DEMOKRASİNİN AĞIR BİLANÇOSU

Musa Bayoğlu

Yeryüzünün neredeyse tamamında kapitalizm ideolojinin hamileri sömürülerini demokrasi naraları ile insanoğlunun şimdiye kadar tanık olduğu en vahşi yöntemleri kullanarak saptırıyor, ifsat ediyor.  Kapitalizmin 21. yüzyıldaki sihirli silahı demokrasidir desek hata etmemiş oluruz zannımca. Afganistan'a, Irak'a demokrasi götüren NATO, BM bu ülkeleri fiilen işgal ederek milyonlarca Müslüman'ı katletmiş, milyonlarcasını yaralamış, öksüz ve yetim bırakarak sürgün etmiş ve etmeye de devam etmektedir. Sadece Afganistan ve Irak'a götürülmeyen demokrasi, Tunus, Mısır, Libya, Türkiye ve diğer ülkeler içinde farklı üsluplarla tek çözüm olarak sunuldu ki Müslümanlar uyanmasınlar, yeni bir sistem arayışına girmesinler. Son yıllarda özellikle Türkiye ve Ortadoğu’da başlayan halk ayaklanmalarını demokrasi ile saptırmayı kısmen başaran Batılı kâfirler Suriye gibi bölgelerde ise demokrasiyi kabul ettiremedikleri için fiilen savaşı tercih ediyorlar.

Kâfir Batı’nın, İslam'ı ve Müslümanları hedef alan Haçlı savaşları da dâhil kullandığı bütün maddî imkânlar netice vermeyince, İngiliz oyunu sonucu Avrupa’da gerçekleşen maddî kalkınmaya duyduğu aşırı hayranlık ve sömürgecilerin siyasi entrikaları gibi nedenlerden dolayı bin yıldır savaş meydanlarında Haçlıları boyun eğdiren Cihad Ümmeti yenilmeye mahkûm olmuştur. İslam ümmeti İslam'a taban tabana zıt olan cumhuriyet, laiklik, vatancılık, demokrasi vb. fikirlere ilk başlarda gereken tepkiyi verse de zaman içinde sözde âlim, yönetici gibi kesimlerin aldatması ile kandırılmıştır.

İslam'a ve Müslümanlara düşman sömürgeci kâfir Batılı devletlerin 1935 yılında Kudüs’te yaptıkları Misyonerler Konferansı’nda misyoner örgütlerin başkanı olan Samuel Zweimer’in söyledikleri bizi nasıl yıkmak istediklerini göstergesidir. “Hristiyan devletler tarafından misyonerler olarak görevlendirilen sizlerin, Muhammedî ülkelerde önem vermesi gereken husus, Müslümanları Hristiyan yapmak değildir… Bu onlar için hidayet ve şeref olur. Sizin asıl göreviniz, Müslüman’ı Allah ile bir bağı olmayan ve buna bağlı olarak da Ümmet’in hayatlarında dayandıkları ahlakla herhangi bir bağı bulunmayan bir yaratık haline getirmektir… Ardından İslâmî nesil sömürgecinin kendisi için istediğini uygun görür, işlerin ne kadar korkunç olduğuna aldırmaz, rahatını düşünür, tembel olur. Hangi üslupla olursa olsun şehvetlerini elde etmek için koşturur ve şehvetleri hayatındaki tek hedefi olur… Ey misyonerler! Bu görevinizi en mükemmel şekliyle tamamlayınız.”[1]

Batılı kâfirlerin bizlere pazarladığı demokrasi, cumhuriyet, laiklik gibi İslam'a düşman fikir ve sistemlerin ne olduğunu, bizlere neler verdiğini, bizi ne hale getirdiğini, çıkış kaynağı olan ülkelerdeki toplumların ne durumda olduklarını siyasi, ekonomik, içtimai, sosyal yönlerden bazı istatistiki bilgiler ile sizlerle paylaşmak istiyorum.

"Demokrasilerde çözümler tükenmez." yalanının belki de en bariz örneği Türkiye'dir. Halkı Müslüman olan bir topluma İtalya’dan, İsviçre’den, İngiltere’den “copy paste” yöntemiyle ithal edilmiş kanunları anayasa ve kanun olarak tatbik etmek ve bu konularda halkın inancı ve yaşam tarzına uygun anayasa ve kanun koy(a)mamak çözümsüzlüğün ta kendisidir. Yine halkın hâkimiyeti yalanının 90 küsur yılda üç askerî darbe ve 60’tan fazla hükümetin kurulması ve hiç birinin halkın inancına, ihtiyacına göre değil de IMF, BM, AB, NATO gibi kurum ve kuruluşların talimatına, telkinlerine göre çözümler araması da demokrasinin egemen güçlerin dayattığı bir sistem olduğunu göstermiştir. Demokrasi bunca hükümete rağmen neden Türkiye'de kendi kanunlarını koyamamıştır? Koyulan kanunlar neden bu toplumu hiç bir zaman mutlu edememiştir? Hâkimiyet hakkını insana veren bu demokratik sistem çözümün değil zulmün nedeni olmamış mıdır?

Demokratik sistemin tıkandığı bir diğer alan da ekonomidir. Demokrasilerde işsizlik, ücret farkı, faiz, açlık-yoksulluk ve sömürü bir türlü çözülemeyen kangren konulardır. TUİK'in Türkiye genelinde 15 yaş üzeri işsiz sayısı 2015-Mayıs döneminde geçen yılın aynı dönemine göre 238.000 kişi artarak 2.789.010 kişi ile %9,3 oranına yükselmiştir. Aynı dönemde 15-24 yaş grubu genç işsizlik oranı 1,2 puanlık artış ile %17 seviyesindedir. Her 5 gençten birisi işsiz durumdadır. Çalışan insanların birçoğu ise asgari ücrete mecbur edilmiştir. Asgari ücretli bir ailenin 1.000 TL ile yaşaması istenirken Memur-Sen'in Eylül-2015 tarihli 4 kişilik bir ailenin açlık sınırı rakamları 1.419 TL'dir.  Bu ne yaman çelişkidir böyle! Halkın kendini yönetmesi için seçtiği milletvekilleri ise mecliste belki de sadece kendi maaşları konusunda anlaşarak kıyak emeklilik, yüksek zam gibi kanunları dakikalar içinde yasalaştırarak 2015 vekil maaşlarını 15.000 TL olarak belirlemişlerdir. Eşit vatandaşlık, eşit haklar yalanını ağızlarından düşürmeyenler halkına 25 yılda 7000 gün sigortalı çalışınca emeklilik hakkını reva görürken halkın vekilleri ise 2 yılda kıyak emekliliğe ayrılabiliyorlar. Emekli vatandaş emekli maaşı ile geçinemediği için çalışmaya devam ettiğinde maaşından kesinti yapılırken, emekli maaşı 8.190 olan vekiller çalıştığında ise maaşları kesinti yapılmaksızın 23.190 TL'ye çıkıyor. Ayrıca milletvekillerine vergi muafiyeti uygulanmakta ve tüm ailesi her türlü hizmetten yararlanmaktadır. Halkın hâkim olduğu sistemde halk adeta köle gibi yaşamaya mahkûm edilirken, sözüm ona vekiller kral gibi yaşamaktadırlar. AB genelinde 26.000 işsiz olduğunu, bunların 7.500.000 15-24 yaş grubundaki gençler oluşturuyor. Avrupa'da 80 milyon "yoksul" var. AB'nin 503 milyonluk nüfusunun 120 milyonu ya yoksulluk içinde yaşıyor ya da sosyal dışlanma riskiyle karşı karşıya. Avrupa İstatistik Kurumu verilerine göre, AB içinde "yoksul" kategorisine giren nüfusun en yoğun olduğu ülkelerin başını Romanya, İspanya, Bulgaristan ve Yunanistan çekiyor. Bu ülkelerde "yoksul" oranı yüzde 20'nin üzerinde. En düşük oran yüzde 9 ile Çek Cumhuriyeti'nde. AB ortalaması ise yüzde 16,4.

 İslam ise köleliğin, açlığın olduğu bir dönemden 1. asırda zekât verilecek fakirin kalmadığı, kendi maaşı ile halkın maaşı arasında farkın olmadığı Hilafet sistemi ile gurur verecek bir başarıya imza atmıştır.

Demokrasi sınırsız özgürlükler vaadi ile insanları yalnızlaştırarak aileyi ve toplumsal yapıyı her geçen gün altüst ediyor. Demokrasi fıtri bağ olan anne-baba-kardeş-evlat-akraba bağlarını bitiriyor. Toplumun kalesi olan aile kurumunu önce küçülttü şimdi ise çekirdek aileyi anne-baba-evlat bir arada tutamıyor. TÜİK'in verilerine göre, Türkiye'de 2004’te 91.022 olan boşanan çift sayısı 11 yılda yaklaşık yüzde 42 artışla 2013’te 125.305’e, 2014’te 130.913’e yükseldi. Evlenme oranları azalırken, boşanma oranları artıyor. Aile içi şiddet ise % 40,7’ye ulaşmış durumda. Demokrasinin hâkim olduğu Amerika’nın bazı eyaletlerinde, Avrupa ülkelerinin birçoğunda eşcinsel çiftlere, evli çiftlerin sahip olduğu bütün haklar veriliyor. ABD dünyanın en çok tecavüz yaşanan ülkelerinden biri. Amerika'da her 2 dakikada bir cinsel saldırı yaşanırken, her yıl 250.000 kadına saldırı olayı yaşanıyor. Fransa'da her 4 günde bir kadın öldürülüyor ve her yıl 25.000 kadın tecavüze uğruyor. İtalya'da ise, her üç günde bir kadın sevgilisi, eşi ya da eski eşi tarafından öldürülüyor. Hollanda da her beş kadından biri, erkek arkadaşının şiddetine uğruyor. Boşanma oranları Rusya'da % 33, İngiltere'de 32, Fransa'da 19 gibi yüksek rakamlardır. Anne ve babasıyla gayri insani ilişki içinde olan insan sayısı tüm engellemelere rağmen %8 gibi yüksek bir orandadır.

Demokratik sistemde adalet değil zulüm, haksızlık hukuk sisteminde de kendini açık bir şekilde gösteriyor. Aynı davalarda dahi farklı hâkimler, savcılar birbirlerinden doğu-batı kadar farklı kararlar verebiliyor. Terör örgütü kapsamındaki davalar 1 yıl geçmeden hâkimler ve savcıların değişmesi ile aklanabiliyor. Aç karnını doyurmak için simit çalan çocuğa 20 yıl ceza verilmesi, 13 yaşındaki bir kıza onlarca kişinin tecavüz ettiği davada kız bağırmadı diyerek “Kızın rızası var.” gibi ucube içtihatlarla hükümler ve dahası... Diğer taraftan halkın emeğini çalan, yolsuzluk yapan, kanunları çiğneyen, bankaların içini boşaltanlara bırakın ceza vermeyi yargılanmasının dahi söz konusu olmadığı, on binlerce insanın ölümüne neden olanların dahi krallar gibi adalarda yaşadığı ve buna benzer birçok uygulamalar… Tüm kesimlere gösterilen hoşgörü, fikir özgürlüğü söz konusu Müslümanlar olunca değişiyor. İslami bir sistem istedikleri ve bu düşüncelerini anlattıkları için Hizb-ut Tahrir’li yüzlerce gence binlerce yıl hapis cezaları veriliyor.

Demokrasi insanı adeta bir suç makinesine çeviriyor. Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkif evleri Genel Müdürlüğü verilerine göre son 20 yılda nüfus %26 oranında artarken suç oranları %400 oranında artış göstermiş. 1994 yılında 38 bin 931 olan tutuklu ve hükümlü sayısı 2014 Ekim ayı itibariyle 152 bin 335’e ulaştı. En fazla işlenen suçlar ise hırsızlık, uyuşturucu ve adam öldürme. İstatistiklere göre 12-17 yaş grubunda 1.794 çocuk, 18-20 yaş grubundaki gençlerde ise bu rakam 7.018 tespit edilmiş. Devasa sözüm ona adalet saraylarında her gün binlerce dava görülüyor. 2010 yılında 6.110.102 olan dosya sayısı 2014 yılında 6.985.818’e yükselmiş. Bir Savcıya düşen dava sayısı 2014’te 1.385. Her gün adeta blok tipi inşa edilen cezaevleri ise tüm aflara, denetimli serbest hükümlülerine, kaçak suçlulara rağmen %100 üzerinde dolu ve yetersiz.

Demokrasiyi bize pazarlayan Batı ülkeleri ise daha vahim bir durumdalar. Avrupa ülkelerinin nüfusa göre yapılan istatistiklerde Türkiye 19 sırada yer alıyor. Amerika ise listenin başında yer alıyor. Cezaevlerindeki insan sayısı 2,400.000 kişi. 5 milyon insan ise ya şartlı serbest bırakılmış ya da hafif suçlardan gözaltına alınmış. Bazı yıllarda her 31 Amerikalı yetişkinden en az biri hapse girmiş. Türkiye ve Batılı ülkelerde cezaevleri asla ıslah yeri değil bu işleri devam ettirmek için staj yeri haline gelmiştir. Demokratik ülkelerin en etkili(!) tedbirleri ise cezaevlerinden bloklar ve siteler inşa etmek!

Demokrasi, inanç ve şahsi özgürlükler yalanları ile bireyleri Allah Subhanu ve Teala'nın vahyine uymak yerine, şehevi arzularının kölesi haline getirmiş ve hayata bakış açısını ifsat etmiştir. EGM verilerine göre 13-18 yaş çocukların evden kaçmalarının başlıca nedenleri olarak gönül ilişkisi, aile baskısı, macera hevesi ya da iş bulma ümidi yatıyor. Adalet Bakanlığı, Şefkat-Der ve uzmanların verilerine göre, Türkiye'de çocuğa karşı işlenen cinsel taciz saldırı ve istismar suçları ile ilgili davaların sayısında 2008'den 2013'e kadar olan 5 yıllık süreçte %400 oranında artış yaşanarak 2012 yılında 660.000 çocuk cinsel tacize uğramıştır. Yine TUİK’in verilerine göre, 2008-2011 yılları arasında kaybolan çocuk sayısı 27.000’i geçmiştir. Demokrasinin tüm bunlara aldığı tedbirler, rehabilitasyon merkezleri açmak, adli, tıbbi ve psikolojik yardım amacıyla Çocuk İzlem Merkezleri (ÇİM) kurmaktır. Yani tedbirleri dahi sorun yaşandıktan sonraya aittir. Sorunu çözmek için attığı-atacağı bir adım ise yoktur.

Demokrasi insana mutlu olmak için dünyaya meyletmeyi medya aracılığı ile pompalamakta ve televizyon, gazete haberlerinde, dizilerde Batı hayat tarzını, değerlerini, eğlenmeyi teşvik edici bir şekilde sunmaktadır. Bugün bu topraklarda yaşayan insanlar arasında suç oranlarının, uyuşturucu, alkol gibi madde kullanımlarının artması bu sistemin başarısızlığını göstermektedir.  Sadece 2013 Ağustos ayında Narkotik ekiplerinin uyuşturucu operasyonlarında 26'sı oyuncu ve şarkıcı 48 kişi, kullanmak ve satmaktan dolayı gözaltına alınmıştır. Ancak medya onları kurban olarak göstermiş ve topluma örnek olmaları istenmiştir.

Birçok Batılı ülkede uyuşturucu ve bağımlılık yapan ürünler devlet için gelir kaynağıdır. Örneğin Hollanda'da esrar serbest bırakılmıştır ve ‘Coffee Shop'larda devlet gözetimi altında satılmaktadır. ABD'nin Colorado eyaleti, esrarın tıbbi amaçla dükkânlarda satılmasını yasallaştırmıştır. Kayıtlı eroin kullanıcılarına, bağımlılıklarını devam ettirebilmeleri için, kullanabilecekleri güvenli şırıngalar ve ortamlar sunulmaktadır. Bu ise ne uyuşturucu kullanımını azaltmıştır ne de bu kullanım sonucu ortaya çıkan suçları azaltmıştır. Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı'na (AGİT) göre, 2013 yılında 15 milyondan fazla Avrupalının uyuşturucu tüketicisi olduğu tespit edilmiştir. ABD'de ise 11 eyalette esrar kullanımı cezai suç olmaktan çıkmış, hapis cezası yerine, medeni hukukta ya para cezası, ya uyuşturucu eğitimi veya uyuşturucu tedavisi verilmektedir. Bütün bunlara rağmen kör, sağır medya, yazar-çizer, üniversiteler ve bazı STK'lar bu topluma bu demokratik ülkeleri örnek olarak göstermeye devam etmekteler.

Amerika'da mala yönelik suçlar 10.000.000 üzeridir. Türkiye'nin yıllık üretim sayısından daha fazla 1.200.000 araç çalınmaktadır. Türkiye'de kapkaç en yüksek olduğu dönemde 11.886 iken Amerika'da kapkaç vakıası 6.000.000 üzerindedir. Birçok beldede demokrasi adı altında işgali devam ettiren Amerika kendi içinde içten-içe bir savaş yaşamaktadır.

Bu veriler ve bunlara eklenebilecek tüm veriler beşerî bir sistem olan demokrasinin ferdin ve toplumun kalkınmasına değil, çöküntüsüne neden olduğunun göstergesidir. Belki bu ümmet hadislerin ifade ettiği kertenkele deliği misali aklının ucuna gelmeyecek vahim tabloyu işte bu demokrasi yalanı ile yaşamaktadır.

1 asırdır zulüm altında yaşayan İslam ümmeti bu zulümden kurtulmak için birçok hamle yapmış ancak düşmanın silahı ile silahlanma mantığı bu durumun müsebbibi olan fikir ve nizamlara meyletmesine, kurtuluşu oralarda aramasına neden olmuştur. Hâlbuki muhtaç olduğu asıl kan tabiri caizse damarlarında mevcuttur. Ancak maalesef ümmet maalesef bunun farkında değildir.

Tüm bu verilere göre ortaya çıkan tablo vahim olsa da köklü çözüm elimizde mevcuttur. Değişen insan değil, sistemlerdir. Bu Ümmet, İslam nizamı ile dünya liderliğine yükseldiği gibi demokrasi gibi fikirler ile de sefil bir hayata mahkûm edilmiştir. İslam nizamına doğru atılan adımlar için ümit varız. Öz ve cevheri değişmemiş bu ülke Müslümanları, doğru nizam olan İslam’a doğru adımlarla ilerlemektedir. Zafer ise inananlarındır.



[1] Batılıların Gözünde İslâm, Köklü Değişim Yayıncılık


Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz