MESELE MİLLET OLMAK İSE BİZ İBRAHİM MİLLETİNDENİZ

Musa Bayoğlu

Allah Rasulü SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in vahiy ile gönderilmesiyle birlikte O’na iman edenler, üzerlerindeki cahiliye elbiselerini tüm pisliği ile birlikte çıkarıp attılar. Akidelerini, nizamlarını, mefhumlarını, ölçülerini, kanaatlerini İslâm ile değiştirdiler. Bu konulardan bir tanesi de milliyet mefhumudur. İnsanları dilleri ve milletleri farklı olarak yaratan Rabbimiz, bunun hikmetinin tanışmak ve kaynaşmak olduğunu şu ayet-i kerimesi ile bildirmektedir:

يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنَّا خَلَقْنَاكُم مِّن ذَكَرٍ وَأُنثَى وَجَعَلْنَاكُمْ شُعُوبًا وَقَبَائِلَ لِتَعَارَفُوا إِنَّ أَكْرَمَكُمْ عِندَ اللَّهِ أَتْقَاكُمْ إِنَّ اللَّهَ عَلِيمٌ خَبِيرٌ

“Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Birbirinizle tanışmanız için sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık. Muhakkak ki Allah yanında en değerli olanınız, O'ndan en çok korkanınızdır. Şüphesiz Allah bilendir, her şeyden haberdardır.”[1]

Sürekli birbiri ile iletişime geçen ve kaynaşan insanoğlu arasında şeytanın da vesvesesi ile üstünlük yarışı zuhur etmiş ve zamanla ırk, kabile, milliyet üstünlük aracı olarak birçok toplumda öne çıkarılmıştır. Tarihte bu yüzden defalarca çekişmeler, savaşlar çıkmış ve insanlar helake sürüklenmiştir. Batılın inkılâp olarak insanlığa pazarladığı ve son 3 asrın en büyük belalı kavramları ırkçılık, ulusçuluk, milliyetçiliktir. Geçmişe göre daha büyük çekişme ve savaşlara neden olan milliyetçilik, ırkçılık gibi kavramlar ulus devlet anlayışı ile farklı bir kutsallığa büründürülmüştür. Milliyetçilik, 1789 Fransız ihtilalinden sonra belirli bir coğrafyada ortak kültürel veya etnik kökene sahip toplulukların siyasal, sosyal, kültürel, dini düşünce ve yaklaşımlarla ideolojik anlamda milli devletin güçlenmesini en önemli hedef sayan bir anlayıştır. Etnik kökene sahip toplulukların kendilerini yüceltmelerini gaye edinen milliyetçilik, asabiyetle ve ırkçılıkla benzerlik taşır.

Bugün maalesef İslâm ümmeti olarak Allah’a ve Rasulüne itaat etmedik. Allah Rasulü’nün ve O’ndan önce yaşamış, bizlere örnek gösterilen İbrahim Aleyhi’s Selam’ın yolundan gidemedik. Onlar bizler için güzel örneklerdi ancak örnek alamadık. Bu yüzden yeryüzünün en hayırlı ümmeti olma vasfımızı kaybettik! Kardeşliğimiz tahribata uğradı, kâfirler tarafından çizilmiş suni sınırlara takıldı, cahiliye âdeti olan ırkçılık ve milliyetçilikten etkilendi, hatta o kadar daraldı ki karındaşlarımız ile bile kardeş olamadık. Öyle oldu ki sömürgeci kâfirlerin dostumuz, müttefikimiz olduğunu, dinler arası diyaloğu, Hristiyanların da kardeşlerimiz olduğunu, Türk’ün Türk’ten başka dostu olmadığını, Arapların ve diğer kavimlerin bizimle hiçbir bağlarının olmadığını söyleyebildik! Ya da söyleyenlere sessiz kalabildik! Evimiz işgale uğramışken, vücudumuz paramparça olmuş iken, her gün kardeşlerimizin canları, malları, kutsalları çiğnenirken tepkisiz kaldık! Hiç bir şey yokmuş gibi, işimiz, dünya meşgalelerimizle zamanımızı geçirir hâle geldik! Allah Rasulü SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in dediği gibi olamadık.

“Birbirlerini sevmekte, birbirlerine merhamet etmekte ve birbirlerine sımsıkı sarılmakta müminler bir vücut gibidirler. Vücudun herhangi bir uzvu rahatsızlandığı zaman diğer azalar da ateşlenerek ve uykusuzlukla ona icabet ederler.”[2]

Bu anlamda kullanılan milliyetçilik İslâm’a göre cahiliye âdetidir ve haramdır. İslâm insanların eşit olduğunu, dil, milliyet, cinsiyet, coğrafya farkının önemli olmadığını, Allah katında önemli olanın takva olduğunu, ancak takva ile insanın üstün olabileceğini anlatmıştır. Allah Rasulü SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

"Kim bir milliyete taassubundan dolayı kızgınlık göstererek ya da asabiyete (milliyetçiliğe) davet ederek ya da milliyetçiliğe yardım ederek savaşır ve öldürülürse cahiliyye ölümü ile ölmüş olur."[3]

"Irkçılık davasına kalkışan bizden değildir, ırkçılık üzerine savaşa girişen de bizden değildir."[4]

Evs ile Hazrec kabilelerine mensup Arapların başka ırktan insanlarla oturup kardeşçe sohbet ettiklerini görünce öfkelenenlerin çıkardığı fitneye karşılık Allah Resulü SallAllahu Aleyhi ve Sellem insanları toplamış ve onlara şu şekilde nasihat etmiştir:

“Ey insanlar! Sizin Rabbiniz birdir! Babanız, ananız da birdir! Araplık ne babanızda vardır, ne de ananızda. O sadece sizin verdiğiniz isimden ibaret bir tanıtımdır. Arap’ın Arap olmayanlardan üstünlüğü yoktur. Üstünlük, Allah’a iman ve itaattedir. Allah’a iman ve itaat edenler hep birlikte üstündürler. Bunu herkes böyle bilmeli, aranıza ırka dayalı üstünlük ayrımcılığı sokmamalısınız!”[5]

Milliyetçilik modern tabirlerle ifade edildiği şekli ile İslâm’a göre haram ve cahilî bir âdet ise biz nasıl İbrahim milletinden olabiliriz? Bunun izahı şu şekildedir. Ku’ran ve hadislerde geçen “millet” kelimesinin bugün kullanıldığı ve anlaşıldığı şekli ile “milliyetçilik, ırkçılık, kavmiyetçilik, ulusçuluk, vatancılık” kavramları ile bir alakası yoktur. Kur’an ve hadislerde yer alan “millet” kavramı, asabiyet, ırkçılık anlamlarında değil din, şeriat, takip edilen sünnet, yol anlamlarında kullanılmıştır.  Kur’an’da 15 defa kullanılan millet kelimesi din, şeriat, yol anlamındadır. Allahu Teâlâ şöyle buyurmuştur:

وَقَالُواْ كُونُواْ هُودًا أَوْ نَصَارَى تَهْتَدُواْ قُلْ بَلْ مِلَّةَ إِبْرَاهِيمَ حَنِيفًا وَمَا كَانَ مِنَ الْمُشْرِكِينَ

"Ve dediler ki: Yahudi veya Nasrani olunuz ki hidayete ermiş olasınız. De ki: Biz Hanif olarak İbrahim'in milletine tâbi bulunmaktayız. O, müşriklerden değildir.”[6]

قُلْ صَدَقَ اللّهُ فَاتَّبِعُواْ مِلَّةَ إِبْرَاهِيمَ حَنِيفًا وَمَا كَانَ مِنَ الْمُشْرِكِينَ

"De ki: Allah Teâlâ sadıktır. Artık Hanif olan İbrahim milletine tâbi olunuz. O asla müşriklerden olmamıştır.”[7]

قُلْ إِنَّنِي هَدَانِي رَبِّي إِلَى صِرَاطٍ مُّسْتَقِيمٍ دِينًا قِيَمًا مِّلَّةَ إِبْرَاهِيمَ حَنِيفًا وَمَا كَانَ مِنَ الْمُشْرِكِينَ

“De ki: Rabbim beni doğru yola, dosdoğru dine, hanif İbrahim’in milletine/dinine iletti. O, şirk koşanlardan değildi.”[8]

Hadislerde de millet kelimesi din anlamında kullanılmıştır.

“Kim ki İslâm’dan başka bir millet (din) adına yalan yere ve kasıtlı yemin ederse o kimse dediği gibidir. Kim de keskin bir aletle kendini öldürürse bu kimse de cehennem ateşinde o aletle azap olunur.”[9]

İbni Tavus anlatıyor: “Muaviye, İbni Abbas RadiyAllahu Anh’a “Sen, İbni Ebi Talib’in milletinden misin? diye sordu. İbni Abbas: Hayır, dedi. Muaviye: İbni Affan milleti üzere misin? dedi. İbni Abbas: Hayır, dedi. Muaviye: Peki, kimin milleti üzerindesin? dedi. İbni Abbas: Muhammed SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in milleti üzereyim, dedi.”[10]

 “Millet (din): Yüce Allah’ın, kitaplarında ve peygam­berlerin aracılığı ile kulları için koyduğu şeriatın adıdır. O bakımdan millet ile şeriat arasında fark yoktur.”[11]

“Millet, din demektir.”[12]

Zemahşeri’nin Esas adlı eserindeki beyanına göre, asıl manası: “Tutulup gidilen yol demektir ki, bu anlamdan alınarak din ve şeriat manasında kulla­nılmıştır.

Şehristânî’nin, el-Milel ve’n Nihal adlı eserindeki beyanına göre “din, şeriat, millet denilen şeyler, haddi zatında hep aynı şeylerdir.”

Tefsircilerin ve diğer âlimlerin millet konusundaki açıklamalarından da anlaşıldığı gibi “millet” bir ırkı, kavmi, ulusu değil dini, şeriatı, gidilen yolu (sünneti) ifade etmektedir. Aynı akideye iman eden insanlar Kur’an’da bahsedildiği şekli ile bir milleti temsil etmektedirler. Dilleri, renkleri, kültürleri, soyları, kavimleri ve bölgeleri ayrı ayrı da olsa aynı akideye iman edenler İslâm milletidir. Bu yüzden meşhur ifadesi ile “küfür tek millettir!” Yine bu açıdan bakıldığında meşhur ifadesi ile “İslâm da tek millettir!” Bundan dolayı Rabbimiz Allah, onların milletine, yani dinlerine tâbi olunmadıkça, onların inandığı gibi inanmadıkça, onların hareketleri gibi hareket etmedikçe, Yahudi ve Hristiyanların asla müminlerden razı olamayacakla­rını beyan buyurmuştur:

وَلَن تَرْضَى عَنكَ الْيَهُودُ وَلاَ النَّصَارَى حَتَّى تَتَّبِعَ مِلَّتَهُمْ قُلْ إِنَّ هُدَى اللّهِ هُوَ الْهُدَى وَلَئِنِ اتَّبَعْتَ أَهْوَاءهُم بَعْدَ الَّذِي جَاءكَ مِنَ الْعِلْمِ مَا لَكَ مِنَ اللّهِ مِن وَلِيٍّ وَلاَ نَصِيرٍ

“Sen onların milletlerine (dinlerine) uymadıkça, Yahudi ve Hıristiyanlar, senden kesinlikle hoşnut olmazlar. De ki: Şüphesiz doğru yol, Allah’ın (gösterdiği) yoludur. Eğer sana gelen bunca ilimden sonra onların isteklerine (arzu ve tutkularına) uyacak olursan, senin için Allah’tan ne bir dost vardır, ne de bir yardımcı.”[13]

Abdullah Bin Ammar RadiyAllahu Anh’dan rivayetle Allah Rasulü SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

“İki (ayrı) milletin (dinin) mensupları birbirlerine mi­rasçı olamazlar.”[14]

Usame Bin Zeyd RadiyAllahu Anh’dan rivayetle Allah Rasulü SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

“Müslüman kâfire, kâfir de Müslüman’a mirasçı ola­maz.”[15]

وَقَالُواْ كُونُواْ هُودًا أَوْ نَصَارَى تَهْتَدُواْ قُلْ بَلْ مِلَّةَ إِبْرَاهِيمَ حَنِيفًا وَمَا كَانَ مِنَ الْمُشْرِكِينَ ولُواْ آمَنَّا بِاللّهِ وَمَآ أُنزِلَ إِلَيْنَا وَمَا أُنزِلَ إِلَى إِبْرَاهِيمَ وَإِسْمَاعِيلَ وَإِسْحَقَ وَيَعْقُوبَ وَالأسْبَاطِ وَمَا أُوتِيَ مُوسَى وَعِيسَى وَمَا أُوتِيَ النَّبِيُّونَ مِن رَّبِّهِمْ لاَ نُفَرِّقُ بَيْنَ أَحَدٍ مِّنْهُمْ وَنَحْنُ لَهُ مُسْلِمُونَ

“Dediler ki: Yahudi ve Hristiyan olun ki, hidayete ere­siniz. De ki: Hayır, (doğru yol) hanif (muvahhid) olan İbrahim’in dini (milletidir). O, müşriklerden değildi. Deyin ki: Biz, Allah’a ve bize indirilene, İbrahim, İs­mail, İshak, Yakub ve torunlarına indirilene, Musa ve İsa’ya verilen ile peygamberlere Rabbinden verilene iman ettik. Onlardan hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz ve biz, O’na teslim olmuşlarız.”[16] Abdullah Bin Abbas RadiyAllahu Anh anlatıyor:

“Abdullah Bin Suriya adlı tek gözlü bir Yahudi, Allah Rasulü’ne: Doğru yol ancak bizim yolumuzdur. Ey Muhammed, o hâlde bize tâbi ol ki, hidayete eresin, dedi. Hristiyanların da, O’na aynı şeyi söylemeleri üzerine Allah, bu ayeti inzal buyurdu.”[17]

Bu delillerden yola çıkarak diyoruz ki; biz İbrahim milletindeniz, Müslümanız, İslâm dinine, Allah’ın vahyettiği dine bağlıyız. Millet-i İbrahim olmak, Allah’tan başka tüm ilahları inkâr etmek sadece O’nun ilahlığını kabul etmek, O’na teslim olmak, kulluk etmek, sevmek, korkmak, O’nun rızası için fedakârlık yapmaktır. Allah’ın hükümlerinin yeryüzünün tamamında uygulanması için İslâm davasını taşımak, çalışmak, Müslümanlar ile güzel geçinmek, şer’î hükümlere uymaktır. Bunun için Allah Subhanehû ve Teâlâ sevdiği, dost edindiği, salih, nebi ve rasul olan İbrahim Aleyhi’s Selam’ı bize örnek gösterdi.

وَكُلاًّ نَّقُصُّ عَلَيْكَ مِنْ أَنبَاء الرُّسُلِ مَا نُثَبِّتُ بِهِ فُؤَادَكَ وَجَاءكَ فِي هَذِهِ الْحَقُّ وَمَوْعِظَةٌ وَذِكْرَى لِلْمُؤْمِنِينَ

“Peygamberlerin haberlerinden senin kalbini teskin edeceğimiz her haberi sana anlatıyoruz. Bunda senin için gerçeğin bilgisi, müminler için de bir öğüt ve uyarı vardır.”[18]

İbrahim milletinden olmak O’nun yolundan gitmektir. Bu yüzden her namaz sonrası Muhammed SallAllahu Aleyhi ve Sellem ve İbrahim Aleyhi’s Selam’ı son oturuşta anar ve onların yollarının yolumuz olduğunu hatırlarız. Onların hayatlarını namaz sonrası hayata taşımak için her oturuşta zikrederiz. İbrahim Aleyhi’s Selam tek başına kaldığı zamanlarda dahi Rabbine kullukta ve İslâm davasını taşımada zafiyet göstermedi. Babası ve putlara tapan kavmi ile olan tevhid mücadelesinde hikmet ile tavizsiz bir şekilde Allah’a davet etti. Asla şirk koşanlardan olmadı. Allah’ın dışında tüm tağutları reddetti. “Siz benim Rabbim olamazsınız!” dedi. Kavminin batıl inanç ve nizamlarını kabul etmedi. Bu mücadelede elinden geleni yaptı ve daha genç bir delikanlı iken kavmini davet etmek için putları kırdı.

İbrahim milletinden olmak ve Onu örnek almak hangi kavimden, ırktan, bölgeden olursa olsun Allah’ın razı olmadığı akide, nizam ve kanunlardan uzak olmayı, kabul etmemeyi ve tanımamayı gerektirir. Yeryüzündeki tüm kâfir, zalim sistemlerden ve onları temsil edenlerden ayrışmayı, dostluk yapmamayı ve Onları değiştirmeyi gerektirir. Gücü, imkânı, şartları ne olursa olsun her zamanın Nemrutlarına karşı olmayı, Nemrutların bir gün yenileceğini, bir sinek karşısında ne kadar aciz olduklarını ve Allah’ın takdir ettiği zamanda zulüm sistemlerinin son bulacağına inanmayı gerektirir. Zulmeden babası dahi olsa ondan uzak olmayı gerektirir.

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ لاَ تَتَّخِذُواْ آبَاءكُمْ وَإِخْوَانَكُمْ أَوْلِيَاء إَنِ اسْتَحَبُّواْ الْكُفْرَ عَلَى الإِيمَانِ وَمَن يَتَوَلَّهُم مِّنكُمْ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ

“Ey iman edenler! Eğer küfrü imana tercih ediyorlarsa babalarınızı ve kardeşlerinizi (bile) veli edinmeyin. Sizden kim onları veli edinirse işte onlar zalimlerin ta kendileridir.”[19]

İbrahim milletinden olmak, batıl düzenlerin İslâmi bir hayat ile değişmesi için sürekli mücadele etmeyi gerektirir. Şanlıurfa, Mısır, Suriye, Suudi Arabistan topraklarında hicretler, sürgünler ile İslâm davasını taşıyan İbrahim Aleyhi’s Selam’ın sünneti üzere yeryüzünü dâru’l İslâm’a çevirmek için mücadele etmeyi gerektirir. Tek başına kalsa da mücadeleden vazgeçmemeyi,  aklının almadığı zorluklar ve imtihanlar ile de karşılaşsa asla davasından dönmemeyi gerektirir. İbrahim milletinden olanın eşi, çocukları, kazandıkları O’nun Rabbine olan kulluğuna engel değil, vesile olur. Zalimlerin gücü onu korkutmaz. En zor şartlarda dahi Allah’a tevekkül eder, O’ndan yardım ister, asla ümitsiz olmaz. Davasının hak olduğunu ve bir gün mutlaka galip geleceğine iman eder.

قَدْ كَانَتْ لَكُمْ أُسْوَةٌ حَسَنَةٌ فِي إِبْرَاهِيمَ وَالَّذِينَ مَعَهُ إِذْ قَالُوا لِقَوْمِهِمْ إِنَّا بُرَاء مِنكُمْ وَمِمَّا تَعْبُدُونَ مِن دُونِ اللَّهِ كَفَرْنَا بِكُمْ وَبَدَا بَيْنَنَا وَبَيْنَكُمُ الْعَدَاوَةُ وَالْبَغْضَاء أَبَدًا حَتَّى تُؤْمِنُوا بِاللَّهِ وَحْدَهُ

“İbrahim ve O’nunla beraber olanlarda sizler için çok güzel bir örnek vardır. Onlar kavimlerine demişlerdi ki; biz sizden ve Allah’ı bırakıp taptıklarınızdan beriyiz. Sizi tanımıyoruz. Siz bir tek Allah’a inanıncaya kadar, sizinle bizim aramızda sürekli devam edecek olan bir düşmanlık ve nefret belirmiştir…”[20]

İbrahim milletinden olan, İslâm’a ve Müslümanlara düşman olanlara karşı açık ve net şekilde düşman olur. Onların hile ve tuzaklarına kanmaz. Onlardan bulundukları hâlden vazgeçmedikleri sürece asla razı ve memnun olmaz. Onlara İslâm davetini götürür. Onların şahıslarına değil batıl olan inanç ve amellerine düşman olur. Onların inançlarının, nizamlarının, amaçlarının batıl olduğunu her fırsatta haykırır. Allah’a kul olmaya karar vermedikleri sürece onlar ile olan düşmanlığı bitirmez… Çünkü İbrahim Aleyhi’s Selam’ın dediği gibi:

وَبَدَا بَيْنَنَا وَبَيْنَكُمُ الْعَدَاوَةُ وَالْبَغْضَاء أَبَدًا حَتَّى تُؤْمِنُوا بِاللَّهِ وَحْدَهُ

“…Siz bir tek Allah’a inanıncaya kadar, sizinle bizim aramızda sürekli devam edecek olan bir düşmanlık ve nefret belirmiştir…”[21]

Allah Subhanehû ve Teâlâ’nın, son Nebisi Muhammed Mustafa SallAllahu Aleyhi ve Sellem’e ve tüm müminlere İbrahim Aleyhi’s Selam’ı örnek gösterdi. Rabbimiz İbrahim Aleyhi’s Selam’ı örnek göstermesindeki maksat O’nun yaşadığı hayatın, yaptığı amelin, ortaya koyduğu eylemlerin aynısını bizlerin de yapmamızı istemesiydi. O’nun yaptıkları tüm nebi ve rasullerin yaptığı aynıydı. Tüm iman edenlerin yapması gereken şeydi. Çünkü tüm iman edenler bir milletti. Onlar âlemlerin Rabbi olan Allah’a iman ve itaat etmişlerdi.

Bugün de bizlerin yapması gereken İbrahim milleti (dini) üzere olmaktır. Allah’a kullukta başımıza gelen tüm imtihanlara ve nimetlere şükür ve sabır ile itaat etmektir. Çünkü İbrahim Aleyhi’s Selam’ın kavmi ve Nemrut’la mücadelesi, ateşe atılışı, sürgün edilişi, Mısır’daki imtihanı, çocuğu olmamakla, melekleri misafir etmekle, eşi ve çocuğunu çölde bırakma ve onlardan ayrılma ile imtihanı, Kâbe’yi inşa edişi, ciğer paresi İsmail’i Allah’a kurban etme imtihanı gibi bir insanın kaldırmakta zorlanacağı her biri bir dağ misali birçok şey ile imtihan edildiği gibi imtihan edileceğiz. Eğer O’nun gibi kulluk edebilirsek kazanacağız. Yoksa imtihanı kaybedeceğiz. Bu yüzden Rabbimiz “İbrahim’de sizin için örnekler var” dedi.

Kavmiyetçiliğin düşmanlığa dönüştüğü, ceviz kabuğunu doldurmayacak nedenlerden yüzlerce yıl kanların döküldüğü, gece ile gündüzün bir araya gelebilir ancak bu kabileler bir araya gelmez dedikleri toplumları İslâm akidesi ve ondan çıkan nizam, örneğine başka yerde şahit olamayacağız şekilde bir millet, ümmet ve kardeş yapmıştır. Ümmet anlayışının yerini milliyet anlayışının aldığı, aklın değil duyguların harekete geçtiği ve zihinlerin tel örgülerle çevrildiği bu zulüm çağında, tüm bunlara şifa olacak yegâne unsur millet-i İbrahim olmak yani İslâm akidesi ve nizamlarına sımsıkı sarılarak bir ümmet olmaktır. Bu esas üzerine İslâm kardeşliğini yeniden inşa etmektir. Milliyetçilik zehrinin panzehri, millet-i İbrahim olmak, İslâm kardeşliğini kurmaktır.

ثُمَّ أَوْحَيْنَا إِلَيْكَ أَنِ اتَّبِعْ مِلَّةَ إِبْرَاهِيمَ حَنِيفًا وَمَا كَانَ مِنَ الْمُشْرِكِينَ

"Sonra da biz, hanîf olan, müşriklerden olmayan İbrahim'in dinine uy, diye sana vahyettik."[22]



[1] Hucurat Suresi 13

[2] Buhari, Muslim

[3] Muslim

[4] Muslim

[5] İmam Malik

[6] Bakara Suresi 135

[7] Âl-i İmran Suresi 95

[8] Enam Suresi 161

[9] Buhari, Müslim, Tirmizi, Ebu Davud

[10] İbni Hacer el-Askalânî

[11] Kurtubi Tefsiri

[12] Tefsir-i Kebir

[13] Bakara Suresi 120

[14] Ebu Davud, Tirmizi, İbni Mace, Dârimî

[15] Buhari, Muslim, İbni Mace, Tirmizi, Ebu Davud, Dârimî, Muvatta

[16] Bakara Suresi 135-136

[17] Abdulfettah el-Kadı, Esbabı-ı Nüzul, İbn Kesir, Hadislerle Kuran-ı Kerim Tefsiri

[18] Hud Suresi 120

[19] Tevbe Suresi 23

[20] Mümtehine Suresi 4

[21] Mümtehine Suresi 4

[22] Nahl Suresi 123


Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz