AMERİKAN KİBİR VE KÜSTAHLIĞINDAN KURTULMAK İÇİN DÜNYA HİLÂFET’E MUHTAÇTIR

Mahmut Kar

“Diğer hiçbir ülke, uluslararası topluma liderlik edecek istek, güç, kapasite ve müttefikler ağına sahip değil. Ancak liderliği sürdürmek, sadece gücümüzü giderek artırmamıza değil, sınırlarımızı bilmeye ve etkimizi akıllıca kullanmaya da bağlı. Amerika’nın düşüşüne dair yanlış algılara kapılmamalıyız. Dünyanın tek lideri olmaya devam ediyoruz. Ama kibir hastalığı da Amerika’nın büyük gücünü geri çevirebilir. Bu hataya da düşmemeliyiz.”

Bu sözler bir Amerikalıya ait. Eski bir senatör ve savunma bakanı olan Chuck Hagel’in endişe duyduğu şey ABD’nin birinci devlet olma özelliğini kaybetmesi. Amerikalı yöneticiler kendi ülkelerinin artık dünyaya liderlik edecek özelliklerini yitirdiğine bizzat tanık olmaya başladılar. Şu an dünya siyasetinde Amerika’nın içinde bulunduğu siyasi, ekonomik ve toplumsal çıkmazlara ve çalkantılara da bakınca onun devletlerarası konumunu kaybetme ihtimalinin çok yüksek olduğunu biz de rahatça söyleyebiliriz. Amerika’nın liderlik koltuğundan düşmesi sonrasında dünyadaki birinci devlet makamı boş kalacak. Bu makam tarih boyunca hep bir devlet tarafından doldurulmuştur. Yani dünyaya liderlik eden birinci devlet her dönemde olmuştur. Şimdi tam da burada, hem Amerika hem tüm Batılı devletler hem de Batı ve ABD’nin yörüngesinden hiç ayrılmayan sözde bağımsız ama kukla devletlerin gizli kalmasını istedikleri şey, Amerika’nın düşmesinden sonra bu makamı dolduracak siyasi liderliğin kim olduğudur. Bu makamı dolduracak yeni devletin isminin ne olduğu konusudur. 

İşte Amerikalı senatör Hagel bu boşluğu dolduracak herhangi bir devletin olmadığını söyleyerek kendini, dolayısıyla özelde Amerikalıları ve tüm dünyayı rahatlatmaya çalışıyor. Hagel’in “...diğer hiçbir ülke, uluslararası topluma liderlik edecek istek, güç, kapasite ve müttefikler ağına sahip değil.” sözü çok yerinde ve doğru bir sözdür. Bugün Türkiye’nin güya ABD ve Avrupa’ya sırtını dönerek yeni ve farklı ilişkiler geliştirmek için kendisi ile yakınlaştığı, ileriye dönük hiç bir gelecek stratejisi olmayan, 50-100 yıl sonrası için öngörüleri olmayan ve dahi parmaklarının ucunu dahi göremeyen Rusya mı bu makamı dolduracak? Suriye meselesinde Amerika’nın kendisine vermiş olduğu inisiyatif ile rolden rol çalarak Suriye’yi bombalayan ve böylece de büyük devlet olma arzusunu bu şekilde tatmin eden Rusya, dünyaya nasıl liderlik edebilir ve birinci devlet olabilir?

I. Dünya Savaşı’ndan sonra İslâm beldelerinin tamamında paylaşım yapıp toprakları sömürgeleştiren, tüm zenginliklerimizi sömürdükten sonra da kendi aralarında II. Dünya Savaşı’nı çıkarıp birbirlerini tarumar eden Avrupa’dan hangi ülke bu makamı doldurabilecek? İngiltere mi, yoksa Almanya mı ya da Fransa mı? Avrupa Birliği içindeki ülkeler tarafından dahi kendisine güven duyulmayan İngiltere bu makamı doldurabilir mi? Amerika’nın kendisine İngiltere’den daha az değer verdiği Fransa mı ya da sadece sanayi ve ekonomik alanda zenginleşip ideolojik, siyasi hiç bir stratejisi olmayan Almanya mı? 20. yüzyılın ortalarında birbirleri ile savaşan ve sadece ekonomik anlamda büyümeyi ve dünyaya fason üretim yapmayı amaçlayan Çin ya da Japonya mı dünyaya liderlik edebilecek? Hiçbirinin ideolojik anlamda geniş bir hinterlandı yok. Hiçbirinin dünyaya liderlik edecek istek ve gücü yok. Dünyanın birinci devleti olması için gerekli olan uluslararası müttefiklik ağı ve yönetim kapasitesi hiçbirinde yok.

Ama biri var ki, işte onun dünya hinterlandı tüm Batı ve ABD’yi korkutuyor. İşte o ABD eski savunma bakanı Hagel’in dediği gibi “uluslararası topluma liderlik edecek istek, güç, kapasite ve müttefikler ağına sahip” olan bir devlettir. İşte o dünyayı Amerika’nın kirinden kurtaracak olan Hilâfet’tir. İşte o Râşidî Hilâfet Devleti’dir. ABD’nin Suriye savaşının sonuçlarından endişe duyduğu en önemli şey işte bu Hilâfet Devleti’nin kurulma ihtimalidir. Demokrasiyi desteklediğini söyleyen ABD’nin Mısır’daki despot yöneticileri ve kanlı darbeyi desteklemesindeki aşırı küstahlığı ve kibri bu bölgede kurulması muhtemel bir Hilâfet Devleti’nin oluşturacağı bölgesel ve küresel etkiden duyduğu endişe ve korkudur.

Amerikan Kibri

Amerika küstah bir siyaset üslubuna sahiptir. İngilizler gibi sinsi, derin ve gizli siyasetler yerine açık, kibirli ve küstahça siyasetleri dünya üzerinde uygulama konusunda mahirdir. Amerikalılar uluslararası kurumlar üzerinden dünyaya hem demokrasi ve özgürlük dersi vermeyi hem de aynı zamanda hiç bir uluslararası hukuku tanımadan işgal ve talanlar gerçekleştirmeyi becerebilirler. Irak ve Afganistan işgalleri bunun için verilecek en öncelikli örneklerdir. Yüce değerler olarak gördükleri insan haklarına saygı, ezilen ve zulüm görenlerin savunulması sloganları ise hep havada kalmıştır. Sadece Müslümanlara karşı değil kendi halkı ve tüm insanlık karşısında bu değerlerin hepsini ezip geçtiler. Kendisine %100 dost olmayan yani açıkça kendi hesabına çalışmayan ülkeleri tehdit ettiler. 11 Eylül saldırıları sonrası ABD Başkanı George W. Bush, Kongre’nin olağanüstü oturumunda konuşurken aynen şu sözleri sarf etmişti: “Bundan böyle ya bizimlesiniz, ya da teröristlerle” Bush’un biz dediği Amerikan çıkarları, teröristler dediği ise Müslümanlardır...

Amerikalılar kibir ve küstahlıkta ileri gidince, işgal ve talanlarına karşı direnen halkı ve Müslümanları ise hukuk dışı muamele ile yargılayıp en düşük şekilde aşağılamaya çalıştılar. Guantanamo’daki cürüm ve eşkıyalıklarına son vermeyi vadeden Obama gibi yöneticiler eliyle bu küstahlığını gizlemeyi başarsa da aslında sömürgeciliğini bu kibir ve küstahlıkla yürütmekte ve birinci devlet koltuğunu buna rağmen korumaktadırlar. Amerika’nın bu küstahlığına direnecek, karşı gelecek ve onu liderlikten düşürüp yerine geçecek bir ülke yok maalesef. Kibir ve küstahlığını sorgulayıp muhasebe etmeyi bırakın, onun kuyruğundan hiç ayrılmayan devletler mi birinci devlet olmayı başaracaklar? Örneğin İslâm coğrafyasında lider olma arzusu güden ve bunu gerekli zamanlarda dile getiren Türkiye gibi ülkeler tam da bu günlerde Amerikan tipi bir yönetim modelini inşa etmek için var güçleri ile çalışıyorlar.

Amerika bu kibir ve küstahlığını aleni bir şekilde tüm dünyaya göstermekten de geri durmadı hâlâ da durmuyor. Afgan-Rus savaşında Afganistanlı mücahitleri Rusya’ya karşı destekleyen ABD, 11 Eylül hadisesini bahane ederek tüm Afganistan’ı işgal etti. Sonra da tüm dünyanın gözüne baka baka Afganistan’da “demokratik seçimler” yolu ile ajanı Hamid Karzai’yi yönetime getirdi. Türkiye ve diğer İslâm beldeleri onun bu küstahlığını ve kibrini görmediler mi? Gördüler tabii ki ama buna rağmen ses çıkarmadılar ve üstüne üstük Afganistan’daki NATO güçlerine askerî destek sağlayarak işgaldeki kana ellerini buladılar.

İran-Irak Savaşı sürecinde Saddam ile görüşen ve Irak’a silah satarak büyümesini, güçlenmesini sağlayan ABD, aynı zamanda varlığına kendisi dahi inanmadığı kitle imha silahlarını bahane ederek kendisine karşı olduğu için Saddam rejimini düşürdü, Irak’ı işgal edip güya oraya demokrasi getirmeye çalıştı. Sonra da kendisine sadık İran destekli Şii yöneticileri Irak’ın başına atadı. Mısır’da da öyle olmadı mı? Demokrasinin beşiği Avrupa ve tüm dünyanın gözleri önünde; Mursi başkanlığında desteklenen demokrasi yerine, darbeyi destekledi. Kibir ve küstahlıkta ileri giderek açıkça darbe ile Mısır’a demokrasinin geleceğini savundu. Şimdi Obama sonrası yeni başkan daha aleni bir şekilde Amerikan küstahlığı ve kibrini tüm dünyaya göstermeye çalışıyor. Trump daha başkanlık koltuğuna oturur oturmaz Amerikan küstahlığını kendi kibri ile harmanlayıp Amerika’ya giriş yasağı getiren kararnameyi imzaladı. Bu durum seyahat edebilmek ve yaşayabilmek için Amerika’nın hiç de güvenli bir ülke olmadığının göstergesidir aslında. Ama ABD kendi ülkesinin ve halkının diğer ülke ve halklardan “farkını” göstermek için kibirli davranıyor. Kendisini dünyanın efendisi görmeye devam ediyor.

Bugün artık sadece İslâm beldeleri değil tüm dünya, küstahlığı, kibri, ikiyüzlülüğü, yalancılığı, sahtekârlığı, kendi kapitalistlerinin ve Amerikan halkının çıkarları için tüm dünyayı hiçe sayması sebebi ile Amerika’ya büyük öfke duyuyor. Artık Müslümanlar ve tüm dünya Amerika’ya karşı bu öfkelerini gizlemiyorlar. 

İşte tam da burada Amerika’nın kibir ve küstahlığından dünyayı kurtaracak yegâne ideolojinin İslâm ideolojisi ve onun yönetim sitemi olan Râşidî Hilâfet olduğunu söyleme vakti gelmiştir. Zira Hilâfet Devleti kurulduğunda Müslümanlar, Amerikan küstahlığı ve kibrinden mustarip olan tüm dünya ülkelerinin ve halklarının desteğini kazanma fırsatını yakalamış olacaklar. Hilâfet Devleti bu fırsattan istifade tüm dünya halklarına Amerika ve Batı’da olmayan güven ve samimiyetini gösterecektir. 

İşte o zaman insanlık; işgal ve talan eden, sömürüp fakirleştiren, tüketen, katledip öldüren, ezen, yok sayan, aşağılayan, kandıran, fitne yayan, bölüp parçalayan, satan, zulüm ve işkence eden Amerikan barbarlığından sonra fetheden, koruyup gözeten, üretip dağıtan, zenginleştiren, merhamet eden, yaşatan, bir araya toplayan, yücelten, güven veren, adalet dağıtan bir İslâm medeniyeti ile tanışacak. 

İşte o zaman Hilâfet dünyanın ümidi hâline gelmiş olacak. 

İşte o zaman tüm halklar Hilâfet’e güven ve sevgi ile bağlanıp destek verecek. 

İşte o zaman Hilâfet dünyanın ve tüm halkların lideri ve önderi olacak.

İşte tüm bunların gerçekleşmesi, Amerikan kibir ve küstahlığından kurtulması için dünya Hilâfet’e muhtaçtır. 


Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz