İSLAM’DA MUTLULUK

Abdullah İmamoğlu

Seçimlerden sonra ortaya çıkan sonuç aslında bu konuyu makaleme taşımamda ilham kaynağı olmuştur. Bilindiği üzere AKP % 49,5 oy oranıyla yeniden iktidar olmuş ve halk yeniden “istikrar” demiştir. Halkın kahir ekseriyeti AKP’nin sandıktan tek başına iktidar çıkmasını mutluluk kaynağı olarak görmüş hatta bazı İslami cemaatler kazanılan bu zaferin ve elde edilen bu mutluluğun şükür namazıyla eda edilmesi gerektiğini söylemişlerdir. Evet, mutluydular ve muzaffer bir ordu edasıyla sokaklara akın ettiler. Mutluluktan çalınan araç kornaları gecenin sessizliğini bozmaya yetmişti. Bayram havası hâkimdi adeta Türkiye’nin birçok bölgesinde… Kısaca mutluydu insanlar… Naçizane seçime giden seçmenin düşüncesini sandığa zımnen şu şekilde yansıttığını düşünüyorum; “mutluluk ve huzur için istikrar.”

Peki, bir Müslüman için mutluluk kaynağı nedir?  Ekonomik istikrar mutluluk kaynağı olabilir mi? Daha da ötesi Müslüman ne ile ve nasıl mutlu olmalıdır?

Saadet, Allah’ın rıdvanını kazanmaktır, yoksa insanın açlıklarını doyurmak değil. Zira insanın, uzvî ihtiyaç ve içgüdülerinden olan bütün açlıklarını doyurmak; insanın zatını muhafaza için elzem bir vesiledir, yoksa bunların varlığı ile saadet elzem (garanti) olmaz. Bu tariften hareketle Müslümanın nazarındaki saadet anlayışı ile Kapitalist bir kimsenin saadet anlayışı farklıdır. Çünkü Kapitalistler saadetin maddi haz olduğuna inanırlar. Hâlbuki İslam’da böyle değildir. Bir Müslüman açısından saadet anlayışı Allah’ın rızasıdır. Maddi anlamda zararları olsa da Allah katında kazandıysa onun için sevinç kaynağı olması bakımından yeterlidir. Çünkü Müslüman mutluluğu sadece Allah’ın rızasında arar. Ne zaman ki bunu gerçekleştirdi o zaman o kişi saadete ermiştir. Kısacası Müslümanın mutluluk/saadet anlayışı Allah Azze ve Celle’nin rızasını kazanmış olmaktır. Eğer Allah’ın rızası kazanılamadıysa Müslüman için üzüntünün kaynağı olması bakımından yeterlidir. Dünyaları önüne sersen ve desen ki buna mukabil Allah senden razı değildir, Müslüman odur ki dönüp bakmayacak, uğrunda Allah’ın rızasını yitirdiği dünyalıklara tenezzül dahi etmeyecektir. Yani bir Müslüman için saadet Allah’ın rızasındadır. Çok kıymet verdiğim hocamın bir sözü aslında tüm meramımı anlatır niteliktedir. Şöyle demişti: “Allah’ın rızasından uzaklaşmaktansa, O’nun razı olmadığı bir yaşam sürmektense felç olmayı tercih ederim.” Hakikaten ağırlığı olan bir cümle. Söyler misiniz kim ister felç olmayı? Hangimiz ömrümüzün kalan kısmını yatağa mahkûm bir vaziyette geçirmek ister? Ama anlatmak istediği gayet açık; benim için felç olmak Allah’ın rızasından uzaklaşmaktan daha sevimlidir.

Kişinin sahip olduğu mutluluk anlayışına göre hayatında yapacağı tercihler de değişkenlik arz edecektir. Saadetin, parada, maddi hazlarda olduğuna inan bir kimse kendisine mutluluk getireceğine inandığı şeyin ardına düşecek ve o minvalde bir hayat idame edecektir. Lakin saadetin Allah’ın rızasında olduğuna inanan kimse ise O’nun rızasını kazanabilmek adına bütün fırsatları kollayacaktır. Dolaysıyla kişilerin sahip oldukları saadet anlayışına göre de farklı hayat tarzları çıkacaktır, çıkması kadar da doğal bir şey yoktur.

Müslüman için saadetin Allah’ın rızasında olduğunu söylemiştik. Eğer kazanımlarımızda Allah’ın rızası yoksa Müslüman bu kazanıma sevinmemelidir. Menfaatine olsa da eğer ki Allah hoşnut değilse Müslümana yakışan ondan beri durmaktır. Çünkü Müslüman saadeti maddi menfaatlerde değil, Allah’ın rızasında aramakla memurdur. Faizle ev satın alıp daha konforlu ve lüks bir eve sahip olma imkânı olmasına rağmen, haramı tercih etmeyip yıkık, eski ve kiralık bir evde oturmayı tercih etmesi ve bu tercihinden ötürü Allah’ın rızasını kazanmış olduğunu bilmesi o kişi için saadetin ta kendisidir.

Müslümanın saadeti Allah’ın rızasında araması gerektiği gerçeğini Sahabelerden vereceğim birkaç örnekle daha da pekiştirmek istiyorum. Bakınız Halid bin Velîd için saadet neredeymiş; Halid bin Velîd RadiyAllahu Anh için, Allah yolunda cihad etmek, Allah Azze ve Celle’nin dini en üstün olsun diye cihad meydanlarına akın etmek her şeyden daha sevimliydi.

Kendisi bunu şu cümleleriyle ne kadar da muhteşem ifade etmiş: “Allah yolunda cihada çıktığım bir gece benim için bir düğün gecesinden ya da bir oğlan çocukla müjdelenmekten daha sevimlidir.”

Şimdi sizlere Allah’ın rızasını sahip olduğu her şeyden daha üstün tutan, Allah’ın rızasıyla sevinen ama gadabıyla üzülen bir Sahabeden örnek vermek istiyorum.

عَمْرَو بْنَ سَمُرَةَ بْنِ حَبِيبِ بْنِ عَبْدِ شَمْسٍ جَاءَ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ ، فَقَالَ : يَا رَسُولَ اللَّهِ ، إِنِّي سَرَقْتُ جَمَلًا لِبَنِي فُلَانٍ فَطَهِّرْنِي ، فَأَرْسَلَ إِلَيْهِمُ النَّبِيُّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ ، فَقَالُوا : إِنَّا افْتَقَدْنَا جَمَلًا لَنَا ، فَأَمَرَ بِهِ النَّبِيُّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَقُطِعَتْ يَدُهُ . قَالَ ثَعْلَبَةُ : أَنَا أَنْظُرُ إِلَيْهِ حِينَ وَقَعَتْ يَدُهُ وَهُوَ يَقُولُ : الْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِي طَهَّرَنِي مِنْكِ ، أَرَدْتِ أَنْ تُدْخِلِي جَسَدِي النَّارَ .

“Amr b. Semure adlı biri Hz. Peygamber'e gelerek: Ey Allah'ın Rasulü, ben falancaların devesini çaldım. Beni arındır (tahhirni)! dedi. Peygamber deve sahiplerine haber gönderip olayı doğrulattı. Suçlunun, ısrarlı yalvarışlarla cezalandırılma talebini kabul etti. Olayı aktaran Sa'lebe diyor ki: Ben onun eli koparıldığında onu izliyordum, o kopan koluna dönerek şöyle diyordu: Beni senden temizleyen Allah'a hamdolsun. Sen cesedimi cehennem ateşine sokmak istedin!"[1]

Düşünebiliyor musunuz kıymetli kardeşlerim, kesilen elinden ötürü hamd ediyor ve mutluluğunu dile getiriyor. İlginç olanı normalde kolu kesilen adamın saadetli/mutlu olması beklenemezken Amr bin Semure mutluluğunu Allah’a hamd ederek dile getiriyor olmasıdır. Peki, nasıl oldu bu? Girizgâhta da ifade ettim; bu tamamen saadeti nerede aradığınıza bağlıdır. Sahabenin fiziksel kaybına mukabil Allah razıdır ve bu onun için saadettir. Mutluluğun ta kendisidir. İnanın kardeşlerim o mübarek Sahabe de kolu kesilince acı hissetmiştir. Lakin bilir ki Allah’ın gadabı onu daha çok acıtacaktır.

Şimdi sizlere bir örnek paylaşmak istiyorum. Bu örneğin özellikle farklı saadet anlayışlarını resmeden nadir örneklerden olduğuna inanıyorum. İslam’dan önce ve İslam’la müşerref olduktan sonraki hali iki farklı duruş ve hayata bakış açısı olan Hansa Hatun…

Amr b. Hâris’in kızı meşhur şair Hansa RadiyAllahu Anha şiirde dev bir kadındı, İslamiyeti kabul etmeden önce felakete/musibete tahammül edemezdi. Hansa, kardeşinin ölümü üzerine yazdığı mersiyelerle cihanı ağlatmıştı. Hansa’nın kardeşi Sahr için ne kadar gözyaşı döktüğü malumdur. Günlerce, aylarca kabri başında yas tutmuştur. Hatta onun üzüntüsü Araplarda, Arap dilinde kendisine yer bulmuştur. Kişi bir şeye çok üzüldüğü vakit Hansa’nın üzüntüsü örnek olarak verilir ve اشد حزنا من الخنساء علي صخر  “Üzüntüsü Hansa’nın (kardeşi) Sahr’a olan üzüntüsünü geçti.” Denir. Hansa kendisine isabet eden bu musibete o kadar gözyaşı dökmüştür, ağlamaklı olmuştur ki,  yüzünde bazı izlerin gözyaşı dökmekten olduğuna dair tarih kitaplarında kayıtlar vardır.

Hansa Hatun o gün için henüz cahiliyenin karanlıklarından kurtulamamış, âlemlere rahmet olsun diye gönderilen Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in getirdiği hidayet rehberiyle müşerref olmamıştı. Yani onun nefes alıp verdiği atmosferin adı “cahiliye” idi.  İslam’la müşerref olduğunda birdenbire değişti. Çünkü İslam onu baştan inşa etmiş ve ona İslamî Şahsiyet kazandırmıştı. Artık dünyaya başka pencereden bakıyor ve dolaysıyla mutluluğu/saadeti Allah’ın rızasında arıyordu. Hem de nasıl değişti! Cahiliyede iken kardeşine mersiyeler düzen, kardeşinin kabri başında üzüntüsünden harap olan Hansa Hatun daha sonra Müslüman olduğunda, saadet anlayışı değiştiğinde daha doğrusu mutluluğu Allah’ın rızasında aramaya başladığında dört oğlunu birden Kadisiye Muharebesi’ne gönderebiliyor ve bundan da zerre miktarı pişmanlık ve hüzün duymuyordu. İbn Esîr’in Üsdü’l Gâbe adlı eserinde geçtiği üzere nakledecek olursak oğullarıyla geçen konuşma şu şekildedir:

“Benim kahraman evlatlarım! Gireceğiniz savaşta bu asaletinize uygun bir cesaret ve kahramanlık bekliyorum. Din düşmanlarına ilk hücum eden sizler olmalısınız. Sizlerin arkada değil, daima en ön safta çarpıştığınızı duymalıyım. Bu sözlerden sonra çocuklarını ayrı ayrı kucaklayan Hansa Hatun, ilave ederek diyor ki: Ya İslam’ın zafer bayrağını Kadisiye’de dalgalandıracaksınız yahut da din uğruna şehit olduğunuzu duyacağım! Nitekim öyle olmuştu. Hasta yatağında yatarken dört oğlunun şahadet haberi getirilince: Yani ben simdi şehit anası mı oldum? diye soruyor, evet, dört şehit anası... diyorlardı. Tekrar soruyordu: Zafer kimlerde? Zafer Müslümanlarda, şimdi Kasidiye’de İslam’ın bayrağı dalgalanıyor. İslam’ın bir zaferi için dört oğlum feda olsun diyen Hansa Hatun ellerini açarak şöyle yalvarıyordu: Ya Rabbi! Bana emanet ettiğin dört kahramanı yine senin dinin uğruna feda etmiş bulunuyorum. Artık beni şehit anaları defterine kaydet. Benim için şehit anası olmak kâfi ikramdır. Bunu Benden esirgeme!”

Nereden nereye… Evlatlarını Allah yolunda toprağa vermiş olmasını bir ikram olarak görüyor.

Görüldüğü üzere saadet anlayışı hayata bakış açısına göre farklılık arz etmektedir. Mutluluğu maddi hazlardan ibaret görenler mutluluk verecek olan şeylerin ardına düşerlerken, saadetin/mutluluğun Allah’ın rızasında olduğuna inananlar ise O’nu razı etmek adına bütün fedakârlığı yaparlar.

Hal böyleyken -özellikle seçim sonrası için söylüyorum- maalesef demokrasi kazanımı mutluluk naralarıyla karşılandı. Düşünebiliyor musunuz mutluluğu Allah’ın rızasında aramakla memur olan Müslüman Allah’ı hayat sahnesinden kovan Demokrasinin kazanmasına sevinebiliyor, bundan mutluluk duyabiliyor? Söyler misiniz bu neyle izah edilebilir? Mademki Müslüman için mutluluk Allah rızası idi, öyleyse nasıl olur da kâfirlerle her türlü ticari, askeri anlaşmalar yaparak Allah’ın gadabına müstahak olan bu yöneticilerin iktidar olmasından mutluluk duyulabilir?

Allah’ın rızasının olmadığı yerlerde saadet aramak arzu edilen değildir. Arzu edilen Allah’ın razı olduğu yerlerde mutluluğu aramaktır velev ki bu menfaatlerimizle çatışıyor olsa bile. O zaman siz söyleyin kazanan demokrasi olduğuna göre ne yapmalıyız? Mutlu mu olmalıyız? Yoksa gadaplanmalı mıyız?



[1] Sünen-i İbn Mace, Kitabu'l-Hudud


Yorumlar

  1. Zeynep Afra

    İslam akidesine sahip olupta buna muhalif davrananan ve depresyonlarının ve mutsuzluklarının sebeplerini yine bunun müsebbibi olan batı ve kapitalizmden çözüm arayanlara Rabbim tez zamanda yardım etsin.

  2. Abdullah Bilici

    Mutluluğun tek gayesi ki o da Allah'ı razı etmektir.

  3. Mehmet akkaya

    Hocam ALLAH razı olsun. Müslümanların huzur, mutluluk, kaliteli yaşamı sadece demokrasi ile olabileceğine inandırdılar. KURAN okuyan başbakan ve cumhurbaşkanı ile. faiz ile ticaret artığına haşa ALLAH' Çok şükreden BAŞBAKAN İLE

  4. Tuba SİVREN

    Allah razı olsun, twitter her iki günde bir mutluluk için arayışta, bir çok tag açılıyor mutluluğa dair ancak çoğu boş ve isabetsiz. Keşke gerçeği bilselerdi!

Yorum Yaz