SADECE BİR UÇAK DÜŞTÜ YA DÜŞMEYEN UÇAKLAR!

Süleyman Uğurlu

Tam da yeni kabinenin açıklanacağı gün 24 Kasım 2015 tarihinde Rusya’ya ait bir savaş uçağı Suriye sınırında düşürüldü. Genel Kurmay Başkanlığı olayın hemen akabinde şöyle bir açıklamada bulundu: “Saat 09.20 civarında Hatay Yayladağı bölgesinde Türk hava sahasını ihlal eden milliyeti bilinmeyen bir uçak beş dakika içerisinde 10 kez ikaz edilmesine rağmen Türk hava sahasını ihlal etmiştir. Söz konusu uçağa angajman kuralları çerçevesinde 24 Kasım 2015 saat 09.24'te bölgede hava devriye görevinde bulunan iki adet F-16 uçağımız tarafından müdahalede bulunulmuştur."

Bu olayın vukuu bulmasının ardından açıklamalar peş peşe geldi. Angajman kuralları (çatışma kuralları), egemenlik, kimse sınırlarımızı ihlal edemez derken açıklamalar yavaş yavaş evrimleşmeye başladı. Nihayet Cumhurbaşkanı Erdoğan: “Rus uçağı olduğunu bilseydik farklı davranırdık.” diyerek aslında meseleyi açıklığa kavuşturdu.

Mesele bizim nezdimizde net ama daha netleşmesi için şu soruların cevaplarını birlikte arayalım:

Uçağın düşürülme emrini kim verdi?

AK Parti grubunda konuşan Başbakan Davutoğlu, Rus uçağının Türk jetleri tarafından vurulmasıyla ilgili "Emri bizzat ben verdim." açıklamasında bulundu. (Ajanslar)

Medya tarafından oluşturulan kamuoyuna göre uçağın düşürülme emri bizzat Davutoğlu tarafından verildi. Nitekim yukarıda alıntıladığımız üzere Başbakan’ın açıklaması da bu yönde. Şimdi Genel Kurmay’ın açıklamasına tekrar dönelim ne demişti Genel Kurmay: “… uçak beş dakika içerisinde 10 kez ikaz edilmesine rağmen….” demek ki olay 5 dakika içerisinde gerçekleşmiş. Beş dakika içerisinde Hava Kuvvetlerine ait uçaktaki pilot durumu merkeze bildirecek; merkez, Hava Kuvvetleri komutanına, o Genel Kurmay Başkanına, o da Başbakana. Başbakan “Vurun!” diyecek aynı emir komuta tekrarlanacak ve en son pilota iletilecek ve bunların hepsi 5 dakika içerisinde olacak. Bu mümkün mü? Dolayısıyla uçağın vurulma emrini Başbakan bizzat kendisi vermemiştir. Ha, “angajman kurallarımız bunlardır bunları ihlal eden kim olursa vurun” diye bir talimatı daha önceden Genel Kurmay’a vermiş olabilir. Ancak bu emir ile uçağın düşürülme emri bir birinden tamamen farklıdır. Peki uçağı kim düşürmüştür? Elinde genel bir emir olan subaylar özellikle Türkmen Dağındaki Rusya, İran, Esed ortak yapımı katliamlardan rahatsız olmuş ve eline geçen fırsatı değerlendirerek Rus Savaş uçağını düşürmüştür.

Rusya ile Türkiye arasında gizli bir anlaşma var mı?

Bilindiği gibi Putin ilk açıklamasında “Sırtımızdan bıçaklandık” dedi. Bunun anlamı şu olsa gerek; Rusya ile Türkiye, Suriye konusunda bir anlaşma yaptılar. Rusya, Suriye’de askeri operasyonlar düzenleyeceğini Türkiye’ye bildirerek bu konu hakkında kendilerine yardımcı olunmasını istedi. Türkiye ise Rusya’nın bu talebine olumlu yanıt verdi. Ancak Rusya, Suriye’deki askeri operasyonlarını geniş bir alana yayınca Türkiye ve ABD bundan rahatsız oldu. Bu rahatsızlık neticesinde askere angajman kuralları bildirildi ve sınır ihlali yapan uçakların düşürülmesi istendi.

ABD bu olayın neresinde?

ABD, Suriye olaylarında her daim merkezde olmuştur. Rusya’nın Suriye’ye girmesinde de ABD öncü rol üstlenmiştir. Zira Rusya, ayrım gözetmeden tüm muhalifler için yeni bir cephe ve yeni bir düşman demektir. Esed’in askeri durumu ortadadır. Esed ile savaşmak için ABD’ye ihtiyaç duyulmazken Rusya ile mücadele edebilmek için mutlak surette en az onun kadar güçlü bir devletin korumasına ihtiyaç duyulmaktadır. Hal böyle olunca ABD tıpkı Afganistan’da yaptığı gibi Rusya ile savaşanlara destek verme bahanesiyle Suriye’de yeni müttefikler kazanmak istemektedir. Dolayısıyla ABD, Rusya’nın Suriye’de katliamlar yapmasına göz yumarken sınırlı alanlarda hareket etmesini istemektedir. Zira Suriye, Rusya’ya terk edilemeyecek kadar önemlidir. Suriye’nin önemi Suriye sınırları ile kayıtlı değildir. Bilakis tüm Ortadoğu’nun kaderini etkileyecek bir öneme sahiptir. Bu nedenle ABD için Suriye vazgeçilmezdir.

Türkiye neden çark etti?

Cumhurbaşkanı Erdoğan yaptığı açıklamada uçağın Rusya’ya ait olduğunu bilmiş olsaydık farklı davranırdık diyerek pişmanlığını deklare etmiştir. İlk başta ahkâm kesenlerin bir müddet sonra böyle eğip bükmeye başlaması beklediği desteği alamadığının da bir işaretidir. Peki Türkiye kimden destek beklemektedir? Hiç kuşkusuz ABD’den. ABD Türkiye’nin her ne kadar yanında olduğunu göstermiş olsa da Türkiye’nin beklediği seviyede bir destek vermemiştir. Zira ABD yukarıda bahsettiğimiz üzere Rusya’nın Suriye’de acımasız katliamlara imza atmasını can-ı gönülden arzu etmektedir. İşi bitmeden Rusya’nın geri adım atması ABD planlarına aykırıdır. Bu nedenle Türkiye’yi kaybetmemek için Türkiye’nin yanında olduğunu söylemiş olsa da Rusya’ya da kuvvetli bir tepki vermemiş ve Türkiye ile Rusya arasında yaşanan diplomatik savaşta tarafsız kalmıştır.

Bu yazının yazıldığı tarihte Rusya ile Türkiye arasındaki kriz halen devam etmekteydi. Rusya tehditler savurmaya Türkiye’de kendini haklı çıkarmaya çalışmaktaydı. Netice itibariyle bu durum bir prestij meselesi halini almıştır. Rusya prestijinin sarsılmaması için illaki yaptırımlar uygulayacaktır. Türkiye’de bu yaptırımlara karşı kendi çapında bir takım girişimlerde bulunacak ve kriz zamana yayılarak unutulmaya terk edilecektir. Ne Rusya’nın Türkiye ile ne de Türkiye’nin Rusya ile savaşacak gücü, kuvveti ve de iradesi yoktur.

Uçağın düşmesi Türkmen Dağı’ndaki ve Suriye’deki katliamları durdurdu mu?

Tabii ki hayır! Rus uçağının düşürülmesinin ardından yaşanan krizde Rusya hem Türkmen Dağı’nı hem de Suriye’nin diğer bölgelerini bombalamaya devam etti. Allah yardım etti de hava şartlarından ötürü uçaklar havalanamadı. Yoksa bombalama hız kesmeden devam ediyordu. Sadece uçaklarla değil Rusya’nın boğazlardan geçirdiği savaş gemileri de bombardımana iştirak etti. Nitekim krizin birkaç gün sonrasında bir Rus savaş gemisi boğazları geçerek Suriye açık sularına yanaştı. Buradan ölüm yağdırmaya devam etti. Yani Rus uçağının düşürülmesi ile Suriye’de akan Müslüman kanı durmadı. Buna rağmen medyanın aşırı manipülasyonu sayesinde öyle bir hava oluşturuldu ki sanki Türkiye ile Rusya savaştı ve Türkiye Moskova sınırlarına dayandı.

Türkiye ne yapmalı?

Savaş uçağının düşürülmesi gösterdi ki hem Türkiye ordusunun içinde hem de Türkiye halkının arasında azımsanmayacak derecede bir çoğunluk Suriyeli Müslümanların yanında olma isteği ve arzusu taşımaktadır. Onlara yardım etmek ve onları zalimlerin elinden kurtarmak için her türlü fedakârlığı gösterecek nice yiğit insanlar mevcuttur. Türkiye’nin yöneticileri artık halkındaki potansiyeli görmeli, halkına güvenmeli ve Osmanlı Hilafeti’nde olduğu gibi İslam ümmetine sahip çıkmalıdır. Artık korku duvarları yıkılmalı, reel politik safsatalarından uzaklaşılmalı, düşman tespiti doğru yapılmalı ve sömürgeci kâfirler karşısında ezik politikalardan, boyun bükmelerden vazgeçilmelidir. Biz Osmanlı Hilafet Devleti’nin tebaası ve mirasçısıyız. Osmanlı ruhu sadece seçim dönemlerinde oy devşirme aracı olarak kullanılmamalı bilakis hayatın merkezine yerleştirilmelidir. Dizilerde değil hayatın içinde yaşanmalıdır.

Türkiye’nin yöneticileri başta ABD olmak üzere tüm sömürgeci kâfirlerle olan dostluklarından vazgeçmeli ve bir an evvel İslam ümmetini kucaklamalıdır. İslam ümmeti böyle bir kucaklamaya hasrettir ve böyle bir buluşmayı beklemektedir. Daha önce Davos’ta “one minute” hadisesinde bunu gördük, şimdi de Rus savaş uçağının düşürülmesinde aynı şeyi gördük. İslam ümmeti kâfirlere karşı dik duran her yöneticiyi bağrına basmaya hazırdır. İhtiyacımız olan şey azıcık cesaret!

Farkındayız ve kolay olacağını söylemiyoruz. Bilakis zor olacak ama olduğu zaman tarihin akışı değişecek. Kâfirlere uşaklık eden tüm yönetimler bir bir devrilecek. İslam ümmeti tek bir devlet çatısı altında birleşecek. Tek ümmet, tek ordu, tek ekonomi, tek hedef ve tek yürek. Sömürgeci devletler bu manzara karşısından topraklarımızdan kaçışacak. Ortadoğu denilen bölgenin yanından bile geçmeye cesaret edemeyecek. İhtiyacımız olan şey İslam ümmetindeki gücü keşfetmek.

Biliyoruz, karşı çıkacaklar. Fitne ateşlerini yakacaklar. Tehdit edecekler belki de savaş açacaklar. Ancak kazanan biz olacağız! Zira biz yardımı ve zaferi beşeri bir güce nispet etmeyiz. Bilakis yardım ve zafer Allah’a aittir, deriz. O Allah ki bir şeyin olmasını dilediği zaman sadece “ol” der, o da hemen oluverir. O Allah ki, yerlerin ve göklerin Rabbidir. O Allah ki, rüzgârı istediği yöne estirendir. O Allah ki bulutları istediği şekilde hareket ettirendir. O Allah ki, yer yüzünü alt üst etme kudretinin yegâne sahibidir. O isterse her şey olur, O istemezse hiçbir şey olmaz. Ve O şöyle buyurmaktadır:

وَكَانَ حَقًّا عَلَيْنَا نَصْرُ الْمُؤْمِنِينَ

“Mü'minlere yardım etmek bizim üzerimize bir haktır.” (Rum Suresi 47)

 


Yorumlar

  1. Tuba SİVREN

    "Biliyoruz, karşı çıkacaklar. Fitne ateşlerini yakacaklar. Tehdit edecekler belki de savaş açacaklar. Ancak kazanan biz olacağız! Zira biz yardımı ve zaferi beşeri bir güce nispet etmeyiz. Bilakis yardım ve zafer Allah’a aittir, deriz. O Allah ki bir şeyin olmasını dilediği zaman sadece “ol” der, o da hemen oluverir. O Allah ki, yerlerin ve göklerin Rabbidir. O Allah ki, rüzgârı istediği yöne estirendir. O Allah ki bulutları istediği şekilde hareket ettirendir. O Allah ki, yer yüzünü alt üst etme kudretinin yegâne sahibidir. O isterse her şey olur, O istemezse hiçbir şey olmaz. " Amenna....

Yorum Yaz