Suriye Kıyamı Durmayacak ve Durdurulamayacaktır!

Süleyman Uğurlu

Suriye kıyamı iki yılını doldurmuş olmasına rağmen maalesef Müslümanlardan gerekli hassasiyeti görmüş değil. Aksine bazı şer lobiler sayesinde Suriye hakikatleri çarpıtılmış ve kafalar karışmış vaziyette. Her şey gün gibi açık olmasına rağmen gelinen noktada halâ “kim haklı” sorusu sorulmaya devam ediyor. Bu şer lobileri farklı farklı açılardan meseleyi çarpıtmaya gayret ediyorlar ki bunların en etkilileri Müslüman maskeli olanlardır. Zira onlar söze pişkin bir edayla “biz tabi ki Suriyeli Müslüman kardeşlerimizi destekliyoruz, zalimin yanında yer alacak halimiz yok” diyerek başlayıp “ama” ile devam ederek zehirli fikirlerini enjekte etmeye başlıyorlar. Nihayetinde Suriye Kıyamı türlü yalan dolanlarla ABD oyununa dönüşüveriyor.

Şüphesiz ABD, Suriye Kıyamını yönlendirmek için gayret sarf etmektedir. Ancak bu durum Suriye’de ABD’den bağımsız bir muhalefetin olmadığı anlamına gelmemektedir. Aksine ABD ve Batı ancak Suriye dışına hâkim konumdadır. Yani Suriye dışındaki otel muhaliflerine hâkimdir. Suriye içinde ise İhlaslı mücahitler kıyamı devam ettirmekte ve batının hiçbir projesini kabul etmemektedir. Şayet Suriye’de mücadele eden direniş grupları ABD yönlendirmesini ve yardımını kabul etmiş olsalardı bu ayaklanma çoktan bitmiş, Esed gitmiş ve yerine Müslüman kılıklı ılımlı bir lider gelmişti. Dolayısıyla İran sevdalısı bu kesimin söylemlerinin hiçbir kıymeti olmadığı gibi gerçeği de yansıtmamaktadır.

Bununla birlikte Suriye kıyamını hiçte makul olmayan gerekçelerle ABD’nin kucağına teslim etmeye yeltenenler de mevcuttur. Onlar, İslam akidesiyle hiçbir bağ kurmaksızın “reel politik” aldatmacasıyla meseleye yaklaşmaktadır.

Kafir batıdan silah yardımı almaksızın Suriye Kıyamının asla nihayete ermeyeceğini dile getiren bu kesim, silah yardımı almanın esasında egemenliğin teslim edilmesi anlamına geldiğini ya bilmiyorlar ya da bilmiyor gibi gözüküyorlar. Müslümanların akan pak kanları üzerinde pazarlık yapan, şehit kanlarını silah almak için kullanan bu kesim en az yukarıda zikrettiğimiz lobiciler kadar tehlikeli ve bir o kadar gayri İslamidir.

Tarih yazmıştır ki İslam Orduları Allah’tan başka bir güce dayanmadıkları sürece zafer kazanmışlardır. Bu, Kur’anı Kerim’in sıkça vurguladığı bir hakikattir.

Biraz geriden başlayarak gidecek olursak; meşhur Tâlut ile Câlut kıssasında bu gerçek şöyle dile getirilmiştir:

Yurtlarından çıkartılıp oğulları katledilen İsrailoğulları, Nebilerinden arkasında savaşmaları için bir komutan istemişler, Allah’ta onlara melik olarak Talut’u göndermişti. Talut komutan olunca onu beğenmeyen İsrailoğullarından bazıları savaştan geri durmuştu. Uzunca bir yol yürüyen ve ciddi manada su sıkıntısı çeken Talut’un ordusu bir nehirle imtihan edilmiş ve birçoğu bu imtihanı kaybetmiş, neticede  “Calut’un ordusuna karşı bizim yapabileceğimiz hiçbir şey yok” diyerek savaş meydanını terk etmişlerdi.  Calut’un ordusu teçhizatlı ve kendilerinden kat be kat fazla olmasına rağmen bu dehşet manzarayla karşılaşan Talut’un askerleri şöyle demişti:


"Sayıca az nice topluluk vardır ki, sayıca çok nice topluluğa Allah'ın izniyle galip gelmiştir. Allah sabredenlerle beraberdir."

Ve hep birlikte şöyle dua etmişlerdi:


“Ey Rabbimiz, üzerimize sabır yağdır, ayaklarımıza sebat ver ve bizi kafirler güruhuna karşı muzaffer kıl.”

Tüm imtihanlardan geçip sadece imanında samimi olanlar ve yardımı Allah’a has kılanlar kaldığında Allah’ın yardımı Talut’un ordusuna ulaşmış ve kendinden katbekat büyük düşmanlarını hezimete uğratmışlardır.

Aynı şekilde Huneyn gününde de benzer bir olay yaşanmıştır:

Mekke, İslam Ordusu tarafından fetih edilince Havazin kabilesi sıranın kendilerine geldiğini anlamış ve İslam ordusunu beklemektense saldırmayı tercih etmişti. Havazinlilerin lideri Mâlik Bin Afv bu savaşın kendileri için ölüm kalım savaşı olduğunu biliyordu. Nitekim kavmine bu gerçeği hatırlatmak için kabilesinin bütün çocuklarını, kadınlarını ve değerli mallarını da savaş meydanına getirmişti.

Rasulullah’a Havazinlilerin savaş hazırlıkları yaptığı bilgisi ulaşınca derhal savaşa hazırlık talimatı verdi.

Nihayet 12.000 kişilik büyük bir ordu hazırlandı. Ordunun büyüklüğüne ihtişamlı yürüyüşü de eklenince Müslümanlar nezdinde büyük bir etki uyandırdı. Öyle ki, bu ordunun asla yenilemeyeceğini konuşmaya başladılar.

İslam Ordusu komutanlarından Hâlid bin Velid’de bu düşünceye kapılmış vaziyette Huneyn vadisine doğru hareket etti. Düşmanın pusu kuracağını düşünemeyecek kadar kendilerine güveniyorlardı. Ummadıkları bir anda saldırıya uğrayınca ne yapacaklarını şaşırdılar ve sağa sola kaçışmaya başladılar. Bu şaşkınlık ve panik hali bir anda İslam Ordusuna hakim oldu ve ordu dağıldı.

Rasulullah’ın yanında sadece birkaç sahabe kalmıştı. Rasulullah vadinin sağ tarafına çekilerek sağa sola kaçışan Müslümanlara şöyle seslendi: “Ey İnsanlar nereye gidiyorsunuz?! Ben Allah’ın Rasuluyum! Ben Muhammed bin Abdullah’ım.”

Savaşın ve ölüm korkusunun oluşturduğu kaos ortamında sesi duyulmayan Rasulullah, Abbas’tan Müslümanları geri çağırmasını istedi. Abbas yüksek bir sesle bağırmaya başladı: “Ey Akabe’de beyat eden Ensar buraya gelin! Ey Rıdvan beyatında söz veren Muhacir geri dönün! Muhammed buradadır nereye gidiyorsunuz?!” Abbas’ın bu gür nidası yankı buldu ve Müslümanlar “Lebbeyk” sesleri arasında Rasulullah’ın çevresinde toplanmaya başladılar.

Daha sonrası bildiğiniz gibi zaferle neticelendi ve Rabbimiz bu hadise üzerine şu ayetleri indirdi:

لَقَدْ نَصَرَكُمُ اللّهُ فِي مَوَاطِنَ كَثِيرَةٍ وَيَوْمَ حُنَيْنٍ إِذْ أَعْجَبَتْكُمْ كَثْرَتُكُمْ فَلَمْ تُغْنِ عَنكُمْ شَيْئًا وَضَاقَتْ عَلَيْكُمُ الأَرْضُ بِمَا رَحُبَتْ ثُمَّ وَلَّيْتُم مُّدْبِرِينَ

“And olsun ki Allah, birçok yerde ve Huneyn gününde size yardım etmiştir. Hani sayınızın çokluğu size kendinizi beğendirmiş fakat (bu çokluk) size hiçbir yarar sağlamamış, yeryüzü bütün genişliğine rağmen size dar gelmişti. Nihayet gerisin geriye dönüp kaçmıştınız.”

Bu iki kıssayı birleştirdiğimizde ortaya şöyle bir hakikat çıkmaktadır: Müslümanlar her şartta sadece ve sadece Allah’a güvenmek durumundadır. Ne zaman ihlasla Allah’a güvendilerse o zaman zafere kavuşmuşlardır. Bunun aksi durum söz konusu olursa yani kendi sayılarına, teçhizat üstünlüklerine, savaş kabiliyetlerine güvenirlerse de o zaman zafer onlardan uzak durmuştur. Hele ki zaferi kâfirlerin yardımına bağlamak, ABD’de, Batı’da, BM’de aramak kesin bir hezimetin habercisidir.

Hal böyleyken kafir batı’dan yardım için kapı kapı dolaşarak onurlarını ayaklar altına alanlara ve bu onursuzları destekleyenlere sormak lazım: Kâfir Batı’dan ve onun işbirlikçilerinden yardım dilenmenin mantığı nedir? Şu ayetler sizin anlam dünyanızda hiç mi yer işgal etmiyor?

الْحَمْدُ للّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ مَلِكِ يَوْمِ الدِّينِ إِيَّاكَ نَعْبُدُ وإِيَّاكَ نَسْتَعِينُ اهدِنَا الصِّرَاطَ المُستَقِيمَ صِرَاطَ الَّذِينَ أَنعَمتَ عَلَيهِمْ غَيرِ المَغضُوبِ عَلَيهِمْ وَلاَ الضَّالِّينَ

“Hamd alemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim, din gününün sahibi olan Allah’a aittir. Biz ancak ve ancak sana ibadet eder; ancak ve ancak senden yardım dileriz. Bizi sıratal mustakim’e; nimet verdiklerinin yoluna eriştir, gazaba uğrayanların ve sapıklıkların yoluna değil.”

Nasıl oluyor da her gün defalarca “biz ancak ve ancak senden yardım dileriz” derken, zaferin ancak Allah’tan olduğuna iman etmişken BM, ABD, AB vb. kuruluşlardan yardım dilenebilir, onların yardımları sayesinde zafere ulaşabileceğimizi düşünebiliriz.

Akıllı olmak bu mudur? Hani diyorlar ya: “akıllı olmak lazım, kâfirlerden yardım alalım Esed’i devirelim sonra da İslam Devletini ilan edelim.”  Akıllı adam yardımı en güçlüden alır. Kendisi gibi acizlerden ya da acizler topluluğundan yardım istemez. Ne demişti Rabbimiz:

إِن يَنصُرْكُمُ اللّهُ فَلاَ غَالِبَ لَكُمْ وَإِن يَخْذُلْكُمْ فَمَن ذَا الَّذِي يَنصُرُكُم مِّن بَعْدِهِ وَعَلَى اللّهِ فَلْيَتَوَكِّلِ الْمُؤْمِنُونَ

“Eğer, Allah size yardım ederse, artık sizi yenilgiye uğratacak yoktur ve eğer sizi 'yapayalnız ve yardımsız' bırakacak olursa, ondan sonra size yardım edecek kimdir? Öyleyse mü'minler, yalnızca Allah'a tevekkül etsinler.”

Şimdi tüm bunlardan sonra kimse bize; akıllı olmak lazım, bu işler tedricen olur, BM yardım etsin, ABD’yi idare edelim, AB ile iyi geçinelim gibi ucuz laflar etmesin. Bu sözlerin ederi kalmamıştır. Bunlar ancak korkak ve Müslümanlara ve onlara vaat olunan güne güvenmeyen bir adamın sözleri olabilir. Korkakların dostluğu ise ancak bir adım mesafe kadardır. Ona da Suriyeli mücahitlerin ihtiyacı yok!

Suriye Kıyamı zaferi Allah’tan bekleyen yiğitlerle İslami bir devlete doğru yürümeye devam ediyor. Bu yürüyüş Allah’ın izniyle durmayacak ve durdurulamayacaktır. Tıpkı Allah Rasulü’nun şu hadisinde geçtiği gibi.

“Kıyamet günü imanları şaşkınlık uyandıracak derecede büyük olan insanlar gelecek ve onların nurları sağlarında ve önlerinde parlayacak. Melekler onlara müjdeler olsun size, selam olsun size, hoş geldiniz buyurun dilediğiniz yerden girin cennete diyecek. Peygamberler ve Melekler onlara gıpta edecekler” Bunun üzerine Sahabe soruyor: “Ey Allah’ın Rasulü onlar kimdir?” Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem,“Onlar ne sizden, ne de bizdendir. Onlar sizden çok sonra gelecek ümmetlerdendir. Onların olduğu zamanda Kur’an değersizleştirilecek, Sünnet tamamen yok edilmeye çalışılacak. Onlar Kur’an’a ve Sünnet’e sımsıkı sarılacaklar ve değerini tekrar iade edecekler. Siz ve Allah’ın Rasulü Allah yolunda Allah’ın yardımı ve yardımcıları ile kuvvetlendiniz. Onlar sizin gördüğünüz yardımları da görmeyecekler. O nedenle onlardan bir tanesinin imanı sizden kırk kişinin imanına, onlardan bir tanesinin şehadeti sizden kırk kişinin şehadetine bedel olacaktır. İşte onlara bu esnada Allah yardım edecek ve dinini onların eliyle izzetlendirecektir.”


Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz