AİLE, ALLAH VE RASULÜ'NÜN KORUDUĞU BİR KALEDİR

Mahmut Kar

Müslümanların, hayatın her alanında geri kalmışlıkları somut bir realitedir. Geri kalmışlık ya da çöküş toplumun genelini kapsadığı zaman, bunun temel nedeni kesin olarak tektir. İnsanın düşüncesini ve kanaatini oluşturan başlıca inanç örgüsü (akidesi), insanın yaşama biçimini, yapıp etmelerini varlıklar ve hadiselerle ilişkilerini, onlara bakış açısını biçimlendirir. Buna göre insanın düşüşü veya yücelişi, onun yaşama biçiminin sınırlarını belirleyen, dünya görüşünü şekillendiren inanma biçimiyle doğrudan bağlantılıdır. Çünkü o inanma biçimi, insan yeryüzünde yaşadığı sürece, onun bütün başarılarını üzerine kurduğu yapıp etmelerinin sınırlarını belirler. Bunu hayatının süresini, maddi ya da fikrî imkânlarını bir tarafa bırakarak yapar. Bu nedenle akide, her ümmetin, her toplumun, her ailenin, kadın-erkek her bireyin düşüncelerini oluşturan en başta gelen amil olmalıdır. İnsanın düşünce serüveninde zaman zaman olumsuz ve çelişkili bazı zikzaklar ortaya çıksa bile sonuçta onu doğru düşünceye sevk ve ikna eden esasi bir fikrî kıstası olmalıdır. Bu kriter insanın zaman zaman değişim ve dönüşüme uğrayan düşüncelerini yeniden düzelterek düzgün bir mecraya sokabilmelidir. Düşünceleri biçimlendiren bu en baş kural, bir başka deyimle kriter ne denli düzgün, tutarlı olursa bireysel ve toplumsal açıdan insanlığı o ölçüde yükseltir. Bu fikrî kaidenin ya da kriterin sağlam ve tutarlı olduğunun kesin delili, onun insan fıtratı ve tabiatıyla tam bir uyum içerisinde olmasıdır. İnsanın tabiatı ise sadece huyları ve içgüdülerinin toplamı değil, bunların yanı sıra onun fizikî, manevi tüm gereksinimleri, içsel ve dışsal eğilimleri toptan bu kavramın içerisine dâhildir. Hangi fikrî ilke, hangi düşünce sistemi, hangi dünya görüşü bir parça da olsa insanın bu tabiatından gafil olursa o ölçüde onun felakete ve kötülüğe sürüklenmesine neden olur. İnsana mutluluk, huzur veren değil de onun felakete sürüklenmesine neden olan bir düşünce sistemi, kesinlikle sağlam ve tutarlı bir düşünce olamaz. Çünkü hayatla ilgili insanın beklentisi, felaket ve kötülüğün karşıtı olan mutluluğu elde etmektir. Kaldı ki insan tabiatı, fıtratı yani eğilimleri, huyları, yetenekleri, içgüdüleri ve aklı ile neyin kendisi için iyi, neyin kötü olduğunu tespit etme konusunda tamamen âcizdir. Bundan dolayı o, var olduğu andan itibaren kendisi için hayırlı ve şerli olanların birbiriyle çeliştiği durumlarda, neyin doğru neyin yanlış olduğunu kesin ölçüleriyle anlayamadığı hususunda yüce Allah’ın kendisine yardımcı olmasını dilemek zorundadır. Çünkü hidayet yollarını her zaman gösteren yalnızca Cenab-ı Hak’tır.

Bu anlamda bireysel ve ailevi hayat da Kur’an-ı Kerim ve Sünnet-i Şerîfle getirilen ilkeler doğrultusunda tanzim edilmelidir.

Allah Subhanehû ve Teâlâ önce Âdem Aleyhi’s Selam’ı yarattı. Onun göğüs kafesine, göğüs kafesinin sağ ve sol tarafında olmak üzere toplam on sekiz adet kaburga koydu. Havva Aleyhi’s Selam’ı yaratmak istediğinde Âdem Aleyhi’s Selam’ın göğüs kafesinin sol yanındaki en eğri kaburga kemiğini aldı; bu kaburga, on sekiz kaburganın en eğri olanıydı. İşte o kaburgadan Havva annemizi yarattı. Bu yaratılış ameliyesi nedeniyledir ki, dünyaya gelen her kadın, kendisini koruyup kollayan, hayat işlerinde ona yardım eden, her durumda ona hamilik edecek bir erkeğe gereksinim duyma özelliğinde yaratılmıştır. Böylelikle yüce Allah Subhanehû ve Teâlâ, ayet-i kerimenin de belirttiği veçhile erkeklere, kadınların üzerinde artı bir derece vermiştir:

وَلَهُنَّ مِثْلُ الَّذِي عَلَيْهِنَّ بِالْمَعْرُوفِ وَلِلرِّجَالِ عَلَيْهِنَّ دَرَجَةٌ وَاللّهُ عَزِيزٌ حَكُيمٌ

“Erkeklerin kadınlar üzerinde bulunan hakları gibi, kadınların da erkekler üzerinde hakları vardır. Erkeklerin, kadınlar üzerinde artı bir dereceleri vardır. Allah Azîz’dir, Hakîm’dir.”[1]

Bu ayetin anlamı, koca ile eşi arasındaki ilişki biçiminin maruf ve en güzel ilişki biçiminde olmasıdır. Yani bu ikili ilişkide herkes üzerine düşen görevleri, yüklendiği sorumlulukları gereği gibi yerine getirir, yaptığı işleri gönül hoşnutluğu ile eda eder.

Ayette geçen [وَلِلرِّجَالِ عَلَيْهِنَّ دَرَجَةٌ] “Erkeklerin, kadınlar üzerinde artı bir dereceleri vardır.”[2] ifadesi ile anlatılmak istenen, dünya hayatında erkeklerin konumunun kadınlardan üstün olması hususudur. Ancak erkeğe verilen bu üstünlük, iş olsun diye verilmiş bir üstünlük değildir. Bu üstünlük nedeniyle cihad, hayat ve hayatla ilgili eylemler konusunda düşünme, ailesini korumak için gerekli maddi ve manevi gücü edinme görevi erkeğe yüklenmiştir. Evet, kadına oranla erkeğin mirastan aldığı pay daha çoktur fakat bu fazlalık, ailesinin nafakasını sağlama ve eşinin mihrini verme vazifesini de ona vermiştir. Bunun gibi yargıçlık, idarecilik (İmamet ve Hilâfet) görevleri onun uhdesine verilmiştir.

Kuşkusuz kadın, Allah Subhanehû ve Teâlâ’nın erkek kullarına, katından sunduğu bir lütuftur. Nitekim bu konuda şöyle buyurmuştur:

وَمِنْ آيَاتِهِ أَنْ خَلَقَ لَكُم مِّنْ أَنفُسِكُمْ أَزْوَاجًا لِّتَسْكُنُوا إِلَيْهَا وَجَعَلَ بَيْنَكُم مَّوَدَّةً وَرَحْمَةً

“O’nun ayetlerinden birisi de size nefislerinizden sükûn bulacağınız eşler yaratması ve aranıza dostluk ve muhabbet koymasıdır...”[3]

Yani Allah erkeğe, kendisinde dinginliğe kavuşacağı, aşkını ve merhametini sunacağı eş verdi. Bu birliktelik sayesinde erkek fizikî ve psikolojik olarak dinginliğe kavuşuyor. Zira bir erkeğin, evlilik öncesinde hiç tanımadığı bir kadına, evlendikten sonra aklının ve kalbinin bütün sevgisini ve ilgisini sunması, Cenab-ı Hakk’ın, insan hayatında yarattığı en büyük mucizelerden birisidir.

Muhakkak Allah Subhanehû ve Teâlâ kadını da en az erkek kadar saygın yaratmış, ecir ve sevapta onu erkekle bir tutmuştur. Hâl böyle iken erkeğe yüklediği sorumluluklar, kadına yüklediklerinden önemlilik ve tehlikelilik bakımından daha ağır ve daha büyüktür. Zira Cenab-ı Hak ceza konusunda eşit kıldığı gibi ecir ve sevap konusunda da kadınla erkek arasında bir denklik sağlamıştır.

Öte yandan Allah’ın Arş’ını taşıyan melekler, dualarında kadınlarla erkekler arasında hiçbir ayrım gözetmezler. Allah Subhanehû ve Teâlâ arşı taşıyan ve inananlara dua eden meleklerin diliyle bu hususu şöyle ifade etmektedir:

رَبَّنَا وَأَدْخِلْهُمْ جَنَّاتِ عَدْنٍ الَّتِي وَعَدْتَهُمْ وَمَنْ صَلَحَ مِنْ آبَائِهِمْ وَأَزْوَاجِهِمْ وَذُرِّيَّاتِهِمْ إِنَّكَ أَنْتَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ

“Rabbimiz, onları ve babalarından, eşlerinden, çocuklarından salih olanları, onlara vadettiğin cennetlerine koy. Kuşkusuz Azîz ve Hakîm olan yalnızca Sensin, Sen.”[4]

Öte yandan başka bir ayette kadın ve erkeğin cennete girme şartını, şu sözüyle tek kılmıştır:

وَمَنْ عَمِلَ صَالِحًا مِّن ذَكَرٍ أَوْ أُنثَىٰ وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَأُولَٰئِكَ يَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ يُرْزَقُونَ فِيهَا بِغَيْرِ حِسَابٍ

“Kadın ve erkekten kim inanarak salih amel işlerse işte onlar cennete girecek, orada hesapsızca rızıklandırılacaklardır.”[5]

İslâm’daki bu durum, erkekle kadının birbirine üstün olması durumu değildir. Burada esas olan onlardan her birisinin kendi doğalarıyla, huy ve karakterleri ile uyum içerisinde olarak görevlerini belirlemek, onlara sınır koymaktan ibarettir.

Nasslarda zikredilen ayet ve hadislerin tümü, mutlak anlamda hayatla ilgili kendisine verilen rollerin doğasına, bu sorumlulukları taşıma gücüne uygun düşecek yasal düzenlemeleri yapmaktır. Bu durum bir anlamda Allah’ın kadına olan bir rahmetidir. Çünkü kadın, akli ve bedenî gücüne ters düşecek, ona ağır gelecek sorumlulukları taşıyamaz.

Öte yandan, insan soyunun devamlılığını kolaylıkla sürdürebilmek için hayatla ilgili birtakım ağır görevleri yerine getirebilecek güç, yetenek kendisine verildiği için, bu görevlerin hakkıyla yerine getirilmesi erkeğe emredilmiştir. O, hem toplumsal yapı içerisindeki vazifelerini ifa etmek hem de evinde eşine ve çocuklarına gereken hizmetleri sunmak durumundadır.

Kur’an-ı Kerim, erkek ve kadının bu dünyadaki yalnızlığının karşı cins ile giderileceğini belirtmekte ve bu birlikteliği de birbirini tamamlar şekilde tanzim etmektedir.

Aile hayatı eşlerin hem düzenli ve meşru tarzda cinsel ihtiyaçlarını karşılamasına hem de birbirlerine maddi ve manevi destek olarak hayat arkadaşlığı kurmasına vesile olmaktadır. Aile hayatında en önemli hususlardan birisi de bütün canlıların tabiatlarında saklı bulunan “neslini devam ettirme” güdüsünü en tabii ve makul biçimde karşılıyor olmasıdır. Günümüz Batı toplumlarının ve yavaş yavaş dünyanın diğer bölgelerine yayılan yaşlı nüfus sorununun kaynağı da aile hayatının ihmal edilmesidir.

Aile hayatı eşler arasında kendi hayatlarıyla ilgili olarak cinsel arzu ve ihtiyaçlarını ve manevi huzur, sükûn ile dayanışma ve paylaşım ihtiyacını karşıladıkları gibi, bütün canlıların fıtri özeliği olan nesli devam ettirme eğilimlerini de gerçekleştirmiş olurlar. Bu sebeple de evlilik kurumu, kısaca değinilen bu üç yönlü arzu ve isteklerin insanlık onuruna uygun tarzda ve meşru bir şekilde tatmini gerçekleştirmiş olur. İşte çekirdeği kabul edildiği toplumun varlığı bu temel üzere inşa edildiğinde örnek toplum da inşa edilmiş olur.

Batı dünyasındaki yozlaşan aile hayatı ve evlilik dışı ilişkiler şeytan işi birer pisliktir. Nitekim Cabir RadiyAllahu Anh, Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in, bu konu ile ilgili olarak şöyle buyurduğunu nakletmiştir:

إِنَّ إِبْلِيسَ يَضَعُ عَرْشَهُ عَلَى الْمَاءِ ثُمَّ يَبْعَثُ سَرَايَاهُ فَأَدْنَاهُمْ مِنْهُ مَنْزِلَةً أَعْظَمُهُمْ فِتْنَةً يَجِيءُ أَحَدُهُمْ فَيَقُولُ فَعَلْتُ كَذَا وَكَذَا فَيَقُولُ مَا صَنَعْتَ شَيْئًا قَالَ ثُمَّ يَجِيءُ أَحَدُهُمْ فَيَقُولُ مَا تَرَكْتُهُ حَتَّى فَرَّقْتُ بَيْنَهُ وَبَيْنَ امْرَأَتِهِ قَالَ فَيُدْنِيهِ مِنْهُ وَيَقُولُ نِعْمَ أَنْتَ فَيَلْتَزِمُهُ 

“İblis tahtını suyun üzerine kurar, ardından öncü birliklerini göreve gönderir. Onların İblis’e en yakın olanları, fitne yönünden en etkili olanlarıdır. Onlardan birisi İblis’in katına gelerek şöyle der: Ben şunları şunları yaptım. İblis ona: Sen hiçbir şey yapmamışsın! der. Ardından yine onların arasından birisi gelerek şöyle der: Ben şunları şunları yaptım; öyle ki erkekle karısını birbirinden ayırdım! İblis onu yanına çağırarak: İşte sen görevini yapmışsın! diyerek onu onaylar.”

İslâm dini evlilik kurumuna ilişkin düzenlemeler yaparken, öncelikle evliliğin anılan bu üç yönünü dikkate almış ve bunun meşru ve maruf dairede nasıl gerçekleştirileceğine ilişkin belirlemeler getirmiştir. Zina yasağı ve bunun suç telakki edilerek ağır cezalara çarptırılması, aynı şekilde iffeti lekelemeye yönelik iftiranın suç sayılıp buna da dünyevi ceza tertip edilmesi bu yönde atılan adımların en köklüsüdür.

وَلَا تَقْرَبُوا الزِّنٰٓى اِنَّهُ كَانَ فَاحِشَةًۜ وَسَٓاءَ سَب۪يلاً

“Zinaya yaklaşmayın. Zira o, bir hayâsızlıktır ve çok kötü bir yoldur.”[6]

الزَّانِيَةُ وَالزَّانِي فَاجْلِدُوا كُلَّ وَاحِدٍ مِّنْهُمَا مِئَةَ جَلْدَةٍ وَلَا تَأْخُذْكُم بِهِمَا رَأْفَةٌ فِي دِينِ اللَّهِ إِن كُنتُمْ تُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ وَلْيَشْهَدْ عَذَابَهُمَا طَائِفَةٌ مِّنَ الْمُؤْمِنِينَ

“Zina eden kadın ve zina eden erkekten her birine yüz sopa vurun; Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsanız, Allah’ın dininde (hükümlerini uygularken) onlara acıyacağınız tutmasın. Müminlerden bir gurup da onlara uygulanan cezaya şahit olsun.”[7]

وَالَّذِينَ يَرْمُونَ الْمُحْصَنَاتِ ثُمَّ لَمْ يَأْتُوا بِأَرْبَعَةِ شُهَدَاء فَاجْلِدُوهُمْ ثَمَانِينَ جَلْدَةً وَلَا تَقْبَلُوا لَهُمْ شَهَادَةً أَبَدًا وَأُوْلَئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ

“Namuslu kadınlara zina isnadında bulunup, sonra (bunu ispat için) dört şahit getiremeyenlere seksener sopa vurun ve artık onların şahitliğini hiçbir zaman kabul etmeyin. Onlar tamamen günahkârdırlar.”[8]

Bu suretle gayri meşru ve nikâhsız beraberlikler çirkin görülmüş ve evlenme teşvik edilmiştir. Bundan sonraki adım, evlenmeye ilişkin bazı sınırlama ve kayıtların getirilmesidir. Bu arada evlenilmesi haram olan kadınlar ayrıntılı olarak sayılmış ve aile hayatına ilişkin hükümler belirlenmiştir.

حُرِّمَتْ عَلَيْكُمْ أُمَّهَاتُكُمْ وَبَنَاتُكُمْ وَأَخَوَاتُكُمْ وَعَمَّاتُكُمْ وَخَالاَتُكُمْ وَبَنَاتُ الأَخِ وَبَنَاتُ الأُخْتِ وَأُمَّهَاتُكُمُ اللاَّتِي أَرْضَعْنَكُمْ وَأَخَوَاتُكُم مِّنَ الرَّضَاعَةِ وَأُمَّهَاتُ نِسَآئِكُمْ وَرَبَائِبُكُمُ اللاَّتِي فِي حُجُورِكُم مِّن نِّسَآئِكُمُ اللاَّتِي دَخَلْتُم بِهِنَّ فَإِن لَّمْ تَكُونُواْ دَخَلْتُم بِهِنَّ فَلاَ جُنَاحَ عَلَيْكُمْ وَحَلاَئِلُ أَبْنَائِكُمُ الَّذِينَ مِنْ أَصْلاَبِكُمْ وَأَن تَجْمَعُواْ بَيْنَ الأُخْتَيْنِ إَلاَّ مَا قَدْ سَلَفَ إِنَّ اللّهَ كَانَ غَفُورًا رَّحِيمًا

“Analarınız, kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, kardeşlerinizin kızları, kız kardeşlerinizin kızları, sizi emziren sütanneleriniz, sütkardeşleriniz, karılarınızın anaları, gerdeğe girdiğiniz karılarınızdan evlerinizde bulunan üvey kızlarınız, size haram kılındı. Eğer üvey kızlarınızın anaları ile gerdeğe girmemişseniz, onlarla evlenmenizde bir vebal yoktur. Öz oğullarınızın karıları ile evlenmeniz ve iki kız kardeşi birlikte nikâhlamanız da haramdır. Geçmişte olanlar artık geçmiştir. Şüphesiz ki Allah, Ğafur'dur, Rahim'dir.”[9]

İslâm’ın bütün bu düzenlemeleri, Batı toplumlarında gittikçe yayılan ve İslâm beldelerine de sıçrayan feminist hareketlerden tutun da eşcinsel evliliklere kadar insan tabiatına aykırı bütün şer fiillerini toplumda yok etmeye yönelik düzenlemelerdir. Zira bugün istatistikî birçok veri, feminist hareketlerden zinaya, eşcinsel evliliklerden çocuk istismarına kadar fıtrata aykırı birçok hususun Batı toplumunu getirdiği noktayı gözler önüne sermektedir. Şeytanî istek ve arzularını ilah edinmiş Batılı sömürgeci kâfirler hem kendi toplumlarını hem de yeryüzündeki sair toplumları, en çok da İslâm ümmetini, pazarladıkları, dayattıkları fasit ideolojileri ile bozmayı başarmışlardır.

Ancak İslâm’da aile bağlarının sağlam bir zemin üzerine kurulmuş olması, İblis’in ve avenelerinin yeryüzünde yapmak istediklerinin önündeki en büyük engeldir. Bu nedenle Cenab-ı Hak erkekle karısı arasındaki ilişkileri çok ayrıntılı olarak hükümlere bağlamıştır. Küçük büyük demeden hemen hepsinin hükümlerinin kıyamet gününe dek neler olduğunu bütün detayları ile açıklamıştır.

Buluğ çağına giren çocukların evlendirilmesi noktasında gelen naslar, ailenin teşkil edilmesine verilen önemi işaret ederken; eşler arasında sevgi, muhabbet ve bağlılığa dair gelen naslarda ifade edilen sevap ve Allah’ın rızası da şer’i esaslara dayalı bir yuva kurmanın teşvik edici önemli unsurlarındandır.

وَمِنْ آيَاتِهِ أَنْ خَلَقَ لَكُم مِّنْ أَنفُسِكُمْ أَزْوَاجًا لِّتَسْكُنُوا إِلَيْهَا وَجَعَلَ بَيْنَكُم مَّوَدَّةً وَرَحْمَةً

“O’nun ayetlerinden birisi de size nefislerinizden sükûn bulacağınız eşler yaratması ve aranıza dostluk ve muhabbet koymasıdır...”[10]

İslâm, evliliğe teşvik etmiş ve onu emretmiştir. Zira İbnu Mesud RadiyAllahu Anh’dan, Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’den şöyle dediği rivayet edilmiştir:

يَا مَعْشَرَ الشَّبَابِ مَنِ اسْتَطَاعَ مِنْكُمُ الْبَاءَةَ فَلْيَتَزَوَّجْ فَإِنَّهُ أَغَضُّ لِلْبَصَرِ وَأَحْصَنُ لِلْفَرْجِ وَمَنْ لَمْ يَسْتَطِعْ فَعَلَيْهِ بِالصَّوْمِ فَإِنَّهُ لَهُ وِجَاءٌ

“Ey gençler topluluğu! Sizden kim evlenmeye güç yetirirse evlensin. Zira o, gözü en iyi sakındırandır ve mahrem yeri en iyi koruyandır. Kim de güç yetiremezse oruç tutsun. Zira o, onun için (şehvet) kırandır.”[11] Kutâde’den, o da Hasan’dan, o da Samure’den şöyle dediği rivayet edilmiştir:

ثَلَاثَةٌ حُقَّ عَلَى اللَّهِ إعَانَتُهُمْ الْمُجَاهِدُ فِي سَبِيلِ اللَّهِ وَالنَّاكِحُ يُرِيدُ أَنْ يَسْتَعِفَّ وَالْمُكَاتَبُ يُرِيدُ الْأَدَاءَ

“Üç kişiye yardım etmek Allah üzerinde bir haktır: Allah yolunda cihad eden kimse, iffetli kalmak için nikâh isteyen kimse ve eda etmek isteyen mükateb (yazışmalı köle).”[12]

أَنَّ نَبِيَّ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ نَهَى عَنِ التَّبَتُّلِ

“Nebi SallAllahu Aleyhi ve Sellem, tebettülden nehyetti.”[13] Buradaki [التَّبَتُّلِ] kelimesi, nikâhtan ve onu takip eden şeylerden kesilerek ibadete sığınmaktır.

“Karı koca birbirine sevgi ile bakınca Allahu Teâlâ da onlara rahmet nazarı ile bakar ve ellerini ellerine aldıklarında, günahları parmakları arasından dökülür.”[14]

Yine bir yuvanın dağılması, boşanma hadisesi hoş karşılanmamış fakat o yuva karı-kocaya bir zulüm yuvası hâline gelmişse son çare olarak helal kılınmıştır.

أَبْغَضُ الْحَلالِ إِلَى اللَّهِ تَعَالَى الطَّلاقُ

“Allah’ın helal kıldıkları arasında en sevmediği şey boşanmadır.”[15]

“Kendisinden sorunların doğduğu içtimayı -ki o, erkek ve kadının birlikteliğidir- İslâm’ın kendisiyle tedavi ettiği nizamın hülasası işte budur. Bu nizamdan ortaya çıkar ki onun getirdiği şer’î hükümler, bu birliktelikten doğabilecek fesadı engellemenin, iffetin, takvanın, ciddiyetin ve amelin bulunduğu ıslahın celbedilmesinin garantörüdür. Bu nizam, hem insanın kendisiyle sükûnet bulacağı, nefsini teskin edeceği ve sıkıntıdan kurtulacağı özel bir hayat, hem de cemaatin hayatta ihtiyaç duyduğu saadet ile refahı temin edecek, üretken bir ciddiyetin olduğu genel hayatı garanti eder. İşte bu hükümler, içtimai nizamın bir parçasıdır. Çünkü bunlar, erkek ile kadın arasındaki birlikteliği tanzim eder.”[16]

Hadis ve ayetlerle tertip edilen tüm bu düzenlemeler, Allah’ın, aile kurumu ve onunla ilgili bütün işlerin düzenlenmesi hususunda belirlediği kapsamlı ve yetkin hükümlerdir. Bunlara tam olarak teslim olunup bağlanıldığında aile kurumunun zora düşmesi mümkün değildir. Bu düzenleme aynı zamanda, her nerede ve hangi yöntemle olursa olsun şeytanın ve avenelerinin aile kurumuna ve bireye yönelttiği tehdit ve saldırılardan aileyi ve bireyi korumaktır. Çünkü aile hayatının şer’î ölçülere göre düzenlenmesi bir korunma biçimidir; kadının şeytanın isteklerine boyun eğmekten sakındırılması bir korunma biçimidir; kocanın eşinin eksikliklerine, zayıflık ve eksikliklerine sabretmesi bir korunma biçimidir. Zira Batı dünyası ve şeytanın aveneleri ancak İslâmi esaslara göre düzenlenerek koruma altına alınmayan aile kurumlarına darbe indirmede başarılı olabilir.



[1] Bakara: 228

[2] Bakara: 228

[3] Rum: 21

[4] Mü’min: 8

[5] Mü’min: 40

[6] İsrâ: 32

[7] Nûr: 2

[8] Nûr: 4

[9] Nisa: 23

[10] Rum: 21

[11] Muttefik-un Aleyh

[12] el-Hâkim ve İbn-u Hıbbân, tahriç etti

[13] Ahmed, tahriç etti

[14] Râfi’î

[15] Ebu Davud

[16] İslâm’ın İçtimai Nizamı, Takiyyuddîn En-Nebhânî, Köklü Değişim Yayınları


Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz