GELİR VE GİDERLERİ İLE İSLÂM’DA MALİYE

Kadir Kaşıkcı

Allah Subhanehu ve Teâlâ, Peygamber SallAllahu Aleyhi ve Sellem aracılığıyla İslâm’ı, bir hayat nizamı olarak gönderdi. Bu nizamı tatbik edecek ve bütün dünyaya taşıyacak bir devletin bulunması da gerekir. İslâm, bu devleti Hilâfet Devleti kılmış ve onu dünyadaki tüm devlet şekillerinden ayrı olarak kendine has şekil ve tarzda bir devlet yapmıştır. Onun üzerine kurulduğu rükünleri, organları, kurum, anayasa ve kanunları ile Allah’ın Kitabı ve Rasulü’nün Sünneti’nden alınmıştır. 

Yani Hilâfet, ikame edilmesi, hükümlerine bağlanılması, tatbik edilmesi, uyulması, yönetici ve Ümmet’e vacip olan bir devlettir. 

İslâm, ümmet’in işlerini gözetmeyi Hilâfet Devleti’ne yüklemiş ve devletin gelirleri olan malların idaresini, bunların harcanmasını ve yürütmeyi ona bağlamış ki işlerin gözetilmesi, davetin taşınması mümkün olabilsin. O, Devlet maliyesinin gelirlerini, türlerini ve tahsil keyfiyetinin şer’î delillerini açıkladığı gibi, hak sahiplerini ve sarf yönlerini de beyan etmiştir.

BEYTU’L MAL

“Beytu’l Mal” kelimesi, devletin gelirlerinden olan malların toplandığı, içinde divanların muhafaza edildiği, ödeneklerin çıkarıldığı ve hak sahiplerine malların verildiği yer (Devlet Hazinesi) anlamında kullanılır. 

Şer’î hükümlere göre, Müslümanların hak kazandığı, harcanacağı yer belli olsa da toprak, bina, maden, nakit veya mal, Beytu’l Mal hazinesine girmiş olsun veya olmasın her mal, Müslümanların Beytu’l Mal’inin hakkıdır.

Cihet/taraf anlamıyla Beytu’l Mal’in ilk kuruluşu, Bedir’de savaşın bitmesi ve ganimetlerde ihtilafa düşülmesinin ardından Allah’ın şu ayetinin inmesinden sonradır:

يَسْأَلُونَكَ عَنِ الأَنفَالِ قُلِ الأَنفَالُ لِلّهِ وَالرَّسُولِ فَاتَّقُواْ اللّهَ وَأَصْلِحُواْ ذَاتَ بِيْنِكُمْ وَأَطِيعُواْ اللّهَ وَرَسُولَهُ إِن كُنتُم مُّؤْمِنِينَ

“(Rasul’üm) Sana enfali (savaş ganimetlerini) soruyorlar. De ki: Ganimetler Allah’a ve Rasul’e aittir. O hâlde siz gerçek müminlerseniz Allah’tan korkun, aranızı düzeltin, Allah’a ve Rasulü’ne itaat edin.”

Beytu’l Mal’in Divanları ve Kısımları

Kâtiplerin/sekreterlerin oturduğu sicillerin/kayıtların muhafaza edildiği yere ve aynı zamanda bu kayıtların kendisine de “divan” adı verilir. Bu iki anlam arasında da bir birliktelik bulunmaktadır. Beytu’l Mal divanları başlıca iki kısımdan oluşur:

1- Beytu’l Mal’in gelirleriyle ilgili ve devletin hakkı olan mallar

2- Harcama/giderler ve devletin ödeme yükümlülüğüyle ilgili mallar.

Gelirler Bölümü

Gelirler bölümü malın türüne göre aşağıdaki divanları kapsar:

A) Fey’ ve Harac Divanı:

Müslümanların geneline ait fey’ olarak kabul edilen devlet gelirlerinin kaydedildiği ve bu sicillerin korunduğu yerden oluşan divandır. Aynı zamanda, sarf yeri bedel yoluyla veya maslahat ve hizmet gereği bedelsiz olarak ortaya çıkmış yeni hak edilmiş olsun, harcaması Beytu’l Mal’in yükümlülüğü altında olan ihtiyaçların giderilmesi için Beytu’l Mal gelirlerinin yetersizliğinde Müslümanlar üzerine vacip olan vergilerin gelirleri de böyledir. Bu divanın gelirleri olan mallara Beytu’l Mal’de özel bir yer tahsis edilir, bunun dışındaki diğer mallarla karıştırılmaz. Çünkü bu divana ait mallar, Halifenin görüş ve içtihadına uygun olarak Müslümanların işlerinin yürütülmesi ve maslahatlarının karşılanmasına harcanır. Fey’ ve Harac Divanı’nın daireleri, divanın gelirleri ve hakkı olan mallara göre şunlardan meydana gelmektedir:

1- Ganimetler Dairesi: Ganimetler, Enfal, Fey’ ve Humus gelirlerinden oluşur.

2- Harac Dairesi

3- Araziler Dairesi: Savaşla ele geçirilen, öşri olan yahut sahibi bilinmeyen araziler ile devlet mülklerini, kamu mülkiyetini ve Halife tarafından özel olarak koruma altına alınmış olan arazileri kapsar.

4- Cizye Dairesi

5- Fey’ Dairesi: Sahipsiz boş araziler, öşürler, maden ve definelerin beşte biri, devlete ait satılabilir veya kiralanabilir bina ve arazilerin gelirleri ile mirasçısı olmayanın malından olan gelirlerin kayıtlarını/sicillerini kapsamaktadır.

6- Vergiler Dairesi

B) Kamu Mülkiyeti Divanı:

Kamu mülkiyetinden olan malların araştırılması ve işletilmesi, çıkarılması, pazarlanması, gelir ve gider olarak kaydedilmesiyle ilgili kayıtlar ve malların korunduğu mekândan oluşan divandır. Kamu Mülkiyeti Divanı, bu malların mülkiyeti ve onlar için gerekli olan şeylere göre şu dairelerden meydana gelir:

a- Petrol ve Doğalgaz Dairesi b- Elektrik Dairesi c- Madenler Dairesi d- Denizler, Göller, Nehirler ve Pınarlar Dairesi e- Ormanlar ve Meralar Dairesi f- Korular/Koruluklar Dairesi

C) Sadakalar/Zekât Divanı

Farz olan zekât mallarının tescil edildiği ve konulduğu yer olan divandır. Zekât Divanı’nın daireleri, farz olan zekât mallarının türlerine göre şunlardan meydana gelir:

1- Nakitlerin ve ticaret mallarının zekâtı dairesi

2- Ekin ve meyvelerin zekâtı dairesi

3- Büyükbaş, davar ve koyunların zekâtı dairesi

Zekât malları Beytu’l Mal’de özel, ayrı bir yerde tutulur ve başka hiçbir malla karıştırılmaz. Çünkü Allah Subhanehu ve Teâlâ, zekât gelirlerinin sahiplerini sekiz sınıfla sınırlandırmıştır:

إِنَّمَا الصَّدَقَاتُ لِلْفُقَرَاء وَالْمَسَاكِينِ وَالْعَامِلِينَ عَلَيْهَا وَالْمُؤَلَّفَةِ قُلُوبُهُمْ وَفِي الرِّقَابِ وَالْغَارِمِينَ وَفِي سَبِيلِ اللّهِ وَابْنِ السَّبِيلِ فَرِيضَةً مِّنَ اللّهِ وَاللّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ

“Sadakalar (Zekât), Allah’tan bir farz olarak ancak fakirlere, yoksullara, zekât toplayan memurlara, kalpleri İslâm’a ısındırılacak olanlara, kölelere, borçlulara, Allah yolundakilere harcamaya, yolda kalmışlara mahsustur.”[1] Bunlardan başkasına verilmesi caiz olmaz.

Giderler (Harcamalar) Bölümü

Bu sayılanlar Beytu’l Mal’in birinci kısmıyla ilgili divanlardır. İkinci kısım ise, harcama yönü yani Beytu’l Mal’in yükümlülüğü ile ilgili mallardır ki divanların, dairelerin ve idarelerin giderlerini ve aşağıdaki hak sahibi olan yönleri kapsamaktadır.

Hilâfet Merkezi Divanı:

1- Hilâfet Merkezi

2- Müsteşarlar Bürosu

3- Tefviz Muavini Bürosu

4- Tenfiz Muavini Bürosu

Devlet Daireleri Divanı:

a- Cihad Emiri Dairesi

b- Valiler Dairesi

c- Kadılar/Yargıçlar Dairesi

d- Devlet Daireleri, Kamu Hizmetleri, buna tâbi Altyapı Hizmetleri ve Yönetimi Dairesi

Bağışlar Divanı:

Halifenin fakirlere, düşkünlere, muhtaçlara, borçlulara, yolda kalanlara, çiftçilere, fabrika sahiplerine ve Müslümanların yararına uygun gördüğü kişilere yapılan bağış kayıtlarının konulduğu divandır. Bu dîvana fey’ ve harac gelirlerinden harcama yapılır.

Cihad Divanı:

a- Ordu Dairesi b- Silahlanma Dairesi c- Silah Sanayii Dairesi

Zekât Harcamaları Divanı

Kamu Mülkiyeti Harcamaları Divanı

Olağanüstü Durumlar Divanı

Genel Bütçe, Genel Muhasebe ve Kontrol Divanları

Genel bütçe divanı: Halifenin uygun gördüğü biçimde devlet gelirlerinin ve giderlerinin takdirine göre devletin gelecekteki bütçesini hazırlama, bu bütçenin gelirleri ve fiilî giderleri toplamının karşılaştırılması, devlet gelirleri ve reel harcamaları denkliğinin araştırılmasıyla uğraşan divandır.

Genel Muhasebe Divanı: Devlet mallarının kaydını tutan yani mevcut malların, taleplerinin, gelirlerinin, giderlerinin, bunlarda gerçekleşen ve gerçekleşebilecek olanların muhasebesini yapan divandır.

Kontrol/Murakabe Divanı: Devlet malları ve maslahatlarını gözden geçirme ve muhasebe açıklamalarını tetkik etme; mal varlığı ve mevcutlarının, taleplerinin, gelirlerinin, giderlerinin doğruluğunu tekit etme; sorumluların bu malları tahsili, sahiplenilmesi ve sarfının muhasebesi ve idaresi ile ilgili devlet daireleri ile mevcutlarının ve bütün divanların muhasebesi, denetlenmesi işlerini yürütür.

MALİYE

Hilâfet Devleti’nde Maliye, malların idaresini, bunların harcanmasını, yürütmeyi, onunla ilişkili işlerin gözetilmesini bunların türleri ve tahsil keyfiyetinin şer’î delillerini açıklar, hak sahiplerini ve sarf yönlerini de beyan eder.

Hilâfet Devleti’nde Maliye, aşağıdaki kalemlerden oluşmaktadır:

1) Enfal, ganimetler, fey’ ve humus, 2) Harac, 3) Cizye, 4) Bütün türleriyle kamu mülkiyeti, 5) Toprak, bina, altyapı ve bunların gelirlerinde oluşan devlet mülkleri, 6) Öşürler, 7) Yöneticilerin ve devlet memurlarının haksız ve gayrimeşru yolla edindikleri mallardan el konularak ve idari cezaların tahsilinden elde edilen mallar, 8) Maden ve definelerin beşte biri, 9) Mirasçısı olmayanın malı, 10) Mürtetlerin malı, 11) Vergiler, 12) Sadaka malları/zekât.

Enfal, Ganimetler Fey’ ve Humus

Enfal veya Ganimetler; Müslümanların çarpışma meydanında savaş yoluyla kâfirlerin para, silah, eşya, azık ve bundan başka mallarından ele geçirdikleri her şeydir.

Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem bazen ganimetlerin taksiminden önce ve sonra, bazen beşte birini ayırmadan ganimetin tamamından, bazen beşte birini ayırdıktan sonra bazen beşte birinden veriyordu. Enfal ve ganimetler hakkında inen ilk ayet ganimet işini, bunların kullanımını ve tasarruf işini Allah’a ve Rasul’e mahsus kıldı. Ardından da Rasul’den sonra Müslümanların yönetim işlerini üstlenen kişiye yükledi.

Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyurdu:

وَاعْلَمُوا أَنَّمَا غَنِمْتُمْ مِنْ شَيْءٍ فَأَنَّ لِلَّهِ خُمُسَهُ وَلِلرَّسُولِ

“Biliniz ki ganimet olarak aldığınız herhangi bir şeyin beşte biri, Allah’ın ve Rasulü’nündür.”[2] 

Fey’

Müslümanların yaya veya binekli olarak üzerlerine yürümeksizin, yani orduyu harekete geçirmeden, sefer zorluğuna katlanmadan ve savaşmadan kâfirlerin mallarından, üstünlükle elde ettiği şeylerdir. 

Fey’, zorla veya sulh yoluyla fetholunan arazi, harac arazisi, cizye ve ticaret öşrüne tâbi olan şeyler anlamında da kullanılır. Ordu harekete geçmeksizin, savaşsız, Müslümanların düşmanlarından elde ettiği her fey’in hükmü, harac ve cizye gibi kâfirlerden alınan Allah’ın malının hükmünü alır, Beytu’l Mal’e konur. Müslümanların yararına olan işlerinin yürütülmesine uygun gördüğü şekilde Halifenin görüşüne muvafık olarak sarf olunur.

Humus

Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem zamanında humus beş kısma taksim ediliyordu. Bir bölümü Allah’a ve Rasulü’ne, bir bölümü Rasul’ün akrabalarına, kalan üç bölümü de yetimlere, yoksullara ve yolda kalanlara (yolculara) taksim ediliyordu. Allah Subhanehu ve Teâlâ humusun ne olduğunu aşağıdaki ayette bildirmiştir:

وَاعْلَمُوا أَنَّمَا غَنِمْتُمْ مِنْ شَيْءٍ فَأَنَّ لِلَّهِ خُمُسَهُ وَلِلرَّسُولِ وَلِذِي الْقُرْبَىٰ وَالْيَتَامَىٰ وَالْمَسَاكِينِ

“Bilin ki ganimet olarak aldığınız herhangi bir şeyin beşte biri; Allah’a, Rasulü’ne, onun akrabalarına, yetimlere, yoksullara ve yolcuya aittir.”[3]

Muhammed SallAllahu Aleyhi ve Sellem humustan kendi payını Müslümanlara infak ediyor, Allah yoluna aktarıyor, silah ve savaş için binek hayvanları satın alıyor ve savaşçıları donatıyordu.

Harac

Harac, kâfirlerden harp veya sulh yolu ile ganimet olarak alınan toprağa konan bir haktır.

Harac ikiye ayrılır: a) Savaş Haracı, b) Sulh Haracı

Savaş Haracı: Müslümanların kâfirlerden savaş ve kuvvet yoluyla elde ettikleri topraklara konan haractır; Irak, Şam ve Mısır arazilerinde olduğu gibi.

Sulh Haracı: Halkıyla sulh yapılan her araziye konulan haracdır. Müslümanlarla barış antlaşması yapanlar arasında tamamlanan ittifaka tâbi olur. Zira kâfirler, harac ve cizye halkındandır. Harac, öşür değildir. Öşür, arazinin ürününden alınır.

Haracın araziye (toprağa) konması mümkün olduğu gibi ekin ve meyvelere de konması mümkündür. Haracın nakit, nakit ile tohumluk ve mahsulden olduğu gibi payını ayırma şeklinde olması da mümkündür.

Haracın Sarf Edilme Yeri

Harac, bütün Müslümanların hakkıdır ve ondan, devletin bütün ihtiyaçlarına harcama yapılır. Memur ve askerlerin rızıkları ve maaşları ödenir. Ordu hazırlanır, silahlar ile donatılır. Dul ve muhtaçlara harcanır, insanların ihtiyaçları giderilir ve diğer işleri yürütülür. Halife bunda kendi görüş ve içtihadına göre, İslâm’a ve Müslümanların hayır ve iyiliğine uygun gördüğü gibi tasarrufta/harcamada bulunur.

Cizye

Cizye, İslâm’ın egemenliğine boyun eğdikleri için Allah’ın kâfirlerden Müslümanlara ulaştırdığı bir haktır. Müslümanlar, cizye veren kâfirlerden, ellerini çekmek, gelebilecek tehlikelerden onları korumak ve güvenlik içerisinde yaşamalarını sağlamak hususunda sorumludurlar. Allahu Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyurdu:

قَاتِلُواْ الَّذِينَ لاَ يُؤْمِنُونَ بِاللّهِ وَلاَ بِالْيَوْمِ الآخِرِ وَلاَ يُحَرِّمُونَ مَا حَرَّمَ اللّهُ وَرَسُولُهُ وَلاَ يَدِينُونَ دِينَ الْحَقِّ مِنَ الَّذِينَ أُوتُواْ الْكِتَابَ حَتَّى يُعْطُواْ الْجِزْيَةَ عَن يَدٍ وَهُمْ صَاغِرُونَ

“Kendilerine kitap verilenlerden, Allah’a da ahiret gününe de inanmayan, Allah’ın ve Rasulü’nün haram ettiğini haram saymayan ve hak dinini kendilerine din edinmeyen kimselerle küçülmüş oldukları hâlde elden cizye verinceye kadar savaşın.”[4]

Cizyenin Harcama Yeri

İslâm’ın tatbik edildiği dönemlerde Müslümanlardan hiç kimse, cizyenin harcama yerinin, Beytu’l Mal’e konan harac, öşür gibi fey’ mallarının sarf edildiği yerlere sarf edileceğinde, Müslümanların işlerini yürütmede, maslahatlarını ve kamu yararını gözetmede Halifenin kendi görüşüne ve içtihadına göre uygun gördüğü biçimde, Müslümanların yararına ve Allah yolunda kullanılmak üzere sarf edileceği hususunda ihtilafa düşmemiştir.

VERGİLER

Vergiler, Beytu’l Mal’de yeterli miktarda para bulunmadığı zaman gerçekleştirilmesi zorunlu olan birtakım harcamaları karşılayabilmek için Allah’ın Müslümanlara farz kıldığı gelirlerdir. Beytu’l Mal’de aslolan gelirlerin sürekliliğidir.

Beytu’l Mal’in sürekli gelirlerini oluşturan fey’, cizye, harac, öşür ve devlet tarafından koruma altına alınmış olan kamuya ait mallardan elde edilen gelirlerden harcamalar yapılması esastır.

Beytu’l Mal gelirleri yetersiz olduğunda, zorunlu olan harcamaları gerçekleştirme farziyeti Beytu’l Mal’den Müslümanlara intikal eder. Zira Şari’, Beytu’l Mal’de para bulunduğu zaman Beytu’l Mal tarafından harcanmasını, Beytu’l Mal’de para bulunmadığı zaman ise Müslümanlar tarafından gerekli yerlere harcamaların yapılmasını farz kılmıştır. İslâm, devlete, Müslümanlar için gerekli ihtiyaçları karşılamaya yönelik harcamaların yapılabilmesi için Müslümanlardan mal/para tahsil etme hakkı vermiştir.

Mahkeme harçları, damga pul bedeli, emlak vergisi, reklam paraları, tartılar gibi alanlardan vergi almak caiz olmadığı gibi devletin dolaylı yollarla vergi alması da caiz değildir. Çünkü böyle bir uygulama Şer’an yasaklanmış bir davranıştır. Gümrük vergisi de aynı kapsam içerisinde değerlendirilir.

ZEKÂTLAR/SADAKALAR

Beytu’l Mal gelirlerinden birini de sadakalar oluşturmaktadır. Zekâta, “sadaka” denildiği gibi sadakaya da “zekât” denilebilmektedir. Sözlükte zekât; “büyümek, çoğalmak” anlamına gelmektedir. “Temizlenmek” anlamına da gelir.

Zekât, devlet tarafından toplanmasına rağmen devlete ait bir gelir kaynağı değildir. Zekât, Kur’an-ı Kerim’in belirttiği sekiz sınıfa dağıtılmak üzere devletin görevlendirdiği memurlar tarafından toplanan malî bir yükümlülüktür. Devletin diğer gelirleriyle karıştırılmaksızın Beytu’l Mal’de Zekât Dairesi’ne aktarılır.  Zekâtın şer’î tarifi ise şöyledir:

أنها حقٌّ مقدّر يجب في أموال معينة “Muayyen mallarda miktarı belirlenmiş bir haktır.”

Zekât İslâm’daki namaz, hac ve oruç gibi ibadetlerden, İslâm’ın temel esaslarından birisidir. Ayrıca zekât, yalnızca Müslümanlara farzdır. Farziyeti Kitap ve Sünnet’le sabittir. Kitap’tan delil, وَآتُوا الزَّكَاة “Zekâtı veriniz.” ayetidir. Sünnet’ten delil ise şudur: Nebi SallAllahu Aleyhi ve Sellem Muaz’ı Yemen’e vali olarak gönderdiğinde şöyle diyordu:

أعلمهم أن الله افترض عليهم صدقة في أموالهم تُؤخذ من أغنيائهم، فترد في فقرائهم

“Zenginlerinin mallarından alınmak ve fakirlere verilmek üzere Allah’ın onlara zekâtı farz kıldığını bildir.”[5]

Yöneticinin zekâtı vermeyenlere karşı zor kullanma hakkı vardır.

Aşağıdaki mallara zekât farzdır: 1- Koyun, sığır ve develer 2- Ekinler ve meyveler 3- Nakitler 4- Ticaret malları

Zekâtın Verileceği Yerler

Zekâtın nerelere ve kimlere verileceği Allah Subhanehu ve Teâlâ’nın, ِنَّمَا الصَّدَقَـٰتُ لِلْفُقَرَآءِ وَالْمَسَـٰكِينِ وَالْعَـٰمِلِينَ عَلَيْهَا وَالْمُؤَلَّفَةِ قُلُوبُهُمْ وَفِى الرِّقَابِ وَالْغَـٰرِمِينَ وَفِى سَبِيلِ اللَّهِ وَابْنِ السَّبِيلِ “Zekât ancak fakirlerin, miskinlerin, zekât tahsili işinde çalışanların, Müellefe-i Kulub (kalpleri İslâm’a ısındırılmak istenenlerin), kölelerin, borçluların, Allah yolunda cihad edenlerin ve yolcuların hakkıdır.”[6] ayetiyle belirlenmiştir. Allah Subhanehu ve Teâlâ, zekâtın harcanacağı yerleri, sekiz sınıf olarak belirtmekte ve sınırlamaktadır. Bu sekiz sınıfın haklarını gözetmek üzere Halife, tıpkı Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in ve Halifelerinin uygulamalarında olduğu gibi uygun gördüğü biçimde bunlara zekât verme hakkına sahiptir. Eğer bu sekiz sınıftan kimse bulunmazsa zekât, Beytu’l Mal’de, Sadakalar Divanı’nda, ihtiyaç duyulduğunda harcanmak üzere muhafaza edilir.

Hilâfet Devleti’nde, bütün kurum ve divanlarıyla 13 asır boyunca İslâm’ı tatbik etti. İslâm’ın yayılmasını, İslâm akidesinin korunmasını ve Müslümanların, gayri Müslimlerin güven içerisinde yaşamasını sağladı. İslâm iktisat nizamı ve maliye politikası ancak Hilâfet Devleti’nde uygulanabilir. Allah Subhanehu ve Teâlâ yeniden İslâm siyasetini, yönetimini, ekonomi, maliye ve içtimai nizamını tatbik edecek, mazlumun yanında, zalimin, kâfirin karşısında duracak Râşidî Hilâfet’in gölgesi altında yaşamayı bizlere nasip etsin.

 



[1] Tevbe 60

[2] Enfal 1

[3] Enfal 41

[4] Tevbe 29

[5] Buhari, Zekât 1; Ebu Davud, Zekât 5; İbni Mace, Zekât 1

[6] Tevbe 60


Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz