Gittikçe kötüleşen
bir ekonomiyle karşı karşıyayız. Ekonomi kötüye gittikçe de etkilenen her zaman
olduğu gibi kapitalist sistemlerde halk olmaktadır. Bırakın birikim yapmayı,
kapitalizm insanları öylesi bir mahkûmiyete terk etmiş ki artık çevremizdeki
herkes “yarın aç kalacağım” korkusuyla çalışıp karın tokluğuna hayatta
kalabilme savaşı vermektedir. Şu bir hakikat ki günümüz Türkiye’sinde yaşayan
insanların ekseriyetinin durumu budur. Bu vakıa ve kapitalist sistemin vermiş
olduğu bakış açısı insanları adeta menfaatine olan çıkarlar dışında hiçbir
değeri gözetmemeye sürüklemiştir. Bu sebeple akrabalık, eş, dost ilişkileri her
geçen gün gittikçe zedelenip tüm bu şeylerin ötesinde hayata sadece menfaat
zaviyesinden bakan bir insan modeli ortaya çıkmaktadır.
Evet, kapitalizmin
insanı menfaat odaklı bir hayata sürüklediği ve bu uğurda her türlü insani
değerleri ayaklar altına aldığı bir aşikâr. Ancak konumuz kapitalist ekonominin
yaşanmazlığı ve Türkiye de kapitalist dinamikler üzere seyreden bir ülke
olduğundan daha somut ve anlaşılır örnekler üzerinden gitmek kapitalist zulmü
anlamak açısından daha hayırlı olacaktır.
Malumunuzdur ki son
aylarda enflasyon %12 civarına dayanmış durumdadır. Enflasyon eşya fiyatlarının
yükselmesi, alım gücünün düşmesi demektir. Bu anlamda Türkiye ekonomisi
sıkıntılı bir süreç geçirmektedir. Zira açıklanan enflasyon son 14 yılın en
yüksek enflasyon rakamıdır. Kaldı ki bu enflasyon rakamı 400 kalemin toplam
fiyat artışını belirtmektedir. Ancak asli insani ihtiyaçlar diyebileceğimiz gıda,
yiyecek, içecek, giyim ve ulaşım sektöründeki artış ise %20 civarındadır.
Örneğin TÜİK verilerine göre ulaşım sektöründe 2016 Aralık ayından 2017 Aralık
ayına göre %19,5 civarında bir yükseliş söz konusudur. Gıda ve içecekte %17, giyimde
ise %18 gibi yüksek artışlar söz konusudur. Bu artışlar kâğıt üzerindeki
artışlardır. Ancak reel hayattaki artışlar daha yüksektir. Enflasyonun
yükselmesi karşısında elde edilen gelir kapitalist sistemlerde her zaman olduğu
gibi enflasyonun çok çok altındadır. Zira kapitalizmde asgari ücret diye bir
zulüm söz konusudur. Asgari ücret bir kişinin hayatta kalabilmesi için bir
aylık ihtiyaçlarının toplam tutarına denmektedir. Ancak kapitalist sistemlerde
pratik hayatta bu kavramın hiçbir yeri yoktur.
Yani asgari ücretle çalışan bir kişi her ay borçlu bir şekilde ikinci
aya başlamaktadır.
Konuya açıklık
getirmek adına şöyle bir örnek vermek istiyorum: Dört kişilik bir aile
düşünelim. Bu ailenin aylık gelirinin de asgari ücret dediğimiz 1603 TL
olduğunu düşünelim. Ailemiz aylık 600 TL kiraya, 350 TL elektrik, doğalgaz ve
su faturalarına 400 TL mutfak masraflarına, 200 TL işe gidiş geliş
masraflarına, eğitim, giyim ve hastane masrafı da aylık ortalama 300 TL
olduğunu düşünelim. Bu ailenin toplamda aylık masrafı 1850 TL olmuş olur.
Dikkat edin bu rakamlarda eğlence ve keyfi harcama masrafı yok. Dolayısıyla
bunları içine kattığımızda ailenin yaşama imkânı çok zor olacaktır. İşte tüm bu
fiyat artışları ve düşük gelirler insanları kapitalist sistemin yaşanılmaz
şartlar altında ezilmesine, menfaat odaklı bir hayat yaşamasına
sürüklemektedir. Mevcut şartlar altında bankalara borçlu olmayan bir aile neredeyse
kalmadı. Borçlarını ödeyemeyip icralık olan milyonlarca insan bulunmaktadır.
Bir tarafta milyonlarca insan hayata tutunma gayretini gösterirken, öte yandan
kapitalizmin tabiri caizse nimetlerinden faydalanan zengin kesim ise
servetlerine servet katmakta, her geçen gün milyar dolarlık birikimleriyle
zenginler listesine girme yarışındadır. Tüm bunlar karşısında yöneticilerin
adaletin, mazlumun, muhtacın yanında olması gerekirken aksine kapitalist
zenginlere hizmet için varlardır. Hatta her yıl asgari ücretin tespiti konusu
gündeme geldiğinde hükümet sorumlularının pişkin tavırlarla söyledikleri “işçi
kesiminden fedakârlık yapmalarını bekliyoruz” cümleleri bu konudaki
pozisyonlarını ortaya koyar mahiyettedir. İşte tüm bu durumlar sorunun temel kaynağının
kapitalizmin üzerinde bulunduğu fikir ve iktisada dair bakışlarının
hatalarından kaynaklandığını göstermektedir. Kapitalizmin ekonomideki temel
hatalarını daha detaylı ifade etmek açısından onu şu üç başlık altında
incelemek mümkündür:
Hayata Bakış Açısı (Laiklik)
Şüphesiz insanın
hayattaki her bir ameliyesini ve davranışını üzerine mebni ettiği temel bir
fikir vardır. Bu fikir ne kadar doğru, tatminkâr ve dakik olursa insanın yaşamı
da o kadar doğru ve dakik olur. Bu açıdan kapitalizmin günümüz insanına sunmuş
olduğu hayata bakış açısı yaratıcının insanın dünya hayatına müdahil olmadığı,
insanın bu dünyada tümüyle özgür olduğu fikridir. Bu sebeple insan bu dünyada
mutlu olmak istiyorsa istek ve arzularını ne zaman tatmin eder yani istek ve
arzularının gerçekleştirirse tümüyle mutlu olacaktır. Kapitalizmin egemen
olduğu her toplumda bu bakış açısı hakim kılınmıştır. Bu bakışın tezahürü olarak
çıkarlarını önceleyen bir toplum meydana gelmiştir. Hayata verilen anlam sadece
dünya hayatından ibaret olup, insanlar arasındaki ilişki de menfaatler ve
çıkarlar üzerine mebni olmuştur. Haliyle kapitalist toplumlarda iki insan
arasında tek ilişki çıkar ilişkisidir. Bunun ötesinde akraba, eş, dost, komşu
vb. gibi kavramların hiçbir kıymeti yoktur.
Hayata sadece
çıkarlar penceresinden bakan bir toplum hiçbir insani kıymet gözetmez. Böylesi
toplumlarda temel hedef sadece ama sadece menfaat olur. Çünkü kişinin istek ve
arzuları ne ise onu gerçekleştirme hedefinde olur. İşte günümüz dünyasına şöyle
bir göz attığımızda zenginlerin fakiri, güçlünün zayıfı ezdiği, hırsızlığın,
fuhşiyatın, adaletsizliğin vb. her türlü çirkinliğin egemen olduğu toplumlarla
karşılaşmaktayız. İstek ve arzular insanın her türlü çirkinliği
gerçekleştirmesine neden olmuştur. Bunun başlıca nedeni şüphesiz laik
düşüncenin hayata hakim kılınmasıdır. Zira yaratıcıyı hayat sahasından
uzaklaştırmak demek insanın kendince kanun ve nizam koyması demektir ki bu
durumda güçlü her zaman zayıfı kendi kanun ve nizamlarına boyun eğdirir. Bugün
dünyaya göz attığımızda bu bakış açısının etkisiyle oluşan ekonomik
adaletsizliği açık ve net görebiliriz. Örneğin İngiliz kökenli Oxfam’ın yıllık
raporu, 2017 yılında dünyanın en zengin 8 kişisinin servetinin dünyanın
yarısının sahip olduğu varlığa eşit olduğunu ortaya koymuştur. Haliyle laik
anlayışın getirmiş olduğu adalet işte böylesi bir uçurum doğurmuştur. Sadece
ekonomide değil, eğitimde, ukubatta, içtimai nizamda laikliğin egemen olması
sonucu her türlü ahlaki düşüklüğün ve adaletsizliğin ortaya çıktığı görülür.
Ekonomide de yaşanılan adaletsizliğin en büyük temel nedenlerinden bir tanesi
de şüphesiz kapitalizmin hayata bakış açısının hatalı olmasıdır. Özetle bu
hatalı bakış açısı neticesinde zenginin fakiri, güçlünün zayıfı ezmiş olduğu
bir toplumsal yapı meydana gelmiş oluyor ki günümüz dünyasında bu durum çok
açık ve net bir şekilde görülmektedir.
İktisada Bakışı
Kapitalizm hayata
bakış açısının hatalı olduğu gibi iktisada dair fikirlerinin de hatalı ve
çarpık fikirler üzerine ikame ettiği görülür. Kapitalizmin iktisadı “insanın
sınırsız ihtiyaçlarını sınırlı kaynaklarla karşılayan bilim dalı” şeklinde
tarif etmiştir. Kapitalistler bütün ekonomi modellerini bu fikir üzerine bina
etmişlerdir. Bu bakış açısına göre insanların sınırsız ihtiyaçları karşılığında
sınırlı kaynaklar yeterli olmayacaktır. Haliyle insanın sınırsız ihtiyaçlarını
karşılamak için daha çok çalışmak ve üretmek gerekmektedir. Dolaysıyla
kapitalist devletlerin politikaları daha çok çalışmak ve daha çok üretmek
üzerinedir. Bu sebeple kapitalist devletler için yatırım yapan ve çok üretim
gerçekleştirenler daha çok değerli ve kıymetlidirler. Kapitalist devletlerin
iktisada bakışlarından hareketle sınırlı mal ve hizmetleri artıran her kim ise
onlar için en değerli odur. Devlet bu tür yatırım yapanlara her türlü destek ve
teşvikte bulunur. Hatta kapitalist sistemlerde devlet olgusu servet
sahiplerinin her türlü güvenlik ve yatırım koşullarının daha da olanaklı hale
gelmesi için vardır. Bu sebeple her yıl belirlenen asgari ücret zulmünün
temelinde yatan mevzu kapitalist servet sahiplerinin üretim maliyetlerinin
artmaması ve daha çok üretim yapmaları için asgari ücret gibi bir sınırlama
getirme düşüncesi yatmaktadır. Hal böyle iken kapitalist sistemlerde asgari
ücrete çalışan bir şahısla yatırım yapan şahıs bir değildir. Yatırım yapan ve
daha çok üretim yapan şahıslar daha çok kıymetlidirler. Öyle ki kapitalist
sistemlerde bir takım sosyal faaliyetlerin temel sebebi bile servet
sahiplerinin iktidarlarına herhangi bir vebal gelmemesi içindir. Bu konuda
küresel kapitalistler uluslararası konferanslar üstüne konferanslar
düzenlemekte kapitalist sistem sonucu gerçekleşen eşitsizliğin minimum olması
için mücadele etmekteler. Tabii ki bu mücadele fakir kesime olan merhamet ve
sevgilerinden dolayı değil, aksine yukarıda da belirtildiği üzere servet
sahiplerinin servetlerine servet katabilmeleri daha rahat bir ortamda servetleriyle
yatırım yapabilmeleri içindir. İşte bu anlattıklarımız günümüz kapitalist
sistemlerinde yaşanan gerçeklerdir. Kapitalizmin iktisada hatalı bakışı
toplumlarda büyük bir infial meydana getirmiş, zengin ve fakir arasında uçurumlar
oluşturmuştur. Sadece yaşadığımız topraklarda değil, nerdeyse tüm dünyada bu
hatalı iktisat anlayışı işlemekte ve servet sahipleri bu sistem ile her geçen
gün servetlerine servet katmaktadırlar.
Üretim ve Dağıtım Mevzusu
Bu adaletsiz ve kan
emici kapitalizmin temel hatalarından bir tanesi de iktisada ilişkin bakışının
hatalı olmasından kaynaklanan üretim ve dağıtım mevzusudur. Yukarıdaki
konularda da belirtildiği gibi kapitalizm salt üretim temelli bir düşünce üzere
meydana gelmiştir ve tatbik edildiği her beldede bu düşünce üzere hareket
etmektedir. Yani sadece üretim ve daha çok üretim anlayışı hakimdir. Tabii olarak
salt üretim anlayışı yine yukarıda belirttiğimiz gibi toplumda ciddi infialler
meydana getirmiş, zengin ve fakir arası ciddi uçurumlar oluşturmuştur. İşte kapitalizmin
yanlışlarından bir tanesi de üretilen mal ve hizmetlerin dağıtımını ele yanlış
alması mevzusudur. Bir fiil dağıtıma dair hiçbir somut fikri uygulamaya
koymaması ve dağılımı üretime olan katkı ile orantılı görmesi onun en büyük
hatası olmaktadır. Zira kapitalist sistemlere göre dağıtım mevzusu tümüyle üretime
katkı ile sınırlı tutulmuştur. Yani üretebilen kişi dağıtımda ürettiği oranda
payını alacaktır, hâlbuki vakıası gereği üretime katkısı olmayan milyonlarca
insan vardır.
Kapitalistler
hiçbir zaman tek tek şahısları araştırıp mal ve hizmetlerin ulaşıp ulaşmadığı
konusu gibi bir araştırmaya girmezler. Bu sebeple fakiri, muhtacı, aç ve açıkta
olanı gözetmezler. Bundan dolayı her yönüyle yanlışlıklar içinde yol alan
kapitalizm dağıtım mevzusunda da hata yapmıştır. Böylesi bir anlayış adaletsiz
bir toplum meydana getirir. Zira herkes paraya ulaşma kudretinde olamaz.
Şüphesiz her toplumda güçlü ve zayıf olan, fakir ve zengin olan vardır. Devlet
zayıfı, fakiri, muhtacı, aç ve açıkta olanı gözetmek zorundadır. Buna dair
ciddi bir siyaset izlemesi gerekmektedir. Fakat kapitalizm buna dair hiçbir
somut adım atmamıştır.
Velhasıl bu üç
başlıkta ele alınan temel mevzular kapitalizmin içinde bulunduğu derin
yanlışlardır. Bu yanlışlar sonucu adeta menfaat uğruna ekin ve nesil helak
olmuştur. Ahlaki değerler kaybolmuş, yerine menfaat odaklı toplumlar meydana
gelmiştir. Maalesef günümüz kapitalist eğitim sisteminde yukarıda ele almış
olduğum laikliği bize izzet ve çıkış yolu olarak göstermektedir. Yaşadığımız toprakların
geleceğini inşa etmesi için üniversitelerde yetişen gençlere verilen iktisat
derslerinde yine yukarıda ele alınan hatalı iktisat ve dağıtım mevzusu verilerek
bozuk kapitalist düşünceye sahip ve menfaat odaklı gençler yetiştiriliyor; kapitalizm,
tek çare olarak gösteriliyor. Tabii olarak bu kapitalist düzen, toplumlarda hayır
adına hiçbir şey bırakmamakta, tüm değerlerimizi silip süpürüp hayatı yaşanmaz
hale getirmektedir. Yeni doğan çocuklar bu zehirli kültürle yoğrulup hayata
menfaat zaviyesinden bakarak anne ve babaya saygısını yitirdi. Bizlere insan
olarak insani sorumluluklarımızı unuturdu. Maddi varlıklarımızı ağır vergiler
üzerinden soyup soğana çevirdi.
İslâm dini ise izzet
ve şeref dinidir. İnsanların refahı ve mutluluğu için hem ahlaki hem de iktisadi
açıdan müthiş bir fikir ve nizama sahiptir. İslâm iktisadında iki temel esas
vardır.
1-) İktisat bilimi
2-) İktisadi
siyaset
Bu iki esas ile İslâm
hem üretimi ve hem de dağıtımı temel mevzu edinip toplumsal adaletin sağlanması
için iktisadi prensipler ortaya koymuştur. Kapitalizmde olduğu gibi salt üretim
üzere odaklanmamıştır. Aksine hem üretimi hem de dağıtımı esas edinip adaleti
önceleyen bir iktisat nizamı ortaya koymuştur. İşte günümüz dünyasının muhtaç
olduğu tek çözüm adresi, İslâm ideolojisinin tatmin edici ve adaleti sağlayıcı
fikirleridir. Zira bu fikirler bizi bizden daha iyi bilen Allah Azze ve
Celle tarafından gönderilmiş rahmet yoludur. Bize kalan bu rahmetin bütün
insanlığa ulaşması için tüm gayret ve çabamızla İslâm’ı tatbik edecek Hilâfet’in
gelmesi için çalışmaktır. Hilâfet’in gelmesi demek İslâm’ın fikirlerinin hayata
hakim olması, insanların adalet ve huzur içinde yaşaması demektir.
İşte o gün
kapitalist sömürücü düzen yerle yeksan olup insanların fevç fevç İslâm’a
sarıldıkları gün olur.


Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış