ESERİNİZLE ÖVÜNÜN

Süleyman Uğurlu

AK Parti Sözcüsü Mahir Ünal katıldığı bir televizyon programında şöyle dedi:

“Ezan Arapça okunduğunda, insanlar başörtüyle üniversiteye girdiğinde Türkiye’ye şeriat gelecekmiş gibi bir hava oluşturuldu ama bugün, Türkiye’ye şeriat falan gelmedi. Türkiye, dindarlaşmadı. Türkiye muhafazakârlaşıyor mu diye sorsanız, ben Türkiye’nin muhafazakârlaşmadığını söylerim; bütün toplumların doğasıdır bu, refah ve özgürlük arttıkça toplumlar daha sekülerleşirler, daha liberalleşirler.”

Köklü Değişim web sitesinde bu haberi okuduğumda Mahir Ünal’ın sıradan bir vekil olarak, konuştuğundan habersiz biri olduğunu düşünmüştüm. Bu adam tam olarak ne demiş diyerek konuşmayı dinlediğimde böyle olmadığını gördüm. Zira Sayın Ünal bu cümleyi kullanmadan hemen önce sosyolog kimliği ile bir değerlendirme yaptığını söylemekte. Hâl böyle olunca sekülerleşme üzerindeki bu tartışmaya katılmak zorunlu oldu.

Bu tartışmanın en başında şu dipnotu düşmek istiyorum. Batılı kavramların Müslümanlar üzerinde kullanılması başlı başına hatadan ibarettir. Zira bu kavramlar tarihsel bir dizi gelişmeler neticesinde tarihsel bağlamda kullanılmıştır. Bu kavramların Müslüman toplumlar için kullanılabilmesi için aynı tarihsel süreçlerin yaşanması ve aynı özellikleri barındırması kaçınılmazdır. Dolayısıyla Batı tarihindeki gelişmeyi ifade eden bir kavramı Müslüman toplumlar için kullanmak peşinen bir yanlışlığı ve yanlış tanımlamayı beraberinde getirmektedir. Tıpkı birazdan ele alacağımız sekülerleşme kavramı gibi.

Sekülerleşme kavramı sosyolojide çokça konuşulan ama üzerinde net bir ittifakın olmadığı bir kavramdır. Ortak kabul gören ise sekülerleşmenin bir süreci ifade ettiğidir.

Sekülerleşme, özellikle modern sanayi toplumlarında dinsel inançların, pratiklerin ve kurumların toplumsal önemlerini yitirdikleri bir süreçtir. Sekülerleşme tezi, sekülerleşmenin sanayi toplumunun ve kültür modernleşmesinin yükselişinin kaçınılmaz bir özelliği olduğunu ileri sürer. Bu teze göre, modern bilim geleneksel inançları daha az akla yatkın bir duruma getirmiş, yaşam dünyalarının çoğullaşması, dinsel sembollerin tekelini kırmış, kentleşme bireyci ve anomik bir dünya yaratmış, ailenin öneminin aşınması dinsel kurumları daha az ihtiyaç duyulan bir kalıba sokarak, insanlara kendi çevreleri üzerinde daha fazla denetim kurma olanağı tanımıştır. Bu anlamda sekülerleşme, Max Weber’in toplumun akılcılaşması, yani rasyonelleşmesi kavramıyla ifade etmeye çalıştığı olgunun bir ölçüsü olarak kullanılmaktadır. Sosyal bilimler literatüründe sekülerleşme, “dinî düşünce, muamelat ve kurumların sosyal önemini yitirdiği bir süreç[1]; dinî inançlar, ibadetler ve cemaat duygusunun toplumun ahlaki hayatından uzaklaştırılması[2]; mistisizm dahil tüm dinî konu ve tutumlara karşı tam ilgisizleşme[3]; yarı paganlaşma[4]; dinî otoritenin gerilemesi[5]; dinî olanın karşıtı[6]” gibi çeşitli yönleriyle tanımlanmıştır.

Oliver Tschannen ise sekülerleşmeyi, dinin gerilemesi yani dinin daha önce kabul gören sembollerinin, doktrinlerinin ve kurumlarının prestij ve nüfuz kaybı anlamı olarak tanımlamaktaydı. Sekülerleşmenin sonucu da dinsiz toplum demekti.

Sekülerleşme tanımlanırken kullanılan farlı kavramlar vardır. Bu kavramlar: dünyanın büyüsünden ayrılması, kurumsal farklılaşma ve ayrımlaşma, özerkleşme, rasyonelleşme, bireyselleşme, özelleşme, göreceleşme, bu dünyaya ait olma, inanmama, kilise dindarlığının çöküşü, kilisesizleşme, brikoloji, aydınlanma miti, dinin gerilemesi, bu dünyaya uyma, toplumun dinle ilgisinin kesilmesi, dini inanç ve kurumların yer değiştirmesi, kutsal bir toplumdan seküler topluma geçiş.

Görüldüğü üzere sekülerleşme tartışmalarının özünde dinin insanlar nazarında değer kaybetmesi yer almaktadır. Peki, Mahir Ünal’ın söylediği gibi Türkiye toplumu gerçekten sekülerleşiyor mu?

Hemen söyleyeyim bu imkânsız. Zira sekülerleşme Batılı bir kavram olup akla dayanmayıp kalbe itminan vermeyen dinler için geçerli bir kavramdır. Nitekim bu kavram akıl ötesi dogmalar ve hurafelerle dolu Hristiyanlık için kullanılmaya başlanmış bir kavramdır. Akla dayanmayan Hristiyan akidesi aydınlanma sürecinde akıl karşısında iflas etmiş ve insanlar nazarında güvenini yitirmiştir. Zaman içerisinde tüm alanlarda hâkimiyetini kaybetmiş ve hayat sahnesinden uzaklaşmış, ateizm Batı toplumunda yer bulmuştur. Ancak insan fıtratı inançsızlığı kabul etmediği için başat rol, yontulmuş ve yetkileri elinden alınmış Hristiyanlık üzerinde kalmaya devam etmiştir.

Sekülerleşmeyi Türkiye toplumuna tatbik etme girişimi Türkiye Cumhuriyeti tarihiyle yaşıttır. Batı karşısında ezik bir ruh hâliyle onu taklit etme Cumhuriyet kadrolarının ortak özelliğidir. İktidar sahipleri değişmiş ancak bu eziklik ve taklit değişmemiştir. Halktan kopuk ama halkın üzerinde baskın olan bu güruh devlet mekanizmalarının her bir köşesini tutmuştur. Tepeden inme bir sekülerleşme uygulanmak istenmiş bu da zulümlere yol açmıştır. Kim ne yaparsa yapsın İslâm’a olan güven bu halkın genlerine işlenmiştir ve sökülemez. Cumhuriyet tarihi boyunca yaşanan zulümlere rağmen halk İslâm’dan asla vazgeçmemiştir. Zira İslâm, akla kanaat kalbe itminan veren bir dindir.

Hal böyleyken gelinen süreçte, Türkiye toplumu sekülerleşmiyor ancak AK Parti eliyle uyuşturuluyor. AK Parti eliyle amaç kaybı yaşıyor. AK Parti eliyle kimliksizleştiriliyor. Sekülerleşen Türkiye toplumu değil AK Parti’nin bizatihi kendisidir. Hatırlayın:

Yıl 2012 Başbakan Erdoğan CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’na verdiği bir cevapta şöyle demişti:

‘Türkiye’yi dindarlar-dinsizler diye ayırdığımı söylüyor. Önce şu kulakların duymaya alışsın. Benim ifademde dindarlar-dinsizler diye bir ifade yok. Dindar bir gençlik yetiştirme var. Bunun arkasındayım. Muhafazakâr demokrat partisi kimliğine sahip bir partiden ateist bir gençlik yetiştirmemizi mi bekliyorsun? Senin öyle bir amacın olabilir ama bizim böyle bir amacımız yok. Biz muhafazakâr, demokrat, tarihten gelen ilkelerine sahip çıkan bir nesil yetiştireceğiz. Bunun için varız.’’

Aradan dört yıl geçti ve 28 Şubat 2016 tarihinde Erdoğan bu kez Cumhurbaşkanı sıfatıyla şöyle dedi:

“İmam hatip neslini sürekli daha ileriye taşımak, ülkemizin, milletimizin ve tüm ümmetin geleceğinin teminatı hâline dönüştürmek için çok daha fazla çalışmamız, çok daha fazla emek vermemiz gerekiyor. Başbakanlığım dönemimde bir konuşmamda 'Dindar nesil yetiştireceğiz' dedim, birileri çılgına döndü. Yani 'Bir başbakan böyle konuşamaz' dediler. Yani niye konuşamayacağımı ben de anlayamadım. Ben bir başbakan olarak hedefimi böyle belirlemişim ama bu demek değil ki bu ülkede dinsiz olanlara hizmet vermeyeceğiz. Biz bu ülkede dindarına da hizmetimizi verdik, dinsizine de hizmetimizi verdik, bize hakaret edenlere de hizmetimizi verdik, orada bir ayrım yok ama hedefimiz dindar nesildir çünkü biz şunu biliyorduk, bitaraf olan bertaraf olur. Böyle yürüdük bu yolda.”

Yıl 2017 AK Parti Sözcüsü Mahir Ünal şöyle diyor:

“Türkiye, dindarlaşmadı. Türkiye muhafazakârlaşıyor mu diye sorsanız, ben Türkiye’nin muhafazakârlaşmadığını söylerim; bütün toplumların doğasıdır bu, refah ve özgürlük arttıkça toplumlar daha sekülerleşirler.”

2012 yılında “Dindar nesil yetiştireceğiz” diye başlayan süreç 2017 yılında toplumun sekülerleştiğini övünerek söyleme noktasına gelmiştir. İşte bu sekülerleşmenin ta kendisidir.

Evet, AK Parti iktidarda kalmak için her şeyi ama her şeyi yapmış ve her geçen gün sekülerleşmiştir. 

Esasen seküler bakış açısı başlangıçtan beri AK Parti’nin bünyesinde mevcuttu. Hatırlayın 29.06.2010 tarihinde Erkan Tan’ın programına katılan AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Salih Kapusuz bunu itiraf etmişti. Şöyle ki: Programda bir seyircinin “Şeriatı getireceksiniz. Yargıyı da teslim aldınız.” yorumuna karşılık, Kapusuz şunları söylemişti:

“Efendim bir ülkede siz iktidar olmasanız, sizin zihninizi okumaya kalksalar, bu tip iddialarda bulunabilirler. Siz iktidar olmuşsunuz. 8 yıldır iktidardayız. Bu bizim üzerimizden kafaları karıştırmak, zihinleri bulandırmak isteyen kesimler elle tutulur bu konuyla ilgili ortaya bir şey getirebiliyorlar mı? Var mı böyle bir şey? Biz iktidarda mıyız? İktidardayız. Yerel yönetimlerde iktidarda mıyız? İktidardayız. Kural dışı, kanun dışı, demokrasi dışı bir davranışımız oldu mu? Avrupa Birliği sürecinde en ciddi adımları biz attık, reformlar konusunda en ciddi gayreti biz orta yere koyduk.''

“İktidarda olmasak bu iddia anlaşılır mı diyorsunuz?” sorusuna ise “Diyebilirsiniz ki siz kafanızda böyle bir şey var. İktidara gelirseniz yapacaksınız. İktidara geldik, iktidarda yapmıyorsak ne zaman yapacağız bunları? Demek ki vatandaşlarımız, bir şey söyleniyorsa önünde arkasında ne var buna baksınlar, amacı nedir bunu yorumlasınlar. Gerekiyorsa bizi izlesinler, biz sürekli halkın içerisindeyiz.” diyerek seküler düşündüklerini deklare etmişti.

AK Parti’nin muhafazakâr gençlik yetiştirme vaatlerinin vardığı yeri de birkaç sene evvel üzülerek gördük.

Mütesettir kadınların yanında mini etekli, dekolteli baldırı, göbeği, gerdanı açık kızları; ellerinde bira şişesi ile başı örtülü kızlar; omuzlarına çıktıkları erkeklerle dans eden genç kızlar… Dövme yaptırmayı bir şey zanneden, imam-hatipleri uyuşturucu tüketilen mekânlar hâline getiren erkekler, kızlar… İşte muhafazakâr gençlik…

Eserinizle övünün!

AK Parti şimdi de tankın önüne yatarak büyük bir cesaret örneği gösteren halkın yanında olmayı değil de bilakis halkın dinî değerleriyle alay eden Kemalistleri tercih ederek uzlaşmacı bir tavırla FETÖ yaftasıyla boşaltılan kadrolara Kemalistlerin yerleşmesine göz yummuştur. AK Parti için tek gaye iktidarda kalmaktır ve bunda şimdilik başarılı olmuştur.

Şimdilik diyoruz zira AK Partide ciddi bir amaç kaybı yaşanmaktadır ve bu süreç büyük bir hezimetle noktalanacaktır. AK Parti’nin tabanına verecek mesajı kalmamış ve inandırıcılığını yitirmiştir. Onu ayakta tutan tek şey sömürgeci devletlere olan sadakatidir.

Bu noktada hem AK Parti için hem de tüm Müslümanlar için yeni bir ses, yeni bir mesaj, yeni bir amaç ortaya koymak kaçınılmazdır. Bu minvalde şu çağrıyı yapmak üzerimize bir borçtur, umulur ki öğüt alırlar:

Artık sömürgecilerin kuklası olmaktan vazgeçin!

Artık Kemalistlerle saflarınızı ayırın!

Artık tabanınızı oyalamaktan onları uyuşturmaktan ve aldatmaktan vazgeçin!

Şayet Türkiye toplumu için samimiyetle bir şeyler yapmak istiyorsanız onlara eski ihtişamlı günlerini hatırlatın! Onlara gerçek bir lider gibi öncülük edin!

İslâm’a sarılın! İslâm, güç olarak size yeter! Zira O’nun karşısında duran nice görkemli krallıklar, imparatorluklar, devletler yerle bir olmuş ve tarih sahnesinden silinmiştir.

Tek yapmanız gereken halkınıza güvenmek ve İslâm’a sımsıkı sarılmak! Eğer böyle yaparsanız sadece Türkiye halkının değil tüm İslâm ümmetinin size kollarını açtığını, sizin yanınızda olduğunu, sizin için her şeyini feda ettiğini göreceksiniz!

Bu sizin son ve tek şansınız! Ya İslâm ümmeti nazarında hayırla yâd edileceksiniz ya da ihanetinizle birlikte Allah Subhanehû ve Teâlâ’nın huzuruna çıkacaksınız!



[1] Briyan Wilson

[2] Victor Lidz

[3] Daniel L. Edwards

[4] El Wood

[5] Mark Chaves

[6] Edward Baily


Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz