İKTİSADİ KRİZLERİN YEGÂNE ÇÖZÜMÜ İSLÂM’DADIR

Mahmut Kar

Dünya’da egemen olan kapitalist iktisadi sistem, çözümünü bir türlü bulamadığı krizlere bizatihi kendisi sebep olmaktadır. Kapitalizmin kriz üreten bu doğası gereği bugüne kadar dünyada birçok ekonomik kriz yaşandı. 1929 yılındaki Büyük Buhran, II. Dünya Savaşı’ndan sonra ortaya çıkan 1948 krizi, Amerika’nın karşılıksız dolar basmaya karar vermesi neticesinde ortaya çıkan 1974 krizi, 1994 Meksika krizi, 1997 Güneydoğu Asya krizi, 1998 Rusya krizi, 2001 Türkiye krizi, 2008 yılında Amerika’da ortaya çıkan Mortgage krizi ve Türkiye’nin şu an içinde bulunduğu malî kriz bunların başında gelmektedir. Bu krizler kapitalist iktisadi sistemin devamlı sorun üreten bir özelliğinin olduğunu ve çözüm üretmekten de mahrum bulunduğunu göstermektedir.

Türkiye ve genel olarak dünyanın bu tür krizlerle boğuşuyor olmasının başlıca sebepleri; bozuk fikirler üzerine kurulu iktisadi düşünceler ile hareket ediyor olmalarıdır. Yine iktisadi sistemi bilimsel bir metot ile incelenmeleri başka bir hatadır. Bu krizlerin yaşandığı ülkelerde hatta tüm dünyada uygulanan kâğıt para sistemi krizlerin diğer başlıca sebebidir. En başlıca sebep ise bu yaşanan krizlerden asgari düzeyde etkilenen ve hatta krizleri fırsata çeviren açgözlü devletler ve kapitalist şirketlerin varlığıdır. Çünkü devletler siyasi hegemonyalarını sürdürebilmek için ekonomiyi araç olarak kullanırlar. Ülkelerdeki hükumetleri belirleyen ve iktidarda kalmalarını sağlayan büyük kapitalist şirketler ise kendi çıkarları için para ve ekonomiyi bir manivela olarak kullanmakta ve krizleri kendi sömürgeleri için fırsata dönüştürmektedirler.

Ekonomik kriz, ekonominin temel yapı taşlarından biri olan mal kıtlığından, üretim düşüklüğünden, para rezervinin azlığından ve döviz fiyatlarında anormal dalgalanmalardan oluşur. Ekonomik krizi normalde olağan müdahalelerle düzeltilmesi mümkün olan basit parasal işlerdeki basit boşluklar olarak görmek doğru değil zira her iktisadi sistemde bu türden boşluklar normal olarak görülebilir. Çözüm de normal yollarla uygulamaya konulabilir. Ancak bugün devletler ve kapitalist büyük şirketler krizleri çözemiyorlar ya da çözmüyorlar. Daha da önemlisi krizler oluşmadan önlem almıyorlar. İslâm iktisat nizamı gibi sahih fikirler ve şer’î hükümler üzerine oturtulan bir ekonomi, bu tür basit boşluklar ve problemler karşısında seyirci kalmaz. Çünkü sahih bir iktisadi nizam, meydana gelme ihtimali olan bu tür sorunları başlangıçta çözer ve riskleri bertaraf eder. Kapitalizmde olduğu gibi krizlerden medet ummaya, krizleri fırsata çevirmeye çalışmaz!

Ekonomik krizler, devletlerin malî işlerini düzenleyememesinden kaynaklanmaktadır ki bu duruma etki eden üç faktör bulunmaktadır:

1-Para: Dünya altına dayalı para sisteminden önce altına karşılık gelen kâğıt para sistemine geçti, sonra karşılığı olmayan kâğıt para sistemini uygulamaya başladı ve karşılıksız kâğıt para basılmaya başlandı. En sonunda ise ABD tüm dünyayı kendi para birimine yani dolara bağımlı hale getirdi. Artık ülkelerin para rezervi altın ile değil dolar ile ölçülür olmaya başladı. Bu durum Amerika’ya ülkelerde parasal krizler çıkarmak için çok yönlü imkân sundu.

2-Ödemeler Dengesi: Bu kavram ekonomide İhracat ve ithalat dengesi olarak bilinir. İhracat yaparak gelir sağlanır, ithalat yaparak gider oluşturulur. Burada eğer ithal olarak aldığınız ihraç ettiğinizden fazla ise zarar var demektir bu da kriz sebebi olarak görülür. Eğer ihraç ettiğiniz ithal olarak aldığınızdan fazla ise ülkeye daha fazla döviz girmiş, ülke dışına daha az döviz çıkmış demektir bu da kâr olarak görülür.

3-Diğer Faktörler: Para sistemi ve ödemeler dengesi dışında krizlere sebep olan bazı tali faktörler de vardır. Bunları; servetin yanlış dağıtılmasından kaynaklanan krizler, kapitalist devletlerin veya şirketlerin açgözlü politikalarından kaynaklanan suni krizler ve faiz, finans sisteminden kaynaklanan krizler olarak sayabiliriz.

Ekonomik krizlerinin üç ana faktörden kaynaklandığını ve bunların vakıalarını izah ettik. Uygulanan kâğıt para sistemi, ödemeler dengesinin kolayca bozulması ve gerek servetin insanlar arasında yanlış dağıtılması, gerek kapitalist devletlerin veya şirketlerin açgözlü politikaları, gerekse de faiz ve finans sistemi bu krizlerin başlıca sebepleridir, dedik.

İktisadi sorunun ve krizlerin sahih çözümüne gelince: Bu çözüm İslâm iktisat sisteminden başka hiç bir ideolojik sistemde bulunmuyor. Kapitalist ideolojinin iktisat sistemi içerisinde bu krizlerin bir çözümü yok. Bu krizlerden kurtuluş çökmüş olan sosyalist ideolojinin ekonomik programları ya da modellerinde de yok. Bu çözüm sadece İslâm iktisat sisteminde var. İslâm, ortaya koymuş olduğu şer’î hükümler ile bu krizlerin ortaya çıkmasına sebep olan hususlara sahih çözümler getirmiştir.

İslâm’ın İktisadi Krizlere Yönelik Sahih Çözümü

Kâğıt Para Yerine Altın

Ülkelerin ekonomik krizlere sebep olan kâğıt paradaki ısrarlarının asıl sebebi Amerika’dır. Amerika, ekonomik ve siyasi açıdan egemenliğini kaybedeceği için tekrar altın sistemine dönmenin önündeki tek engeldir. Yoksa diğer devletler tekrardan altın sistemine dönmeyi tercih etmektedirler. Burada Amerika’yı kâğıt parada ısrarlı kılan şey kendi parası olan doların tüm dünyada ticarette kullanılan en etkili ve neredeyse tek dönüşüm aracı olmasıdır. Böylece ABD diğer devletler üzerinde egemenlik kurabiliyorken, ülkelerin kendi paralarının değerini dolar karşısında değersizleştiriyor.

Altın para sistemine gelince: altın, ekonomide istikrarı sağlar ve bir devletin parasının diğer devletlerin parası üzerinde egemenlik kurmasına imkân vermez. Çünkü onun yani altının zati bir kıymeti vardır ve bu kıymet tüm dünyada geçerlidir. Tüm ülkelerin kendi altın rezervleri vardır ve bu o ülkeler için dünyanın her yerinde ayni kıymeti karşılamaktadır. Ayrıca altın para sisteminde devletler istedikleri gibi para miktarının hacmini de artıramazlar. Devletler zorunlu olarak altın stokuna bağlı kalacakları için her sıkıştıklarında para basamayacaklardır. Oysaki kâğıt para sisteminde böyle değildir. Çünkü kâğıdın belli bir stok sınırlaması yoktur ve devletler çıkarları doğrultusunda her istediklerinde piyasaya para sürümü yapmaktadırlar. Bu ise direkt olarak enflasyona ve para birimine olan güvenin azalmasına, paranın değersizleşmesine yol açmaktadır.

Altın para sisteminin sağlıklı bir şekilde işleyebilmesi altının değişim değerinin sabit olmasını garantilemek için altın ihracat ve ithalatının serbest bırakılmasına bağlıdır. Eğer kâğıt para kullanılacaksa üzerinde yazılı değerin tamamının her an altına dönüştürülebilmesi gerekmektedir. Masrafları karşılanmak koşuluyla insanların ellerindeki altını eriterek ister külçe isterse sikke olarak değiştirebilme serbestliği sağlanması gerekmektedir. Bu üç esas sağlanmadığı zaman altın para sisteminin sağlıklı işleyebilmesinden bahsedilemez.

İslâm iktisat nizamında Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in Medine’de kurduğu İslâm Devleti’nde de uyguladığı gibi para, altın ve gümüş olarak belirlenmiştir. İslâm, yalnızca altının veya altın ve gümüşün birlikte kullanıldığı altın para sistemini benimsemiştir. Altın para sistemine dönebilmek için ise bu sisteme dönmek isteyen devletlerin kendi kendine yeterlilik siyasetini uygulayarak ithalatlarını azaltması ve ithal etmek istediği malları da kendisinde var olan mallarla takas ederek ithal etmesi gereklidir. Yani kendinde var olan bir malı ihraç ederken buna mukabil olarak ithalat yapmalı ve dış ticaretini altın ve gümüşe dayandırmalıdır.

Altın sistemine yönelik yapılan en büyük eleştiri, altının az bulunurluğudur. Oysaki gerçek böyle değildir. Bugün dünyadaki mevcut altın ve gümüş rezervleri, altının ve gümüşün para olarak kullanılmasına yetecek miktardadır. Bu sadece sömürgeciliğini kâğıt para sistemine dayandıran emperyalist devletlerin öne sürdüğü bir mugalâtadır. Eğer para reel bir değerden yoksun olursa, devletlerin aralarında yaptıkları ticaret hakiki manada bir ticaretten daha çok sömürü olmaktadır. Örneğin, dünyanın en kıymetli mallarından sayılan petrolü satıp karşılığında devamlı olarak krizlere sebep olan ve kendi kâğıt para biriminiz karşılığında sürekli yükselen kâğıt (dolar) almak nasıl olur da ticaret olarak kabul edilebilir? Petrol vb. gibi kıymetli madenlerin ancak hak ettiği şekilde başka bir kıymet ile satılması gerekmektedir ki bu kıymet altındır. İslâm beldelerindeki devletler böyle bir ticaret yapsalar, Müslümanların para olarak kullanacakları altın arzında hiçbir sorunları olmayacaktır.

Altın para sisteminin uygulanması, ekonomilerin istikrara kavuşmasını da sağlayacaktır. Böylece paradan kaynaklanan ekonomik krizler ortadan kalkacak ve Amerika’nın diğer devletler üzerindeki para egemenliği son bulacaktır. İşte dünyayı krizlere boğan para kaynaklı sorunların sahih çözümü budur.

Ödemeler Dengesi

Devletlerin gelirlerinin giderlerini karşılamadığı yani ödemeler dengesinin tutturulamayarak açık verdiği zamanlarda da ekonomik krizler olur. Günümüzde sıkça rastlanan bu tür durumlarda devletler, açığı kapatmak adına bazı önlemler almaktadırlar. Genel olarak devletler bu dengeyi sağlamak için sıcak para girişini sağlamak adına faizleri yükseltirler; ithalatı azaltmak adına gümrük vergileri gibi vergileri yükseltirler; ihracatı artırmak için teşvik paketleri çıkarırlar ve ihracata ilişkin vergileri düşürürler; ithal mala bağımlılığı azaltmak için yerli üretimini teşvik ederler. Yine bunun yanında halktan alınan vergileri yükseltirler, enflasyona sebep olacağı bilinse de karşılıksız olarak para basarlar, uluslararası kuruluşlar ya da devletlerden kredi alarak borçlanırlar. Ancak alınan bu önlemler çoğu zaman bırakın dengeyi sağlamayı, dengeyi daha da bozar; açığın daha da büyümesine sebep olur.

İslâm’ın iktisat nizamı uygulandığı zaman ödemeler dengesi güçlü bir istikrara kavuşacaktır. Çünkü İslâm’ın belirlemiş olduğu hükümler, devletin gelir-gider denkleminin oluşmasını ve bozulmamasını sağlamaktadır. Kapitalist sistemlerde ödemeler dengesinin bozulmasının ana sebebi, giderlerin gelirlerden daha fazla olması ve oluşan bu açığı kapatmak için alınan faizli kredilerdir. Bu nedenle İslâm, öncelikle giderlerin gelirlere göre ayarlanmasını sağlamaktadır. Devlet para olmadığı zamanlarda, sadece zenginlerden vergi alarak bu tür muayyen işleri gerçekleştirir. İslâm, gelirlerin artması, ülkenin kendi kendine yetebilme kabiliyetine kavuşması ve ithalatın azaltılması için önemli sektörlerde zorunlu siyasetler belirlemektedir. Böylece ekonomide istikrar sağlanacak ve ödemeler dengesi açık vermeyecektir.

Kapitalizmde kâğıt para sistemi ve ödemeler dengesinden kaynaklı krizleri İslâm’ın nasıl çözdüğünü söyledikten sonra krize sebep olan diğer tali faktörleri ele alalım.

Servetin Yanlış Dağılımı

İslâm’ın iktisada bakışı günümüzdeki gibi sadece matematiksel dengeyi sağlamak ve hedeflenen rakamlara ulaşmaktan ibaret değildir. Bazen kişi başına düşen milli gelir yüksek olsa, bazen de ödemeler dengesi eşit olsa veya artı verse de “sorun çözülmüştür” denilemez. Çünkü esas mesele iktisadi refahın toplumun tamamını kapsaması ve servetin doğru bir şekilde dağıtılmasıdır. Kapitalist bir devlette sömürü, önce kendi içinde başlar ve daha sonra başka halklara ulaşır. İnsanlar çalışarak üretimi artırırsa da, servetin büyük bir kısmı azınlık olan ve kendilerine “burjuva” denilen elit kesime gitmektedir. Bu nedenle işsizlik ve akabinde ortaya çıkan fakirlik, kapitalizmde yaygın olarak görülen temel sorunlardandır. Bugün dünyanın en gelişmiş ülkelerinde bile sokaklarda yaşayan yüz binlerce evsiz ve açlık sınırının altında yaşayan milyonlarca insan bulunmaktadır. Ancak kapitalizm buna “kendilerinin sorunudur” gözüyle baktığı için, ihtiyaç sahibi olan bu insanlarla ilgilenmemektedir. İslâm ise bu sorunu işsizlere çalışma fırsatları oluşturarak çözüme kavuşturur. Ayrıca devlet, tüm bireylerin temel ihtiyaçlarını (yiyecek, giyecek, barınma, güvenlik, eğitim ve sağlık) karşılamayı garanti eder. Çalışabilecek güçte olan erkelere, temel ihtiyaçlarını sağlayabilmeleri için çalışmayı farz kılar. Zekât mekanizması ile fakirleri, yoksulları ve miskinleri de gözetir. Vergiyi ihtiyaç hâsıl olduğu zaman sadece zenginlerden alır.

İslâm, servetin doğru bir şekilde dağılımı için serveti oluşturan malların yalnızca zenginler arasında dolaşmasını yasaklamıştır. Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

كَيْ لا يَكُونَ دُولَةً بَيْنَ الأغْنِيَاءِ مِنْكُمْ

“… O mallar, içinizden yalnız zenginler arasında dolaşan bir servet (ve güç) hâline gelmesin…”[1]

Açgözlü Şirketlerin Krizlerden Beslenmeleri

Bazı şirketlerin bütçeleri devlet bütçelerinden daha büyüktür. Böyle olunca da sermaye sahipleri, devlet üzerinde doğrudan etkili olmakta ve özellikle siyasileri istedikleri gibi yönlendirebilmektedir. On binlerce işçi çalıştıran, medya kuruluşlarına sahip olan ve finans sektörüne hâkim olan bu şirketlerin talepleri, hükümetler tarafından geri çevrilemeyecek düzeydedir. Devasa güce sahip olan bu şirketler silah satmak için savaş dahi çıkarabilmektedirler. Çünkü bu şirketlerin arkasında sömürgeci devletler vardır. Bu şirketler daha çok kazanmak için özellikle her türlü manipülasyona açık olan kâğıt para standardı ve borsa sisteminden ziyadesiyle faydalanmaktadırlar.

Kapitalistlerin aç gözlülüğüne yönelik bir çözüm olmasa da onların kolayca manipülasyon yaptıkları alanları ortadan kaldırmak mümkündür. İslâm, sermaye hâkimiyetini sağlayan çok ortaklı olan anonim şirketlerin kurulmasına müsaade etmediği gibi, hisse senedi arzı ile bu hisse senetlerinin alınıp satıldığı borsa sistemine de izin vermez.

Faiz ve Küresel Finans Sisteminin Krizi

Bir ekonominin önündeki en büyük engel, çalışmadan ve üretmeden kolayca para kazanılmasına sebep olan faizdir. Ülkeler ekonomik krizleri üretim düşüklüğü, mal kıtlığı vb. şeylere dayandırmaktalar ama esasen krizin nedenlerini kendileri ekonomik politikaları ile oluşturmaktadırlar. Zira iş yapmak ve parasını değerlendirmek isteyenleri tarım, sanayi vb. diğer sektörlerde faaliyet göstermeye, böylece de istihdam olanaklarını genişletmeye ve üretime katkıda bulunmaya değil bankalara yönlendirmektedirler. Faiz gelirlerini teşvik etmektedirler. Bu da helal ve haram ölçüsünü unutmuş insanlar için zor ve meşakkatli olmayan bir kazanç kapısı olmuş oluyor. Dolayısıyla faiz merkezli çalışan bankacılık ve finans sistemi, habis bir ur gibi gittikçe büyümekte ve ekonomiyi ele geçirmektedir. Oysaki üretmeyen bir ekonomi zayıf, kırılgan ve bağımlı olmaya mahkûmdur.

Bankaların geçmiş yıllarda elde ettikleri kârlara baktığımızda çok ciddi rakamlarla karşılaşıyoruz. Türkiye’deki bankaların 2014 yılı net kârı 24,5 milyar liraydı. Bu, 2015’te 26 milyar TL’ye ulaştı. 2016'daki kârı 37,5 milyar TL olarak belirlendi. Bankaların 2017'deki toplam kârı 49,1 milyar TL iken Türkiye’de ekonomik krizin etkilerinin en fazla görüldüğü 2018 yılında bu kâr tam 50,7 milyar Liraya ulaştı. Bankaların bu kazancı sadece faizden elde ettiklerini düşündüğümüzde durumun ne kadar vahim olduğu gözler önüne serilmektedir. Bu değerlere rağmen bugün Cumhurbaşkanı’ndan ekonomi bakanlarına hepsi, krize çözüm olarak bankaların malî durumlarının güçlendirilmesini öneriyorlar.

İslâm’ın hem devlete hem de halka büyük bir yük getiren faizi yasaklamış olmasındaki hikmet açıktır. Allah Azze ve Celle şöyle buyurmaktadır:

وَأَحَلَّ اللَّهُ الْبَيْعَ وَحَرَّمَ الرِّبَا

“Allah alış-verişi helal, ribâyı (faizi) haram kılmıştır.”[2]

Faizin olduğu yerde bereket olmaz. Faizin olduğu yerde çalışma olmaz, alın teri olmaz! İslâm iktisat nizamında faizin yeri yoktur. Bu sebeple para, piyasada sadece alım-satım için dolaşan bir araçtır.

Özetle: özelde Türkiye, genelde tüm dünyayı bu ekonomik krizlerden kurtaracak tek sistem, İslâm’ın iktisadi nizamıdır. Bu nizam, insanları tüm bu ekonomik felaketlerden kurtaracak, faizin kamu ve özel kurumlardaki tüm tezahürlerini haram kılacak, paranın insanlar arasındaki küçük bir zümrenin elinde toplanmasını ve tekelleşmenin önlenmesini sağlayacak, adil bir nizamdır. Bu nizam, ümmetin servetini heba olmaktan, hortumlanmaktan ve sömürülmekten kurtaracak hem kamu hem de özel mülkiyeti, her türlü talandan muhafaza edecek sahih bir nizamdır. Bu nizam, geçim mücadelesinde insanların eza ve cefaya maruz kalmasını engelleyecek, dolayısıyla da mal ve hizmetler üzerindeki her türlü ihtikârı ve spekülasyonları yasaklayacak olan yegâne nizamdır.

Bu nizam, ekonomik hususlarda insanların işlerini adaletle gözetecek, vergiyi gerektiği zaman yalnızca zenginlerden alacak, piyasalarda tekelleşmeye hiçbir mecal bırakmayacak ve piyasadaki arz ve talep meselesinin dışındaki fahiş pahalılığı önleyecek bir nizamdır. Bu nizam, fertlerin temel ihtiyaçlarının karşılanmasını garanti edecek, insanların ekonomik standartlarının yükselmesi ve lüks ihtiyaçlarının karşılanması için gayretle çalışacak bir nizamdır.

Günümüzde İslâm’ın iktisada ilişkin belirlediği şer’î hükümlerin yani İslâm iktisat nizamının uygulanmasının önünde hiçbir engel yoktur. Ancak kapitalizm ve Batılı düşünce, hayatımızda o kadar çok yer edinmiştir ki bugün bu sahih çözümlerin uygulanabilirliğinin kalmadığı düşünülmektedir. Bu düşünce hem İslâmi açıdan tehlikeli hem de vakıa açısından doğru değildir.



[1] Haşr Suresi 7

[2] Bakara Suresi 275


Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz