DAVA ADAMININ RABBİYLE DAİMİ BAĞI NAMAZ

Musa Bayoğlu

قَدْ أَفْلَحَ الْمُؤْمِنُونَ الَّذِينَ هُمْ فِي صَلَاتِهِمْ خَاشِعُونَ

Mü’minler muhakkak ki, kurtuluşa ermişlerdir. Onlar namazlarında huşu içindedirler.[1]

Bu iki ayet-i kerime, mü’minlere kurtuluşun ilk iki şartını gösteriyor. Allah Subhanehu ve Teâla mü’minlerden önce iman etmelerini ve şirk koşmamalarını emrederken, imandan sonra ilk amel olarak ise huşu ile namaz kılmayı emretmektedir. 

Allah Rasulü Sallallahu Aleyhi Ve Sellem’in ifadesiyle namaz, Cennet’in anahtarı, biz Müslümanların gözünün nuru, mü’minin miracı, huşu ile kılındığında günahların kefaretine vesile olan tevhitten sonra en önemli ibadet.

Namaz ile ilgili birçok ayet ve hadisten bazıları şöyle:

إِنَّنِي أَنَا اللَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا أَنَا فَاعْبُدْنِي وَأَقِمِ الصَّلَاةَ لِذِكْرِي

Şüphe yok ki ben Allah’ım. Benden başka hiçbir ilah yoktur. O halde bana ibadet et ve beni anmak için namaz kıl.”[2]

رِجَالٌ لَّا تُلْهِيهِمْ تِجَارَةٌ وَلَا بَيْعٌ عَن ذِكْرِ اللَّهِ وَإِقَامِ الصَّلَاةِ وَإِيتَاء الزَّكَاةِ

“Onlar (Öyle) Adamlar ki, ne bir ticaret, ne bir alış veriş onları Allah'ı zikretmekten, dosdoğru namazı kılmaktan ve zekâtı vermekten 'tutkuya kaptırıp’ alıkoymaz.”[3] 

Ebû Hurayra RadiyAllahu Anh’den rivayet edildiğine göre, Allah Rasulü Sallallahu Aleyhi Ve Sellem şöyle buyurdular:

Kıyamet Günü’nde kulun hesaba çekileceği ilk ameli onun namazıdır. Eğer namazı düzgün olursa, işi iyi gider ve kazançlı çıkar. Namazı düzgün olmazsa, kaybeder ve zararlı çıkar. Şayet farzlarından bir şey noksan çıkarsa, Aziz ve Celil olan Rabbi; Kulumun nafile namazları var mı, bakınız? der. Farzların eksiği nafilelerle  tamamlanır. Sonra diğer amellerinden de bu şekilde hesaba çekilir.[4]

Ebu’d Derda RadiyAllahu Anh şöyle anlatıyor: “Allah Rasulü Sallallahu Aleyhi Ve Sellem bana şöyle tavsiyede bulundu. Parça parça kesilsen de, yakılsan da Allah’a ortak koşma ve farz olan namazı bilerek terk etme. Kim ki farz olan namazı bilerek terk ederse Allah’ın koruması ondan uzaklaşmıştır.”[5]

Savaşta Dahi Namaz Terk Edilmiyor

Müslümanlar ne zaman İslâm’a sımsıkı sarılmakta gevşeklik göstermiş ise işte o gün zayıflamaya, zillete ve dağılmaya başlamıştır. İslâm’ın düğümleri Hilâfet’in kaldırılması ve Kur’an’ın hayattan uzaklaştırılması ile çözülmeye başlamış, daha sonra ise tek tek çözülme devam etmiştir. Olmazsa olmaz düğüm olarak namazımız ise en son düğüm olarak çözülmüş ve toplum ifsat olmuştur.

Allah Rasulü Sallallahu Aleyhi Ve Sellem şöyle buyurdu:

İslâm’ın düğümleri, her biri tek tek çözülünceye kadar, kopacaktır. Bu çözülen düğümlerin ilki yönetim ve sonuncusu da namaz olacaktır.”[6]

Cabir RadiyAllahu Anh, Allah Rasulü Sallallahu Aleyhi Ve Sellem’i Gerçekten kişi ile şirk ve küfür arasında namazı terk etmek vardır.  buyururken işittim,[7] demiştir.

Müslümanlar ilk günlerden itibaren namaza önem vermişler hatta en tehlikeli anlarda dahi namazlarını terk etmemişlerdir. Bunun en güzel örneği Müslümanlar ile müşrikler arasındaki ilk savaş bedir muharebesidir. Bedir günü müşrikler Müslümanlardan 3 kat fazla ve donanımlı olmalarına rağmen Rabbimiz bu çetin savaşta Müslümanlara bir vakit namazı değil terk etmelerini, tehir etmelerini dahi istememiş vaktinde kılınması gerektiğini emretmiştir.

وَإِذَا كُنتَ فِيهِمْ فَأَقَمْتَ لَهُمُ الصَّلاَةَ فَلْتَقُمْ طَآئِفَةٌ مِّنْهُم مَّعَكَ وَلْيَأْخُذُواْ أَسْلِحَتَهُمْ فَإِذَا سَجَدُواْ فَلْيَكُونُواْ مِن وَرَآئِكُمْ وَلْتَأْتِ طَآئِفَةٌ أُخْرَى لَمْ يُصَلُّواْ فَلْيُصَلُّواْ مَعَكَ وَلْيَأْخُذُواْ حِذْرَهُمْ وَأَسْلِحَتَهُمْ وَدَّ الَّذِينَ كَفَرُواْ لَوْ تَغْفُلُونَ عَنْ أَسْلِحَتِكُمْ وَأَمْتِعَتِكُمْ فَيَمِيلُونَ عَلَيْكُم مَّيْلَةً وَاحِدَةً وَلاَ جُنَاحَ عَلَيْكُمْ إِن كَانَ بِكُمْ أَذًى مِّن مَّطَرٍ أَوْ كُنتُم مَّرْضَى أَن تَضَعُواْ أَسْلِحَتَكُمْ وَخُذُواْ حِذْرَكُمْ إِنَّ اللّهَ أَعَدَّ لِلْكَافِرِينَ عَذَابًا مُّهِينًا

“Savaşta mü’minler arasında bulunup da onlara namaz kıldırdığın zaman, onlardan bir kısmı seninle birlikte namaza dursunlar ve silahlarını da yanlarına alsınlar. Onlar secde ettikten sonra geri çekilip düşmana karşı dursunlar ve yerlerine henüz namaza durmamış olan diğer topluluk gelsin. Onlar da tedbirli şekilde ve silahlarını yanlarına alarak seninle beraber namaz kılsınlar.”[8]

Bu savaş öncesi Allah Rasulü Sallallahu Aleyhi Ve Sellem kıbleye yönelerek; "Ey Allah'ım! Bana vaat ettiğini yerine getir. Ey Allah'ım! Eğer ehli İslâm'dan olan bu grubu helak edersen yeryüzünde artık sana hiçbir zaman ibadet edilmez!” diyerek abası sırtından düşünceye kadar durmadan dua ederek Rabbinden yardım istiyordu. Ta ki Ebu Bekir RadiyAllahu Anh yanına geldi, abasını alarak tekrar omuzlarına koydu, sonra arkasında durarak, "Ey Allah'ın Resûlü! Rabbine yalvarışın kâfidir. Kesinlikle Rabbin sana vaat ettiğini yerine getirecektir." diyordu. Allah Rasulü’nün çevresinde toplanmış yeryüzünde bulunun bir avuç Müslüman’ın canlarının, mallarının tehlikede olduğu böyle bir zamanda dahi namazı ikame eden bu topluluğa Allah’ın yardımı ile zafer veriyor, müşriklere ise ilk zillet yaşatılıyordu.

Aslında ilk nesil sahabe efendilerimiz nasıl iman, namaz ve Kur’an ile Asr-ı Saadet’in yolunu açmış, rızayı ilahiye ulaşmış ve İslâmî bir hayatı başlatmışlarsa bugün bizler de onları adım adım takip eder, her konuda örnek alabilirsek Allah’ın yardımı bizlere de gelecektir.

İslâm ümmeti İslâm’a sımsıkı sarıldığı sürece Allah’ın yardımı ile hep izzetli olmuş ve yeryüzünde adaleti tesis etmiştir. Allah Rasulü Sallallahu Aleyhi Ve Sellem ve Ashabı kiram Rıdvanullahi Aleyhim her konuda olduğu gibi namaz konusunda da namazı ikame etmeyi ve huşu örnekliğini göstermişlerdir.

Örnek Nesil ve Namaz

Allah Rasulü Sallallahu Aleyhi Ve Sellem geceleri kalkıp ayakları şişinceye, secde yerlerini ıslatıncaya kadar namaz kılıyor, neden bu kadar kendini yoruyorsun dediklerinde ise; “Allah’a şükreden bir kul olmayayım mı?”[9] buyuruyorlardı.

Allah Rasulü Sallallahu Aleyhi Ve Sellem’in namazları ile ilgili rivayetleri değerlendiren kimse, sanki O’nun hayatının tamamının namazla geçtiğini zanneder. Allah Rasulü Sallallahu Aleyhi Ve Sellem namaz kılarken sahabe efendilerimiz onun sürekli ağladığını ve sinesinden değirmen taşının çıkardığı ses gibi sesler geldiğini rivayet etmişlerdir.

Enes RadiyAllahu Anh anlatıyor: “Allah Rasulü Sallallahu Aleyhi Ve Sellem irtihal-i dar-ı beka eylerken yaptığı vasiyetinin tamamı şuydu; Aman namaza sarılın! Ellerinizin, idareniz altında olanların hukukunu gözetin! Son nefesini verinceye kadar, dili dönene kadar bu cümleyi tekrar etmiştir.”[10]

Hendek Savaşı’nda öğle ve ikindi namazlarını kılamayan Allah Rasulü Sallallahu Aleyhi Ve Sellem Ya Rabbi, bunlar namazla benim arama girdiler. Namazlarımı kılmama engel oldular. Sen de bunların gönüllerini, hanelerini ve kabirlerini ateşle doldur.” diye beddua ediyordu.

Ashabı kiram Rıdvanullahi Aleyhim, namaza durdukları zaman kendilerini Allah korkusu ve azameti kaplar ve her şeyi unuturlardı. Ebu Talha birgün namaz kılarken bahçesindeki kuşun namazda huşusunu bozduğu için o bahçeyi hibe ediyordu. 

Ebu Bekir RadiyAllahu Anh her namazında huşu içinde ağlıyor ve onun bu namazını müşrikler, çocuklarımızı ve kadınlarımızı İslâm’a meyletirir korkusu ile engellemeye çalışıyorlardı. Mücahit RadiyAllahu Anh Ebû Bekir ve Abdullah bin Zübeyr’in namaz kılışlarını şöyle anlatıyor; “Onlar namaz kılarken, sanki bir direk gibi hareketsiz dururlardı.”

Misver b. Mahreme RadiyAllahu Anh anlatıyor; “Ömer RadiyAllahu Anh hançerlendikten sonra yanına geldim. Oradakilere: Durumu nasıl? dedim. Gördüğün gibi, ne yiyor, ne de içiyor. Hiçbir şeye karşılık vermiyor, uyanmıyor. Ey mü’minlerin emiri! Namaz vakti geldi, dediler. Ha! Peki kalkayım. İslâm'da namazı terk edenin durumunu düşündü. Yarasından kan aka aka namazını kıldı.”[11]

Ali RadiyAllahu Anh namaz vakti gelince, vücudu titremeye başlar ve yüzü sararırdı. Sebebini soranlara şöyle derdi; "Yerle göğün kaldıramadığı, dağların taşımaktan aciz kaldığı bir emaneti eda etme zamanı gelmiştir. Onu kusursuz olarak yapabilecek miyim, yapamayacak mıyım bilemiyorum.”

Osman RadiyAllahu Anh bazı geceler bütün geceyi uyanık geçirir ve bir rekâtta tüm Kur'an'ı Kerim’i hatmettiği olurdu.

Sâbit RadiyAllahu Anh diyor ki; "Zübeyr oğlu Abdullah secdeyi öyle uzun ve hareketsiz yapardı ki, kuşlar gelir, omzuna konardı. Bazen de öyle rükû ederdi ki, bütün gece rükû ile geçerdi. Bazen de secdeyi uzatır, bütün geceyi secde ile geçirirdi.”

Hubeyb RadiyAllahu Anh müşriklerin eline esir düştüğünde; “Ey Hubeyb! Sen bizim babamızı, Hâris bin Âmir'i öldürdün. Bugün onun intikamını senden alacağız. Ölmeden önce bir isteğin var mı? demişler, Hubeyb bin Adiy RadiyAllahu Anh: Yaşatan ve öldüren ve öldükten sonra gene diriltecek olan, yalnız Cenâb-ı Allah’tır. O'na binlerce hamdolsun. Beni bırakınız iki rekât namaz kılayım... demiş, namazı kıldıktan sonra: Vallahi eğer ölümden korkarak namazı uzattığımı zannetmeyecek olsaydınız, namazı uzatırdım ve daha çok kılardım.” demiştir.

Fudayl bin İyâz RadiyAllahu Anh şöyle anlatır: "Ashab-ı Kiram sabaha girdikleri zaman saçları dağınık, renkleri sararmış bir şekilde bulunurlardı. Geceyi secde edici, rükû edici olarak geçirirlerdi. Bazen uzun müddet kıyamda kalırlar, bazen de uzun müddet secdeye kapanırlardı. Aziz ve Celil olan Allah'ı andıkları zaman, rüzgârlı bir günde ağaç sallanır gibi sallanırlar; gözlerinden, elbiselerini ıslatıncaya ve yerde abdest suyu ölçüsünde eser bırakıncaya kadar yaş boşanırdı. Sabah olunca yüzlerine yağ sürerler, gözlerine sürme çekerler, halk içinde sanki geceyi hep uykuyla geçirmiş gibi çıkarlardı.”

Namazın hayatla bağı

Allah Subhânehû ve Teâlâ namaza başlamadan bedenimizi, elbisemizi ve bulunduğumuz yeri temizlememizi farz olarak emrediyor. Bununla birlikte Rabbimiz, bedenimizi, elbiselerimizi ve namaz kıldığımız yerleri temizlemekle birlikte zihnî temizliği, yediğimize, içtiğimize ve hayatımızdaki tüm haramları temizlemeyi, yeryüzünü bir mescit gibi görerek şirk, küfür ve tağutlardan temizlemeyi de bizlere emrediyor. Allah Rasulü Sallallahu Aleyhi Ve Sellem ve sahabe efendilerimiz bedenlerini, elbiselerini, namaz kıldıkları yerleri temizledikleri gibi zihnî temizliğe önem veriyorlar, tüm haramlardan kendilerini arındırıyorlar ve yeryüzünün bir mescit olduğu bilinci ile yeryüzünün tamamını şirkten, küfürden, tağutlardan temizledikleri için Allah onlara yardım etmiş ve onlar da her işlerinde zaferle galip gelmişlerdir.

Allah Subhânehû ve Teâlâ  namazlarımızda bizden iftitah tekbirini (Allah’u Ekber) alarak, ellerimizi kaldırarak namaza başlamamızı emrediyor.  Allah’u Ekber bir eylemdir, Allah’u Ekber bir iddiadır. Allah’u Ekber imandır. O halde namaza dilleri ile Allah’u Ekber diyen Müslümanlar, ellerini havaya kaldırarak dünyayı elinin tersi ile geride bırakmalı, teslimiyetlerini göstermelidirler. Dillerimizin Allah’u Ekber tekbirini hayata, ellerimizin teslimiyet bilincini ahrete yönlendirdiğimiz zaman namazımız ile hayatımız arasında bağ güçlenecektir. Böyle kıldığımız namazlarımız Kur’an’a, Sünnet’e uygun namazlar olacaktır. Allah Rasulü Sallallahu Aleyhi Ve Sellem ve sahabe efendilerimiz Allah’u Ekber şiarı ile yaşamış, kendini ilah gören tüm müstekbirleri reddederek tam bir teslimiyet ile ahrete yönelmişler ve namazlarını ihya etmişlerdir. 

Allah Subhânehû ve Teâlâ namazın esası olarak kıyam etmemizi, ayağa kalkmamızı, dik durmamızı, dosdoğru olmamızı ve Kur’an’ı okumamızı emrediyor. Nebi ve Rasullerin ve onlara ihsan ile tâbi olanların hayatları namazlarındaki kıyam ve kıraatlerinin göstergesidir. Ancak ayakta duran, hayatında kıyamı olmayan, dosdoğru yaşamayan, mücadele etmeyenlerin namazdaki kıyamları kıyam olmayacaktır. Yine Kur’an’ı okuyan ama anlamayan, tefekkür ve tedebbür etmeyen, okuduğunu yaşamayan, anlatmayan bir kıraat ile kılınan namazlar asla huşu ile kılınan namazlardan olmayacaktır. 

Allah Subhânehû ve Teâlâ namazın diğer 2 rüknünde ise rükû ve secde etmemizi ve oralarda kendisini tesbih etmemizi istiyor. Yeryüzünün halifesi olan insanoğlunun sadece rükû ve secde anında eğilmesini emreden Rabbimiz bize topraktan geldiğimizi, dönüşün yine kendisine olacağını, O’ndan başka yar ve yardımcımızın olmadığını bizlere hergün defalarca hatırlatıyor. Kula kul olan, paraya, mala, makama, düşmana ve diğer fitnelere boyun eğen, secde eden bir anlayış ile yaşayanların asla namazlarında ne rükû ne de secde edemeyeceklerini bildiriyor. Allah Subhânehû ve Teâlâ’ya en yakın olduğumuz secde anlarımız hayatımızın her anında yaşanamazsa, bu anlarımızı en kıymetli zamanlar bilemezsek, Rabbimizle her daim olamazsak aslında secdemiz, teslimiyetimiz eksik olacaktır. 

Allah Subhânehû ve Teâlâ’nın insanoğlundan ilk istediği şey secde, iblisin ilk isyanı ise secdeyi terk etmesiydi. Namazdan gafil olan kişi her gün şeytanın ilk isyanını tekrarlamakta ve Rabbine asi olmaktadır. Yeryüzü bizim için mescit olmalı, İslâmî hayat yeryüzünün tamamına yayılarak her halimiz Allah’a teslim olduğumuz ibadet gibi geçirilmelidir.

Allah Subhânehû ve Teâlâ bizleri her gün cemaat ile kıldığımız namazlarda omuz omuza getiriyor, aramızdaki iblis ve yandaşlarını çıkarıyor, bizleri birbirimize kardeş kılıyor ve ümmet olma pratiğini öğretiyor. Nasıl bir imam ile kılınan cemaat namazlarımızın sevabı, rahmeti tek kılınanlara göre kat kat fazlaysa, hayatımızda da bir Halife liderliğinde İslâmî bir hayatı yaşamamız kulluğumuzun olmazsa olmazıdır. Namazlarımızda imam nasıl gerekli ise hayatımızdaki imamda o kadar hatta daha fazla önemlidir. 

Aslında namazdaki her bir emir, her bir hareket öncesi ve sonrası ile hayatla bağı olan bize mü’mince yaşamayı gösteren ilahi bir hikmet, öğretidir. Acı olan ise hayatımızda birçok şeyi feda ederek kıldığımız namazlarımızda bu bilinci ve huşu halini yakalayamamamızdır. Birçok kardeşimizin namaz nedeni ile işlerini bıraktığını ya da hiç işe başlamadıklarını biliyorum. Acaba sabah akşam her gün fedakârlıklarla kıldığımız namazlarımızda gerçekten Allah’a yaklaşabiliyor ve kötülüklerden uzaklaşabiliyor muyuz? Çünkü kanaatimce hakkıyla kılınan namazlar bir mü’min için, bir dava adamı için her şeyden mahrum olsa dahi Allah ile bağını kurmaya ve O’nun yolunda mücadele etmeye yetecek hatta artacaktır. Rabbim Rasul Sallallahu Aleyhi Ve Sellem ve Ashabı gibi namaz kılmayı ve bu namazlar ile Allah’a yaklaşabilmeyi bizlere nasip eylesin…

قُلْ إِنَّ صَلاَتِي وَنُسُكِي وَمَحْيَايَ وَمَمَاتِي لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ لاَ شَرِيكَ لَهُ وَبِذَلِكَ أُمِرْتُ وَأَنَاْ أَوَّلُ الْمُسْلِمِينَ

“Ey Muhammed! De ki: Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim, yaşamam ve ölümüm âlemlerin Rabbi Allah içindir. O’nun hiçbir ortağı yoktur. İşte ben bununla emrolundum. Ben Müslümanların ilkiyim.”[12]



[1] Mu’minun Suresi 1-2

[2] Taha Suresi 14

[3] Nur Suresi 37

[4] Tirmizî, Ebû Dâvûd, Nesâî, İbni Mâce

[5] Müsned, İbn Mace, Beyhaki

[6] Ahmed ibn Hanbel

[7] Müslim, Ebu Davut, Tirmizi, İbni Mâce

[8] Nisa Suresi 102

[9] Buhari

[10] Ahmed b. Hanbel

[11] Taberani

[12] Enam Suresi 162-163


Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz