ASOSYAL VE APOLİTİK GENÇLİK

Haluk Özdoğan

Yaşadığımız yüzyıla damgasını vuran, iletişim ve bilgisayar teknolojilerinde ortaya çıkan hızlı gelişmeler; özellikle internet yoluyla, sömürgeci kapitalist Batı devletlerinin sınırları aşarak, dünyayı onlar için bir “küresel köy” ve bir ekonomik pazar alanına dönüştürmüş ve bunun da ötesinde, küresel ölçekte siyasi, ekonomik ve kültürel olarak tek tip toplum ortaya çıkarmıştır.

İnternet aracılığıyla sağlanan “sosyal” ortamlar, örfi anlamda “cemiyet insanı” ya da toplumsal bilinçle insanlar arasına karışmak olarak bildiğimiz “sosyallik” tanımını değiştirmiş, “sosyal medya”da aktif olmak, sosyallik olarak algılanır olmuştur. İnsanların övgüsünü alma ya da takdir edilme gibi manevi ihtiyaçlar dahi “sosyal medya” beğenilerine indirgenmiş, bilgi edinme, alışveriş gibi ihtiyaçların da internet üzerinden çözmesi nedeniyle, diğer insanlarla fiziki olarak bir araya gelme ihtiyacı duymayan “birey” var edilmiştir. Sözlük anlamıyla; genel kabul görmüş kurallara uyumlu hareket eden anlamındaki “sosyallik” de, genel kabul görmüş kurallar (örf) yeniden düzenlenerek değiştirilmiştir. Örneğin, suç tanımının sınırları da genişledi. Sosyal medya paylaşımları nedeniyle yargılamalar ortaya çıktı. En geniş özgürlük alanı olarak tarif edilen internet ortamında, küresel kapitalist kültüre ya da bu örfe aykırı fikirler, sakıncalı ve engellenen bilgi kaynakları olarak kabul edildi. “Dinin hayattan ayırılması” ilkesi, internet ortamında da temel ilke hâline geldi. İslâm’ın sahih olarak anlaşılması engellenirken, zihinleri allak bullak eden şaz fikirlerin, İslâm’ın görüşü gibi sunulduğu bilgi çöplüğü erişime açık tutularak, kirli bilgi tüketimi teşvik edildi. Artık sanal dünya kabul edilen internet ortamı, neredeyse gerçek dünyanın yerini aldı.

İşte bu sanal gerçekliğin kuşatması altında, teknolojik gelişimlerle iç içe büyüyen eski tabirle “zamane” çocuklarına ve gençlerine günümüzde “Z kuşağı” tanımlaması yapılmıştır. Bu kuşağa atfedilen özellikler incelendiğinde, küresel kapitalist kültürün bu kuşakta ortaya çıkan sonuçların esin kaynağı olduğu açıktır. Aşağıda sözü edilen özellikleri, itici faktörü olan kapitalist mefhumlarıyla paylaşmak istiyorum.

Şöyle ki:

* Zihinsel ve psikolojik açıdan hızlı gelişim görülür (Mefhumu: Rekabet)

* Ekip çalışmasına çok uygun değillerdir (Mefhumu: Bencillik)

* Eğitime ve sosyal statüye önem verirler. (Mefhumu: İtibarın sosyal statüye bağlı olduğu düşüncesi)

* Öz güvenleri oldukça yüksektir. Bağımsızlığı savunurlar. (Mefhumu: Bireysel özgürlüğü kutsamak)

* Sosyal mecralar ile iletişim kurmayı tercih ederler. İçe dönük bir dünyaları vardır, çok kolay arkadaş edinemezler. (Mefhumu: Menfaatçilik ölçüsü nedeniyle, toplumun genelinde var olan, güvensizlik duygusu)

* Ailelerinin genelde korumacı bir yapısı vardır. (Mefhumu: Yine bireysel özgürlük düşüncesi ve her türlü kısıtlama ve kuraldan azade olma düşüncesi. Bu arada bir düşünün; Sizce aileler evlatlarını nelerden korumak istiyordur acaba?)

* Analitik düşünme yetenekleri dikkat çekici düzeydedir. (Mefhumu: Mevcut şartların düşüncede kaynak kabul edilmesi-Vakıacılık)

*  Teknoloji ve lüks onlar için bir ihtiyaçtır. Hayatta her şeyin mümkün olduğuna inanırlar.  (Mefhumu: Maddi lezzetlere kavuşma hırsı-hayatta maddi lezzetleri temin etmek amaçtır.)

*  Ne istediklerini çok iyi bilirler. (Mefhumu: Bireysel özgürlükler düşüncesi ve insana yön veren istek ve arzularıdır.)[1]

Küresel kapitalist kültürün şekillendirdiği günümüz neslinin, “bireyselcilik-bencillik” ekseninde siyasi görüş ve olaylardan habersiz veya siyasi görüş ve olaylara duyarsız konumda olması diğer bir deyişle apolitik olması şaşılacak bir durum değildir. Sonuç bu ise; sonuçları sebepleriyle birlikte değerlendirmek, hem toplumumuzun köklü değişimi için çözüm üretmek, hem toplumumuzun dinamiklerini kavramak, hem de günümüz gençliğini doğru tanımamız açısından en doğru yol olacaktır.

Hiç kuşkusuz, kimlik-kişilik ya da şahsiyetin şekillendiği, umutların, cesaretin ve hislerin en canlı olduğu, akletme hafıza ve anlama kapasitesinin zirvesinde olunan dönem, insanoğlunun gençlik dönemidir. Yetişkinliğe geçiş dönemi olarak da ifade edilen bu dönem, davranışlarda canlılık ve hareketlilik yani dinamizmin de zirvesinde olunan dönemdir. Toplumların gelecekleri açısından önem arz ettiği gibi, devletlerin güç faktörlerinden sayılan nüfusun, en arzu edilen yaş dilimidir. Hayatı doğru şekilde biçimlendirmek üzere lazım olan fikirler ve bilgileri içeren tecrübeler, genç nesillere saflığı, berraklığı ve arılığı korunarak aktarılmadığı takdirde toplumların geleceği için yıkım, karanlığa sürüklenme, toplumsal bütünlüğün yok oluşuna vesile olur. Bir toplumun diğer toplumlardan üstünlüğünün ya da düşüklüğünün göstergesi genç nesillere kazandırılan vasıftır. Gençliğe iyi ya da kötü, güzel ya da çirkin vasfı kazandıracak olan da, topluma yön veren, topluma hâkim olan fikirler ve bu fikirlerin cinsinden duygulardır. Çünkü insanları bir araya getiren ve aralarında ilişkileri var eden unsur, ortak fikirler ve duygulardır. Genç nesiller hakkında umut beslenecek ise, toplumun hâlihazırdaki durumu gözden geçirilmelidir. Gençlik, içinde yaşadığı toplumun üzerinde bulunduğu hâl ne ise ona göre şekillenir.

O hâlde gençliğe sunduğumuz imkânlar ya da gençliğe verdiklerimiz ile gençlerin beklentileri bakımından bir karşılaştırma yapmakta fayda vardır. Öncelikle yetişkinler olarak bizler, İslâmi değerlere bağlı olsak da, anaokulundan başlayarak eğitim-öğretimin son demine kadar baştan sona laik eğitim sistemi ile nesillerimizin yetişmesine göz yumarak en büyük kötülüğü yapmaktayız. Bu eğitim sisteminde yetişen nesiller, sahip olduğumuz İslâmi değerlere bir yabancı gözüyle bakıyorlar. Gençlerimiz “Bütün dinler aynıdır ve dinlere eşit mesafede durulmalıdır” anlayışı içinde yetişirken, İslâmi bir şahsiyetten mahrum olduğu gibi, genel anlamda kapitalizmin “birey ve özgürlükleri” bağlamında özgürlükleri kutsayan, aklı hüküm koymada kaynak kabul eden bir anlayışla yetişmelerini sadece izliyoruz. Gençlerimize özgürlük ve bireycilik temelinde bencillik ve menfaatçilik (ani ve bencil çıkarlar peşinde koşma) duyarsızlık-umursamazlık yerleştiriliyor. “Din özgürlükleri kısıtlar; dolayısıyla dinin prangalarından kurtulmalı ve “bilim”in kabul ettiği, teori, kanun ve gerçeklerle yetinmeliyiz.” mefhumu sürekli genç zihinlere enjekte ediliyor. Son günlerde yaşanan eğitim müfredatı tartışmalarında “evrim teorisinin müfredattan çıkarılması” ekseninde, sözünü ettiğimiz mefhumun sıklıkla dile getirildiğine şahit olduk. Ayrıca “Analitik Düşünme” adı altında düşünürken mevcut koşulların kaynak kabul edilmesi anlamında vakıacılık öğretiliyor ve “bilimsel metot” ekseninde pozitivist anlayış yerleştiriliyor. Aklın sınırlarının ne olduğu netleştirilmeden, aklın sorgulamaya güç yetiremeyeceği alanlarda sorgulama ve akıl yürütme teşvik ediliyor. “Dinin hayattan ayrılması” düşüncesine dayalı laik eğitim sisteminde yetişen zihinler, deist ya da ateist kimliğe yönlendiriliyor. Eğitim-öğretimin düşünce temeli laikliğe dayanırken, öğretim metodu ezbercilik ve taklitçiliğe dayanıyor. Hayatla ilgili tüm normlar Batı’dan taklitçi bir biçimde sorgulanmadan, toplumda var olan İslâmi değerlerle çatışmasına aldırış edilmeden alınıyor. Batı ve değerleri karşısında kendini tahkir eden cesaret ve özgüvenden yoksun bir gençlik yetiştiriliyor. Çoktan seçmeli sınav sistemi ise dar ve derinlikten uzak yüzeysel düşünme alışkanlığını teşvik ettiği gibi hayat için gerekli-gereksiz, doğru-yanlış ayrımı yapılmadan genç zihinleri, kupkuru bilgi yığınını ezberlemek zorunda bırakıyor.

Genç nesilden beklentiler ise yetiştirildikleri eğitim-öğretim sisteminin çok uzağında kalıyor. Ezberci ve taklitçi bir metotla yetiştirilen gençlerimizden düşünmelerini, girişimci olmalarını, uyanık olmalarını, sorgulayıcı olmalarını ve icat edici olmalarını, bilgi birikimleri ile ülkeyi kalkınmaya götürmelerini bekliyoruz. Özgürlüğü kutsayan, bireycilik ve menfaatçilik aşılanan zihinlerden, toplumsal değerler ile birlikte varlıklarını sürdürmelerini ve toplumsal bir bilinçle toplumun geleceğine yön vermelerini, duyarlı ve sorumluluk sahibi olmalarını bekliyoruz.

Gençlik ilgilenilmek, fark edilmek, adamdan sayılmak yani düşüncelerine değer verilmesini ve kendisini ilgilendiren her konuda söz sahibi olmayı istiyor. Bunu aklımızın bir köşesine nakşetmemiz gerekiyor.

Bundan sonraki asıl mesele, akli bir esası olan (dogmatik değil), hayattaki insani problemlerin tümüne çözüm getiren ve bu çözümlerin uygulanma metodunu açıklayan, çözümleriyle yeni çıkan problemleri de kuşatıcı, insanın aklına kanaat, kalbine güven veren, yaratılışına uygun, tüm insanlığı kapsayıcı bütüncül bir bakış sunan, seçkin bir fikirle; İslâm fikri ile kültürlendirmek gerekiyor. Bahsettiğimiz bu kültürlendirme biçimi bilindik anlamdaki medrese kültürü değil, topyekûn eğitim sisteminin temelini oluşturan fikrî yöndür. Bu da ancak İslâmi bir devletin eğitim sisteminin temelidir. İslâmi bir devletin bulunmadığı günümüzde ise toplumu İslâmi fikirlerle köklü bir biçimde değiştirmeye iman etmiş ve bu yönde irade gösteren İslâmi dava erlerinin toplumun her katmanı ile kaynaşması ve sahip oldukları seçkin fikirlerinin toplumda genel bir kamuoyu oluşması için azimli çalışmaları, fikirlerinin toplumun kabul ettiği genel kurallar hâlini alması, gerçekleşecek genel kamuoyunun İslâm’ın kâmil bir şekilde tatbik edilmesini güçlü bir irade ile talep eder hâle gelmesi ile mümkündür. Ta ki; Eğitim sistemi de dâhil, hayatın bütün yönlerinde İslâm’ı tatbik eden ve tüm insanlığa İslâm’ı taşıyacak İslâmi bir devlet vücut bulsun ve nesillerimiz ve geleceğimiz güvende olsun.



[1] http://www.milliyet.com.tr/z-kusagi--genclerin-dinamiklerini-pembenar-detay-cocuk-1864431/

 


Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz