KAPİTALİZM’İN VE İSLAM'IN İKTİSAT NİZAMINA BAKIŞI VE MİLLİ GELİR ALDATMACASI

Erkan Aladağ

İdeolojiler siyasi olmak zorundalar. Siyasi olmayan ideoloji hayat sahasında yer bulamaz ve zamanla tarihin raflarında çürümeye mahkûmdur. İdeolojiler siyasi olmakla; insanın ve toplumun iktisadi, içtimai, öğretim, ukubat, dâhili ve harici siyasetine akidesinden fışkıran nizamlar doğrultusunda çözüm üreterek, yönetime talip olmaktadır. Bu günün dünyasına egemen olan kapitalist sistemde bir ideolojidir. Her ideolojide olduğu gibi, bu ideolojinin bir akidesi, akidesinden fışkıran bir nizamı ve bu akideye has bir de metodu vardır. Şüphesiz onun akidesi; laiklik, metodu ise sömürüdür. Günümüz de nerdeyse tüm dünya devletlerinin ideolojisi kapitalist ideolojidir. Bu ideolojinin metodu sömürü olması sebebiyle gittiği her beldeyi sömürmüş, o beldenin tüm yer üstü yer altı kaynaklarını adeta talan etmiş, hezimete uğratmıştır. Bu ideolojinin taşıyıcıları özellikle İslam beldelerinde sömürülerini daha da genişletmek ve bekalarının devamını sağlamak adına milyonlara varan Müslüman'ı katletmişlerdir.

Bundan dolayı yeryüzüne hükümran olmuş kapitalist ideoloji ve onun sömürüyü esas alan menfaatçi anlayışından kaynaklanan iktisada olan bakışını, içinde yaşadığımız sisteminde kapitalist ideoloji olması hasebiyle geçtiğimiz ayda açıklanan ‘milli gelir aldatmacasını ve İslam'ın iktisada bakış açısını ele almaya çalışacağım.

Öncelikli olarak kapitalist ideolojinin İktisada olan bakışını açıklamak gerekir.

Kapitalistlerce iktisat, iki temel esas üzerine bina edilmiştir.

Bu esaslar şunlardır:

1. İnsanın ihtiyaçlarına nispetle mal ve hizmetlerin azlığı meselesi. Yani insanın çeşitli ve değişen ihtiyaçlarına karşı, tabiatın nispi olarak yetersiz kalması.

2. Fiyat mekanizması meselesi.

Kapitalizmin iktisat nizamının üzerine kurulu olduğu bu iki esası şöyle bir gözden geçirelim inşallah.

1. İnsanın ihtiyaçlarına nispetle mal ve hizmetlerin azlığı meselesi. Yani insanın çeşitli ve değişen ihtiyaçlarına karşı, tabiatın nispi olarak yetersiz kalmasına meselesi; kapitalistlerin iktisada olan hatalı bakış açısından kaynaklanmaktadır. Nitekim kapitalist iktisadi sistemin temel hedefi insanın temel ihtiyaçlarının doyumu değil, toplumun bir bütünde talep ettikleri mal ve hizmetleri artırmaktır. Kapitalist iktisatçılar, "mutluluk maddi hazlardan kaynaklanır" teziyle insanın tüm isteklerinin doyurulmasıyla mutlu ve huzurlu bir yaşam elde edeceğini söylemişlerdir. İnsanın tüm ihtiyaçlarını ise beka ve nevi içgüdülerinin isteklerini doyurmakla sınırlamışlardır. Kapitalistlerce insanın manevi yönü yani, tedeyyün (kutsama-tapınma) içgüdüsünün istekleri görmezden gelinmiştir. Çünkü onlara göre ihtiyaçlar; gıda, giyim, ev, araba ihtiyaçları gibi elle tutulan somut ihtiyaçlar, hizmet alanında ise eğitim, sağlık, turizm ihtiyaçları gibi soyut ihtiyaçlar olmaktadır. İnsanın bu ihtiyaçları doyuma ulaştırıldığında insan mutlu olur. Ancak insanların birçok ihtiyacı olmasından ve bunları hep birden doyurmayı istediğinden kapitalistler için "ihtiyaçların çokluğu, kaynakların azlığı" meselesi ortaya çıkmıştır. "İhtiyaçların çokluğu, kaynakların kıtlığı" ile kapitalizm kıt olan kaynakların üretimini artırmayı ve bu şekilde insanların ihtiyaçlarını doyurmayı hedeflemiştir. Dolaysıyla kapitalizm bu tür uzak bir hedefe ulaşmayı esas edinerek, bütünüyle mal ve hizmetleri artıracak unsurları araştırmaya yönelmiştir. Bu sebeple kapitalizm mal ve hizmetlerin üretiminin hesaplamasını ise; ülkenin bir dönem boyunca ürettiği mal ve hizmetleri hesaplayarak belirlemektedir.

Kapitalist ekonomi; Kim üretti? Ne üretti? Şeklinde bir soru sormadan sadece bir yıllık dönemde ülkede üretilen mal ve hizmetin hacmini hesaplar. Ardından mal ve hizmetleri artırmak temel esas olduğundan, mal ve hizmeti artıracak kim ise onun daha çok üretim yapabilmesi için teşvik edilmesine hükmeder. Böylelikle kapitalizm fertlerin temel ihtiyaçlarını veya fertlerin yoksulluğunu ortadan kaldırmak için ferdin üretimini sorgulayıp bunu çözmez, kapitalizm sadece ülkenin milli gelirini/mal ve hizmetlerin üretimini artırmayı hedef edinmiştir. Mal ve hizmetlerin dağılımının ise; fiyat mekanizması teorisiyle kendiliğinden oluşan mesele olduğunu söylemişlerdir.

2. Fiyat mekanizması meselesi; Üretime yöneltici, dağıtımı tanzim edici ve üretici ile tüketici arasındaki ilişkiyi belirleyici bir vasıtadır. Burada da kapitalist iktisatçılar, konuyu bütünüyle arz ve talep unsuruna bağlamıştır. Nitekim piyasaya arz edilen mal ve hizmete talep artarsa bu mal ve hizmetin, hem fiyatını hem de arzını olumlu etkiler. Dolaysıyla mal ve hizmetin arzı artar, fiyatı ise yükselir. Bu durumun zıttı olursa, piyasaya arz edilen mal ve hizmetlere talep azalırsa bu, hem arzı hem de fiyatı olumsuz etkiler. Mal ve hizmetin fiyatı düşer, arzı ise yavaşlar. Onların dünya görüşlerine göre; eğer içkiye ve domuz etine talep varsa üretilir. Ancak talep olmazsa üretim olmaz. İşte bu durum fiyat mekanizmasının üretimi yönlendirmesinden kaynaklanan bir durumdur ve kapitalizmin dünya görüşünün oraya attığı bir teoridir. Yani insan neyi talep ederse o üretilir. Mesela onlar için esrar ve eroin üretilmesi yasak değildir. Fakat insana zarar verdiğinden dolayı yasaklanır.

Dağıtımı tanzim etme durumu ise; bizatihi kapitalizmin dünya görüşünden kaynaklanır. Kapitalistler için dağıtım fertlerin emekleri karşılığında aldıkları ücretlerini, üreticiler tarafından üretilen mal ve hizmetler karşılığında mübadele (değiştirerek) ederek oluşur. Dileyen emeğiyle elde ettiği ücreti verip herhangi lüks bir malı elde edebilir, dileyen sadece temel insanı ihtiyaçlarını karşılamak için elindeki ücretle yetinebilir. Kapitalistlere göre insanlar mülkiyet hürriyetine sahip olduğundan dileyen istediği şekilde istediği yoldan mal ve hizmetlere sahip olabilir. Dağıtım meselesinin de ne kadar çarpık ve insan vakıasına mutabık olmadığını, şu soruyu sorarak çürütebiliriz: İnsanlar çalışarak emekleri karşılığında elde ettikleri ücrete, üreticilerin ürettikleri mal ve hizmetleri elde etmek için verdikleri ücretle sahip oluyorlarsa, çalışma kudretine sahip olmayan, dolaysıyla elinde ücreti olmayan insan aç mı kalacak? Kapitalist görüşe göre; EVET!

İşte kapitalizmin iktisadi nizamının böyle çarpık, insan vakıasına zıt bir görüşü bulunmaktadır. Bu kapitalist nizamın gerçeğine ilişkin, Türkiye ve benzeri kapitalist ülkeler buna basit örneklerdir.

Misal olarak Türkiye istatistik kurumu (TUİK) tarafından geçtiğimiz Nisan ayının ilk gününde açıklanan Türkiye'nin 2012 yılı 4. çeyrek Milli geliri %9,2’lik artışla 1416817 Milyon TL olmuştur.

Kişi başına düşen hasıla ise 18 927 TL, ABD doları cinsinden 10504 dolar olarak açıklanmıştır. Bu açıklamalar, bütünüyle rakamlar üzerinde olmaktadır. Piyasada böyle bir şey söz konusu değildir. Yani bu milli gelir halkın cebindeki parayı ifade etmiyor. Tümüyle bir aldatmacadan ibarettir. Peki, bu geliri kim artırdı? Şeklindeki bir soruya ise; Ekonomist dergisinin Türkiye'nin yüz zengini arasında bulunan bir kaç aileyi açıklamakla cevap verilebilir. Bu ailelerden hepimizin bildiği gibi; Koç ailesi (Koç Holding), Şahenk ailesi (Doğuş Holding), Ülker ailesi (Yıldız Holding) Erol Sabancı ve ailesi (Sabancı Holding)...

İşte bu sebeple kapitalist nizam insanları yakıp kavuran bir sistemdir. Onlar için esas mal ve hizmetleri üretmek olduğundan, mal ve hizmeti artıracak tüm girişimleri desteklerler. Bu mal ve hizmetleri üreten ise toplumun çok az bir kesimidir, toplumun çoğunluk kesimi ise onların ürettiği mal ve hizmetleri emekleri karşılığında satın alırlar. Emeklerinin karşılığı ise, hayatta kalabilmesi için verilen asgari ücrettir.

Devam edecek...


Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz