çoğu popüler kültürün, dizilerin, seküler yaşamın etkisi ile kendisini “ateist”, “deist” olarak tanımlıyor. Bu gençlerin hayata bakışları, akide konuları zaten boş olduğu için bu akımlar boşluğu istediği şekilde doldurabiliyor…

Bu gençlerin çoğu İslâm’ın hayat hakkındaki nizamlarından habersiz. Bildikleri tek şey ortada dolanan İslâm adına uydurulan yalanlar. Mesela deist olan birisinin şu sözleri bu cehaletin güzel bir örneğidir: “Yolda şarkı söylerken seke seke yürüyebilmek istiyorum. İslâm buna izin vermiyor.”

Başka bir neden ise bu sapıklıkların “inanç hürriyeti” olarak güzel gösterilmesi, İslâm’ın ise çağdışı olduğunun sürekli zihinlere işlenmesidir. Şöyle bir düşündüğümüzde tepeden tırnağa hayatın her alanına sınırsız özgürlük anlayışı hakikatmiş gibi insanların bilinçaltına işleniyor. Din ve vicdan hürriyeti kapsamında İstanbul Valiliği’nin izni ile önce 2014 yılında “Ateizm Derneği” 18.09.2018 tarihinde “Deizm Derneği” kurulabiliyor. Faaliyetlerini rahat şekilde yapabiliyor. Ayrıca Gaziantep’te Arjantinlilerin, Van’da Korelilerin ve benzeri şekilde gençleri zehirleme çalışmalarının olduğu biliniyor. İslâm’ın esaslarına saygı duymayanlar saygı bekliyor, hoşgörülü olunmasını talep ediyor.

Bir kısım ateist ve deistler ise “Dindar dediklerinizin ahlakı, siyaseti, ekonomisi bu ise ben dindar değilim.” diyerek başka arayışlar içine giriyor ve etkileniyor. Özellikle son yıllarda beşerî sistemlerin tüm bozuklukları sözde İslâmcıların uygulamaları ile İslâm’a mâl ediliyor. Bu da tepki ile dine düşman olan insanların oluşmasına neden oluyor. Bu gençler İslâm’ı kaynaklarından öğrenmek yerine pireye kızıp yorgan yakıyor.

Başka bir neden de anlatılan İslâm ile yaşanılan hayatın birbirinden farklı olmasıdır. Özellikle gençler sözde vicdanlarını rahatlatmak adına, daha rahat günah işlemek, topluma, zamana, Batı’ya ayak uydurma adına bu düşüncelere kapılabiliyorlar. Mesela “Ben inanıyorum, Müslümanım ama artık mini etek giymek, erkek arkadaşlarımla kol kola gezmek istiyorum.” diyen bir kız bu yüzden bu sapıklıklara meyledebiliyor. Olması gereken, inancına göre bir hayat yaşamaktı ama bu anlayışı alamayan gençler bu hataya düşüyor.

Özetle bu sapık inançsızlıkların yayılması İslâm’ın anlaşılmaması, yaşanmaması, tatbik edilmemesi ve taşınmamasından kaynaklanıyor. İslâm bugün akide ve nizamları ile bir ilçede dahi yaşanamıyor. İslâm dışı anlayışlar ruhbanlık, felsefe, demokrasi, laiklik, milliyetçilik, vatancılık gibi birçok kavram İslâm’danmış gibi gösteriliyor. İslâm’ın nizam boyutu hayatımızın hiçbir yerinde kâmilen uygulanamıyor, yasaklanıyor. Bilinenler elin kesilmesi, recm, kısas hükümleri, çok evlilik ve sair… Bunlar üzerinden İslâm’a saldırılıyor, İslâm’ın sorunları çözmediği, güncellenmesi gerektiği, sözde İslâmcılar tarafından anlatılıyor.

Ateist ve deist anlayışların bugün devletler eliyle uygulanması, “Allah var ama hükmü yok!” dercesine hüküm konusunda beşerî sistemlerin varlığı gençleri bugün etkiliyor. Krallıklar, demokrasiler, cumhuriyetler deizmin ve diğer izmlerin zeminini toplumlara sürekli aşılıyor.

Bu sapık akımlardan ancak İslâm’ın akide ve nizamlarına sarılmakla kurtulabiliriz.

Evet, ateizm ve deizm gibi bütün batıl düşünceler Batı’dan topraklarımıza gelmiştir. Bugün birilerinin ifade ettiği şekli ile “Dış güçlerin bir oyunudur.” Bununla mücadele ise demokrasiyi, laikliği, Batı’nın kanunlarını uygulamakla değil İslâm nizamına dönmekle olur.

İslâm akidesi zihniyetin tüm alanlarını mükemmel şekilde ikna ederek doldurur. İslâm akidesine iman eden bir mümin için boşluk olamaz. Bu yüzden popüler kültür, diziler onu etkileyemez.

İslâm’a zıt olan tüm düşünce ve nizamlar insanların zihin ve hayatlarından çıkarılmalıdır. İslâm nizamı bu tür yaklaşımların tamamının önüne set olur ve insanların aldatılmaları engellenir. Bu ve benzeri düşüncelere asla saygı duyulmaz, hoş görülmez ve izin de verilmez!

Bugün insanlığın başına bela olan bu akımlar, izmler tepkiseldir; boşluktan kaynaklanır, var olan rejimlerin desteği ile insanları etkilemektedir. İslâm nizamı ile bu akımları besleyen cehalet bitecek, boşluklar İslâm ile doldurulacak, tepkisel nedenler ortadan kalkacak ve en önemlisi beşerî sistemler olmayacak… İşte o zaman insanlar dün olduğu gibi bugün de İslâm’ın hidayeti ile karanlıklardan aydınlığa çıkarak kalkınacaklar. Bunun yolu ise İslâm’ı sahih kaynaklarından öğrenmek, akide ve nizamlarını insanlara anlatmak ve Râşidî Hilâfet Devleti’ni kurmak için çalışmaktır.

وَقَالُوا مَا هِيَ اِلَّا حَيَاتُنَا الدُّنْيَا نَمُوتُ وَنَحْيَا وَمَا يُهْلِكُنَٓا اِلَّا الدَّهْرُۚ وَمَا لَهُمْ بِذٰلِكَ مِنْ عِلْمٍۚ اِنْ هُمْ اِلَّا يَظُنُّونَ 

“Dediler ki: O (hayat dedikleri) şey, dünya hayatımızdan başkası değildir; ölürüz, diriliriz ve bizi ancak dehr (zaman) helâk etmektedir. Hâlbuki onların bu sözlerinde hiçbir ilimleri yoktur. Onlar ancak zanda bulunuyorlar.”[1]



[1] Casiye Suresi 24


Yorumlar

  1. Sedat Özgür

    Rabbimiz razı olsun kalemlerinizi güçlü kılsın

Yorum Yaz