SİYASİ UYANIKLIK

Serdar Yılmaz

Müslümanlar, hayatlarının her alanında ve tüm yönlerinde şer’î hükümlere bağlı olarak yaşayan insanlardır. Bu onların İslâm akidesini, söz, fikir ve amellerinde tek esas olarak kabul etmelerinin neticesidir. Zira onlar hayata belli bir zaviyeden bakarlar. Hayattaki mefhum, ölçü ve kanaatleri diğer tüm insanlardan farklı olarak sadece İslâm akidesine dayanır. Onun dışında hiçbir şeyden razı olmazlar ve kabul etmezler. Yönetimden ekonomiye, eğitimden içtimai alana hayatın her alanında İslâm akidesinden kaynaklanan özel bir ufuk sahibidirler. Bütün insanlar bir şeyin doğruluğunda ve yanlışlığında hem fikir olsalar da o şey İslâm’a uygun değilse, Müslümanlar açısından haktan bir şey ifade etmez. Çoğunluk maslahat gerekçesiyle İslâm’a muhalif bir şey üzerinde ittifak etse de, İslâm akidesini kendilerine esas alanlar buna asla iltifat etmez. Zira onlar bilirler ki maslahat ancak şer’î hükümlere uymaktadır.

İşte hayatın tüm alanlarında İslâm akidesinden kaynaklanan bu bakış Müslümanlara has bir özellik ve keyfiyet ortaya çıkartır ki, bu özelliğe “Uyanıklık” denir. Bu uyanıklık onlara, hakkı batıldan ayıran bir furkan, doğruya ulaştıran bir basiret ve karanlıkları aydınlatan bir nur verir.

اتَّقُوا فِرَاسَةَ الْمُؤْمِنِ فَإِنَّهُ يَنْظُرُ بِنُورِ اللَّهِ

“Müminin ferasetinden sakının, zira o Allah’ın nuru ile bakar.”[1]

Müslümanların bu uyanıklığa sahip olması gereken alanlardan en önemlisi de siyasi uyanıklıktır. Sanıldığının aksine siyasi uyanıklık sadece yöneticiler ve siyasi kimselerde olması gereken bir özellik değil, tüm Müslümanlarda olması gereken bir özelliktir. Ancak tabii ki Müslümanların yöneticilerinde ve siyasi kimselerde bunun en bariz özellik olması zaruridir. Zira İslâm Devleti ideolojik bir devlettir. Asıl işi ve yegâne gayesi İslâm risaletini tüm dünyaya taşımaktır. Bundan dolayı İslâm Devleti’nin yöneticilerinin ve siyasi ortamının tam bir siyasi uyanıklığa sahip olması zaruridir.

Siyasi uyanıklık; dünyaya, özel ve muayyen bir zaviyeden bakmaktır. Yoksa bazılarının zannettiği gibi sadece siyasi olaylar ve vakıalar hususunda uyanık olmak ya da devletlerarası siyaseti veya siyasi işleri takip etmede uyanık olmak demek değildir. Tabii ki bunlarda siyasi uyanıklığı artıran ve görüşü keskinleştiren hususlar olmakla birlikte asıl siyasi uyanıklık sadece ve sadece dünyaya özel bir zaviyeden bakmaktır. Müslümanlara göre bu bakış, İslâm akidesi yani La ilahe illAllah zaviyesinden bakmaktır. Zira Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

أُمِرْتُ أَنْ أُقَاتِلَ النَّاسَ حَتَّى يَشْهَدُوا أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللهُ وَأَنَّ مُحَمَّدَاً رَسُوْلُ اللهِ وَيُقِيْمُوْا الصَّلاةَ وَيُؤْتُوا الزَّكَاةَ فَإِذَا فَعَلُوا ذَلِكَ عَصَمُوا مِنِّي دِمَاءهَمْ وَأَمْوَالَهُمْ إِلاَّ بِحَقِّ الإِسْلامِ وَحِسَابُهُمْ عَلَى اللهِ تَعَالَى

“İnsanlar, Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasulü olduğuna şehadet edinceye, namazlarını kılıp, zekâtlarını verinceye kadar savaşmakla emrolundum. Eğer bunu yaparlarsa mallarını ve canlarını benden korumuş olurlar.”[2]

Yine Rabbimiz şöyle buyurdu:

 وَقَاتِلُوهُمْ حَتَّى لاَ تَكُونَ فِتْنَةٌ وَيَكُونَ الدِّينُ كُلُّهُ لِلّه فَإِنِ انتَهَوْاْ فَإِنَّ اللّهَ بِمَا يَعْمَلُونَ بَصِيرٌ

“Fitne kalmayıncaya ve din tamamıyla Allah'ın oluncaya kadar onlara karşı savaşın. Eğer vazgeçerlerse şüphesiz Allah ne yaptıklarını görmektedir.”[3]

İşte bunlar gibi ayetler ve hadisler Müslümanların dünyaya özel bir zaviyeden bakması gerektiğini bildiren nasslardır.

Özel ve muayyen bir bakış açısı olmadan dünyaya bakmak, siyasi uyanıklığın olmadığı anlamına gelir. Ayrıca bu bakış yüzeysel bir bakış sayılır. Her tümsekte sendelemeye ve her hendeğe düşmeye sebep olur. Eğer böyle bir kimse bir de devletin başında yönetici kimselerden ise ya da siyasi kararlar alma merciinde ise o zaman o devlet, devletlerarası sahnede hiçbir zaman etkili bir konumda olamaz. Akıntıda sürüklenen tekne misali hareket eder. Tâbi ya da uydu bir devlet olmaktan kurtulamaz.

Siyasi uyanıklık ancak şu iki unsurun bulunmasıyla gerçekleşir.

1- Bakışın tüm dünyaya yönelik olması

2- İster belirli bir ideoloji, fikir ya da maslahat olsun isterse de herhangi benzer bir şey olsun, mutlaka bariz, muayyen ve özel bir bakış açısı ile bakılmasıdır.

Tabii ki bir Müslüman’ın bakışı özel bir bakıştır ve bu bakışın kaynağı İslâm akidesidir. Dolayısıyla siyasi uyanıklığa sahip siyasi bir kişi olarak hayatta muayyen bir mefhum oluşturmak için mücadeleye atılır. Bu mücadele siyasi uyanıklığa sahip kimsenin omuzundaki en önemli mesuliyettir. Bu kimse,  hayatta devamlı bir şekilde iki yönde mücadele eder. Bunlardan birincisi sahip olduğu mefhumları yerleştirmek ve akidesinden kaynaklanan bir hayatı oluşturma mücadelesidir. İkincisi ise kendi mefhumları ile çelişen tüm mefhumlara karşı yürüttüğü mücadeledir. Zira siyasi uyanıklığa sahip kimse, bozuk olanı yıkar ve yerine doğru olanı inşa eder. Batıl olanı parçalar, Hak olanı ikame eder. Karanlığı dağıtır ve nuru yayar. Mefhumları yerleştirmeye çalışmak, insanlara sürekli hakkın yolunu göstermek, fikirlerini canlı vakıalar üzerine indirmek ve somut neticeler elde etmek için sürekli mücadele eder. Yine o, hayat hakkındaki fasit fikirlerle, gerileme ve çöküş dönemlerinde yerleşmiş mefhumlarla, düşmanların yaydığı saptırıcı duygularla, basit hedefler ve tepkisel gayelerle de mücadele eder. İşte siyasi uyanıklığa sahip kimselerin hem fikrî sahada hem de siyasi sahada bu mücadeleye girişmesi onun mesuliyeti ve bariz vasfıdır.

İşte bu durum siyasi kimselerin insanlarla devamlı olarak temas hâlinde olmasını, hayatın sorunları ile ve vakıalar ile karşı karşıya olmalarını da zorunlu kılar.  Bu vakıaların mahalli/yerel olmasıyla, devletlerarası/küresel olması arasında fark yoktur. Karşı karşıya olduğu hayata dair her vakıada siyasi uyanıklığa sahip kimse taşıdığı risaleti, benimsediği mefhumları ve dünyaya baktığı özel bakış açısını tek esas olarak kabul eder. Bu durum hüküm vermekte ve hedeflerini gerçekleştirmekte kuvvetini ortaya çıkarır.

Özel Bir Bakış Açısına Sahip Olmanın Dünya Siyasetine Tesiri

Yukarıda bahsettiğimiz siyasi uyanıklık yani dünyaya özel bir zaviyeden bakmanın acaba dünya siyasetine etkisi nedir? Şimdi bu etkiyi örneklerle açıklamaya çalışalım:

- Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in dünyaya baktığı zaviye, risaleti ve daveti yaymaktı. Bu sebeple davetin karşısında en büyük engel olan ve Arap Yarımadası’nda büyük ve etkili bir devlet olan Kureyş’e siyasi ve savaş işlerinde odaklanmayı tercih etti. Kureyş’i gözetlemek için casuslar gönderdi. Ticaret kervanlarına saldırdı. Savaş meydanlarında onlarla çarpıştı. Diğer devletlerin ve kabilelerin tarafsız kalmaları ile iktifa etti ve onlara saldırmadı. Ancak Medine’ye saldırıp İslâm’ı yok etmek için Kureyş ile anlaşan Hayber kabilesinin haberi kendisine ulaşınca yönünü Hayber’e çevirdi. Bu özel durumu ortadan kaldırmak için Kureyş ile sulh yapmak ve ateşkes anlaşması gerçekleştirip Hayber’i yok etmek için bir üslup edindi. Bu özel bir zaviye idi. Bu çerçevede Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem umre yapmak üzere Mekke’ye hareket etti, Kureyş’in yüz çevirmesini kabul edip, inadına karşı yumuşak davrandı ve Sahabelerin muhalefetine rağmen belirlediği barış siyaseti istikametinde işleri yürüttü. Zira Hayber’i ve diğer kabileleri yok etmesi gerektiğini biliyordu. İşte bu Rasulullah’ın genel ve özel durumlarda belirlediği bakış açısının siyasi ve askerî faaliyetlerine etkisidir.

- İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Amerika, şöyle demeye başladı. “Dünya bir şirkettir ve bu şirkette hisselerin çoğu bana aittir. Dolayısıyla bu şirketin yönetimi de benim elinde olmalıdır.” İşte bu Amerika için dünyaya baktığı özel bir zaviye oldu. Bundan sonra bütün işlerini ve hareketlerini bu özel zaviye açısından gerçekleştirmeye başladı. Bu zaviye, Amerika’yı Sovyetler Birliği ile ittifak yapmaya, İngiltere ve Fransa’ya sırt çevirmesine sevk etti. Yine Amerika’nın bu özel zaviyeden dünyaya bakması günümüzde Amerikan siyasetinin Avrupa Birliğini parçalamaya, Çin’i çevrelemeye, Rusya’yı kontrol altında tutmaya ve bir İslâm Devleti’nin kurulmasını engellemeye dönük siyasetler üretmesini doğurdu.

İşte dünyada meydana gelen siyasi vakıalara özel bir açıdan bakmanın keyfiyeti ve etkisi bu şekildedir. Özel bir zaviyeden bakışı siyasi olaylara ve faaliyetlere tatbik etmek aslında kolay bir iştir. Bu sadece fiilen siyasetle uğraşmaya ihtiyaç duyar. Siyasi gelişmelerin derin bir şekilde gözden geçirilmesi bunu anlamaya yeterlidir. Bundan dolayı siyaseti takip etmek, siyasetle uğraşmak ve siyasi mefhumları idrak etmek siyasi uyanıklığa götürmelidir.

Müslümanlarda Siyasi Uyanıklığın Oluşmasının Zarureti 

Müslümanların varlık gayesi ve ölüm kalım meselesi dünyaya İslâm davetini taşımak ve insanlar arasında hidayeti yaymaktır. Onlar siyasi kimseler olmadıkça, dünyaya özel bir zaviyeden bakmadıkça, tam bir siyasi uyanıklığa sahip olmadıkça üzerlerine düşen bu vazife ve mesuliyeti asla yerine getiremezler. Bunun için İslâm ümmetinin evlatlarının siyasi mefhumlardan öncelikle siyasi uyanıklıkla donanmaları elzemdir. Bu uyanıklık, siyasi faaliyetlerin esası olmalıdır. Siyasi uyanıklığın toplumda ve ümmet arasında yayılması, herkes tarafından açıkça anlaşılması ve siyasilere ekmek ve su gibi bir ihtiyaç hâline gelmesine çalışılmalıdır.

Siyasi uyanıklığa sahip olma işini Müslümanların gözlerinde büyütüp, sadece zeki ve kültürlü kimselerin sahip olabileceği çok zor ve çok büyük bir iş olduğu vehmine kapılmak hatadır. Aksine bunun çok basit olduğu ve herkesin ulaşabileceği bir özellik olduğu unutulmamalıdır. Çünkü siyasi uyanıklık, dünyada meydana gelen bütün siyasi faaliyetleri kuşatmak ve İslâm’ın tamamını bilmek demek değildir. Siyasi uyanıklık sadece, bakışın tüm dünyaya olması ve özel bir zaviyeden olmasıdır. Kişinin bilgisi az ya da çok olsun fark etmez. Tabii ki siyasi uyanıklık zayıf veya kuvvetli olabilir. Çünkü siyasi vakıalar ile ilgili malûmatların azlığı ya da çokluğu bu hususta rol oynar. Ya da malûmatın miktarı bakış açısına tesir eder. Fakat yine de siyasi uyanıklık vardır. Bundan sonra yapılması gereken bu uyanıklığı kuvvetlendirmek için malûmatları artırmaktır. En küçük seviyede de olsa siyasi uyanıklık, siyasetteki seviyesizlik ve sathilikten kurtulmak ve olaylara bakışta düşüklükten uzak kalmaktır.

Buna binaen diyebiliriz ki siyasi uyanıklık, siyasi kimselere ya da mütefekkirlere has değildir. Hatta onlara has kılmak doğru da değildir. Aksine geneldir ve herkes içindir. Kültürlü olanlarda ve âlimlerde gerçekleştiği gibi, eğitimsiz insanlarda hatta okuma yazma bilmeyenlerde bile gerçekleşebilir. Zira ümmetin tamamında icmali bir şekilde de olsa uyanıklığı yaymak gerekir. Çünkü siyasi kimseleri ve adam gibi adamları yetiştiren toprak ümmettir. Öyleyse bu toprak siyasi uyanıklık hususunda verimli olmalıdır ki adamlar yetişsin. Ümmet, yöneticileri hesaba çekebilsin ve harici tehlikelere karşı mukavemet edebilsin.

Ümmette Siyasi Uyanıklık Nasıl İcat Edilir?

İster fertlerde olsun isterse ümmette olsun siyasi uyanıklık icat etmenin yolu siyasi bir kültür ile kültürlendirmektir. Bu kültür, gerek İslâmi fikirler ve hükümler olsun gerekse de siyasi olayları takip etmekle ilgili olsun mutlaka siyasi bir vasfa sahip siyasi bir kültür olmalıdır. Bu kültürün teoriler ve nazariyeler olarak verilmesi bir sonuç doğurmaz. Aksine canlı hayat vakıaları üzerine indirilerek verilmelidir. Yine siyasi olayları gazetecilerin takibi gibi takip etmek ya da malûmat sahibi olmak için haberleri takip etmek de siyasi uyanıklığı doğurmaz. Aksine siyasi gelişmelerin takibi, üzerlerine hüküm bina etmek, diğer fikir ve vakıalarla bağlamak ve kendi zaviyesine göre sonuca ulaşmak için olmalıdır. Ümmette siyasi uyanıklığı kazandırmanın metodu işte budur. Ancak bu yön üzerine siyasi bir kültürle kültürlenen ümmet mücadele meydanına atılıp, âleme İslâm risaletini taşıma görevini yerine getirebilir. Bu durum ümmette bariz olunca artık siyasi kimseleri yetiştiren toprak verimli bir toprak olur.

İşte bugün daveti yüklenen kimselerin en önemli vazifelerinden birisi budur. Zira günümüzde gerek siyasi kimselerde gerek ümmette siyasi uyanıklık tam anlamıyla yok hükmündedir. Bunun neticesi olarak ümmet, sömürgeci kâfirlerin ve yerli işbirlikçilerinin oyuncağı haline dönmüştür. Zira ümmet İslâm kültüründen kopartılmış, bu kültürü alanlar ise siyasi bir kültür olarak değil akademik olarak almışlardır. Bu ise herhangi bir uyanıklık oluşturmaz. Burada vazife siyasi uyanıklığa sahip İslâm davetçilerine düşmektedir. Onların varlığı, ümmet içinde ve ümmetle birlikte yaşamaya hırs göstermeleri, ümmeti sürekli bir şekilde siyasi vasfa sahip İslâmi fikirlerle beslemeleri, cereyan eden siyasi olaylara İslâm akidesi zaviyesinden hüküm vermeleri ve gerek mürekkez gerek cemai olarak kültürlendirme faaliyetleri ümmette siyasi uyanıklığın oluşmasının yegâne unsurudur.

İşte siyasi uyanıklığın vakıası, gerekliliği ve keyfiyeti budur. Müslümanların gündeminin ilk sıralarında yer alması gereken bir zarurettir. Bu uyanıklık olmaksızın eşyaya, olaylara, hayata ve siyasete bakış ancak yüzeysellik ve sathiliktir. Bu da sadece gerileyişi ve çöküntüyü artıran, kalkınma ve ilerlemenin önünde engel olan bir durumdur.



[1] Tirmizi

[2] Buhari, Müslim

[3] Enfal Suresi 39


Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz