Mahmut Kar'ın Uluslararası Hilafet Sempozyumu Konuşması

Mahmut Kar

بِسْمِ اللَّـهِ الرَّحْمَـٰنِ الرَّحِيمِ

Es-Selamu aleykum ve rahmetullahi ve berakâtuh

Değerli misafirler, kıymetli davetliler, Türkiye’den ve diğer ülkelerden davetimize icabet eden saygıdeğer üstatlar ve sayın medya mensupları!

Allah’ın selamı, rahmeti, bereketi ve mağfireti üzerinize olsun.

Sözlerime Allah’ın kelamı ve Rasulullah’ın bir hadisi ile başlamak istiyorum.

 “Allah, içinizden iman edip salih ameller işleyenlere, kendilerinden öncekileri yeryüzünde egemen kıldığı gibi onları da mutlaka egemen kılacağını vaadetti…(Nûr Sûresi 55)

“… Sonra zorba yöneticiler olacaktır. Allah’ın dilediği kadar kalacak, Allah kaldırmayı dilediğinde onları da kaldıracaktır, ardından nübüvvet metodu üzere Râşidî Hilâfet olacaktır.(Ahmed ve et-Teyâlisî rivayet etti.)

 

Kıymetli Konuklar!

Bugün Hilâfet’in kaldırılmasının üzerinden tam 92 yıl geçti. Bugün, elem ve kahırla hatırladığımız o tarihin 93. yılındayız. Ancak ben sözlerime elemden önce ümit ile başlamak istedim. Allah’ın vaadi ve Rasulullah’ın müjdesi ile başlamak istedim. Çünkü Allah’ın vaadi ve Rasulullah’ın müjdesi Müslümanlar için hayati gerçeklik ifade ediyor. Çünkü biz şuna kesinlikle inanıyoruz; İslâm, yeryüzünde fiili olarak tatbik edilsin diye gönderildi. Çünkü biz şunu biliyoruz; Rasulullah’ın risaletinde insanlığa ulaşan İslâm, kısa sürede hükümleri tatbik eden, Allah yolunda hakkıyla cihad eden, adaleti tesis edip dünyanın dört bir köşesine iyiliği ve hayrı yayan bir devlete kavuştu. Önce Rasulullah’ın nübüvvetiyle, sonra da Râşid Halifelerin Hilâfeti ile İslâm Devleti, büyük bir coğrafyaya hâkim oldu ve küfre karşı Müslümanları tek çatı altında topladı.

Ta ki 3 Mart 1924’te Hilâfet İstanbul’da kaldırılıncaya kadar…

İngilizler ve işbirlikçileri olan Türk ve Arap hainlerin eliyle Hilâfet ilga edildi. Ankara’daki Meclis, 3 Mart 1924 Pazartesi günkü oturumunda Hilâfet’in ilga edilmesi kararını, gizli oylama ile değil açık oylama ile aldı. Dikkatlerinizi buraya çekmek istiyorum; tam 13 asır boyunca yeryüzünde hâkimiyet süren, insanlığı uçurumun kenarından kurtarıp ona büyük bir medeniyet ve kültür mirasını emanet eden İslâm Devleti, bir oldubittiye getirilerek yıkıldı, hayatımızdan uzaklaştırıldı.

Hilâfet’in yıkılmasıyla İslâm ümmetinin birliği dağıldı ve o büyük devlet param parça oldu. Tek devletleri, tek bayrakları ve bir tek halifeleri bulunan İslâm ümmeti elliden fazla parçaya bölündü. İslâm kardeşliği etrafında birleşen Müslümanlar, milliyetçilik fitnesi ile birbirine düşman edildiler. Sonra Yahudiler Filistin’i işgal edip gasıp devletlerini kurunca, “İsrail” devletini tanıyan ilk Müslüman belde maalesef Hilâfet'in enkazı üzerine kurulan Türkiye Cumhuriyeti devleti oldu.

Kıymetli Misafirler Değerli Davetliler!

Bu kısa konuşmamda sizlere Hilâfet’in yokluğunda gerçekleşen Amerikan işgallerini tek tek anlatacak değilim. İngilizlerin ve Fransızların sömürülerinden, Komünist Rusya ve Çin’in soykırımlarından bahsedecek de değilim. Zira tüm bu işgalleri, vahşi katliamları ve soykırımları hepiniz çok iyi biliyorsunuz! Ben sizlere işgal edilen gönüllerden ve dumura uğrayan dimağlardan bahsetmek istiyorum.

Hilâfet, tarih boyunca Müslümanlar için izzetin kaynağı ve kuvvetin yegâne adresi oldu. Allah’ın izniyle bizler, şu an sahip olmadığımız bu izzet ve kuvvete ancak Hilâfet’in yeniden ikamesi ile kavuşabiliriz. İşte Hilâfet’in bu gücünü sömürgeci Batı gerçekten iyi tespit etmişti. Hilâfet’in kaldırılmasının hemen sonrasında İngiliz Avam Kamarası’nda konuşan Lord Curzon ne demişti hatırlayalım: “Osmanlı meselesi artık kesin olarak bitmiştir. Çünkü biz onun manevi gücünü yok ettik. Hilâfet’i ve İslâm’ı ortadan kaldırdık.”

Evet, asırlar boyunca İslâm karşısında hezimete uğrayan kâfir Batılar, Hilâfet’in bu gücünü bildikleri için sadece onu yıkmakla yetinmediler. Bir daha geri dönmemesi için İslâm ve Hilâfet’e karşı çalışmalar yürüttüler ve hâlâ da bu çalışmalara devam ediyorlar. Peki, ne yaptılar; önce İslâm’ın değerlerine karşı fikri saldırılar başlattılar. Çirkin hilelerle kendi kültürlerini Müslümanlara dayattılar. İslâm’ın bir yönetim sistemi yoktur, Hilâfet İslâm’ın emrettiği bir yönetim sistemi değildir, sadece tarihsel bir uygulamadır, dediler! Hatta Hilâfet’in diktatörlük olduğunu söyleyerek Müslümanları demokrasiye ve laikliğe çağırdılar. Müslümanlar ise o gün siyasi basiretten yoksun olduklarından bu savaşta, bu fikri savaşta yenik düştüler.

Ancak şu hakikat kesinlikle unutulmamalıdır; bu yenilgi İslâm’ın yenilgisi değildir. Bu yenilgi, sırtını Batı’ya dayayan, izzeti onların yanında arayan hain ve zalim yöneticilerin, yönetimlerin yenilgisidir. Bu yenilgi, zengin İslâm kültüründen nasibini alamamış Batı hayranı ilmi şahsiyetlerin yenilgisidir. Çünkü İslâm hiçbir zaman hezimete uğramamıştır, uğramayacaktır. Fakat süvarisi yenik düşmüş bir at, savaş meydanında daha ne kadar ayakta kalabilirdi?

Kıymetli Konuklar!

Hal böyle iken ümmet içinden bir grup, Müslümanları bu yenilgi ve hüsrandan kurtaracak bir mücadele başlattı Allah’a hamdolsun. Kapitalist Batılı fikirlere karşı, İslâm’ın fikri liderliğini ümmete taşıdı. Hilâfet’in unutulduğu, neredeyse zihinlerden kazınırcasına silindiği bir zamanda, Hilâfet’in yeniden kurulabileceğine dair Müslümanlara umut aşıladı. Allah’ın vaadine güvendi. Rasulullah’ın müjdesini Müslümanlara haber verdi ve Müslümanları Hilâfet’in kurulacağına inandırdı. İşte bu grup, bugün 50 ülkede siyasi çalışma yapan Hizb-ut Tahrir’dir.

İşte bugün Hizb-ut Tahrir olarak, Hilâfet’in son başkenti İstanbul’da Uluslararası Hilâfet Sempozyumu düzenliyoruz. Müslümanların zihinlerinde Hilâfet’e dair her şeyin açık ve net olmasını istiyoruz. Hilâfet’in çokça konuşulduğu, sahtesinin türetildiği bir zamanda, Müslümanların nasıl bir Hilâfet istediğini konuşmak ve tartışmak istiyoruz. Allah’a hamdolsun, bugün bu programda Hilâfet olmalı mı olmamalı mı diye bir konuyu tartışmayacağız. Çünkü bu tercih bize bırakılmamıştır. Zira Hilâfet’in yeniden kurulması konusunda Müslümanların bir ihtilafı da yoktur. Müslümanlar düne nazaran bugün İslâmî davet konusunda daha istekli, İslâm hakkında daha bilinçliler. İslâm beldelerinde Hilâfet için canla başla çalışan ve kurulmasını dört gözle bekleyen Müslümanlar var elhamdulillah… Onun için bu sempozyumun konu başlığını “Nasıl Bir Hilâfet?” olarak belirledik. Türkiye’den ve dünyanın dört bir yanından gelen değerli üstatların sunumları ile Batı’nın Hilâfet’i karalayıp itibarsızlaştırma gayreti suya düşecek. Onların tezleri tüm yönleri ile çürütülecek ve planları bozulacak inşaAllah.

Kıymetli davetliler!

Sömürgeci Batılılar, Hilâfet’in yeniden ikame edilme çalışmalarını engellemede nasıl başarısız oldular ise, Allah’ın izniyle onu sahtesiyle karalama girişiminde de öyle başarısız olacaklar. Çünkü Müslümanlar gerçek Hilâfet’in ne olduğunu idrak ettiler. Sözde Hilâfet ile gerçek Hilâfet arasındaki ayrımı kavradılar. Unutmayalım ki, gerçek Hilâfet meçhul değildir. Gerçek Hilâfet, Allah Subhanehu ve Teâlâ’nın vaadi, Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in müjdesidir. Gerçek Hilâfet, Râşid Halifelerin üzerinde yürüdüğü İkinci Râşidî Hilâfet Devleti’dir.

Bu sempozyumun İkinci Râşidî Hilâfet Devleti’nin kurulmasına ve hayırlara vesile olmasını Rabbimden temenni ediyorum ve son olarak davetimize icabet eden üstatlara, misafirlere ve tüm dinleyicilere tekrar teşekkürlerimi sunuyorum.

Es-Selamu Aleykum ve Rahmetullah…



Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz