SARAY ÂLİMİ EL-BÛTİ YA SAHABE’NİN CÂHİLİ YA DA ESED ORDUSU’NUN!

Abdullah İmamoğlu

Suriye kıyamının ikinci yılını tamamlamak üzere olduğumuz şu günler, inşaAllah Şam diyârından doğacak olan Hilâfet güneşine gebedir. Bu kutlu kıyamın hiç kuşkusuz kahramanları mevcut diktatoryal nizamın sukûtunu/yıkılmasını isteyip yerine İslâmî bir Devlet isteyen Müslüman halktır. Onlar ki yılmadılar, sabrın ve sebatın numune-i misalleri oldular bizler için... Onlar sabrettikçe ve “ Senden başka kimimiz var ki Ya Allah” dedikçe, “eş Şâb yurid khilafa İslamiyye”yi haykırdıkça, hem de zâlim Esed ordusuna rağmen, zaten var olan ümitlerimiz iyiden iyiye yeşerdi. Hatta koca bir İslâm Devleti çınarı olacak kadar olgunlaştı ümitlerimiz...

Evet, elhamdulillah koca bir çınar olacak kadar olgunlaştı gönüllerinde Müslümanların İslâm Devleti arzusu... Ama bilinmesi gereken elzem olan bir yön var ki o da Müslümanların bu değişimi istemelerinden rahatsız olan birilerinin varlığıdır. Ki bunların başında diktatoryal rejimin sadık orudusu gelir. Yani Esed askerleri ve ordusu. Zâlimlerin Müslümanlara yapmadıkları zulmü kalmadı; çukur kazıp işkence mi etmediler? Allah’ın evlerine girip Allah’ın namazıyla dalga mı geçmediler? Müslüman bacılarımıza tecavüz mü etmediler? Futursuzca, Müslüman katliamı mı yapmadılar? Allah aşkına zâlim Esed’in zâlim ordusu ne yapmadı ki Müslümanları susturmak, bu şanlı kıyamı bastırmak için?

Evet, Suriye’de bunlar olup biterken daha doğrusu Suriye hakikatleri bunlarken, Suriyeli âlim(!) Ramazan el-Bûti’nin, Esed ordusu ve mücadelesini sahabelere benzeten açıklaması gündeme bomba gibi düştü. El Bûti’nin açıklamalarına geçmeden önce kısa da olsa mezkur şahsın kim olduğundan bahsetmek istiyorum. Ama bu bahsediş biyografik bir tarzda değil de daha çok nasıl bir kişi olduğundan bahsetmek şeklindedir. El- Bûti’nin statükocu bir âlim olduğu inkara mahal vermeyecek kadar açık olan bir husustur. Söylemleriyle olsun, Esed’in resmi üzerine secde etemenin caiz olduğu ya da Esed rejimine karşı protestonun caiz olmadığı yönündeki fetvalarıyla (http://www.timeturk.com) olsun statükoyu koruyan, gözetleyen ve menfaatı için emek sarf eden tam bir saray âlimidir. Bu söylemlerimi destekleyecek birçok materyal olmasına rağmen söylemlerimi temellendirdiğim en güçlü delil bizzat benim. Yani ben bizzat kendim (davetli olarak katıldığım) el Bûti’nin bulunduğu özel bir oturumda değişim ve kalkınma hareketlerine yönelik sohbeti sırasında, değişim ve kalkınma çalışmalarının sistemle uyum içerisinde ve sisteme ters düşmeden olması gerektiğini savunduğuna hatta İslâm Ümmeti’nin halini köklü bir değişimle değiştirmek isteyen Hizb-ut Tahrir’in değiştirme metodunu radikal bulduğuna dair söylemlerine şahidim. Daha da ötesi oturumda bulunanlara Hizb-ut Tahrir’den uzak durmaları gerektiği nasihatını yapmaktan da geri kalmadı. Hizb-ut Tahrir’i neden mi tasvip etmiyor? Cevabı açık değil mi? Hizb ut Tahrir statükocu değilde ondan!

Konumuza dönecek olursak. El Bûti’nin Esed ordusunun yaptığı ve verdiği mücadeleyi Sahabelere benzeten açıklaması gündeme bomba gibi düşmüştü. Açıklaması şu şekilde idi; “Ordumuz ümmetin komutanı gibi olmalıdır. Ki onlar, bunun için vardırlar. Kahraman ordumuz çalışırken eğer bizler bir şey yapmaz da evlerimizde oturuyorsak Allah’tan utanmalıyız. Allah’tan bizim ve onlar için başarı istiyoruz. Allah’a yemin ederim ki bu ordunun fertleri ile sahabe arasında hiçbir fark yoktur.” (http://www.islahhaber.net)

El Bûti’nin hakla batılı birbirine karıştırdığı kesin. Öyle ya el Bûti’ye göre Esed ordusu doğru olanı, Müslüman halkı ise yanlış olanı yapmakta... Tabi ki bunun aksini ispat etmek aslında çokta güç değil. Bugün zâlim Esed’in zâlim ordusnun işledikleri ve yaptıklarını Sahabelerin hayatıyla mukayese etmemiz halinde doğru yanlıştan arınacaktır.

Hiç kuşku yok ki Esed ordusunun yaptıklarını buraya taşıyacak olsak bırakın makale hacmine sığmasını, ciltlerce kitap yaptıklarını anlatmaya yetmez. Ama vakıayı resmetmek adına Esed ordusunun yaptıkları bir kaç cümleyle şöyledir: Her şeyden önce 2011 Mart ayından günümüze kadar Esed ordusu tarafından katledilen Müslüman sayısı takriben 30 bindir. Bunların neredeyse 2 bin 200’ü çocuktur. Esed ordusu tarafından nereye götürüldüğü bilinmeyen, akıbeti meçhul olan Müslüman sayısı ise 76 bindir ki bu hiçte hafife alınamayacak bir rakamdır. Esed ordusunun baskı ve zulümlerinden ötürü ülkesini terk etmek durumunda kalanların saysı ise 250 bindir. Tecavüze uğrayan Müslüman kadın sayısı ise 2 bin civarındadır. Tabi ki bunlar net veriler olmasada vakıayı resmetmesi bakımından yeterli ve gayet aydınlatıcıdır. El Bûti’nin tabir yerinde ise bu zebanileri Sahabelere benzetmesi demek, Sahabeler’inde hâşâ aynı cürümleri işlediği/yaptığı manasına gelmektedir ki bu katî manada doğru bir kıyas değildir. Bilakis bu bir iftiradır, cehâlettir, ihânettir. Allah’ın kendileri hakkında övgüyle bahsettiği kimselere haksızlıktır. Bu düpedüz hakla batılı karıştırmaktır Allah muhafaza... Şöyle buyurmaktadır Rabbimiz:

وَلَا تَلْبِسُوا الْحَقَّ بِالْبَاطِلِ وَتَكْتُمُوا الْحَقَّ وَأَنْتُمْ تَعْلَمُونَ

Hakkı bâtıl ile karıştırmayın ve bile bile hakkı da gizlemeyin. (Bakara 42)

Pekalâ, Sahabeler konusunda Allah ve O’nun şanlı Rasulu neler buyuruyorlar yani onları amellerinden ötürü övmüşler mi, yermişler mi bir de ona bakalım. Bütün sahabeler uduldür. “Udul” onların hepsinin bir özelliğidir. O özellik ise, onlardan birisi için adalet soruşturmasının yapılmamasıdır. Bilakis o, Kitap ve Sünnet’in nâssları ile onların genel olarak udul olmaları nedeni ile çözülmüş bir husustur. Onların Müslümanlar nezdinde çok yüksek konumları vardır. Nitekim Kur’an’da ve hadislerde onlar açıkça övülmüşlerdir.

Allah’u Teâlâ şöyle demiştir:

وَالسَّابِقُونَ الآوَّلُونَ مِنْ الْمُهَاجِرِينَ وَالآنصَارِ وَالَّذِينَ اتَّبَعُوهُمْ بِإِحْسَانٍ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمْ وَرَضُوا عَنْهُ

Öne geçen ilk muhacirler ve ensar ile onlara ihsan ile tabi olanlar var ya, işte Allah onlardan razı olmuştur. Onlar da Allah’tan razı olmuşladır. (tevbe 100)

لَقَدْ رَضِيَ اللَّهُ عَنْ الْمُؤْمِنِينَ إِذْ يُبَايِعُونَكَ تَحْتَ الشَّجَرَةِ فَعَلِمَ مَا فِي قُلُوبِهِمْ 

And olsun ki, o ağacın altında sana biat ederlerken Allah, o mü’minlerden razı olmuştur. (fetih 18)

Sahabelerin faziletine delâlet eden birçok hadis vardır. Onlardan bir kısmı şunlardır: Rasulullah Sallallahu Aleyhi Ve Sellem de şöyle dedi:

أصحابي كالنجوم بأيهم اقتديتم اهتديتم

“Ashabım yıldızlar gibidir, hangisine uyarsınız doğru yolu bulusunuz.”

Sahiheyn’de, Ebu Sa’id el-Hudri’den rivayetle Rasulullah Sallallahu Aleyhi Ve Sellem’in şu sözü sabittir:

فَوَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ لَوْ أَنْفَقَ أَحَدُكُمْ مِثْلَ أُحُدٍ ذَهَبًا مَا بَلَغَ مُدَّ أَحَدِهِمْ وَلا نَصِيفَهُ

“Nefsim elinde olana yemin olsun ki; sizden birisi Uhud gibi altın infak etseydi, onlardan birisinin seviyesine hatta yarısına ulaşmazdı.”

Nasslar sarahaten Sahabelerin adaletinden övgüyle bahsederken, hangi vicdan zulmü ayyuka çıkmış Esed ordusunun zâlimliğini Sahaberle aynîleştirebilir? Bunu ne hafsalam almakta ne de vicdanım anlamaktadır.

Ahir kelam olarak hakiki manada bir İslâm âliminin nasıl olması gerektiği noktasına bir kaç cümleyle de olsa değinmek istiyorum. Şöyle ki; bilindiği üzere İslâm âlimlere ziyadesiyle önem vermiş nasslarda da muttaki âlimlerden övgüyle bahsetmiştir. . Onlar tarih boyunca İslâm Ümmeti için karanlıkta yanan ve karanlığı aydınlatan kandil olmuşlardır. Allah Subhânehu ve Teâlâ İslâm âlimleri hakkında şöyle buyurmuştur:

إِنَّمَا يَخْشَى اللَّهَ مِنْ عِبَادِهِ العُلَمَاءُ

“Kulları içinde ancak âlimler Allah’tan korkar.” (Fâtır 28)

Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem ise âlimlerin farklı oluşunu, konumlarının ehemmiyetini şu sözleriyle beyan etmiştir:

العُلَمَاءَ وَرَثَةُ الأَنْبِيَاءِ

“Âlimler Enbiyâ’nın vârisleridir.” (Ebû Dâvud ve Tirmizî, Ebû’d Derdâ Radıyallahu Anh kanalıyla tahriç ettiler)

Âlimlerin konumu ve diğer insanlara kıyasla nasıl bir değere sahip oldukları nasslarda saraheten beyân edilmiştir. Maalesef bugün İslâm âlimlerinden istenilen İslâmî tutumu müşahade edemiyoruz. Bu gerek hüküm verme alanında olsun gerekse öncülük alanında... Şüphesiz ki bundan muttaki âlimler istisnadır. Allah onları İslâm’a hizmetlerinde ve katkılarında müdâvim kılsın.(âmin)

 El Bûti ve buna benzer âlimlerin ihtisas yaptıkları alanlarada sağlamış oldukları katkıları toptan reddetmek değildir kastım. Lakin burada altını çizmeye çalıştığım nokta, Müslümanlar nezdinde bir değeri, kıymeti olan âlimlerin öncelikle İslâmî duruşlaryla öncü olmak durumunda olduklarıdır. İmamlık, âlimlik ciltlerce kitap yazmak değildir. Hakkı söylemesiyle olsun, fetvalarıyla olsun, edebi ve hayasıyla olsun kısaca her yönüyle Müslümanların gözdesi olmaları gerekir. Yoksa bir kaç dünyevî menfaat için zulme alkış tutan bir âlim İslâm’ın öngördüğü âlim değildir.

 İslâm’ın öngördüğü âlimce bir duruşu âlimlerin allâmesi öğretiyor bizlere. Şöyle bir anektot paylaşmak isterim Ahmed İbn Hanbel’den... Ahmed İbn Hanbel’in amcası İshak bin Hanbel şöyle der; Bir gün Ahmed İbn Hanbel’in bulunduğu hapishaneye girdim ve ona şöyle dedim: “Ebû Abdullah! Arkadaşların icâbet ettiler (sisteme boyun büktüler). Hapiste ve zulum altında bir tek sen kaldın.” Ahmed İbn Hanbel şöyle cevap verir: “Ey amcacığım! Âlim takiyyeye icâbet ederse, câhil de zaten câhil ise hak nezaman açığa çıkar?” buna mukabil İshak sustu. Bunun üzerine İmam Ahmed dedi ki: “ Habbab’ın rivâyet ettiği hadisi ne çabuk unuttunuz”?

Rasul Sallallâhu Aleyhi ve Sellem şöyle buyuruyor: “ Sizden öncekiler testereyle taranıyor sonra bu onu dininden vazgeçirmiyordu.” İbn İshak(amcası) dedi ki: Biz ondan umûdu kestik. Bunun üzerine İmam Ahmed dedi ki: “ Hapse aldırmıyorum, hapis ve evim aynı. Kılıçla öldürülmeyide önemsemiyorum. Ancak ben kırbaç ve sabredememekten korkuyorum.” Hapiste bulunanlar bunu duyunca Ahmed bin Hanbel’e şöyle dediler: “Tasalanma yâ Ebû Abdullah! Sadece iki kırbaç... Sonra diğerlerinin nereye vurulduğunu bile bilmezsin.” İmam Ahmed bunu duyunca rahatladı.

 Son paylaşımımda müfessir Seyyid Kutup’tan olacak. Dönemin Cumhurbaşkanı Cemal Abdunnasır Seyyid Kutup şehit edilmeden önce kendisine şu teklifin sunulmasını ister; “Şimdiye kadar ki söz ve hareketlerinde yanıldığını beyan ederek Cumhurbaşkanı Cemal Abdunnasır’dan özür dilediğin taktirde idam hükmünü bozacak ve seni serbest bırakacaktır.”Seyyid Kutup bu teklif karşısında şu cevabı verir: “Eğer idamı hak etmiş olarak hakkın emri ile ipe çekiliyorsam buna itiraz etmek haksızlıktır, eğer batılın zulmune kurban gidiyorsam batıldan merhamet dileyecek kadar alçalamam.

İlmiyle, duruşuyla ve öncülüğüyle Rasullah’ın haber verdiği Peygamberin vârisi âlimler bu tür âlimler olsa gerek. Allah’tan hakkıyla korkan/muttakî âlimlere müjdeler olsun.

Onun için Ramazan el Bûti ya Sahabelerin câhili ya da Esed ordusunun yaptıklarının!

Rabbim bizlere ve başımızdaki âlimlere, zamanında Basra kadılığı yapmış, Basra’nın büyük âlimlerinden Ubeydullah bin Hasan el- Anber’in yanlış fetvasından ötürü sarf ettiği “Hak’ta kuyruk olmam, bâtılda baş olmaktan bana daha sevimlidir” sözüyle hallenebilmeyi nasip etsin... amin ve selâmun alel Murselin...


Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz